Sohbetler  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

ZİKİR NEDİR ? 

VE

ZİKİR  EHLİ KİMDİR ?

 Aziz kardeşlerimiz :
Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmıyla selâmlıyoruz.
Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu.
 

Aziz kardeşlerimiz ;
Bu sohbet konumuzu da "ZİKİR NEDİR ? VE ZİKİR EHLİ KİMDİR?" kavramına ayırdık.
Tabii, yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah.

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Zikir, Allah’ın adını “ Allah, Allah, Allah” diye ardı ardına tekrarlamaktır. Sessiz içten söylenenine hafi zikir, duyulacak şekilde sesli söylenenine de cehri zikir denir.

Ehli zikir ; zikrin sahibi, zikir ehli olan kişi demek  İkisi de bugün unutulmuş Kur’ân-ı Kerim’den koparılmış ama ikisi de  Kur’ân’ın temelini oluşturan kavramlardır.

Kur’ân zikrin farz olduğunu söylemektedir. Allah’ı ara sıra zikretmekte çok zikretmekte (günün yarısından daha fazla zikir) ve daimi zikirde farz kılınmıştır.

Ama gelin görün ki, bu gün ne 32 farzın içinde ne de 54 farzın içinde zikir mevcut değildir.

İslâm literatüründe, İslâmî ıstılâhlarda farzları dizayn edenler, 32 farzla 54 farz olmak üzere konuyu toparlamışlar ama Kur’ân’ın omurgası, temeli olan zikri ne yazık ki farzların arasına koymamışlar.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Zikir yoksa manevî tekâmül yoktur.

Hiç kimse zikirsiz nefs tezkiyesi yapamaz. Nefs tezkiyesi olmazsa ruhun, fizik vücudun, nefsin, iradenin Allah’a teslim edilmesi mümkün değildir.

 

ZİKİR FARZ’DIR , FARZ’DIR , FARZ’DIR !...

 

73 / Muzemmil – 8 : “ Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ.”

Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve her şeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön.(ulaş,vasıl ol).

Nedir Rabbimizin İsmi ?

ALLAH…

Evet!..

Rabbimizin İsmi EL İLÂH’tır.

Allahû Tealâ, ruhun yaşarken Allah’a ulaşmasının ancak zikirle mümkün olacağını söylemektedir.

Zikir yoksa nefs tezkiyesi yoktur!. Nefs tezkiyesi yoksa, ruhun vücuttan ayrılıp Allah’a doğru yola çıkması ve Allah’a ulaşması yoktur!.

Zikre tahsis ettiğiniz zaman, zikirsiz geçen zamanınızdan daha büyük bir parçayı oluşturursa bu, Allah’ı çok zikretmektir.

 

33 / Ahzab – 41 : “ Yâ eyyuhellezine âmenuzkurullâhe zikren kesîrâ.”

 

Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Bitmedi, Daimi zikir de farz’dır.

 

4 / Nisa – 103 : “  Fe izâ kadaytumus salâte fezkurullâhe kıyâmen ve kuuden ve alâ cunûbikum , fe izatma’nentum fe ekîmussalât, innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ.”

 

Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzereyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin!. Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Bir insan 3 halde bulunabilir : Ayaktadır, oturuyordur veya yatıyordur. Bu üç halin dışında dördüncü bir hal yoktur.

Allahû Tealâ, 3 halin üçünde de Allahû Tealâ’yı zikretmemizi emrediyor.Allahû Tealâ’nın dostları olarak kimleri tanıyorsanız hepsi daimi zikrin sahibi idiler. Hepsi zikir ehli idi.

Birkaç örnek verelim isterseniz :

Yunus Emre

Hacı Bektaş-i Veli

Mevlâna Celâleddin Rum-i

Şems-i Tebrizi

Ahmet Yesevi,

Erzurumlu İbrahim Hakkı

Abdûlkâdir Geylani

Muhyiddini Arabi  Hazretleri v.s.

Hepsi daimi zikrin sahibi idiler.

Şunu iyi bilin ki, Allah’a ulaştıran amelin lokomotifi zikirdir.

                      

              ZİKİR  YOKSA   VUSLAT   YOKTUR !...

