Sohbetler  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

VAHİY

 Aziz kardeşlerimiz :
Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmıyla selâmlıyoruz.
Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu.
 

Aziz kardeşlerimiz ;
Bu sohbet konumuzu da "VAHİY" kavramına ayırdık.
Tabii, yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kur’ân, bütün ilimlerin sahibidir.

Allahû Tealâ  En’am Suresi’nde diyor ki :

 

6/EN'AM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).

 

Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

 

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kur’ân’da sayısız şifreler vardır. O şifrelerin hangisini açabilirseniz, Allahû Tealâ size ne kadar nasip etmişse o kadarına girebilirsiniz.

 

Şimdi konumuza dönecek olursak;

 

VAHİY  NEDİR ?

İLHAM  NEDİR ?

ALLAH KİMLERE VAHYEDER ?

 

Hadi gelin bu konuları birlikte inceleyelim.

Âlimlerin yazdıkları, çizdikleri, söyledikleri şeyler Bizi hiç alâkadar etmiyor.

İnsanlığın, özellikle İslâm Âleminin içine düştüğü bu feci durum, onların Kur’ân’dan ayrılarak, bildiklerini zannettikleri şeyleri insanlara öğretmesiyle oluştu.

Bugün de, yarın da, öbür günde…

Kâinatı kıyamete kadar Kur’ân’ın ilmi aydınlatacaktır. Kur’ân’ın nuru aydınlatacaktır. İlmin tamamı O’nun içindedir. Hiçbir eksiği olmadan…

Ama O’nu anlayacak olan kabiliyet !...

İşte o kabiliyet, Allahû Tealâ tarafından verilir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Âlimler demişler ki : “ Allah peygamberden başkasına vahyetmez!...”

Herkeste inanmış ki, Allah sadece peygamberlere vahyeder. Peygamberlerden başkasına vahyetmez!...

Kur’ân-ı Kerim’de kesinlikle öyle olmadığını söylüyor.

Allahû Tealâ’nın vahyettiği insanların peygamber olması gerekmiyor. Hatta Allahû Tealâ, insanların dışında ; yerlere, göklere, arılara da vahyediyor.

İnsanların dışında yerlere, göklere, arılara vahyeden Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de insanlardan da peygamber olmayanlara rahatlıkla vahyettiğini söylüyor.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bâtıl her zaman yok olmaya mahkumdur. Hak geldiğinde bâtıl yok olacaktır.

Şu anda batıl olan şu söz:

ALLAH SADECE PEYGAMBERLERE VAHYEDER.

 

Şimdi Hak ( Kur’ân-ı Kerim ) geldi.

 

“Allah, yalnız peygamberlere değil, başka insanlara da vahyeder.” Sözü Kur’ân’dan doğrulandı. Bâtıl zail oldu.

Ne diyor Allahû Tealâ Yunus Suresi’nde ?

 

10/YUNUS-2: E kâne linnâsi aceben en evhaynâ ilâ reculin minhum en enzirin nâse ve beşşirillezîne âmenû enne lehum kademe sıdkın inde rabbihim, kâlel kâfirûne inne hâzâ le sâhırun mubîn(mubînun).

 

Onlardan bir adama; insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler) müjdelemesi için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki; onlar için Rab’lerinin yanında (katında) sıddîkler makamı vardır. Kâfirler şöyle der: “Muhakkak ki; bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.”

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahû Tealâ’nın insanların içinden birisine vahyetmesi söz konusudur. Dünde böyle olmuştur, bugünde böyledir.

Allahû Tealâ dilediğine vahyeder. Yarın da böyle olacaktır.

Allahû Tealâ dilediğine yine vahyedecektir.

 

Vahiy, Allah’ın insanlarla konuşmasının adıdır.

Vahiy, Allah’ın yerlerle, göklerle konuşmasının adıdır.

Vahiy, Allah’ın arılarla konuşmasının adıdır.

Vahiy, Allah’ın peygamberlerle (nebilerle) konuşmasının adıdır.

Vahiy, Allah’ın resûllerle konuşmasının adıdır.

