![]() |
Mutluluğun Sitesine
Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Hadisler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
YAKINDA, KOPKOYU KARANLIK GECE PARÇALARI GİBİ FİTNELER OLACAKTIR
Aziz
kardeşlerimiz ;
Aziz
kardeşlerimiz ; Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) şöyle buyuruyor : Yakında, kopkoyu karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.
Hz. Ali (R.A), Ey Allahın Resûlü, o fitnelerden kurtuluş yolu nedir? diye sorduğunda; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V), buyurdular ki:
Mukaddes ve Yüce olan Allahın Kitabıdır. Onda, sizden öncekilerin, sizden sonrakilerin haberi ve kendi aranızdakinin hükmü vardır. O, Allahın kesin sözüdür. Kim ki, kibrinden dolayı O Kitabı terk ederse, Allah onun belini kırar. Kim de, hidayeti Ondan başkasında ararsa, Allah, o kimseyi dalâlette bırakır. O, Allahın sapasağlam bir ipi, apaçık bir nuru ve Sırat-ı Mustakîme ulaştıran hikmet dolu bir haberidir.
1- YAKINDA, KOPKOYU KARANLIK GECE PARÇALARI GİBİ FİTNELER OLACAKTIR.
Aziz kardeşlerimiz ; Fitnenin bir mânâsı da imtihandır. Allahû Tealânın insanları şerrle imtihan ettiğini, Enbiya Suresinde de şöyle buyurduğunu görüyoruz:
21/ENBİYA-35: Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne).
Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şerr fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.
Bu gelecekteki fitneler, sahâbeden sonra insanların yaşayış tarzıyla ilgili olup onların başına gelecek felâketleri haber veriyor. Yani, yine insanlar geçmişten ders almayacaklar, hep geçici olarak, çabuk geçen bu dünya hayatının peşine düşüp kendilerini, bu hayatı elde etmek üzere satacaklardır. Ve ne yazık ki; bu dünyada, huzursuz ve mutsuz olacaklar, ahirette de cehenneme gideceklerdir. Yani, sahâbeden evvel yaşamış olan kavimlerin başına gelen felâketler için, Nebiler sultanı (S.A.V). Efendimiz: Sizlerden sonra da bu, Kitabı terk edenlerin başına gelecektir. Buyuruyor.
2- MUKADDES VE YÜCE OLAN ALLAHIN KİTABIDIR. ONDA SİZDEN ÖNCEKİLERİN, SİZDEN SONRAKİLERİN HABERİ VE KENDİ ARANIZDAKİNİN HÜKMÜ VARDIR.
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerimin muhtevasına baktığımız zaman Allahû Tealânın her şeyi Kurânda açıkladığını görüyoruz.
16/NAHL-89: Ve yevme nebasu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve cinâbike şehîden alâ hâulâ(hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şeyin ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, her şeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitabı, müslümanlara (Allaha teslim olanlara) müjde olarak indirdik.
6/EN'AM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şeyin summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rablerine haşrolunacaklar (olunurlar).
Aziz kardeşlerimiz ; Geçmiş, gelecek ve ânın bütününü Allah, Kurânın muhtevasına yerleştirmiştir. Allah, Yaratandır. O Yüce Yaratıcı, hanif fıtratıyla yarattığı insan için de hanif dînini seçmiştir. Bu dünya hayatıyla, hayata başlayan insanlardan Allahın dileği, hanif dînini yaşamalarıdır. Kişi ancak serbest iradesiyle istediği taktirde bunu yaşayabilir. İstemeyen yaşayamaz. Dînin muhatabı olan insanı Allahû Tealâ, üç vücutla yaratmıştır.
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin). Andolsun ki; Biz insanı, hamein mesnûn olan salsalinden (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Yemin ederim ki; o nefs, sevva edildi (7 kademede).
32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sema vel ebsâre vel efideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun nefsinin kalbine) semî (kalbin işitme hassası), basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahtan bizlere üfürülen bir ruh, berzah âlemine ait olarak dizayn edilen bir nefs ve halaka fiiliyle yaratılan bir fizik vücudun, üçlünün sahibiyiz. Buna Allahın bizlere vermiş olduğu cüzî iradeyi (serbest irade) ve aklı da eklememiz söz konusudur.