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Zikir farz olduğu halde bugün farzlar arsında ne zikir, ne çok zikir, ne de daimi zikir…Hiç birisi yoktur!...

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

İblis turnayı gözünden vurmuş!...

İblis, çok kurnaz bir varlık.

İnsanların namaz kılmalarına, oruç tutmalarına, zekât vermelerine, hacca gitmelerine ve kelime-i şahadet getirmelerine engel olmamıştır.

İnsanlar bu ibadetleri yapsınlar ve “İslâm’ın 5 tane şartı var, İslâm Allah’a teslim olmak demektir. Biz de bu 5 şartı yerine getiriyoruz. Öyleyse biz Allah’a teslim olanlarız. Ölünce doğru posta gideceğimiz yer cennettir desinler ve cennetlerden cennet beğensinler.” desinler diye.

Dedik ya çok kurnaz bir varlık diye; İslâm’ın 5 şartını da ortadan kaldırsa foyası meydana çıkacak köftehorun.

Bu İslâm’ın 5 şartıyla teslim olduk diyenlere bir sualimiz var :

Sual : Allah Razı Olsun, Neyinizi teslim ettiniz Allah’a ?

Yaşarken Ruhunuzu mu teslim ettiniz Allah’a,  Üzerinize farz!.

Fizik vücudunuzu mu teslim ettiniz Allah’a, Üzerinize farz!. 

Nefsinizi mi teslim ettiniz Allah’a, Üzerinize farz!.

İradenizi mi teslim ettiniz Allah’a, Üzerinize farz!.

İslâm’ın 5 şartını yerine getiren kişi,

Allahû Tealâ, yaşarken ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dilemeyi ve ruhunuzu Allah’a yaşarken ulaştırmayı üzerinize farz kılmıştır.

 

30 / Rum – 31 : “ Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn.”

 

O’na (Allah’a) yönelin (O’na ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikâme edin. (Namazı kılın) Ve (böylece ) müşriklerden olmayın.

 

31 / Lokman – 15 : “ Vettebi’ sebile men enâbe ileyy.”

 

Bana yönelenlerin (ruhunu bana ulaştırmak üzere yola çıkaranların) yoluna tâbî ol.

 

39 / Zumer – 54 : “ Ve enîbû ilâ rabbikum.”

 

Allah’a dön (ruhunu Allah’a ulaştır).

 

73 / Müzemmil – 8 : “ Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ.”

 

Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret. Ve her şeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön.(ulaş, vasıl ol)

 

51 / Zarıyad – 50 : “ Fe firrû ilâllâh.”

 

Öyleyse Allah’a kaç. (Allah’a ulaş, Allah’a sığın)

 

10 / Yunus – 25 : “ Vallâhû yed’û ilâ darısselâm ve yehdi men yeşâu ilâ sırâtın mustekîm.”

 

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder. Ve (teslim yurduna ulaştırmayı) dilediği kimseyi, sırat-ı müstakim’e ulaştırır.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Sırat-ı müstakim, Allah’a ulaştıran yoldur.

 

4 / Nisa – 175 : “ yehdihim ileyhi sırâtan mustekîmâ.”

 

Allah’a ulaştıran sırat-ı müstakim’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

 

10 / Yunus - 26 : “ Lillezine ahsenûl husnâ ve zîyâdeh

 

Ahsen olanlara, daha güzeli ve ziyadesi (daha fazlası, Allah’ın Cemal’ini görmek vardır).

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 Görüyorsunuz ki, Allahû Tealâ, Zatı’na davet ediyor.  Diyor ki : “ O değiştirilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce Allah’ın davetine icabet edin.!”

Davet neydi ?

Selâm (teslim) yurduna davetti!...

 

4 / Nisa – 48 : “ İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ .”

 

Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder.

 

13 / Rad – 21 : “ Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihi.”

 

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) O’na (Allah’a) ulaştırırlar.

 

Aziz kardeşlerimiz :

 

Görüyorsunuz ki, Allahû Tealâ ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı üzerinize farz kılmış, zikri farz kılmış.

Zikirsiz hiç kimse Allah’a ulaşmaz!...

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Bir defa Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemeyen kişinin gideceği yer cehennemdir.

O kişi dalâlettedir.

O kişi hüsrandadır.   

