Sohbetler  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

 

 

ZÜLMANİ  İLİMLER :

Aziz kardeşlerimiz :
Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmıyla selâmlıyoruz.
Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu.
 

Aziz kardeşlerimiz ;
Bu sohbet konumuzu da "ZÜLMANİ İLİMLER" kavramına ayırdık.
Tabii, yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah.

Zülmani  ilimler, şeytanın ilmidir ve şeytan bu zülmani  ilimlerle insanları Allah’ın yolundan saptırmaya çalışmaktadır.

Aziz kardeşlerimiz ;

 Evvela zülmani ilimlerin sahibi olan iblisi (şeytanı ) yakından tanıyalım. İblisin kim olduğunu, nasıl bir varlık olduğunu öğrenmek istiyorsak, elbetteki Kur’an’a bakmamız lazım. Allahü Teala Adem (A.S)’ı yaratıyor ve huzurundaki meleklere ve cinlere,, “Ben, yeryüzünün halifesini yarattım, şimdi ona secde edin” diyor. İnsan, Allah’ ın yeryüzündeki halifesidir. Yeryüzünün halifesidir. Bakara Suresi-30.ayet : “Ve iz kale rabbüke lilmelaiketi  inniy ca’ılün fıyl’ardı haliyfe.”Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir haljfe yaratacağım” demişti.

Aziz kardeşlerimiz ;

İlk insan Adem (A.S), yeryüzünün halifesi, yeryüzünün hükümdarı olarak yaratıldığı zaman Allahü Teala tarafından huzurundaki meleklerden ve cinlerden secde etmelerini istemiştir.

Bakara Suresi-34. Ayet : “Ve iz kulna lilmelaiketiscüdu liademe fesecedü illa ibliysa  eba vestekbere ve kane  minelkafiriyn . Meleklere “adem’e  secde edin! demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı  ve inkar edenlerden oldu.

A’raf Suresi-12.Ayet:“Kaale ma mene’ake ella tescüde iz emertük, kaale ene hayrün minh, halakteniy min nürin ve halaktehü min tıyn

Allah, “Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?” dedi. “Beni ateşten, onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm”, cevabını verdi.

Aziz kardeşlerimiz ;

İblis kibirleniyor ve burada bir hata yapıyor. Her şeyden evvel insanla cini mukayese etmek yanlıştır. Çünkü, her ikisi de farklı cinslerdir. Mukayese ancak aynı cinsler arasında yapılabilmektedir. İkinci olarak, kesinlikle Allahü Teala insani en üst noktada yaratmıştır.. İşte iblis, nefsine tabi olarak, zanna tabi olarak Allah’ in emrine asi olmaktadır.

Allahü Teala, secde emrine asi olan iblisi huzurundan kovuyor. İblis, Allahü Teala’ya şöyle sesleniyor:

“Yarabbi, mademki Adem (A.S) ve onun zürriyeti sebebiyle beni huzurundan kovdun, kıyamet gününe kadar ben senden yetki istiyorum, bana, müsaade ver.”

Allahü Teala cevap veriyor:

Hicr Suresi 37/38/39/40. Ayetler :“Kaale feinneke minelmunzariyn, ila yevmilvaktilma’lüm. Kaale rabbi bima agveyteniy Ieüzeyyinenne lehüm fıyl’ardı ve Ieugviyennehüm ecma’iyn illa ibadeke minhümülmuhlasıyn.”

Allah: “Sen müsaade verilmişlerdensin.” buyurdu. Ve iblis şöyle dedi: “Rabbim, beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünü onlara süsleyeceğim. İhlas sahibi kulların hariç onların  hepsini saptıracağım.”

Aziz kardeşlerimiz ;

İblisin bir tek gayesi var; insanı Allah’ın yolundan saptırmak.

A’raf Suresi 16/17 ayetler : “Kaale febima agveyteniy leak’udenne lehüm sıratekelmüste kıym, sümme leatiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihiın ve an eymanihim ve an şemailihim, vela tecidü ekserehüm şakiriyn.”

Beni azdırmana yemin ederim ki, Senin Sırat-ı Müstakiym yolunun üzerine oturacağım, sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından gireceğim ve (hepsini saptıracağım) çoğunu Sana şükreder bulmayacaksın, dedi.

Aziz kardeşlerimiz ;

İblis bunları insan eliyle gerçekleştiriyor. Gerçekten iblis zayıf bir varlık ama eğer bugün 1-0 galip durumdaysa, bu başarısı nereden kaynaklanıyor dersiniz ? “Acaba iblis insana nasıl tesir ediyor?” İbrahim Suresi-22 ayet : “Ve kaaIeşşeytanü lemma  kudıyel’emrü innallahe ve’adeküm va’delhakkı  ve ve’adtüküm feahleftüküm, ve ma kane liye aleyküm min sultanin illa en deavtüküm fes tecebtüm liy, fela  telümüniy ve lümü enfüseküm, ma ene bimusrihiküm ve ma entüm bimusrıhıyy, inniy kefertü bima eşrektümüni min kabl, innazzalimiyne lehüm azübün

ellym.”

İş olup bitince iblis: doğrusu Allah size hak vaad de bulunmuştu.. Ben de size vaad ettim ama ben vaadimden caydım. Esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu, sadece çağırdım (davet ettim) siz de geldiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki zalimlere acı bir azap vardır,

Aziz kardeşlerimiz ;

0 halde görülüyor ki, iblis kesinlikle nefsimize davetiye çıkarıyor ve nefsimizdeki karanlıklar ve 19 tane afet sebebiyle, nefsimiz şeytanın çıkarttığı davete uyuyor. Nefsimiz, insanda şeytanın temsilcisi, şeytan nefsimiz vasıtasıyla bize tesir ediyor, bize kumanda ediyor. 0 halde bizler gerçekten şeytana karşı galip gelmek istiyorsak, nefsimizin yularını şeytanın elinden almamız lazım. Bu da, Allah’ın bize farz kıldığı nefs tezkiyesi ve tasfiyesiyle mümkün. Nefsimizi tezkiye ve tasfiye edemezsek hiçbir zaman yularımızı şeytanın elinden almamız mümkün değil. İşte Allahü Teala’nın  farz kıldığı temel gerçek bu.