Vahiy, Allah’ın peygamber olmayan, resûl de olmayan insanlarla konuşmasının adıdır.

 

Hadi gelin beraberce bu konudaki âyetlere bakalım.

 

Allahû Tealâ Bakara Suresi’nde diyor ki :

2/BAKARA-118: Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).

 

(Gerçeği) bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle konuşsa ya.” veya “Bize de bir âyet gelse ya.” Bunlar gibi bundan öncekiler de onların dediklerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri (de ne kadar) birbirine benzer. Âyetlerimizi yakîne ulaşan (üst seviyede hakikati bilip şüpheden kurtulan) bir kavim (topluluk) için beyan etmişizdir (açıklamışızdır).

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahû Tealâ’nın yakîn’den muradı :

İlm’el yakîn

Ayn’el yakîn

Hakk’ul yakîndir.

Ayn’el yakîn’de vahiy müessesesi mutlaka tahakkuk eder.

Ayn’el yakîn’in özelliği, kişiyi hikmet sahibi kılan kademe olmasıdır. Bizimle Allahû Tealâ arasında 28 basamaklık bir İslâm merdiveni basamağı vardır. Kişi 26. basamakta daimi zikirle başlar, kim daimi zikre ulaşmışsa o kişi, Ayn’el yakînin sahibidir. O kişi hikmet sahibidir.

 

Hikmet sahibi olan kişi 4 vasıf şartının sahibidir:

1- Daimi zikrin sahibidir.

2- Bu sebeple (daimi zikirde olduğu için) nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olmuştur. Daimi zikir o afetlerin hepsini yok etmiştir.

3- Kalbi böyle olduğu için, Allahû Tealâ kalp gözünü açmıştır.

4- Yine bu sebeple Allahû Tealâ, kalp kulağını da açmıştır.

Yani bu kişi, Allah’ın söylediklerini kalp kulağıyla işitir, Allah ona vahyeder. Allah’ın gösterdiklerini de kalp gözüyle görür.

 

İşte Allahû Tealâ’nın bu kişiye yaptığı konuşmanın adı, VAHİY’dir.

 

Bu kişi, Allahû Tealâ ile her konuyu tezekkür etmek imkânının sahibidir. Bu sebeple ehli tezekkürdür.

Ayrıca bu kişi 3 vasıf özelliğinin de sahibidir.

Bu kişi, Ehli hayırdır; Daimi zikrin sahibi olduğu için her an derecat kazanmaktadır.

Bu kişi, Ehli hikmettir. Kur’ân-ı Kerim’in âyetleri, 28 basamaktan hangisine aittir, onları bir defada derhal tespit edebilecek olan bir yeteneğin, bir ilmin Allahû Tealâ tarafından sahibi kılınmıştır.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Vahiy müessesesi, daimi zikre ulaşan herkes için geçerlidir. Sadece devrin imamına ait has bir olgu değildir.

Devrin imamı Allah’tan vahiy alır.

Bütün kavimlerdeki resûller, Allah’tan vahiy alır.

İradelerini Allah’a teslim eden, Allah’ın irşad makamına tayin ettiği mürşidler, Allah’tan vahiy alır.

İrşada ulaşanlar, Allah’tan vahiy alır.

Nefslerini Allah’a teslim edenler, Allah’tan vahiy alır.

Daimi zikre ulaşıp da, bahsettiğimiz 7 vasfın sahibi olan herkes, Allah’tan vahiy alır.

Öyleyse Ayn’el yakînin sahipleri de, Hakk’ul yakînin sahipleri de Allah’tan vahiy alırlar.

 

Hepsinin de adı, VAHİY’dir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

DEMEK Kİ :

ALLAHÛ TEALÂ;

SADECE PEYGAMBERLERE VAHYETMİYORMUŞ !...

 

Aziz kardeşlerimiz ,

Allahû Tealâ’nın bırakınız insanlara vahyetmeyi, yere vahyettiğini görüyoruz.

 

99 / ZİLZAL-5 : “Bi enne rabbeke ehvâ lehâ.”

Çünkü, Rabbin, yere vahyetti.