O kişi tagutun dostudur. Allah’ın dostu değildir.

O kişi tagutun kuludur. Allah’ın kulu değildir.

bu kadar çok açıdan Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemeyen kişi, Allah’a göre dünya üzerinde bir ölüdür, mahvolmuştur.

 

6 / En’am – 36 : “ İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn, vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn.”

 

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan kulaklardaki işitme hassasını, ölü olan kalplerdeki fuad hassasını, ölü olan gözlerdeki görme hassasını) diriltir. Sonra O’na döndürülürler. (Hayatta iken, ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür).

Allahû Tealâ, Kendi Zatı’na davet etmektedir. Sadece yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyenler 3. basamağa yükselebilirler. Ulaşabilirler.

1. Basamakta herkes olayları yaşar.

2. Basamakta herkes olayları değerlendirir.

İnsanlar davranışlarıyla değerlendirmeyi hangi ölçülere göre yaptıklarınıAllah’ın huzurunda ortaya koymuş olurlar. Ya kendileri Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemezler, başka insanları da Allah’ın yolundan men etmeye çalışırlar; onlar seçilmezler. Ya da böyle değillerdir ama, Allah’a yaşarken ulaşmayı dilememişlerdir. Dilemeseler de seçilirler. Seçilmek daima dilemekten evveldir.

3. Basamakta bu seçilenlerden %10’dan daha azı Yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.

 

10 / Yunus – 63 : “ Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn.”

 

Onlar. âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilediler) Ve takva sahibi olmuşlardır.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

YAŞARKEN ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK ÇOK ÖNEMLİDİR!...

 

Çünkü dilemeyen dalâlettedir, takva sahibi değildir, gideceği yer cehennemdir.

4. Basamakta Allah derhal o kişinin üzerine “ Rahim” esmasıyla tecelliye başlar. Bu tecelli, Allahû Tealâ’nın o kişiyi furkanlarıyla mükâfatlandırmasına sebep olur.

Allah o kişinin kör olan gözlerini mühürlü olan görme hassasını açar.

Kulaklarındaki vakra adlı engeli alır ve işitme hassasının üzerindeki mührü alır.

Kalbinin mührünü açar. Kalbindeki ekinneti alır. Kalbine ihbat koyar.

7 tane furkanın her birinde o kişinin günahlarından 1/7 sini mutlaka sevaba çevirir. Neticede bu furkanlar tamamlandığı zaman o kişinin günahları tamamen örtülmüş olur.

İşte Allahû Tealâ buyuruyor :

 

8 / Enfal – 29 : “ Yâ eyyuhellezîne âmenû intettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm.”

 

Ey âmenû olanlar (Allah’a yaşarken ulaşmayı dileyenler) Allah’a  karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (Hak ve batılı ayırt etme özelliği) sahibi kılar!. Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter. Ve size mağfiret eder. (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Günahları örtüldüğü zaman kişi zaten Allah’ın cennetini hak etmiştir. Bu noktadan sonra Allahû Tealâ, o kişinin kalbine ulaşır. Kalbini Allah’a çevirir. O kişinin göğsünden kalbine bir nur yolu açar. Kalbe Allah’ın Rahmeti girer Kişinin kalbine %2 nispetinde rahmet girdiği zaman kişi huşu sahibi olur.

Böylece yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyen kişi olarak hacet namazını kılma yetkisi almış olur. Bu seviyedeki bir insan mürşidine ulaşır. Tâbîiyetini gerçekleştirir.

Allahû Tealâ, onun başının üzerine Devrin İmamı’nın Ruhu’nu gönderir. Kalbinin mührünü açar, kalbinin içine Îmân’ı yazar.

 

58 / Mucâdele – 22 : “ Ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh.”

 

Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah’ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (Devrin İmamı’nın ruhu’nun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Ruh vücudu terk eder.Ve Devrin İmamı’nın Ruhu, o ruhun bütün görevlerini ve daha ötesini üstlenir. Çünkü kişinin başının üzerinde devrin imamının ruhu varsa o kişiye hiç kimse büyü yapamaz!. Hüddam yapıp da o kişinin üzerine cinleri gönderemez.

Ve bu kişi nefs tezkiyesine başlar.