Maide Suresi-105. ayet : “Ya eyyühelleziyne amenü aleyküm enfüseküm, lü yadurruküm men dalle izehtedeytüm.”

Ey iman edenler! Nefsinizi tezkiye etmek üzerinize borçtur. Siz tezkiye olup hidayete ulaştıktan sonra dalalete düşenler size bir zarar veremezler.

0 halde Allahü Teala nefsimizin 7 kademede tezkiye olmasını ve 7 kademede tasfiye olmasını istiyor. Şeytan bunu istiyor mu? Hayır, çünkü nefsimizin tezkiye ve tasfiye olması halinde kesinlikle onun üzerimizdeki hegemonyası bitecek. İster mi?

İblis, asla bizi kaybetmek istemiyor, üzerimizdeki hegemonyasını devam ettirmek için, kesinlikle nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapmak isteyen insanların karşısında bulunmaktadır. Ve asla bunu onların gerçekleştirmesini istemiyor. Ama bir tarafta Allah’ın bize söyledikleri var, bir tarafta şeytanın bizden istedikleri var. Allah, bizim tezkiye ve tasfiye olmamız suretiyle salaha ulaşmamızı istiyor. Şey tan da tezkiye ve tasfiye olmadan kendisine kul olmamızı istiyor. Sonuçta insanoğlu bir tercihle karşı karşıya. Kişi serbest iradesiyle Allahü Teala’dan nefs tezkiye ve tasfiyesini talep ederse, mutlaka bu hedefe ulaşacaktır.

Şeytanın nefsimiz vasıtasıyla bize kurnanda etmesini istemiyorsak, şeytanın mağlup olmasını istiyorsak, Allah’ın farz emrine tabi olmamız  lazım. Allah bizden evvel emirde 14. basamakta iman sahibi olmamızı istiyor, daha sonra 21. basamakta nefsimizi tezkiye etmemizi ve 27. basamakta nefsimizi tasfiye ederek ihlas’a ulaşmamızı istiyor. İhlasa ulaşırsak ne olur? Cevabı Hicr Suresi 39 ve 40. ayet-i kerimelerde verilmiş:

“Kaale rabbi bima  agveyteniy le üzeyyinenne lehüm fiyl’ardı ve leugviyennehüm ecma’ıyn, illa ibadeke minhümülmuhlasıyn .“

Ben onlara yer yüzünü süsleyeceğim, hepsini saptıracağım, ama ihlas sahibi kullar müstesna.

0 halde ihlasa ulaşan herkes, artık iblis tarafından saptırılamaz. Çünkü, iblis bize ancak nefsimiz vasıtasıyla kumanda ediyordu. Eğer biz nefsimizi Allahü Teala’ya teslim etmişsek, nefsimizi Allah’a satmışsak, Allah’a teslim olan bir nefse, iblisin tesir etmesi mümkün değil. Artık iblis bize kumanda edemez!

Aziz kardeşlerimiz ;

Acaba biz nefsimizi Allah’a nasıl teslim edeceğiz ve nefsimizin Allah’a teslimine karşı çıkan iblisi nasıl mağlup edeceğiz, yeneceğiz’? Beraberce inceleyelim :

Şeytan elde ettiği ZÜLMANİ  İLİMLERLE insanları kandırarak, Allah’ın ilminin öğrenilmesine mani olur. Bir tarafta Allah’ın Kur’an-ı Kerim ilmi vardır. Bir tarafta da Kur’an-ı Kerim ilminin karşısında şeytanın zülmani ilmi vardır. Şeytanın zülmani ilmi, sihirdir, hüddamdır, ruh çağırmadır, astroloji, transandantal meditasyon ve reenkarnasyondur. Şeytan zülmani ilimlerle, her insanı Kur’an’ın dışında tutmak istemektedir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Mevlana’nın Mesnevi’sinden bir kıssayı anlatmak istiyorum.

Doğanla kazların hikayesi... Doğan burada iblisi temsil ediyor, kazlar da bizleri temsil ediyor. Kazlar su yüzünde yüzerken ve gıdalarını temin ederken, doğan kazlara sesleniyor:

“Ey kazlar, siz boşuna su yüzünde yüzüyorsunuz, eğer karaya çıkarsanız, karada güzel çayırlar var, bol taneli lezzetli nimetler var, sizi ben buraya davet ediyorum.” Akıllı bir kaz cevap veriyor: Doğan, dediğin doğrudur. Ama su bizim kalemizdir, su bizi koruyor. Biz karaya çıkarsak bizi kim koruyacak? Var o bizi davet ettiğin bol çayırlar, güzel taneli lezzetli şeyler senin olsun, su bize yeter.”

İşte ezeli ve ebedi düşman olan ibliste  biz insanları   daima  K u r’an ‘ın  dışına çekmeye çalışıyor.Biliyor ki insan, K u r ‘an ‘ın  dışına çıkarsa, daima iblis galip olur, kişi mağlup olur. Ama bizler K u r ‘an ‘ın içinde kalırsak, Kur’an bizim kalemizdir. Kur’an-ı Kerim bizi korur. Eğer akıllıysak iblisin bizi Kur’an’ın dışına çağırmasını reddederiz, hep Kur’an’ın içerisinde kalırız.

