Sohbetler  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

YEMİN – MİSAK – AHD  ( AHDALLAHİ )

 

Aziz kardeşlerimiz :
Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmıyla selâmlıyoruz.
Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu.
 

Aziz kardeşlerimiz ;
Bu sohbet konumuzu da "YEMİN – MİSAK – AHD  ( AHDALLAHİ )" kavramına ayırdık.Tabii, yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah. 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’a verdiğimiz üç grup yemin için Maide suresinin 7.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

 

5/MAİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).

 

Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi (Allah’a külliyen teslim olma misakinizi hatırlayın) hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun. Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.

 

 

7/A‘RAF-172 : Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn.

 

Ve kıyamet günü, gerçekten biz bundan gafildik (gafilleriz) dersiniz diye (dememeniz için) senin Rabbin, Âdemoğulları’nın sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ, şöyle buyurdu) “Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?” Dediler ki: “Evet, (Sen bizim Rabbimizsin) biz şahit olduk. ”

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bütün ruhlara Allahû Tealâ diyor ki; “ Ben sizin Rabbiniz değil miyim.” “ Evet, Rabbimizsin.” diyoruz.

O da diyor ki; “ Mademki Rabbinizim öyleyse;

Sizlerden MİSAK istiyorum, ey ruhlar!

Sizlerden AHD istiyorum, ey fizik vücutlar!

Sizlerden YEMİN istiyorum, ey nefsler!

Sözlerimi işittiniz mi?”

Ve diyoruz ki : “İşittik”

Allahû Tealâ da diyor ki; “Öyleyse itaat edin.”

 

Ve ruhlarımız Allah’a misak veriyor, biz hayattayken Allah’a teslim olacaklarına dair. Fizik vücutlarımız Allah’a ahd veriyor, biz hayattayken teslim olacaklarına dair. Ve nefslerimiz Allah’a yemin veriyor, biz hayattayken teslim olacaklarına dair.

İşte Maide Suresi’nin 7. âyet-i kerimesi bütün bu yemin, misak ve ahdi muhtevasına alan bir âyet-i kerimedir.

 

Ama konu orada bitmiyor. Çünkü bizim Allah’a verdiğimiz yemin, misak ve ahdin ötesinde irademizden de Allahû Tealâ’nın İlâhi İradesi misak almış. Orada da bitmiyor. Daha Allah’ın ahdi ve vasiyeti var. Onların da devreye girmesi lâzım.

Böylece kavramlar bir araya geldiği zaman bir bütünü oluşturuyor.

 

Allah’a verdiğimiz yeminler; ruhumuzun, vechimizin (fizik vücudumuzun) ve nefsimizin yeminleridir.

Allahû Tealâ, Al-i İmran Suresi’nin 76. ve 77. âyet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor:

3/AL-İ İMRAN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).

 

Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) AHDini yerine getirir de takva’ya ulaşırsa (takva sahibi olursa), muhakkak ki; Allah, takva sahiplerini sever.

 

3/AL-İ İMRAN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).

 

Hiç şüphesiz o kimseler ki; Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyâmet günü (merhamet nazarıyla) onlara nazar etmeyecek (bakmayacak)tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek (onlar, Allah’a verdikleri yemini yerine getiremeyecek yani nefsleri tezkiye olmayacak)tır. Onlar için elîm bir azap vardır.

 

 

“Kim yeminlerini ve ahdini ifa ederse” diyor.

Yeminler, ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin yeminleridir. Ahd de fizik vücudumuzun ahdi. Ama bir ahdimiz daha var. O ahdimiz, irademizin de misakini kaplayan; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi hepsini birden Allah’a teslim etmeyi ifade ediyor.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’a verdiğimiz yeminlere, misaklere, ahdlere daha da yaklaşalım. Rad suresinde Allahû Tealâ buyuruyor ki :

 

13/RAD-20 : Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).

 

Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (onlar önce ruhlarını, vechlerini ve nefslerini Allah’a teslim etmişlerdir. Bunlardan sonraki son işlem olan iradelerini de Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

 

Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler. İfa ederlerse ne yaparlar? Allah’ın ahdi; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi Allah’a teslim etmemiz midir ? Hayır.

 

ALLAH’IN AHDİ, sadece irademizin Allah’a teslimini ifade eder.

 

İrademizi Allah’a teslim edebilmek için önce ruhumuzu sonra fizik bedenimizi sonra nefsimizi Allah’a teslim etmek mecburiyetindeyiz. Allah ile olan ilişkilerimizde Allah’ın ahdi açık bir şekilde yer alıyor Kur’ân-ı Kerim’de.