“ Allah” “ Allah” “Allah”… diye Allah’ın İsmi’ni tekrar ederek zikrettiğinizde Allah’ın katından iki grup nur gelir.

 

24 / Nur – 21 : “ Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden.”

 

Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi) içinizden hiç biri ebediyen nefsini tezkiye edemezdi.

 

2 / Bakara – 157 : “ Ulâike aleyhim salâvatun min rabbihim ve rahmetun  ve ulâike humul muhtedûn.”

 

Onlar (dünya hayatında Allah’a döneceklerini bilenler var ya) Rablerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir.

Evet !..

Artık o kişinin kalbine îmân yazılmıştır. Allah’ın katı’ndan gelen rahmetle fazl, rahmetle salâvat kişinin göğsüne gelir. Allah’ın göğsünden kalbine açtığı yolu takip ederek kalbine ulaşır. Kalbin alt boyutundaki zülmani kapı şeytana açılır. Şeytanın karanlıkları (afetler) oradan girmek için pusuda beklerler. Ama, yukarıdan gelen rahmetle fazl, rahmetle salâvât nurları, mührü zülmani kapıya kadar indirir. Ve kapı kilitlenir. Zikir devam ettiği sürece kapının açılması mümkün değildir. Kalbi işgâl etmiş bütün karanlıklar, kalbe nurlar dolunca kapı dışarı edilir.

Fazıllar, kalbe yazılan iman kelimesinin çekim gücüne tabi olurlar. İman kelimesinin etrafında fazıllar %7 oranında toplanmaya başlar. Burası nefs-i emmare’dir.

 

12 / Yusuf – 53 : “ Ve mâ uberriu nefsi, inen nefse le emmâretun bis sûi illâ rahime rabbi, İnne rabbi gafûrun rahîm.”

 

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam) Çünkü, nefs mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin rahim esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki, Rabbim, mağfiret eden (günahları sevaba çevirendir). Rahim (rahmet nurunu gönderen , rahmetiyle nefsleri tezkiye eden)dir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Böylece Allah’ın Rahim esmasıyla tecelli ettiği nefslerde %7 fazl birikimi ile ruh otomatik olarak 1. gök katına ulaşır. Bu, nefs tezkiyesinin birinci noktasıdır.

Eğer zikir olmasaydı o kişinin kalbine %7 nur (fazl) girmeyecekti. Giremezse o kişinin ruhu hiçbir zaman Allah’a ulaşamayacaktı.

Zikir, nefs tezkiyesine ve tasfiyesine sebebiyet veren tek faktör olduğu için, zikir yoksa teslimler yoktur!.

Allah’a ne ruhu teslim edebilirsiniz, ne fizik vücudunuzu, ne nefsinizi, nede iradenizi…

Hiç birini teslim edemezsiniz.

29 / Ankebut – 45 : “ Utlu mâ ûhiye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker ,ve le zikrullâhi ekber. vallâhu yâ’lemu mâ tasneûn.”

 

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salatı ikâme et (namazı kıl) Muhakkak ki, salat (namaz)  fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Kur’ân-ı Kerim okumak bir zikirdir.

Namaz kılmak bir zikirdir.

Allah’ın İsmi’ni “Allah,Allah,Allah…” diye tekrar etmek bir zikirdir. Adı  “Zikrullah” tır.

Ve bu üç tane zikirden zikrullah en büyüktür.

Öyleyse, en büyük ibadet olan  “zikir” üzerimize farzdır!. Az zikirde, çok zikirde, daimi zikirde farzdır!. Ve bu farz bu gün tamamen unutulmuş durumdadır.

Evet !..

Zikre devam ediyoruz İkinci bir %7 nur birikimi ile nefs-i levvame’deyiz.

 

75 / Kıyame – 2 : “ Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh.”

 

O levvame (kınanan, suçlanan) nefse yemin ederim.

 

Kişi nefsini kınıyor. Levm ediyor.    

 

Çünkü kişi Allah’ın yasak ettiği fiilleri işliyor. Allah’ın emrettiği şeyleri yapmıyor. O zaman biliyor ki, kendisi aslında bunları yapmayı istiyor ama nefsi bunların yapılmasına mani oluyor. Vücudun içinde bir rehine olan nefs, %7 aklandıkça uzaktan kumanda ile gök katının kapısını açma yetkisinin sahibidir. Ve rehinelikten kurtulmak için bunu yapmak mecburiyetindedir. Unutmayın, Allahû Tealâ buyuruyor :

 

7 / A’raf – 40 : “ Vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi.”