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahü Teala şöyle buyuruyor.

Hicr Suresi-9.ayet : “İnna  nahnü nezzelnezzikre ve inna lehü lehafizün”

Bu zikri biz indirdik, O’nu Biz  koruyacağız.

0 halde daima Kur’an-ı Kerim’in içerisinde kalacağız. Ama sadece ihlas sahibi bir kul olursak Kur’an-ı Kerim’in içerisinde kalırız. Nitekim, bugün iblis birçoğunu kandırmış. İblis diyor ki: “İnsanlar ibadetlerle meşgul olsunlar, bu ibadetlerle kurtuluşa ulaşacaklarını zannetsinler, ama hiçbiri kurtuluşa ulaşamasın” Bu ne zaman mümkün oluyor? Eğer bir insan, ihlas sahibi bir kula tabi değilse, iblisin hegemonyasından kurtulması mümkün değil.

Nahl suresi-36.ayet :“ V e lekad  be’asna fiy külli ümmetin resülen eni ‘büdullahe vectenibuttagut.” H e r  ümmete Allah ‘a kulluk edin, tağuttan (kul olmaktan) kaçının diye resul gönderdik.

0 halde kurtulmak istiyorsak ihlas sahibi kula tabi olmamız lazım. Aksi takdirde kesinlikle iblisin elinden kurtuluş mümkün değildir. İşte iblis hilesini, tuzağını kurarak insanların ihlas sahibi kula ulaşmaması için, elinden geleni zülmani ilimlerle gerçekleştiriyor. Sihir, büyü insanı ihlas sahibi kula ulaştırmaktan men eden bir zulmani ilim. Transandantal meditasyon, bir tatbikat ilm-i nücum. Kısacası iblis zülmani ilimleriyle insanların önünü kesmektedir.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” buyuruyor.

Aziz kardeşlerimiz ;

Şeytanın zülmani ilmi faydasız ilimdir. Hatta öğrenen kişi zarar görür. Eğer insan öğrendiğiyle zarar görüyorsa, öğrenmemesi daha güzel bir şeydir. Şeytanın bütün zülmani ilimleri bu istikamette. Yani eğer bir insan sihri öğrenirse mutlaka nefsi ikinci adımda o sihri tatbik etmek isteyecektir.

Bakara Suresi-102. ayet :“Ve lakinneşşeyatiyne  keferu yü’allimunennas essihr  ve yete’alIe mune ma yedurrühüm ve la  yenfe’uhüm.”         İnsanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı.. (İnsanlar) kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı.

Bu ayet-i kerimeye göre kim sihir yaparsa kafir olur. Eğer iblis hüddam ilmini insana öğretirse yine kesinlikle kişi zülmani tatbikat içerisine giriyor ve Allah’ın yolundan sapıyor. Eğer iblis ilm-i nücumu, bugünkü lisanla yıldız nameyi, Astrolojiyi insana öğretirse yine bu zülrnani ilimle o kişiyi Allah’ın yolundan ayırmaktadır. 0 zaman bu zülmani ilimlerden kurtulmanın çaresi ne diyecek olursanız? Çaresi, Allah’ın bizler için farz kıldığı mürşide tabi olmak...

Bakara Suresi-!02. ayet : “Ve mahüm bidarriyne bihi min ehadin  illa biizniIlah”

Allah ‘ın izni olmadıkça onlar onunla (sihirle) kimseye zarar veremezler.

Tegabun Suresi-11. Ayet : “Ma   esabe min musıybetin illa bi’iznillah”

Allah ‘in izni olnmadıkça bir musibet kimseye isabet etmez.

Mücadele Suresi-10.Ayet : “İnnemennecva  mineşşeytani liyahzünelleziyne  amenü ve leyse bi darrihim  şey’en  illa  bi’iznillah”

Allah ‘in izni olmadıkça şeytanın fısıltıları kimseye zarar veremez.

Allah’ın izni olmaması ne demektir? Başımızın üzerinde ihlas sahibi kulun ruhunu taşıyorsak, Allah’ın izni yok. Allahü Teala açıkça ifade ediyor:

Nisa Suresi-64.Ayet : “Ve ma  erselna min  resülin illa İiyuta’a  bi’iznillah  ve 1ev ennehüm iz zalemü enfüsehüm cauke  festagferullahe vestagfere lehümür resülü levecedullahe tevvaben rahiyma” Biz resullerimizi ancak insanlar kendilerine itaat etsin diye gönderiyoruz. Onlar nefslerine zulmettiklerinde sana gelip Allah ‘tan istiğfar dileseler ve resul de onlar için istiğfar dile seydi, Allah’ın.  tövbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.

o halde görülüyor ki, ihlas sahibi kula tabi olduğumuzda, O’nun ruhunun başımızın üzerinde .yer almasıyla, iblisin hegemonyasından kurtuluyoruz.

Rad Suresi -11. Ayet : “Lehü muakkıbatün min  beyni yedeyhi ve min  halfihi yahfezünehü min emrillahi1”  O kişinin önünde ve arkasında iki ellerinin arasında onu takip eden ve Allah ‘in emri ile muhafaza eden (ruh) vardır.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bugün hüddam ilmiyle ne yazık ki insan, cinler vasıtasıyla insanlara zarar vermektedirler. Şeytanın öğrettiği dua okunarak, (cinin rızası olmadığı halde) cinlere şantaj yapmaktadırlar. Cinlerin ölümü yanmak şeklinde gerçekleşir. İşte iblis bu ilmi bildiği için, onların rızası olmadan onları hegemonyası altına alıyor ve onlara dediğini yaptırtıyor. “Eğer benim dediğimi yapmazsanız, ben sizi yakarım” diyor. Cinlerin yanması ise onların ölümü oluyor. İblis, ölüm pahasına cinlere kendi dediğini yaptırtıyor. Nitekim sihir yapanlarda vazifeli  cinler vardır. Hüddam ilminde de vazifeli cinler vardır. İlm-i nücumda da vazifeli süfli cinler vardır. Bütün bu tatbikatları iblis, kendisine bağlı süfli cinler vasıtasıyla gerçekleştiriyor.