 

Allahû Tealâ semaya vahyeder :

 

41/FUSSİLET-12: Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).

 

Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti. Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah’ın) takdiridir.

 

 

Allahû Tealâ arıya vahyediyor :

 

16/NAHL-68: Ve evhâ rabbuke ilen nahli enittehızî minel cibâli buyûten ve mineş şeceri ve mimmâ ya’rişûn(ya’rişûne).

 

Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.

 

Arkasından da diyor ki, Allahû Tealâ : “ Ve insan için bir şifa olan balı üret!.”

Demek ki Allahû Tealâ, insanlara vahyetmesini bir yana bırakalım, arılara da vahyediyor. Yerlere de vahyediyor. Göklere de vahyediyor. Ve Hz. İsa’nın havarilerine de vahyediyor:

 

5/MAİDE-111: Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).

 

Havarilere: “Bana ve resûlüme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik, bizim (Allah’a) teslim olduğumuza şahit ol.” demişlerdi.

 

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kimse havarilerin peygamber olduğunu iddia edemez.

 

Allahû Tealâ buyuruyor ki :

53 / NECM-10 :  Fe ehvâ ilâ abdihi mâ evhâ.

 

Böylece kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.

 

20 / TAHA-38 : İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.

 

O zaman annene vahyedilecek şeyi vahyetmiştik.

 

Görüyoruz ki, Allahû Tealâ, Hz. Musa’nın annesine vahyediyor.

Görüyoruz ki, Allahû Tealâ, Hz.İsa’nın annesine vahyediyor.

 

Öyleyse Allahû Tealâ’nın vahiy müessesesinin sadece peygamberleri kapsadığı konusu sadece insanların uydurduğu bir yalan, ispatı mümkün olmayan bir zavallı iddia….

 

Âlimlere sualler soruyorlar, müktesebatlarında olmayan şeyi de cevap olarak söylüyorlar.

Oysa ki : “Bunu bilmiyorum, incelemem gerekir.” Diyebilseler zaten problem çözülecek.

Kur’ân-ı Kerim, bu konulara açıklık getirecek.  

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu açıkladığımız âyetler, konumuza bir kesinlik getiriyor.

Allahû Tealâ, Hz. Musa’nın peygamber olmayan, üstelik de kadın olan annesine de vahyetmiştir. Kadın peygamber insanlık tarihinde hiç olmamıştır. Yetmez, Hz. İsa’nın havarilerine de Allahû Tealâ vahyetmiştir.

 

42/ŞURA-51: Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).

 

Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.

 

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Görülüyor ki, vahiy müessesesi her devirde geçerlidir, her zaman geçerlidir ve Allah dilediğine vahyeder.

Allah’ın resûlleri ise (Allahû Tealâ tarafından risalete seçilmiş olan insanlar) her zaman Allahû Tealâ ile konuşma halindedirler.

 

21/ENBİYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

 

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

 

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Ehli zikir, ehli tezekkürdür. Daimi zikrin sahipleri, hepsi ayn’el yakînin sahipleridir. Hepsi Allahû Tealâ ile konuşur. Ehli tezekkürdürler. Sualler sorarlar, cevaplar alırlar.

Ehli tezekkür, Allah ile her zaman konuşabilen, tezekkür edebilen, müzakere edebilen kişileri ihata eder ki; bu nokta, Allahû Tealâ’nın vahiy müessesesinin kesin olarak başladığı noktadır.   

Kişinin kalp kulağı açılmıştır, Allah ile konuşur. Allah’ın bütün söylediklerini işitir. Allah’ın bütün gösterdiklerini de görür.

Demek ki, 28 basamaklık bir skalada, 26. basamakta müktesep hak olarak vahiy müessesesi, Allahû Tealâ tarafından mutlaka kullanılmaktadır.

 

Allahû Tealâ o insanlara vahyediyor.

 

Hangi şartlar içerisinde ?

 

O insanlar, daimi zikre ulaştıkları zaman hem kalp kulakları açılıyor, hem kalp gözleri açılıyor. Sadece Allah’ın vahyini işitmiyorlar, o vahye dayalı olarak gösterdiği her şeyi de görüyorlar.