 

Kibirlenenler ; onlara gök kapıları açılmaz.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Göklerin her katının bir kapısı vardır. Nefsin tezkiyesiyle ruh Allah’a ulaşabilir.

Allahû Tealâ nefse bu görevi vermiştir. Nefs görevini yapmazsa ruh ona azap etme yetkisinin sahibidir. Bu azaptan kurtulmak için nefs böyle bir imkanı kullanacaktır. Her %7 nur birikiminde sadece bir gök katının kapısı açılacaktır.

Üçüncü defa %7 nur birikimi ile kişi nefs-i mülhime’dedir.

Allah’tan ilham almaya başlayacaktır. Ruh 3. gök katındadır.

 

91 / Şems – 7 : “ Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.”

 

Yemin ederim ki; o nefs, sevva edildi ( 7 kademede )

 

91 / Şems – 8 : “ Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.”

 

Ona ( o nefse ) (Allah’ın) takvası ve (şeytanın) füccuru ilham edilir.

 

91 / Şems – 9 : “ Kad efleha men zekkâhâ.”

 

Andolsun ki, nefsini tezkiye eden, felâha erer. (cennete girer).

 

Nefsin kalbindeki “ İmân” kelimesinin etrafında bir daha %7 fazl toplanması ile nefs-i mutmainne’dedir. Kişi Allah’ın kendisine verdiği imkânı kendisi için mutlak olarak yeterli bulur. Doymuştur. Hırsı kalmamıştır.

 

89 / Fecr – 27 : “ Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh.”

 

Ey mutmain olan nefs!.

 

89 / Fecr – 28 : “ İrcîî ilâ rabbiki râdiyeten mardıyyeh.”

 

Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. (ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.

 

89 / Fecr – 29 : “ Fedhuli fî ibâdî.”

 

(ey fizik vücut!) o zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman), (Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

 

89 / Fecr – 30 : “ Vedhulî cennetî.”

 

Ve cennetime gir.

 

13 / Rad – 28 : “ Ellezine âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh e lâ bi

zikrillâhi tatmainnul kulûb.”

 

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur. Öyle değil mi ?

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Kişi zikrini bundan sonra daha da artıracaktır.

Allah’tan razı olmak, ruhu 5. gök katına; Allah’ın rızasını kazanmak , ruhu 6. gök katına ulaştırır.

Nihayet nefsin kalbinde %2 rahmet %49 fazl birikiminde ruh, 7. gök katına sonrada Allah’a ulaşır. Nefsin afetleri, Allah’ın bütün emirlerine karşı koyabilecek, yasaklarını ise işleyebilecek olan talebin sahibidir.

Buna karşılık ruhun hasletleri Allah’ın bütün emirlerini mutlaka yerine getirmek isterler. Yasak ettiği hiçbir fiili işlemezler.

Başlangıçta ruh, %100 hasletlerle doludur. Bu hiç değişmez. Ruh emanettir. Rabbine geri dönecektir.

 

35 / Fatır – 18 : “ Ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih ve ilallâhil masîr.”

 

Kim nefsini tezkiye ederse, bunu kendi nefsi için yapmış olur. Ve (ruhu) Allah’a doğru yola çıkar.(Allah’a ulaşır).

 

Sonra zikir giderek artınca ruh Allah’ın Zatı’nda yok olacak ; %61’e kadar fena makamının sahibi olacaksınız.

%61’den %71’e kadar beka makamının sahibisiniz. Allah’ın katında size bir taht ihsan edilir.

%71’den sonrasında zahid ‘siniz. Zühd makamının sahibisiniz.

%81 nura kadar zahid olarak zikrinizi artırmaya devam edersiniz.

%81’e ulaştığınız zaman, fizik vücudunuz Allah’a teslim olur. Nefsinizin kalbinde hala %19 karanlık vardır ama bu karanlıklarla nefsiniz asla ilgilenmez. Allah neyi emretmişse mutlaka fizik vücudunuz gerçekleştirecektir. Burası fizik vücudun Allah’a teslim edildiği yerdir.