 

6/EN'AM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

 

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’ın ahdi, irademizin Allah’a verdiği misakin gerçekleşmesiyle aynı şeydir. Allah’ın ahdi, irademizi Allah’a teslim etmemizi emrediyor. Allahû Tealâ onunla kalmıyor, daha sonra da diyor ki : “Ve Allah’ın vasiyetini yerine getirin.”

 

ALLAH’IN VASİYETİ : Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmenin hepsini birden ihtiva eder.

Allahû Tealâ’nın vasiyeti 4 tane teslim içerir.

1 – Ruhun teslimi

2 – Vechin (Fizik vücudun) teslimi

3 – Nefsin teslimi

4 – İradenin teslimi

 

Rad Suresi’nin 20. âyet-i kerimesinde: “ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk”: Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler. Ve böylece misaklerini bozmazlar. Yani, misaklerini yerine getirmiş olurlar.” diyor Allahû Tealâ.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’ın ahdi de irademizin teslimi, irademizin misaki de irademizin teslimidir.

Misak, başlangıçta ruhumuzun teslimini içerir ama, Rad suresinin 20. âyet-i kerimesinde, irademizin teslimiyle alâkalıdır. Çünkü Allah’ın ahdiyle paralel olan şey, irademizin teslimidir.

 

Ahdallahi ile Allahû Tealâ’nın istediği şey, irademizin teslimidir. Fakat irademizin teslimi, tek başına bir olgu değildir. İrademizi Allah’a teslim edebilmek için önce 22. basamakta ruhumuzu, 25. basamakta fizik vücudumuzu Allah’a teslim etmemiz lâzım. Böylece misakimizi ve ahdimizi yerine getirmiş oluruz. 26. basamakta nefsimizi Allah’a teslim etmiş oluruz. Böylece nefsimizin de yemini gerçekleşir.

Yemin, misak ve ahd gerçekleştikten sonra irademiz Allah’a teslim olur ve irademizin misaki oluşur.

 

İşte Allahû Tealâ’nın ahdi irademizi Allah’a teslim etmemizi emreder ki, bunun için önce ruhumuzu,  vechimizi, nefsimizi Allah’a teslim etmemiz şarttır. Allahû Tealâ, âyette ne diyor:

“ Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler ve misaklerini bozmazlar.”

bu ifade bizim misakimizle Allah’ın ahdinin aynı şey olduğunu ispat ediyor.

İşte Allahû Tealâ’ya teslim de 4 tane teslim unsuru var.

Ruhumuz, vechimiz, nefsimiz ve irademiz.

Allahû Tealâ, Al-i İmran Suresi’nin 76.âyet-i kerimesinde biz insanlar için “ Ahdini ifa ederse, yerine getirirse” ifadesini kullanıyor.

 

İNSANIN AHDİ; bütün yeminlerini kapsar.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’a verdiği ahdi gerçekleştiren insan, ruhunu da, vechini de, nefsini de, iradesini de Allah’a teslim eden insandır.

 

Ahd, iradenin de teslimini içerir. Ama ruhun, vechin, nefsin tesliminden sonraki tek başına iradenin teslimi anlamına gelmez. Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi teslimin hepsi birden ahdimizi oluşturur.

 

Allah’a verdiğimiz ahdin muhtevasında (içeriğinde) ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek vardır.

 

Halbuki irademizin Allah’ın İlâhi İradesine verdiği misak sadece irademizi Allah’a teslim etmeyi kapsar. Ama orada bir imkânsızlık vardır. İrade tek başına teslim olamaz. İradenin teslimi için önce ruh teslim olacaktır; 22. basamakta Sonra fizik beden teslim alacaktır; 25. basamak. Sonra nefs teslim alacaktır; 26. basamakta. En son irade teslim olacaktır; 28. basamağın 5. kademesinde.

 

Bunların hepsi birden bizim ahdimizdir. Hepsinin birden, bütün teslimlerin ardı ardına gerçekleşmesi, ahdimizi oluşturur. Hem tek başına fizik vücudumuzun teslimi ahddir. (fizik vücudumuzun ahdidir) hem de ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin hepsinin birden teslimi ahddir.

 

Öyleyse bu, Allah cephesinde Allah’ın vasiyetine tekabül eder. Allah’ın vasiyeti ruhumuzu. vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim ederek bihakkın takvaya ulaşmışsa o, ruhunu da vechini de, nefsini de, iradesini de Allah’a teslim etmiştir.