Aziz kardeşlerimiz ;

Nasıl süfli cinler varsa, ulvi cinler de vardır. Ulvi cinler, mürşidleri ne tabi olan cinlerdir. Mürşide tabi olan bu cini iblisin saptırması, ona dediğini yaptırtması asla mümkün değildir. 0 halde iblis zülmani ilimlerini mürşidine tabi olmayan cinler vasıtasıyla gerçekleştiriyor.

Şeytanın bu zülmani ilimlerinin bir tatbikatı da REENKARNASYON’dur. Nedir reenkarnasyon diyecek olursanız? Binlerce yıl öncesine dayanan Hint felsefesindeki “tenasuh” yani nefsimizin ölümü tadıp, fizik bedenin ölümünden bir süre sonra yeniden bir fizik bedene girerek, dünyaya geri dönmesi demektir( Bu konuya ayrıca yer vereceğiz İnşaallah )

İblis diyor ki, “nefs tezkiyesini ve tasfiyesini yapmaya gerek yok, nefste 19 tane hastalık var. Her dünyaya gelişinde mutlaka bir hastalığın düzelecektir. Dolayısıyla senin ibadet yapmana gerek yok.” Nedir bu hastalıklar? Cehalet, cimrilik, dedikodu, fitne ve fesat, haset, hırs, isyan, iptilalar,(içki,kumar) kin ve adavet, kibir, küfür, mürailik, nankörlük, öfke ve gayz, vefasızlık, sabırsızlık, yalan, zan ve zulüm.

Reenkarnasyon yani yeniden bir bedende dünyaya gelmek var mıdır, yok mudur? Bu bir Allah’ın realitesi mi, değil mi? Kur’an-ı Kerim’i araştırdığımız zaman reenkarnasyona geçit olmadığını görüyoruz. Asla nefsimizin ikinci bir bedenle dünyaya gelmesi mümkün değil. Mü’minun Suresinin 99 ve 100. ayet-i kerimesinde: “Hatta iza   ehadehümülmevtü kaale rabbirci ‘ün,  le ‘alliy a’melü salihan fıyma terektü kella  inneha  kelimetün hüve kaailüha ve min veraihim   berzahun ila yevmi yüb ‘asün.” Sonunda onlardan  birine ölüm geldiği zaman derler ki; “Rabbim, beni geri dön dür (dünya yaşamına) ki, geride bıraktığım dünyada Salih amellerde bulunayım” Bu  kesinlikle mümkün değildir. Onların önlerinde fizik bedenin diriltileceği (ba’s) gününe kadar bir berzah. alemi vardır.

Aziz kardeşlerimiz ;

0 halde nefsimiz berzah alemindendir, ölümle birlikte berzah alemine gitmektedir ve kıyamet gününe kadar nefsimiz hayatını berzah aleminde devam ettirmektedir. Nefsimizin tekrar ikinci bir fizik bedenle dünyaya gelmesi mümkün değildir. Öyleyse bu ayet-i kerimeye göre  kesinlikle reenkarnasyon yoktur. Sadece bu ayet-i kerimede değil, Zümer Suresi 42. ayet-i kerimesinden de anlıyoruz ki, fizik vücudu ölmüş olan nefsin ikinci kere dünyaya gelmesi mümkün değil. Bakın Allahü Teala ne buyuruyor:

Zümer Suresi-42. ayet : “Allahü yeteveffel’enfüse hıyne mevtiha velletiy lem temüt fiy menamiha  feyümsikülletiy kada  aleyhelmevte ve yürsilül’uhra ila ecelin müsemma”

Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında nefslerini alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini  tutar (salı vermez), diğerlerini (ölüm emri gerçekleşmemiş olan  ) nefsleri bir süreye  kadar salıverir.

Allah’ fizik vücudu ölmüş olan nefsleri berzah aleminde kıyamete kadar tutar ve dünyaya geri göndermez. Reenkarnasyon bu ayet-i kerime ile de  reddediliyor.

Bazı insanlar ölümden sonra geri dönmeyi arzuluyor. Bunun yanında cehenneme girdikten sonra da cehennemden çıkmak için talep sahibi olanlar var. İki talebin de mümkün olmadığı ayet-i kerimelerde ifade ediliyor.

Bakara Suresi-167. Ayet-i kerime : “Ve mahüm bihariciyne minennar” Onlar,( dünyaya dönmek isteseler de ) cehennemden çıkmayacaklardır.

Fatır Suresi-37. Ayet-i kerime :  “Ve hüm yastarihüne fiyha  Rabbena  ahricna  na’mel salihan  gayrelleziy künna na’mel, evelem nü’ammirküm ma yetezekkerü fiyhi  men tezekkere ve caekümünneziyr” Orada:“Rabbimiz, bizi dünyaya geri gönder, yaptığımızdan başka salih amel işleyelim”, diye bağrışırlar. 0 zaman onlara şöyle deriz; “Düşünebilmeniz için yeteri kadar ömür vermedik mi? Size uyarıcıda  gelmişti.”