Allahû Tealâ, bu yapıyla dünya hayatına getirdiği insanlara, mutlaka yaşadığı dönemlerde o kavimlerin resûlleri vasıtasıyla seçtiği hanif dîninin standartlarını bildiriyor.
Bütün resûllerin görevi nedir?
Yetlû aleyhim âyâtihî.
Onlara Allahın âyetlerini tilâvet eder. Ve yuzekkîhim. Onları tezkiye eder. Ve yuallimuhumul kitâbe Ve onlara kitap, Vel hikmeh. Ve hikmeti öğretir.
Bu kadar kısa ve öz bir yapıyı Allah, müteaddit defalar, yaşayan insanlara, resûllerin lisanıyla bildirmesine karşılık, insanlar hep nefslerinin heva ve hevesine uymuşlardır. Başlangıç noktası itibariyle ruh, nurdan müteşekkil, 19 tane hasletle mücehhez; Allahın indindendir. Nefs, ruhun tam zıddı bir yapıda, tamamen karanlıklardan müteşekkil, 19 tane afetle dolu, şeytanın insandaki temsilcisi ve melceidir. Fizik beden ise Allahın temsilcisi ruh ile şeytanın temsilcisi nefsin mekânıdır.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahû Tealâ, hanif diniyle, nefsimizi de ruhun halleriyle hallendirmemizi yani tezkiye ve tasfiye edilmesini, değişmesini istiyor. Onun için, Nebiler Sultanı (S.A.V) Efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: Allah şüphesiz ki bu dîni, nefsinizi ihlâsa ulaştırmanız için var etti.
Nefsin ihlâsa ulaşması, Allahın âyetlerle vazettiği 28 basamaklık bir İslâm merdiveni dizaynını içerir. Ve bu dizayn içerisinde gerçekleşir. Ne yazık ki; Allahın, nefsin Allaha teslim olması muradına karşılık, her dönemde insanları %90ı, bırakın nefslerini Allaha teslim etmek, aslında nefsanî olarak Allaha karşı azgınlığa düşmüşlerdir.
Nefslerinin heva ve hevesine uyarak, negatif istikamette şeytanla beraber bir hayatı seçmişlerdir. Böyle olunca, dünya hayatında azap, huzursuzluk, mutsuzluk, ahiret hayatında da cehennem, kaçınılmaz bir son olarak bu insanları beklemektedir.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahû Tealâ geçmişin haberlerini, geçmişteki insanların başlarına gelenlerden ders alalım ve onların yaptığı yanlışlıkları bizler yapmayalım, Allahın doğrularıyla hemhal olalım, bu dünyada huzur ve mutluluğu yaşayalım, ahirette de cennete gidelim diye bizlere açıklıyor.
SAHÂBE, İSLÂMI NASIL YAŞAMIŞLAR ONA BAKALIM !..
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerim, Nebiler Sultanı (S.A.V) Efendimize indirildi. Yüce Rabbimiz, Babamız Hz. İbrahimin hanif dînini, muhtevasına alan Kurânla, dîni, Peygamber Efendimiz (S.A.V)e açıklıyor.
Kurândaki İslâm 7 safhadan oluşur: 1- Kalben Allaha ulaşmayı dilemek 2- Allahın tayin ettiği mürşide tâbî olmak 3- Ruhun Allaha teslimi 4- Fizik bedenin Allaha teslimi 5- Nefsin Allaha teslimi 6- İrşada ulaşmak 7- İradenin de Allaha tesliminden oluşur. İşte Kurânda haklarında Allahın hükmü bulunan sahabe dediğimiz insanlar, İslâmın 7 safhasını da yaşayanlardır. Gerçekten de öyle mi, hadi gelin beraberce Kurân-ı Kerime bakalım, Kurân ne diyor?:
Sahabenin hepsi Allahın Zatına ulaşmayı dilemişlerdir.
13/RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allahın (ölümden evvel), Allaha ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), Ona (Allaha) ulaştırırlar. Ve Rablerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
13/RAD-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Onlar, sabırla Rablerinin vechini (Zatını, Zata ulaşmayı ve Allahın Zatını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.