 

Allahû Tealâ, “ Hakka tukatihi takvayı gerçekleştirin, hepiniz için söz konusu olan şey bunu gerçekleştirmektir.” diyor.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bir insanın ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmesi, o kişi için ahdini yerine getirmektir.

Öyleyse ahde de misakte de irademizin teslimi var. Ama misakimizdeki irade teslimi, tek başına iradenin teslimi olmasına karşılık irade konusundaki ahdin kapladığı alan, bütün teslimleri birden içerir.

Allah’a verdiğimiz misakimiz iki cephede de geçerlidir. Rad Suresi’nin 20. âyet-i kerimesinde irademizin Allah’a teslimi söz konusudur. Ama, ruhumuzu, vechimizi,nefsimizi Allah’a teslim etmeden irademizi Allah’a teslim etmek mümkün olmadığı için, dolaylı olarak 4 teslimi birden kaplar. Ama, lügat mânâsı, tek başına iradenin teslimidir.

O zaman Rad suresinin 20. âyet-i kerimesi Allah’ın ahdiyle bizim misakimizzin (irade tesliminin) aynı şey olduğunu söylüyor.

 

Allahû Tealâ, Rad Suresi’nin 21. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

 

13/RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

 

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

 

Vellezîne : ve onlar

yasılûne : vasıl ederler

mâ : şeyi

emerallâhu : Allah’ın emrettiği (şeyi)

bihî : O’na

en yûsale : Ulaştırmayı (ulaştırılmasını)

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu kelime, kelime açıklamayı cümle haline getirecek olursak:

“ Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi, O’na (Allah’a) ulaştırırlar.

Demek ki; misakimiz, ruhumuzun misaki ve Allah’ın bir emrini ifade ediyor.

Allah emir vermiş bütün insanlara : “ Ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştıracaksınız.!”

İyi ama bu âyet-i kerimeden evvel  “ onlar misaklerini bozmazlar” ifadesi var. Ruhumuzu Allah’a teslim etmekte misak. Hem ruhumuzun Allah’a verdiği yeminin adı misak hem de irademizin Allah’a verdiği yeminin adı misak. Diğer taraftan hem fizik vücudumuzun Allah’a verdiği yeminin adı ahd, hem Allah’a verdiğimiz ahd. Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi, hepsini topluyor.

 

Öyleyse Rad Suresi’ni 20. âyet-i kerimesini “ ve onlar ahdlerini bozmazlar” ifadesini alırsak ve Rad -21 ile birleştirirsek: “ Onlar misaklerini bozmazlar ve Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar” ifadesiyle karşı, karşıya kalırız. Buradaki misak, ruhumuzun misakidir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Rad Suresi’nin 20. âyet-i kerimesini tek başına alırsanız o zaman da Allah’ın ahdine eşit olan iradenin misakiyle karşılaşırsınız.

Rad Suresi’nin 21. âyet-i kerimesinin sonunda Allahû Tealâ konuyu genişleterek sonuca ulaşıyor.

Kötü hesaptan korkan insanlar misaklerini bozmazlar. Kötü hesaptan korkan kişiler, daha başlangıçtakilerdir. Ruhlarını Allah’a ulaştırdıkları zaman misakleri yerine getirilmiş olur.  Onlar sabırla, Allah’ın Zat’ını isteyenlerdir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

O zaman iki grup talep görüyoruz.

1 - Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileme talebi (Rad-21)

2 – Allah’ın Zat’ını görmeyi dileme talebi (Rad-20)

 

Rad suresinin 20. âyet-i kerimesinde : “ Onlar misaklerini bozmazlar ve Allah’ın ahdini ifa ederler.” açıklaması yer alıyor. O zaman anlıyoruz ki, irademizin misaki söz konusu ve bu misak ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi Allah’a teslim ettikten sonra, irademizi de Allah’a teslim ettiğimizi ifade ediyor.

 

Tek başına Rad Suresi’nin 21. âyet-i kerimesini alırsak, sadece ruhumuzun Allah’a teslimi söz konusudur. Bu teslim ruhun misakidir.

Böyle bir kişi Allah’ın Zat’ını, O Zat’a ulaşmak üzere talep edendir. Allah’ın ahdini yerine getiren kişi de Allah’ın Zat’ını talep etmiştir. Ama bu, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı değil, ulaştıktan sonra Allah’ın Zat’ını görmeyi talep eden kişidir.

Allahû Tealâ, âyetlerin devamında Adn cennetlerinden bahsediyor. Bu kişi Adn cennetlerine girebilmek için ruhunu da, vechini de, nefsini de, iradesini de Allah’a teslim etmek mecburiyetindedir.