Aziz kardeşlerimiz ;

Görülüyor ki, nefsimizin ikinci bir bedenle dünyaya gelmesi, asla mümkün değil. Bütün bu ayetlere rağmen hala insanlar reenkarnasyona tabi ise, o zaman ayetleri yalanlamış oluyorlar. Reenkarnasyon tuzağına düşen kimseler ya dinini Kur’an-ı Kerim’ den öğrenmeyen kimselerdir, el yazması kitaplardan öğrenenlerdir. Bu ayetleri bilmedikleri için kolaylıkla şeytanın tuzağına düşmektedirler. Ya da, ihlas sahibi kula tabi  olmayarak Kur’an-ı Kerim’i ihlas sahibi bir kuldan öğrenmeyenlerdir.

Günümüzde birçok İlahiyat Fakültesi profesörlerinin reenkarnasyonu kabul ettiğini televizyondan veya gazetelerden öğreniyoruz. Örneğin, 13 Kasım 1996 tarihli Posta Gazetesinde çıkan bir yazıda, Marmara. Üniversi tesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Süleyman Ateş’e “Tekrar doğuş gerçek mi?” diye bir soru sorulmuş ve cevabı şu olmuş: “Modern reenkarnasyon  Kur’an-ı Kerim’e aykırı değildir, hatta bunu destekleyen pek çok ayet vardır, sadece bir tane değil”. Reenkarnasyona kanıt olarak da en çok Bakara Suresi 28. ayet-i kerimesi verilmektedir. Peki Allahü Teala bu ayet-i kerimede ne buyuruyor:

“Keyfe tekfürune billahi ve küntüm emvaten feahyaküm sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türce’un . Allah ‘ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölüler idiniz, 0 sizi diriltti. Yine öldürecek, yine diriltecek, soııra 0 ‘na döndürüleceksiniz.

Buna benzeyen başka bir ayet-i kerimede de cehennemin içerisindeki cehennemlikler Allahü Teala’ya şöyle sesleniyorlar:

Mü’min Suresi 11. Ayet-i kerime : “Kaalü  rabbena  emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terefna  bizünübina  fehel ila hurücin min  sebiyl..” (Cehennemde 0lanlar) Derler ki:

Rabbimiz bizi iki defa öldürdün ve iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmaya yol var mıdır?

Reenkarnasyoncular bu ayetlerde ki iki kere ölmek ve iki kere dirilmek sözlerini kendilerine kanıt almaktadır ve işte bazı insanlar için 2 kere, bazı insanlar için 3 kere, bazı insanlar için sonsuz kere geliş söz konusu diye bilmektedirler.

Aziz kardeşlerimiz ;

Oysa bu iki ölüm ve iki diriliş kıyamet bittikten sonra oluşan olaylardır.

Öncelikle şunu belirtmekte yarar vardır ki, dirilmek ve doğmak aynı şeyler değildir Dirilmek anlamında, bir ölünün yeniden diriltilmesi, canlandırılması vardır. Doğmaksa, bir anne ve bir babadan doğmaktır.

Bizler şimdi hayatta olan insanlarız. Ölüm günü geldiği zaman, bu BİRİNCİ ÖLÜMÜMÜZ. Kıyamet günü yaşayanlar da o gün ölecekler. Kıyamet günü zaman tersine çalıştığı için (1. süra üfürüldükten sonra) herkes tekrar dirilecek, doğmayacak! Dirilecek. Bu da BİRİNCİ DİRİLME.

Ya’sin Suresi 51  ve 52. Ayet-i kerimeler : “Ve nüfiha fiyssüri feizahüm  minel ecdasi ila rabbihim yensilün kaalü veyIena  men be’asena  min merkadina, haza ma  ve’aderrahmanü ve sadakalmürselün” Süra   üfürülmüştür. Böylece onlar kabirlerinden Rahblerine doğru süzülüp giderler. Demişlerdi ki, “Eyvahlar bize! Uykuya bırakıldığımız yerden kim diriltip kaldırdı? Bu Rahman ‘ın vaad ettiğidir. Gönderilenlerde doğru söylemişler.”

Sonra ikinci defa süra üfürülecek tekrar öleceğiz, öldürüleceğiz. İKİNCİ ÖLÜMÜMÜZ. Allah neden tekrar öldürüyor bizi? Çünkü, herkesin cennet hayatını veya cehennem hayatını yaşayacağı yeni bir vücudunuz olma sı lazım, oradaki hayat tarzına uygun bir vücut. Yetmez! Allahü Teala o gün herkesin aynı yaşta olacağını söylüyor. Böylece 3. kere süra üfürülüyor ve tekrar diriltiliyoruz. İKİNCİ DİRİLİŞİMİZ. Zümer Suresi -68. Ayet-i kerime : “Ve nüfiha fiyssüri fesa’ıka men fiyssemavati ve men fiyl’ardı illa  menşaallah, summe nüfiha fiyhi uhra feizahüm  kıyamün yanzurün” Süra  üfürüldü,  Böylece Allah’ın ‘in  dilediklerinin  dışında göklerde ve yerde olanların hepsi çarpılıp yıkılıverdi. Sonra süra tekrar  üfürülünce o zaman onlar ayağa kalkar ve bakışır Yani cehenneme ve cennete gitmeden önce 2 defa ölmek ve 2 defa dirilmekten bahsediyor Allahü Teala. Sonra da ikinci dirilmenin akabinde nefsin berzah aleminden gelip fizik vücudun içine girmesi söz konusu: Tekvir Suresi- 7 ayet-i kerime : “Ve izennüfüsü züvvicet.”  Nefsler birleştiği zaman.