İslâmın 2.safhasıyla, sahabe arasındaki ilişki Araf suresinde ifade edilmiştir:
7/A'RAF-157: Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli yemuruhum bil marûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevratta ve İncilde yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara maruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, Ona îmân ettiler ve Ona saygı gösterdiler ve Ona yardım ettiler ve Onunla beraber indirilen Nura (Kurân-ı Kerime) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.
Sahabenin İslâmın 3. safhasıyla alâkalı deliline Zümer Suresi ışık tutuyor:
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Aziz kardeşlerimiz ; Sahâbenin hepsi, Resûlullaha tâbî olduktan sonra 7 kademede nefs tezkiyesini gerçekleştirerek, ruhlarını Allaha teslim etmişler ve hidayete ermişlerdir. Sahâbenin, İslâmın 4. safhasıyla alâkalı bağlılığı ise Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesinde veriliyor:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Öte yandan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)e Allahû Tealâ, Al-i İmran Suresinin 20. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki :
3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allaha teslim ettik. O kitap verilenlere ve ÜMMÎlere de ki: Siz de (fizik vücudunuzu Allaha) teslim ettiniz mi? Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎRdir (görendir).
Aziz kardeşlerimiz ; Sahabenin hepsi, bu âyet-i kerimenin muhtevası içerisinde fizik bedenlerini (vechlerini) Allaha teslim etmişlerdir. Acaba sahabe nefs teslimini de gerçekleştirdiler mi? Bu sualin de cevabı Yusuf Suresinde kesin bir şekilde veriliyor:
12/YUSUF-108: Kul hâzihî sebîlî edû ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allahı görerek) Allaha davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allahı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.
49/HUCURAT-7: Valemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Bilin ki, içinizde Allahın resûlü var. Şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları îmân kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size; küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar, irşad olanlardır.
Aziz kardeşlerimiz ; Sahâbenin hepsinin irşada ulaşıp, İslâmın 6. safhasını da yaşadıklarını bu âyet-i kerime bizlere kesin olarak ifade etmektedir.
Sahâbe, İslâmın 7. safhası olan irade teslimini de gerçekleştirmiştir:
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûlelbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekkeden Medineye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medinedeki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da Ondan (Allahtan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Aziz kardeşlerimiz ; O zaman Nebiler Sultanı (S.A.V) Efendimiz, Kurânda, kendi aranızdakinin hükmü var. derken, sizlere açıkladığımız bu âyet-i kerimelerin hepsi de, Ona tâbî olan sahabe hakkındaki Allahın hükmüdür.
3- VE PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V), HADİS-İ ŞERİFİN DEVAMINDA, KİM KİBRİNDEN DOLAYI KURÂN-I TERKEDERSE, ALLAH ONUN BELİNİ KIRAR. buyuruyor.
Gerçekten Kurân-ı terk edenler var mı?
Aziz kardeşlerimiz ; Çağımız hidayet çağıdır. Hidayet çağının önderi, Huzur Namazının İmamı MEHDİ (A.S)dır. Ve MEHDİ (A.S), kavminin Kurân-ı Kerimi unuttuğunu, terk ettiğini söylüyor.
İşte Furkan Suresinin ilgili âyet-i kerimeleri :
25/FURKAN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: Keşke resûlle beraber (Allaha giden) bir yol ittihaz etseydim. der.
25/FURKAN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.
25/FURKAN-29: Lekad edallenî aniz zikri bade iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kurândaki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.
25/FURKAN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kurâne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kurândan ayrıldı (Kurânı terketti). dedi.
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerimi terk edenler kibirlilerdir.
Allahû Tealâ buyuruyor:
7/A'RAF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yuminu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
Kibirliler, Allahın âyetlerinden gâfil olanlardır. Kibirliler, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemeyenlerdir. Kibirliler, Allahın âyetlerini tekzip edenlerdir. Kibirliler, dünya hayatını isteyenlerdir.