 

Peki, bir de ilham var !. İlhamda bir konuşma türü değil mi ?

 

İlhamda karşılıklı bir kelimeye dayalı alış-veriş söz konusu olmaz. Yani kişi, Allah ile tezekkür etmek yetkisinin sahibi değildir.

 

Allahû Tealâ diyor ki :

91 / ŞEMS-7 : Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

 

Yemin ederim ki; o nefs, sevva edildi ( 7 kademede )

 

91 / ŞEMS-8 : Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.

 

Ona ( o nefse ), ( Allah’ın ) takvası ve ( şeytanın ) füccuru ilham edilir.

 

91 / ŞEMS-9 : Kad efleha men zekkâhâ.

 

Andolsun ki; nefsini tezkiye eden, felâha erer. ( cennete girer )

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kişi Allahû Tealâ tarafından kendisine ilham verilmeye başlandığı bir noktaya ulaşabilir. O noktada o kişi, Allah’ın ilhamına muhatap olur. İlham, kişinin bir yerlerde ulaşamadığı bir dizaynı, meselâ şiir yazan insanın, bir satırda duraklaması, oraya uygun bir şey yerleştirememesi halinde Allahû Tealâ’dan kendisine ulaşan bir kelime, bir cümle “İlham”dır.

 

Şeytanın ilhamı, devamlı o kişiyi rahatsız etmek istikâmetinde kullanılır. Şeytanın bir tek muradı vardır; herkesi mutsuz ve huzursuz etmek. İblis bunun için vardır, bütün gayreti de buna dayalıdır. Ve Allah, başlangıçta insanlara ilham etmez. Allahû Tealâ’dan ilham almaya başladığımız yer, nefs tezkiyesindedir.

 

Evet, söz konusu olan Allahû Tealâ’nın vahiy müessesesi, Allah’ın bir büyük ni’meti olarak değerlendirilmelidir.

Öyleyse Allahû Tealâ, kişiyle karşılıklı konuşur mu ? Konuşur. Suallere cevap verir mi? Verir. Dilerse kişi sormadan da Allahû Tealâ, ona dilediği her şeyi vahyeder.

Önemli olan Allah’ın vahyine; müyesser olmak, Allah’ın vahyine ermek.

 

Şimdi bu açıdan meselemize bakıyoruz.  

 

        ALLAH’IN VAHYETTİĞİ KİŞİLER KİMLERDİR ?

 

Vahyin bir müktesep hak olarak başlangıç noktası , daimi zikirdir. Nefsin kalbindeki bütün afetlerin yok olması, kalp kulağının açılması, kalp gözünün açılması…

Böylece Allahû Tealâ’nın kişiyi irfan sahibi kılmak için o kişiyle kendi arasında, kalp gözü ve kalp kulağını açarak, bir körü kurar.

 

3/AL-İ İMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

 

O (Allah) ki; Kitab’ı, sana O indirdi. O’ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz’daki) ümmül kitapta (yer alan açık ve kesin âyetler’dir.) Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab’ın)  müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan rasihun (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O’na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl’elbab tezekkür edebilir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kimdir bu tezekkürün sahibi ?

Vahyin sahibi ola ulûl’elbab’tır.

Ulûl’elbab’ın tarifini veriyor; Allahû Tealâ:

 

3/AL-İ İMRAN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

 

Hiç şüphesiz; göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulûl’elbab için nice deliller vardır.

 

3/AL-İ İMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tespih (tenzih) ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.”

 

Kişinin ulûl’elbab olmasının ölçüsü, nefsindeki bütün afetlerin yok olması, yerini ( %2 rahmet olmak üzere ) faziletlerin tamamen doldurmasıdır.

Öyleyse kişinin kalbini, Allah’ın nurları tamamen dolduruyor.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Burada bizim için söz konusu olan şey Allahû Tealâ’nın dizaynıdır.

Allahû Tealâ, nefsimizin kalbini öyle bir hüviyete sokuyor ki; Allah’ın bütün söylediklerini işitebilecek olan bir hüviyete geliyor.