Hepside üzerimize farzdır.

 

Allahû Tealâ, En’am Suresinin 152. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor :

 

6/EN'AM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

 

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

 

“ Ve bi ahdillâhi evfû : Allah’ın ahdini ifa edin.” diyor. Bir sonraki âyet-i kerimede de şöyle buyuruyor :

 

6/EN'AM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).

 

Ve muhakkak ki; bu, Benim müstakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti (emretti). Böylece siz takva sahibi olursunuz.

 

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Âyetteki sırat-ı müstakîm, Allah’ın ahdini yerine getirdiğimiz sırat-ı müstakîm’dir.

Yani, ruhumuzu da, vechimizi de, nefsimizi de Allah’a teslim etmeliyiz ki, AHDALLAHİ’yi gerçekleştirelim.

 

Bunların hepsi gerçekleştirildiği zaman Allah’ın vasiyeti gerçekleştirilmiş olur. Nitekim Allahû Tealâ En’am-153’ün sonunda diyor ki: “ İşte Allah size onunla vasiyet etti. Böylece siz takva sahibi olursunuz.”

 

Yani, Bihakkın takvanın sahibi olursunuz.

 

Öyleyse başlangıçtaki Allah’ın ahdi, ruhumuzu Allah’a teslim etmekle başlayan, fizik vücudumuzu ve nefsimizi Allah’a teslim ettikten sonra, o noktadan itibaren sadece irademizin teslimini hedef alan bir müessesedir. Ama ancak onların hepsi yerine getirildiği zaman ruhun, vechin, nefsin ve iradenin hepsini Allah’a teslim ettiğimiz zaman, Allah’ın vasiyetini yerine getirmiş oluruz. Ve Bi hakkın takvanın sahibi oluruz.

 

3/AL-İ İMRAN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).

 

Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) AHDini yerine getirir de takva’ya ulaşırsa (takva sahibi olursa), muhakkak ki; Allah, takva sahiplerini sever.

 

Bu âyette, Allahû Tealâ, ahdini ifa eden yani ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a teslim ederek 4 teslimi de gerçekleştirmiş bir insandan bahsediyor.

Kişi kendi ahdini gerçekleştirdiği zaman ona bağlı olarak teslimlerin dördü de gerçekleşir.

Ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi,nefsin teslimi ve iradenin teslimi hepsi birlikte kişinin ahdini oluşturur. Yani Allah’ın vasiyetiyle eşdeğer bir husus. 4 teslim birden var oluyor.

Al-i İmran 77’deki Allah’ın ahdi, iradenin teslimidir.

 

3/AL-İ İMRAN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).

 

Hiç şüphesiz o kimseler ki; Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyâmet günü (merhamet nazarıyla) onlara nazar etmeyecek (bakmayacak)tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek (onlar, Allah’a verdikleri yemini yerine getiremeyecek yani nefsleri tezkiye olmayacak)tır. Onlar için elîm bir azap vardır.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Tek başına bu âyet-i kerimede yemin söz konusuysa, kişinin sadece fizik vücudunun Allah’a verdiği yemindir.

 

Yeminlerini az bir bedel mukabilinde satanlar, yeminlerini yerine getirmeyenlerdir. Ruhlarını, vechlerini, nefslerini Allah’a teslim etmeyenlerdir. İradenin Allah’a teslimi, bu yeminlerin muhtevası içine girmez. O, Allah’ın ahdindeki yukarıdaki teslimlerden  sonraki son hedeftir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Âyetleri birleştirdiğimiz zaman bir sonuç çıkıyor ortaya.: Rad suresinin 23. ve 24. âyet-i kerimelerindeki ifade, “ vellezine saberûbtigâe vechi rabbihim.: Ve onlar sabırla Rab’lerinin vechini talep ederler.” ifadesinin neticesi olan Adn cennetlerini ihtiva ediyor.

 

Buna göre mutlaka bu kişinin ruhunun misakini, fizik vücudunun ahdini, nefsinin yeminini ve iradesinin Allah’a verdiği misakini yerine getirmiş olması gerekir ki Adn cennetlerine girebilsin.

 

13/RAD-23: Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin).

 

Adn cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler.

 

13/RAD-24: Selâmun aleykum bi mâ sabertum fe ni’me ukbed dâr(dâri).

 

Sabretmenizden dolayı size selâm olsun. Dar-ı dünyanın (dünya yurdunun) akıbeti (sonucu) ne güzel.