Ondan sonra da hayat filmimize ulaşıp onu seyretmemiz, sonra da cennet ve cehennem hayatına ulaşmamız söz konusu. Ve “bizi 2 defa öldürdün, 2 defa dirilttin”, diyen insanlar, cehennemdeki insanlar (Mümin-11) Yani 3. veya daha fazla ölmek veya dirilmek mümkün değil!

Aziz kardeşlerimiz ;

Bakara Suresi -28. Ayet-i kerimesindeki ise, kıyamet günü olan bir sesleniştir.

Kıyamet günü dirildiğimiz an da ( birinci diriliş ) Allah’ın bir seslenmesi var burada.

0 halde reenkarnasyon tuzağına düşen kişi aklını başına almalı ve demeli ki: “Bana nefs tezkiyesi farz kılınmış, öyleyse bu bir şeytanın tuzağıdır. İblis bana nefsimin defaatle dünyaya geleceğini, her seferinde ibadet yapmadan, Allah’ın emirlerini yerine getirmeden bir tarafımın düzeleceğini ifade ediyor. Bu sadece ömür sermayesini tüketerek beni aldatmaktan başka bir şey değil.”

Kişi aldanmak istemiyorsa, ömür sermayesini  hırsızlık yapan terzi makasıyla bitirmek istemiyorsa, gaflet uykusundan uyanarak, Allah’ın davetine icabet etmesi lazım ve kesinlikle Allah’ın Zatına ulaşmayı dilemesi lazım. Ancak bu şartlar altında kişi reenkarnasyon tuzağından kurtulabilir.

İblisin bir başka tuzağı daha var ki, o da TRANSANDANTAL MEDİ TASYON (TM)

Aziz kardeşlerimiz ;

Transandantal Meditasyon bir zikir sahtekarlığıdır. Bugün dünya üzerinde Maharishi, Lord Mendre (deccal)’in en yakın adamı olarak dünya üzerinde zülmani ilimleri yaymakta vazifeli olan en üstteki kişilerden biridir.

Kıyamete yaklaştığımız şu günlerde Deccal’in hayatta Olduğunu biliyoruz. Bu adam Amerika’da rahipti. Aslında Budist bir babanın o Amerika’dan kaçmak mecburiyetinde kaldı ve halen Tibet’te yaşıyor. Ama bunun en büyük yardımcısı Maharishi, dünya üzerinde bu Transandantal Meditasyonu ve Birleşik Alanlar Teorisi’ni yaymaya çalışıyor. 1500 sayfa civarında bir kitap yazdı ( kitabının adı Birleşik Alanlar Teorisi). Onu bütün dünyaya tanıtmaya çalışıyor. Ve Amerika’da IOWA’da Fairfield’de bir üniversite satın aldı. İşte bu üniversitenin talebelerine Transandantal Meditasyonu ve bu Birleşik Alanlar Teorisi’ni Öğretiyor. Bu teoriye dayanarak gerekli ilişkileri kurabildikleri takdirde uçacakları kanısındalar. Ve bu oluşumda da sadece şeytanın yardımı var.

1 Ekim 1995 tarihli Hürriyet Gazetesi bu meditasyon üniversitesin de günde iki kere “Transandantal Meditasyon ve Transandantal Meditasyon Sidhi” (en ileri bilinç seviyesi, beden yerden havalandığında zihin beden uyumu, sinir sistemindeki en köklü gerginlikleri atma) nın uygulandığını yazıyor.    (hatırlayınız !Modern folk üçlüsü diye bildiğimiz bir müzik gurubu vardı bu gurubun üyesi  sevgili Doğan Canku bir televizyon programında  yerden 80 cm. yükseldiğini söylemişti )  18 ila24 dalda üniversite eğitimi, 11 dalda mastır, 6 dalda da doktora eğitimi veriyorlarmış. Türkiye ve Türk’i Cumhuriyetlerinde de üniversite kurma çalışmalarını yürütüyorlarmış.

Bunlar insanlara neler sağladı dersiniz? Basına  bir göz atalım.

1 Ekim 1995 tarihli Hürriyet  Gazetesi’nden:

Bu hafta ilginç bir ölüm haberi yer aldı gazetelerde. İzmir’de 40 yaşlarındaki Mimar Altuğlu, Transandantal Meditasyon hocasıydı. Yıllardır meditasyon yapıyordu ve uçmayı başaran nadir yogilerdendi. Ölüm nedeni açlıktı. Çünkü, Altuğlu yemek yemeden salt meditasyon yaparak yaşanacağını sanıyordu ve savunuyordu. Ama bu inancını doğrulama eylemi onun hayatına mal oldu.

31 Mart 1992 tarihli Milliyet Gazetesinden:

(MIU) Maharishi İnternational University’nin bulunduğu bölgede yayımlanan en büyük gazetesi olan “Des Moines Register” gazetesinin muhabiri Washington Kenneth Pins ile konuştuk. Gazeteci Pins, Üniversitesi ve Maharishi konusunda pek çok yazı yazmış söylediğine göre üniversiteye bir çok dava açılmış. Dava açanlardan biri de okulun eski öğrencisi “Diana Hendel” adlı bir kadın. 14 yaşında meditasyona başlamış. Şöyle diyor: “Psikolojik ve duygusal olarak meditasyona başladım ve onun liderlerine bağlandım. Şimdi büyük bir çöküntü içindeyim (MIU) aleyhine 2,5 milyon dolarlık dava açtım.”

Telefonla konuştuğumuz Pins, okula karşı 4 kişinin daha dava açtığını, bunlardan birinin dava sonucu 50.000 dolar aldığını söyledi.

Bu arada MIU’nun bulunduğu IOWA eyaletindeki Iowa Üniversitesi ise meditasyonu “tehlikeli bir sahtekarlık”  olarak nitelendiriyor.