Kalbimizi öyle bir hale sokuyor ki ; Allah’ın bütün gösterdiklerini görecek hale geliyor, kalp gözümüz, kalp kulağımız açılıyor.

Hikmet sahibi olan kişi, bu sebeple ehli tezekkürdür.

“ Ulûl’elbab tezekkür edebilir,” diyor.

Bu sebeple kişi tezekkür eder; kalp kulağı açılmıştır. Allahû Tealâ’ya ister kalbinden geçirerek, ister kelimeye dökerek müracaat eder, sorar sualini, Allahû Tealâ da dilerse ona cevap verir.

 

21/ENBİYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

 

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

 

 

Allahû Tealâ’nın “Sorun!” ifadesini kullandığı ehli zikir; ehli tezekkürdür.

Onlara insanlar sorarlar, Onlar da Allah’a sorar ve aldıkları cevabı aynen aktarırlar.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kur’ân-ı Kerim’in hüviyetini hiç bilmeyen zavallı insanlar derler ki :

- Ben de ehli zikirim.

- Peki niçin ehli zikirsin ?

- Çünkü ben Kur’ân okurum. Kur’ân bir zikirdir. Onu okuyan ehli zikirdir. Ben de ehli zikirim.

Oysa ki ; ehli zikir:

1 – Daimi zikrin sahibi olacak

2 – Bu sebeple nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olmuş olacak.

3 – Kalp gözü mutlaka açılmış olacak.

4 – Kalp kulağı mutlaka açılmış olacak.

5 – Ehli tezekkür olacak.

6 – Ehli hayır olacak.

7 – Ehli hikmet olacak.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bunlardan her biri ayrı bir ölçüdür. Hepsinin birleşme noktası daimi zikirdir. Daimi zikre ulaşan kişi, Allah’tan vahiy almaya başlar.

İşte bu açıdan olayları değerlendirirsek, vahiy alanların bir çok kategorisinin var olduğunu görürüz.

Vahiy alanların başlangıç noktası, kişinin Ayn’el yakîn sahibi olduğu, hikmet sahibi olduğu ulûl’elbab makamıdır.

Daimi zikre ulaşan herkes ehli tezekkürdür. Allah ile her konuyu tezekkür edebilir, sorar, cevap ister. Allahû Tealâ dilerse verir. Dilemezse vermez.

 

Allahû Tealâ onun her söylediğini zaten işitmektedir. Ama o da Allah’ın söylediklerini işitebilecek olan bir imkânın sahibidir. Burada o kişiye, henüz sadece zemin katın sırları gösterilir. Zemin kattaki devrin imamının dergâhı gösterilir. O dergâhtaki altın kapı, altın paralardan oluşan bir küme, önlerinde rahlelerin üzerinde Kur’ân-ı Kerim’ler bulunan 10’arlık insan ruhları sıralaması gösterilir.

 

Birinci sıranın sağ ve sol tarafında, sağ kanat ve sol kanat velisi, çekme katta devrin imamı, insan ruhlarının seyr-i süluka çıkmadan evvel, altın kapının sağ tarafındaki duvar önünde secdeye varmaları, sağ kanat velisinden başlayarak, sol kanat velisi, hanım sultanın altın kapıdan uçarak çıkmaları gösterilir. Arkasından birer, birer üst katlara çıkacak olanların yukarıda tek sıra oluşturmaları, ayakta olan insan ruhlarından oluşan ama hepside boşlukta duran (yerde değiller) aynı o tek sıra halinde yukarıya doğru yükselmeleri gösterilir.

 

Mihenk menfezinde bunun zıddı olur. Birer, birer insan ruhları yükselirler ve birinin ayakları diğerinin başının üzerinde olur. Hiç kimsenin ayağı, hiç kimsenin başına değmez. Sürat, sonsuz hızdır ve aynı hızdır. Ama burada, tek bir sıra yukarıya doğru yükselir.

 

Diğerinde aynı anda çok sayıda insan ruhu, Allah’a doğru yükselir ama hepsi aynı hizadadır. Soldan sağa aynı hizada, hepsi ayakta vaziyette ve yukarı doğru grup halinde bir yükselme….