10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Aziz kardeşlerimiz ; Yaratılıştan bütün insanların baş gözleri üzerinde hicab-ı mesture, kulaklarında vakra, kalplerinde ekinnet vardır. Bu engellerle dünyaya gelen insanlar, Allahın bütün âyetlerini görseler, ona îmân etmezler. O zaman Allahın, âyetleri gönderdiği halde, insanları Allahın âyetlerine îmân etmeyecek tarzda yaratmasındaki hikmet, insandaki serbest iradeye verdiği değerdir. Allahû Tealâ, bu engellerle insanları dünya hayatına gönderiyor.Ama peşinden mutlaka Resûllerini ve o Resûllerin lisanıyla da âyetlerini açıklıyor.Allahın âyetlerinin muhtevası, Allahın Zatına davettir.
Allahû Tealâ, davete icabet etmeyenlerin, Allahın âyetlerini anlayacak tarzda, baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi kaldırmaz. Onlar, irşad kademesini göremezler, kördürler. Kulaklarındaki vakrayı kaldırmaz, irşad makamının sözlerini işitemezler. Kalpteki ekinneti kaldırmaz, onlar Allahın âyetlerini fıkıh etmezler. Engellerle mücehhez olan bu insanlar, mürşide asla ulaşamazlar.
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allahın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allaha ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
Aziz kardeşlerimiz ; Bu insanların kalpleri de kasitun olmuştur. Ve bunlar, şeytanın gayy yolu üzerinde bulunanlardır. Bu yüzden insanları Allahın yolundan men ederler. Ve yeryüzünde kibirlilik taslayarak hayatlarını devam ettirirler. Dünya hayatındaki Allahın azabı, bu gayy yolunun müntesiplerinedir. Er-geç mutlaka Allahın azabına düçar olacaklardır.
4- KİM HİDAYETİ KURÂNIN DIŞINDA BAŞKA YERDE ARARSA, ALLAH ONU DELÂLETTE BIRAKIR:
Aziz kardeşlerimiz ; 1400 yıldan beri iblis, devreye girerek zaman içerisinde İslâmın 7 safhasıyla ilgili Allahın hükümleri yerine, bidadlerini yerleştirmiştir.
İBLİS, ALLAHIN GERÇEKLERİ YERİNE BU BİDADLERİ NASIL YERLEŞTİRMİŞTİR? ŞİMDİ ONA BAKALIM:
Allahû Tealâ, Kurânda sahâbeyi bizlere örnek gösteriyor. Sahâbenin hepsi kalben Allaha ulaşmayı dilemişlerdir. Ama bugün el yazması kitaplarda öğretilen dînin muhtevası içerisinde, insanlara, İslamın birinci safhasıyla ilgili, ruhun Allaha ulaşması yok. bidati gelip yerleşmiştir. Dünya hayatında ruhun Allaha ulaşması yoktur. Ruh, bize hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa ölürüz. Ancak ölümle bizim ruhumuz Allaha ulaşır. Diyerek bâtılı benimsemişlerdir. Mürşide tâbî olma yerine, Biz zaten İslâmın 5 şartını yerine getiriyoruz. O halde Müslümanız. Biz ruhumuzu Allaha teslim ettik. diyorlar. Fizik bedenin Allaha teslimi içinse, E, namaz kılan herkes, zaten fizik bedenini Allaha teslim etmiştir. Diyorlar. Nefsin Allaha teslimi ayrı standart içerisinde devreye giriyor. Ve bununla ilgili de insanların yozlaştırıldığı görülüyor. Günümüzde insanlar, irşad heyetlerini kuruyorlar. Ve mürşidi Allah tayin etmesine karşılık, insanlar : Hayır! Biz mürşidi tayin ederiz. diyorlar. İrşad müesseselerinden insanlara din öğretmeye kalkıyorlar. İradenin Allaha teslimine zaten uygulamada rastlamak mümkün değil. Kısacası Kurândaki İslâmın 7 safhasının yedisine de iblis, el yazması kitaplar vasıtasıyla, bidadleri getirip yerleştirmiştir. Ve günümüzde insanlar, hidayeti Kurânın içerisinde değil, Kurânın dışındaki insanların devreye koyduğu el yazması kitaplardan öğreniyorlar, bu yüzden hepsi dalâlettedir. Neden böyle diyoruz? Çünkü Allahû Tealâ, Yunus Suresinde şöyle buyuruyor:
10/YUNUS-57: Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve müminlere hidayet ve rahmet gelmiştir.