Bu söylediklerimiz üç gün süreyle Milliyet Gazetesi’nde bir yazı dizisi halinde yayımlandı.

Aziz kardeşlerimiz ;

İnsanı mutluluğa götürecek olan Transandantal Meditasyonmuş! Bir kuyruklu yalan bu…. İblis bu yalanlarla insanları kandırmaya çalışıyor. Transandantal Meditasyon bir zikir sahtekarlığıdır.  Zikir, bir kelimenin bir şifrenin birbiri arkasından tekrarıdır. Transandantal Meditasyon yapacak olan adamlara bu işin ustaları bir kelime veriyorlar. Bu kelime genellikle Sanskritçe oluyor. Budistlerin kullandığı büyülerin yapıldığı bir lisan. Sanskritçe’den bir kelime verince diyorlar ki: “Her gün 20 dakikalık, 30 dakikalık seanslar yapacaksınız. Hep bu kelimeyi kullanacaksınız . Devamlı aynı kelimeyi tekrar edeceksiniz. Mesela “ ohm” kelimesi (şeytani bir kelime). Bu kelimeyi kullanacaksın, bu kelimeye konsantre olacaksın ve 20 dakika içinde bu kelimeden gayri hiçbir şey düşünmemeye çalışacaksın!...”

Aziz kardeşlerimiz ;

Gerçekten bir insan herhangi bir konuya, tek bir konuya düşünce sistemini konsantre edebilirse, yönelebilirse, başka düşünceler o anda onun kafasından ayrılıyor, bu sebeple kişi o süre içinde geçici bir rahatlamaya kavuşuyor. İşte bu rahatlama nedeniyle meditasyonu methediyorlar.

Halbuki meselenin arkasına bakın ne kadar negatif faktör var: Şimdi o kişi bu kelimeye ağırlık versin. Diyelim 20 dakika bu kelimeyi devamlı düşünsün. Ve hakikaten böyle bir rahatlık onda oluşsun. Bu Transandantal Meditasyona devam ettiği sürece şeytanın kapısı kapanmadığı için, hatta o büyü kelimesiyle daha güçlü hale geldiği için, kişinin kalbi ne normalinden de fazla karanlık gi riyor. Transandantal Meditasyon bitiminde o kişinin kalbindeki karanlıklar (A+B) kadar oluyor. Bu artan karanlıklar kişiyi daha sinirli, daha asa- bi yapıp, daha büyük streslerin içine götürüyor.

Çünkü başlangıçta nefsimizin manevi kalbi kesinlikle mühürlü ve kalbimizin üze rinde ekinnet adlı bir hassa  var. Kalp kulaklarımızın üstünde vakra adlı bir hassa  var ve kalbi mizin üzerinde perdeler var. Bu perdeler var ise ve size verilen bu kelimeyi tekrar ederseniz, bu kelimenin tekrarıyla kalbinizde karanlıklar artar, artar ve kalbiniz kasitun olur, katılaşır. Zümer Suresi- 22.Ayet-i kerime :  “Feveylün li1kaasiyetü  kulübühüm min zikrillah, ülaike fiy dalalin  mübiyn.”  Veyl o kimselere ki, kalpleri Allah’ın  zikrinden (yüz çevirdikleri için) kasitun olmuştur. Onlar açık bir dalalet  içindedirler.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu perdeler var ise ve size verilen manasız “mantra” denilen kelime de var ise siz bu kelimeyi tekrar ederseniz, işte o zaman kalpteki karanlıklar artar.

Halbuki Allahü Teala  kalbimizin kasitun olmasını, katı olmasını değil; Rabbimiz kalbimizin zikirle yumuşamasını, aydınlanmasını istemektedir. İblis de karanlıkları ile kalbimizin  katılaşmasını ve karanlıklar içerisinde boğulmasını istemektedir.

0 halde bizim, Allah’ın bizim için dilediğine tabi olmamız gerekir; şeytanınkine kesinlikle tabi olmamamız lazım. Allah bize zikri emretmektedir.

İblis evvela Allah’a ulaşmayı dilememize mani oluyor. Daha sonra ulaşmayı dilemeyenlerin de zikrine mani oluyor. Mücadele Suresinin -19. Ayet-i kerimesinde: “İstahveze  a1eyhimüşşeytanü fe’ensahüm  zikrallah, ülaike hızbüşşeytan, ela  inne hızbeşşeytanı hümülhasirün ”

Şeytan onların üzerlerine oturdu, zikri unutturdu. İşte onlar iblisin Allah’ın zikrini unutturduğu  kişiler, şeytanın  taraftarları da  hüsrandadır.

Aziz kardeşlerimiz ;

Zikir ne yapıyordu? Kişinin kalbine şeytanın karanlıklarını değil, Allah’ın nurlarını getiriyordu. Ama Allah’ın farz emri olan zikri yapabilmemiz, kalbe nurların taşınması 7 tane kalp şartına sahip olabilmemize bağlı.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bir insan nasıl 7 tane kalp şartına sahip olabilir?

1-Allah’ın o kişinin Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemesi üzerine, kalbimizdeki ekinneti alıp, yerine  “ İhbat  ”adı verilen muhteşem bir kompütür sistemi yerleştirmesi; bununla bizim idrake ulaşmamızı sağlıyor. (Hac-54) “Ve liya’Iemelleziyne ütül’ilme  ennelhülhakku min rabbike feyü’minü bihi fetuhbite lehü kulübühu ve innallahe lehadilleziyne  amenü  ila  sıratın müstakıym.” Bir de  bu kendilerine ilim verilenlerin, Kur’an’ın muhakkak senin  Rabbinden gelen bir hak olduğunu bilip O’na tam iman etmeleri ve kalplerinde tanm bir bağlanma meyda na gelmesi içindir. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri Sırat-ı Mü stakiym ‘e  iletir.