 

Saffat Suresi’nde saf halinde yükselmenin kesinleştiğini göreceksiniz.

 

37/SAFFAT-1: Ves saffati saffâ(saffen).

 

Saf bağlayarak (huşû ile Allah’ın huzurunda) saf halinde bulunanlara andolsun.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Vahiy almanın başlangıç noktası, ulûl’elbab makamında sadece kalbin bir mertebe müzeyyen olmasını içerir. Ne zaman o kişiye göğün 1. katı gösterilirse, o kişi her gök katında bir mertebe daha Allah’ın indinde yücelecektir, saflaşacaktır. Ve her katta vahyi, daha gelişmiş bir vahiy olacaktır.

Her katı Allahû Tealâ göstererek onun bilgisini, ilim seviyesini daha açık bir ifadeyle irfan seviyesini, artıracaktır.

 

Dikkat edin ki, vahiy alanlar sadece irfan sahipleridir.

İrfana ulaşamayan birisi, kalp gözü ve kalp kulağı açılmayan birisi, Allah’tan vahiy alamaz.

Vahyin başlangıç noktası, mutlak olarak İlm’el yakînin bittiği noktadan (21. basamak ) sonrasındadır.

 

Normal standart Ayn’el yakînin başladığı noktadır. ( 26. basamak) Ama ayn’el yakîn başlamadan kişi Allah’tan vahiy alabilir. Kalp kulağı açılabilir, kalp gözü açılabilir ama kişi daimi zikre varmamıştır, mümkündür. Allahû Tealâ kişiye hediye olarak ta verebilir. Ama vahyin alınabilmesi kalp kulağının mutlaka açılmasını ifade eder.

 

Allah’ın yoluna giren bir kişi, Allah’a ulaşmayı dilediği zaman o kişinin kulaklarındaki vakra alınır, kalbindeki ekinnet alınır ve yerine ihbat konulur, irşad makamının söylediklerini idrak etsin diye…

 

Kulaklarındaki vakra alınmıştır ama, ulûl’elbab makamında kişinin kalp gözü de kalp kulağı da Allahû Tealâ tarafından, Allah’ın söylediklerini idrak etsin diye, açılır.

Kişi, baş gözündeki hicab-ı mesture alınarak, baş kulalarındaki vakra alınarak bir yeni hayata başladığı zaman Allahû Tealâ, onların ölülerken hayata geçirildiğini söylüyor.

 

Ve burası 3. basamak. Allah’a yaşarken ulaşmayı dilediğiniz yer!.

4. basamakta Rahîm esması üzerinize tecelli ediyor.

5. basamakta gözlerinizdeki hicab-ı mesture,

6. basamakta kulaklarınızdaki vakra,

7. basamakta kalbinizdeki ekinnet alınıyor, yerine ihbat konuluyor.

 

Fizik vücudunuz ölüyken hayata getirildi. Bunlar olmadan evvel sizler yaşıyordunuz ama Allah’a göre bir ölüydünüz. Ve bunlar değiştiği için diriltildiniz. (5.6.7. basamaklar)

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Burada ölüyken hayata getirilen fizik vücudunuzdur.

26. basamakta ise ( ulûl’elbab makamı ) nefsinizin kalbindeki kulak ve göz açılır.

Allahû Tealâ’nın sizlere fizik ötesini göstermesi, fiziğin ötesini anlatması için.

Bu muhtevaya dikkatle bakın!...

Her açıdan Allahû Tealâ’nın dizaynı sizi manevi hayata, fiziğin ötesine hazırlamaktır.