Bu noktadan sonra artık gidiş daimi zikredir. Bir gün kişi daimi zikre ulaşır. Daimi zikirde, zülmani kapıyı kapayan mühür oradan hiç ayrılmayacaktır. O kişinin kalbine karanlıkların dolması artık mümkün değildir.

 

Kişi önce ulûl elbab olur. Yerlerin melekutu  gösterilir. Kalp gözü de açılmış olur. Kalp kulağı açılmıştır. Kişi hikmet sahibi olmuştur, Allah ile devamlı konuşabilmek imkânının sahibi olmuştur. Ehli zikir olmuştur. Ehli tezekkür olmuştur. Ve bu kişi hayr sahibi olmuştur. Bu noktadan itibaren nefsinin kalbi 19 kademe müzeyyen olacaktır. Müzeyyen olunca kişi , erdemli, faziletli insan olacaktır.

 

21 / Enbiya – 7 : “ Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhi ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum ta’lemûn.”

 

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler) den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimi zikrin sahiplerine) sorun.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Kimdir bu zikir ehli ?

 

Allah ile konuşabilen, Allah ile tezekkür edebilen kişidir.

 

İşte,daimi zikrin sahibi olduğunuz andan itibaren bu yetki size de bir gün verilecektir. sorup Allah’tan cevap alacağınız bir noktaya ulaşacaksınız.

Sonra kişi, ihlâs makamının sahibi olur. Göklerin melekütu gösterilir. kişi sidretül münteha’ya ulaştığı zaman Tövbe-i Nasuh’a davet edilir.

 

Kişi ihlâs makamından salâh makamının 1. kademesine geçer. Günahların örtülmesi 2. kademe, salâh nurunun verilmesi, 3. kademe ; günahların sevaba çevrilmesi, salâh makamının 4. kademesidir ; Burada, nefsini Allah’a teslim eden kişi irşada ulaşır. Bu yetenek, artık onun irşad edebilecek yetkiye sahip olacağı bir yere geldiğini ifade eder.

Ve Allahû Tealâ bu kişinin iradesini teslim alır.

Kişi, bihakkın takvanın sahibi olur. Böyle bir insan, Allah’a iradesini teslim ettiği zaman nefsinin kalbi 19 mertebe müzeyyen olmuştur. Bütün bunlar, zikirle olmuştur.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bütün sahabe ruhlarını, vechlerini (fizik vücutlarını), nefslerini, iradelerini Allah’a teslim etmişlerdi. İrşad makamının sahibi olmuşlardı.

 

9 / Tevbe – 100 : “ Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezinettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtîn tercî tahtehel enhâru hâlîdine fihâ ebedâ zâlikel fevzul azîm.”

 

O sabikün-el evvelin (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl elbab, ihlâs, salâh makamlarını, en üst üç makamı işgâl edenler) onların bir kısmı muhacirinden (mekke’den  Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensar’dan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirine) ihsanla tâbî olanlardandı. (sahabe, irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu.) Allah, onlardan razı ve onlarda O’ndan (Allah’tan) razıdır.Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azim) mükâfattır.

 

Öyleyse zikir, çok zikir, daimi zikir ; Kur’ân-ı Kerim’imizde mevcut olmasına rağmen İslâmi tatbikattan tamamen çıkarılmış, devre dışı bırakılmıştır.

İblis,(şeytan) İslâm aleminin başına böyle korkunç bir çorabı örmüş, insanları korkunç bir tuzağa düşürmüştür. Kur’ân-ı Kerim’den zikir kavramı kopmuştur.

 

Ve insanları Allah’a teslimin şahikasına çıkartacak olan şey, sadece zikirdir.

Zikirsiz bir İslâm yaşantısı hiçbir zaman düşünülemez!.

İslâm teslim demektir.

Ruhun, vechin, nefsin, iradenin Allah’a teslimi….

 

Aziz kardeşlerimiz ;

 

Hepinizin ehli zikir olmasını Yüce Rabbimiz’den dileyerek sohbetimize burada son vermek istiyoruz.

Sizleri çok ama pek çok seviyoruz

Sevgi ve saygılarımızla .

Allah Razı Olsun.          

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com