 

Öyleyse burada bir sonuçla karşı karşıyayız. Allahû Tealâ çeşitli yemin guruplarını bir araya öyle bir ustaca yerleştirmiş ki; âyetler arasında tam bir denge, tam bir tenasüp, birbirine uyum hali var.

Bu uyum halinin temel neticelerine baktığımız zaman mesele çok basit bir hüviyet alıyor.

Allahû Tealâ’nın “ Ve onlar misaklerini yerine getirirler.” ifadesiyle hem ruhun tesliminin misak olduğunu bir sonraki âyet-i kerimeyi bu kesime bağladığınız zaman anlıyorsunuz, hem de iradenin teslimi olduğunu sadece Rad-20’yi açıkladığınız zaman anlıyorsunuz.

Allah’ın Zat’ını dilemeninse Rad-20’ye göre açıklaması, iradenin teslimini de içine alıyor.

Allah’ın Zat’ını, Allah’ın Zat’ına ulaşmak üzere dilemek Rad Suresi’nin 20. âyet-i kerimesinin son bölümüyle yani “ onlar misaklerini bozmazlar.” ile bir sonraki âyet-i kerimeyi bağladığınız zaman gerçekleşir.

 

“ Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi O’na (Allah’a) ulaştırırlar.” Bu iki âyetin birleştirilmesi ruhun Allah’a teslimine kadar olan bölümünü içeriyor.

 

Öyleyse bu Allahû Tealâ’nın Zat’ına ruhun ulaşmasıdır. Allahû Tealâ’nın “ onlar Rab’lerinin vechini talep edenlerdir.” ifadesi, vechine ulaşmak üzere talep edenler, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenler manasını içeriyor.

 

Allah’ın Zat’ını, Allah’ın Zat’ını görmek için dileyenlere gelince… Eğer Rad Suresi’nin 20.âyet-i kerimesini tek başına ele alırsanız bu Allah’ın Zat’ını görmeyi dilemek demektir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Çok karmaşık gibi görünen bu Kur’ân bilmecesinin çözümü, Rabbimize sonsuz hamd ve senalar olsun ki, mürşidimiz Mehdi a.s. sayesinde açıklanabiliyor. O, Kur’ân’ı arapçasından bilmediği tecvitli okuyamadığı halde, İşte böyle açıklıyor!... Neden , nasıl diye soracak olursanız O, ilmini Allah’tan alıyor. soruyor Allahû Tealâ’da cevap veriyor. Yunus Emre de diyor ya ! “ O ne derse ben yaparım, ben ne dersem O Dost tutar.” Yanılmıyorsam böyle idi.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Evet. Allahû Tealâ âyeti yazdırırsa böyle yazdırır. Ancak kültürünüz , âyetlerin hepsinin ruhuna ulaşabildiği taktirde çözüme tam olarak ulaşırsınız.

 

Hiçbir noktada bir aksaklık kalmadan konu tamamlanır.

 

Allahû Tealâ, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenleri 3. kat cennetine alır.

Ama Allah’ın Zat’ını görmek isteyenleri, 7. kat Adn cennetlerine alır. Orada iradenin de teslimi mutlak olarak zaruri bir faktör olarak devreye girer. İradesini de Allah’a teslim eden herkes Adn cennetlerine girer.

 

Salâh makamına ulaşan herkes Adn cennetlerine girer.

 

Salâh makamının 5. kademesine ulaşıp da kimin iradesi Allahû Tealâ tarafından teslim alınırsa veya kim iradesini de Allah’a teslim ederse sadece onlar irşad makamına “ irşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle tayin edilenlerdir.

Onlar, Adn cennetlerinde ayrı bir bölümde olacaklardır.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’ın ahdi ve Allah’ın vasiyetiyle biz insanların yemin, misak ve ahdi ve sadece ahdi ve iradenin misaki arasındaki ilişkileri açıkladığımız bu sohbetimizde görüyorsunuz ki, bütün bilmeceler  Mehdi a.s. sayesinde çözülüyor. Evet!..

Bu ilmi başka hiçbir yerden alamazsınız!...

 

Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir nefsimizin yemini, ruhumuzun misaki, fizik vücudumuzun ahdi, irademizin misaki ve ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin hepsinin ahdi isimli bu açıklamalar dizili sohbetimizi burada tamamlıyoruz.

 

Allahû Tealâ’ya bütün bunları  Mehdi a.s.’a ve O’ndan da bizlere, bizlerden de sizlere ulaştırmamızı nasip kıldığı için sonsuz hamd ve şükrediyoruz.

 

Sizleri çok ama pek çok seviyoruz.

Sevgi ve saygılarımızla

Allah Razı Olsun.

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com