 

Fiziğin ötesini görür, kalp gözü, fiziğin ötesini işitir, kalp kulağı ve bu noktada ( ulûl’elbab makamı ) kişi sadece zemin katın sırlarını görür. O konuda Allahû Tealâ daha sonra  ( İhlâs makamı ) ona bütün gök katlarını birer, birer gösterecektir. Gösterdikçe vahiy, o katı da ihtiva eden bir özellik kazanır. Gök katlarındaki 7. katın 7 tane âlemini ayrı, ayrı görecektir. Ve en son İndi İlâhi’yi görecektir. Huzur Namazının İmamı’nı görecektir, arkasındaki iki kişiyi görecektir. Onların arkasındaki bir kişiyi görecektir. Sonrada 7 kişiyi ( 7 tane kutbu )…

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bunun ötesinde İhlâs makamını aştığınız zaman salâh makamında olursunuz.  Salâh makamında Allahû Tealâ, bu 7 tane âlemin ötesini gösterir

İndi İlâhi, İhlâs makamında görülür ama, salâh makamında Adem’e geçersiniz. Adem’den ( (yokluk ) kâinata baktırır Allahû Tealâ. Bakarsınız ki, kâinat bir insan vücudu şeklinde. Burası salâh makamıdır. Salâh makamının 1.,2.,3.,4. kademelerindesiniz. Ve nefsinizin kalbindeki müzeyyen olma miktarı 18’e ulaşmıştır.

 

İradenizi de Allah’a teslim edersiniz, böylece Allah’ın Zat’ını da görmeniz söz konusu olur. Bu nokta Hakk’ul yakînin bulunduğu noktadır. Ve kalp gözünüzün ulaştığı yer artık Allah’ın Zat’ına da muhtevidir.

Gaybî îmânınız, Tahkiki İmana dönüşmüştür. Rabbinizi gördüğünüz için. Burası, İrşad makamına tayin olduğunuz, iradenizin Allah’a bağlandığı yerdir.

Daha ötesi var!.

Her kavimdeki resûller.

Daha üst seviyede vahiy, resûller içindir. Vahyin en üst seviyesi, Devrin İmamı içindir.

Devrin İmamı, her an Allah ile ilişki içerisindedir. Her an O’ndan bir şeyler alır, her an bir şeyleri tezekkür eder. Allah, onunla her an, bir beraberliğin içerisindedir. Vahyin son noktası orasıdır.

 

O’nu konuşturan Allah’tır.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Elbette ki Nebi’lere Allahû Tealâ’nın verdiği vahiyle, Nebi (peygamber ) olmayan resûllere verdiği vahiy birbirinden farklıdır. Üstünlüğe göre dizayn edilir.

Vahyin bir başka cepheden incelenmesine baktığımız zaman İlmi Ledûn’a ait vahiyle, risalete müteallik olan vahyin birbirinden ayrıldığını görürüz.

Allahû Tealâ, İlm-i Ledûn’unu verirken başka açılardan değerlendirir kişiyi.

Onun Resûl olması veya Nebi olması, önemli değildir. Allah’ın başka kriterleri vardır. O kriterlere dayalı olarak verir İlmi Ledûn’unu.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

İlmi Ledûn, Allahû Tealâ’nın gizli ilimidir.

Bu, Rabbani bir ilimdir. Allahû Tealâ’nın gizli Rabbani ilmi “ İlmi Ledûn” adını alır.

Vahyin her an oluştuğu ve fizik ötesinin her an, o kişiye ayan olduğu ve farklı özelliklere sahip kılındığı bir safhayı içerir. Burada risalet, Nübüvvet ikinci plânda gelir.

 

Birinci plânda gelen ; Allahû Tealâ’nın o kişiye Ledûn’undan vahyetmesidir.

 

Hz. Musa a.s. Nebi idi. Allahû Tealâ’dan vahiy alıyordu ama bu vahiy, Ledûnî vahiy değildi. Ama Hızır a.s. bir Nebi, hatta bir resûl dahi olmadığı halde Allahû Tealâ’dan vahiy alıyordu.

İki vahiy birbirinden farklıdır.

Ve bu açıdan mütâlaa ettiğiniz zaman Ledûn’i vahiy, normal vahiyden üstündür.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Vahiy konulu bu sohbetimize de burada son verirken Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine, hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz.

 

Hepinizi, çok ama pek çok sevdiğimizi bilmenizi istiyoruz.

Sevgilerimiz, biliyoruz ki karşılıklıdır.

Biliyoruz ki sevgilerimiz, Allah’ın sevgisiyle birliktedir.

Sevgi ve saygılarımızla.