2- Allah’ın o kişinin kalbine “hidayet”i koyması Tegabun Suresi-11. Ayet-i kerime :“Ve men yü’min biIlahi yehdi kalbeh.” Kim amenü olursa, Allah da onun  kalbine hıidaveti koyar.

3- Kalbin Allah’a dönmesi Kaf Suresi- 33. Ayet-i kerime : “Men haşiyerrahmane  bilgaybi ve cae  bikalbin müniyb.” Rahman ‘a huşu duyan, Allah ‘a yönelmiş bir kalple gelen kimseler..

4- Kalbe giden rahmet yolunun açılması En’am Suresi -125.Ayet-i kerime :“Femen yüridillahi en yehdiyehü yeşrah sadrehü lil ‘islam”  Allah. kimi hidayete erdirmek isterse, sadrını İslam’a açar.

5- Kalbe Allah’ın nurunun girmesi Zümer suresi-22. Ayet-i kerime : “Efemen şerehallahü sadrehü liI’islami fehüve ala nürin min rabbihi.” Allah kimin gönlünü  İslam ‘a açmışsa o, Rabbi katında bir nur üzere olmaz mı?

6- Kalbin huşu ya ulaşması, mürşidini dilemesi Hadid suresi -16. Ayet-i kerime : “Elem ye’ni lilleziyne  amenü  en tahşe’a  kulübühüm lizikrillahi ve ma  nezele minelhakkı.” Amenu olanların kalplerine Allah’ın zikriyle ve 0 ‘ndan inen hakla yumuşamasının vakti daha gelmedi mi?

7- Ve mürşide gidip tabi olmasıyla kalbin üstündeki mührün açılması, kalbe iman yazılması Mücadele Suresi – 22. ayet-i kerime : “ÜIaike  ketebe fiy kulübihimül’iymane” Onların kalplerinin içine imanı yazarız.

Aziz kardeşlerimiz ;

İşte bu 7 kalp şartına sahip olan kişi, Allah’ın ismini art, arda kalbin de tekrar etmeye hazır hale gelmiştir. Yani zikir yapabilir. Kalbine Allah’ın nurları taşınmaya başlar.

Görülüyor ki, zikri yapabilmek şarta bağlı. Bir bedel ödemek lazım .  Ama “mantra” denilen kelimeyi söylemek bir bedel ödemeden de gerçekleşebilir. Mantra denilen kelimeyi tekrar ettiğimiz zaman kalbimizdeki mevcut karanlıklara (A+B) kadar karanlık ilave olur. Karanlık artar. Ama 7 kalp şartına sahip olan insan, “Allah” kelimesini kalbinde tekrar ettiği zaman fücur kapısı kapanır, takva  kapısından Allah’ın rahmeti kalbe girmeye başlar. Allah’ın, ruhun hasletleri olarak gönderdiği fazıllar, o kişinin kalbine girip kalbi mutlak aydınlığa götürür. Bu da o insandan bütün stres ve huzursuzlukların atılmasına yol açar. Huzur, sulh ve sükün oluşur.

Aziz kardeşlerimiz ;

Görülüyor ki, Transandantal Meditasyon, bir zikir sahtekarlığıdır.  Bizim bu şeytanın tuzağına düşmememiz için mutlaka Allah’ın farz kıldığı mürşide tabi olarak Allah’ın fazlı keremi, mürşidin himmeti ile daimi olarak Allah’ın kelamını kalbimizde tekrar etmemiz lazım.

Şeytanın zülmani ilimlerinden ilm-i nücum, astroloji, ruh çağırma... Bütün bu ilimler hep insanları Allah’ın yolundan saptırmak  gibi, iblisin temel vasıta emirleridir.

Hz. Muhammed Mustafa  (S.A.V) Efendimiz: “Bir insanın ilmi artıyor, hidayeti artmıyorsa  o Allah’tan uzaklaşıyor” buyuruyor.

Aziz kardeşlerimiz ;

0 halde insanlar zülmani  ilimleri öğreniyorlarsa, elbette ki Allah’tan uzaklaşacaklardır. Kıyamet gününde en şiddetli azaba duçar olan, ilmi kendisine fayda vermeyen kişidir. Şeytanın zülmani ilmi insana fayda verebilir mi?  Hayır !  Bu ilimleri insana zarar verebilir. Şeytanın zülmani ilimlerini öğrenmek yerine, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’ ini öğrenmek farzdır.

Eğer insanlar Kur’an -ı  Kerim’i öğrenebilirse, mutlaka Allah’ın güzelliklerine kavuşacaklardır.

Dileyen herkese, şeytanın zülmani ilimlerinden uzak bir hayatı, Allah’ın yaşatması dileği ile sözlerimizi burada  bitiriyoruz. Sizleri çok ama pek çok seviyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.

NOT :

Bu gün ülkemizde pek çok ilim adamı müzisyen ve zengin sınıflarından,  bu zülmani ilimlerle uğraşanlar var . Bu sütunlarda hepsinin isimlerini zikredecek olursak, sayfalar doldururuz.  Dileriz ki bir gün onlarda gerçekleri görür ve de uyanırlar, zararın neresinden dönersek kârdır ata sözünü  hatırlarlar İnşaallah. 

Dip not :

Aziz kardeşlerimiz :

Bu zülmani ilimler konusunu, Reenkarnasyon konusunu ve de Meditasyon konusunu bir bütün olarak ele alın izleyin .Birbirini tamamlayan konulardır.

 

      ALLAH RAZI OLSUN

  

 YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com