5- O, ALLAHIN SAPASAĞLAM BİR İPİ VE APAÇIK BİR MÜHRÜDÜR.
Aziz kardeşlerimiz ; Yüce Rabbimiz, Allahın ipi olarak Sırat-ı Mustakîmi açıklıyor. Sırat-ı Mustakîm, 4 ana kısımdan oluşur. Allahın irşadla vazifeli kıldığı kavmin resûllerinin veya onlara bağlı olarak mürşidlerin bulunduğu dergâhtan, devrin imamının dergâhına kadar yeryüzünün sathına paralel sebîller, Sırat-ı Mustakîmin birinci kısmını oluşturur. Huzur namazının imamının zemin kattaki dergâhından 7. gök katına kadar 7 tana gök katını birbirine bağlayan Tarîki Mustakîm, Sırat-ı Mustakîmin ikinci kısmını ve dikey kısmını oluşturur. 7. gök katından 7 âlem geçtikten sonra varlıklar âleminin son noktası olan Sidret-ül Münteha ile noktalanan bölüm, Sırat-ı Mustakîmin üçüncü kısmıdır. Varlıklar âleminin son noktasından Yoklukta, Allahın Zatına ulaşana kadar olan kısım ise Sırat-ı Mustakîmin dördüncü kısmıdır.
Allahû Tealâ, bu Sırat-ı Mustakîmin 4 kısmıyla ilgili âyetlerini de Kurân-ı Kerime koymuştur. Sırat-ı Mustakîmin birinci kısmının ifade edilişi şöyledir:
5/MAİDE-16: Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah, rızasına tâbî olan kişiyi Onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sıratı Mustakîme hidayet eder (ulaştırır).
Sırat-ı Mustakîmin ikinci kısmının ifadesi Ahkâf Suresinde belirtilmiştir:
46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semînâ kitâben unzile min badi mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
Onlar: Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musadan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakka ulaştıran ve Tarîki Mustakîme hidayet eden bir kitap dinledik. dediler.
Sırat-ı Mustakîmin üçüncü kısmının ifadesi Hicr Suresinde belirtilmiştir:
15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun). Allahû Tealâ şöyle buyurdu: İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur. Sırat-ı Mustakîmin dördüncü kısmının ifadesi ise Enam Suresinde ifade edilmiştir:
6/EN'AM-126: Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîm(mustekîmen), kad fassalnâl âyâti li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve bu, senin Rabbine istikametlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur. (Allaha götüren yoldur). Tezekkür eden bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
6- O, ALLAHIN SAPASAĞLAM BİR İPİ VE APAÇIK BİR NURUDUR.
42/ŞURA-52: Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kurân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin Onu nur kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi Onunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîme hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun).
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerim, bir nurdur. Ve Sırat-ı Mustakîme ulaştıran, hikmet dolu Allahın haberidir. Kurânın muhtevasında yer alan hikmetlerin başında, yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilemek ve Allahın tayin ettiği mürşide mutlaka tâbî olmak gelir. Kişi, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilediği zaman Allahû Tealâ dan 12 tane ihsan alır. Bizimle Allahû Tealâ arasında 28 basamaklık İslâm merdiveni vardır. (Bu bir manevi yükseliş merdivenidir) Bu 28 basamağın birincisinde bütün insanlar olayları yaşarlar. Olayları yaşayan bu insanlardan Allah, kalbinde zeyg olanları yani insanlar arasında fitneye sebep olanları ve kalbi hasta olanları seçmez. Onun dışında Allahın seçtikleri ikinci basamağa ulaşır. Bu seçilenleri de Allahû Tealâ, birtakım olaylarla tekrar imtihan eder. Bunlardan, onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman derler ki :
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: Biz muhakkak ki Allah içiniz (Ona ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak Ona döneceğiz (ulaşacağız). dediler.
Muhakkak ki biz, Allah içiniz ve mutlaka Allahû Tealâya döneceğiz diyenlere Allah, şu 12 ihsanda bulunur: 1. Basamakta olayları yaşıyoruz ( Bakara -216 ) 2. Basamakta olayları değerlendiriyoruz Davranış biçimlerine göre Allah bizi seçiyor. ( Şura-13 ) 3. Basamakta Allaha yaşarken kalben ulaşmayı diliyoruz.( Rum-31, Bakara-256, Ankebut-5) 4. Basamakta Allah rahim esmasıyla tecelli ediyor. ( Yusuf 53 ) 5. Basamakta 1. Furkan, 1.İhsan. Kişinin gözlerindeki hicab-ı mesture alınıyor. 2. Furkan, 2. İhsan .basar hassasının üzerindeki gışavet alınıyor. (İsra-45,46 Enfal-29, Enam- 36, Neml-81, Enam-46) 6. Basamakta 3. Furkan,3. İhsan. Kulaklardaki vakra alınıyor. 4. Furkan,4. İhsan. Semi hassasının üzerindekimühür açılıyor. (Enam-46, İsra-45,46) 7. Basamakta 5. Furkan,5. İhsan. Kalbin mühürü açılıyor. 6. Furkan, 6. İhsan. Kalpteki ekinnet alınıyor. 7. Furkan, 7. İhsan ekinnetin yerine ihbat konuyor. (Enam-46, Hac-34,54 ) 8. Basamakta 8. İhsan Allah kişinin kalbine ulaşıyor. ( Tegabun-11 ) 9. Basamakta 9. İhsan kişinin kalbinin nur kapısı Allah, kendine çeviriyor. ( Kaf-33 ) 10. Basamakta 10. İhsan kişinin göğsünden kalbine nur yolu açılıyor. (Enam-125 ) 11. Basamakta 11-1 ihsan kişi zikir yaptıkça rahmet nurları kalbe girmeye başlıyor. (Zumer- 22) 12. Basamakta 11-2 İhsan %2 nurla huşu oluşuyor. ( Hadid-16 ) 13. Basamakta 12 İhsan kişi hacet namazının kılınmasıyla Allah mürşidini gösteriyor. ( Maide - 35, Nahl 9, Bakara 45, Fatiha 5, Bakara -45, 46 ) 14. Basamakta mürşidin önünde tövbe ediliyor. ( Furkan 70, Fetih- 10, Mumtehine-12)
Aziz kardeşlerimiz ; Mürşidin önünde yapılan bu tövbe merasimiyle birlikte kişi 7 tane de nimet alıyor. Allahû Tealâdan:
1. Nimet Devrin imamının ruhu kişinin kaşının üzerine gelmesi. ( Mümin-15 ) 2. Nimet kişinin kalbine imanın yazılması ( Mucadele-22 ) 3. Nimet 3-1 günahların sevaba çevrilmesi ( Furkan 69,70 ) 3-2 sevapların 1 e 10 dan 1 e 1-700 e çıkarılması ( Bakara-261 ) 4. Nimet Ruhun Allaha doğru yola çıkması ( Nebe-39, Muzemmil-8 ) 5. Nimet Nefs tezkiyesinin başlaması ( Zumer-22, 23- Nur-21-Şems-9 ) 6. Nimet Fizik vücudun nefs açısından şeytana kul olmaktan kurtulmaya ve Allaha kul olmaya başlaması ( Rad-36- Ankebut-56 ) 7. Nimet İradenin güçlenmeye başlaması ( Ahzab- 43- Bakara-257 )
Evet , görüyoruz ki, Sırat-ı Mustakîme ulaştıran hikmet yolu, Allahın Kitabıdır. Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V). Kurânın muhtevasını bir, bir bizlere açıklamış ve anlatmıştır.
Aziz kardeşlerimiz ; Bu hadis konumuzun da sonuna geldik. Yüce Rabbimizin bizlere emrettiği 7 safhada 4 teslimi bütün unsurlarıyla, dünya hayatını yaşarken Allahın bizlere yaşamayı nasip kılmasını yine Yüce Rabbimizden Mehdi (A.S)ın himmetiyle dileyerek sohbetimizi burada tamamlıyoruz inşaallah.
Sizleri çok ama pek çok seviyoruz.
Sevgi ve saygılarımızla.
Allah Razı Olsun.
YAŞAR COŞKUN ARAŞTIRMACI YAZAR Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05 Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com
|
|
|
|||||||||||||