![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sorular ve Cevaplar | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
Soru : Allahın mağfireti veya Peygamberin şefaati ne zaman gerçekleşir?
Cevap : Tövbe merasimi gerçekleştiği zaman.
Aziz kardeşimiz; Şimdi buradaki tövbeye dikkat ediniz. Bu tövbenin mutlaka, ihsanla tövbe olması lâzım. Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesine baktığımız zaman, bir enteresan ifadenin dikkatinizi çekmesi lâzım. Ne diyor Allahû Tealâ:
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûlelbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekkeden Medineye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medinedeki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da Ondan (Allahtan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Tâbîin için Allahû Tealânın kullandığı tabir bu: İhsanla tâbî olmak. Acaba Allahû Tealâ ne demek istiyor? Ne zaman bir insan Allahû Tealâya ulaşmayı dilemezse ve bir mürşide ulaşırsa, önünde diz çöküp tövbe ederse, o tövbenin hiçbir kıymeti yoktur. Tıpkı Peygamber Efendimiz (S.A.V)e Allaha ulaşmayı dilemeden Hacet Namazı kılıp sormadan ulaştıkları gibi. Nerede geçiyor; Hucurat Suresi 14. âyet-i kerimede bakın Allahû Tealâ ne diyor:
49/HUCURAT-14: Kâletil arâbu âmennâ, kul lem tuminû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min amâlikum şeyâ(şeyen), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun). Araplar dediler ki: Biz mümin olduk. (Habibim) de ki: Mümin olduk, demeyin. Lâkin; İslâm (dairesine) girdik, deyin. Çünkü (Allaha ulaşmayı dilemediğiniz için) kalplerinizin içine îmân girmedi. Ve eğer Allaha ve resûlüne itaat ederseniz, amellerinizden bir şey eksilmez. Allah Gafurdur, Rahîmdir.
Aziz kardeşimiz ; O tövbe kişiye hiçbir şey kazandırmaz. Üzerinde hiçbir değişiklik vücut bulmaz; çünkü bu tövbe ihsanla tövbe değildir. Hangi mürşide tâbî olursa olsun, Zamanın İmamına tâbî olsun isterse, netice değişmez. Yukarıda da örneğini verdik zaten. Yaptığın tövbe üzerinde hiçbir tesir icra etmez. Arkasından, Lâ ilâhe illallâh, Muhammeden Resûlullah demesi de neticeyi değiştirmez.
Öyleyse nedir ihsanla tövbe? Ne zaman siz yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilerseniz, Allahû Tealâ derhal kalbinizdeki bu dileği işitir, bilir ve görür ve derhal sizi ihsanlarıyla mükâfatlandırmaya başlar.
1. ihsan, kişinin gözlerindeki hicab-ı mesture alınıyor 2. ihsan, kişinin basar hassasının üzerindeki gışavet alınıyor 3. ihsan, kulaklardaki vakra alınıyor 4. ihsan, semî hassası üzerindeki mühür açılıyor 5. ihsan, kalbin mührü açılıyor 6. ihsan, kalpteki ekinnet alınıyor 7. ihsan, ekinnetin yerine ihbat konuyor 8. ihsan, Allah kişinin kalbine ulaşıyor 9. ihsan, kişinin kalbinin nur kapısı Allaha çevriliyor 10.ihsan, kişinin göğsünden kalbine nur yolu açılıyor 11.ihsan, kişi zikir yaptıkça, rahmet nurları kalbe girmeye başlıyor 12. ihsan, % 2 nurla huşu oluşuyor, kişi Hacet Namazını kılıp Allaha mürşidini soruyor ve gidip Ona tâbî oluyor.
Bu 12 ihsan da dahil olmak üzere bu ihsanları kişinin aldığı (orada irşad makamının önünde, teslim olurken) şahitler tarafından gözlenir. Arşı tutan melekler, Devrin İmamının Ruhu, olayı gerçekleştiren mürşid, o mürşidin kalp gözü, onun başının üzerindeki Devrin İmamının Ruhu, Kiramen Kâtibin melekleri, kişinin hayat filminin düşüncelerine müteallik kesimi ve Allah!...
Yedi şahidin huzurunda, önünde kişinin kalbinde hicab-ı mesturenin alındığı, Allahın o kişiye Rahîm esması ile hâlâ tecelli etmekte olduğu, ekinnetin alındığı, yerine ihbatın konduğu, kalbe hidayet konduğu, kalbin nur kapısının Allaha döndüğü, yolun açıldığı, kişinin huşûya ulaştığı, hepsi orada görünür.
Bu tövbe, 12 ihsanla yapılan tövbedir. Böyle bir tövbenin sonunda mutlak olarak Allahû Tealâ, Devrin İmamının Ruhunu kişinin başının üzerine gönderir. Ve Allahın nimetleri başlar.
1. nimet, kişinin başının üzerine Devrin İmamının Ruhunun gelip yerleşmesi 2. nimet, kalbe iman yazılması 3. nimet, günahların sevaba çevrilmesi ve 1e 10dan 1e 700 e sevapların çıkarılması 4. nimet, ruhun yaşarken Allaha doğru yola çıkması 5. nimet, nefs tezkiyesinin başlaması 6. nimet, fizik vücudun nefs açısından şeytana kul olmaktan kurtulup, Allaha kul olmaya başlaması 7. nimet, iradenin güçlenmeye başlaması.
Evet aziz kardeşimiz ; Konumuzla alâkalı olan, günahların sevaba çevrilmesidir. Allahû Tealâ mağfiret eder. Bu noktada ihsanla nimetin bileşkesi söz konusudur. İhsanla yapılan bir tövbenin sonunda Devrin İmamının ve Onun etrafındaki meleklerin talebi gerçekleşir (40/Mumin7) ve Allahû Tealâ kişiye mağfiret eder. Yani günahlarını iki defa affeder. Bütün günahlarını !...
40/MU'MİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yuminûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesite kulle şeyin rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi).
Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rablerini hamd ile tesbih ederler ve ona îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allahtan) mağfiret dilerler: Rabbimiz, Sen her şeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîme) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Ve onları cehennem azabından koru!
Öyleyse, Allahın mağfireti ve Peygamberin şefaati veya Resûlün şefaati aynı anda gerçekleşir. Her zaman diyoruz ki, her zaman Allahû Tealânın indinde mutlaka Huzur Namazının İmamı günde yedi defa görev yapmaktadır ve peygamberler o makamın aslî sahipleridir. Asaleten o görevi yapmışlardır. Son peygamber son defa olarak asaleten Huzur Namazının İmamlığı görevini yapmıştır. Ondan evvel de, Ondan evvelki peygamberlerle, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ile arasındaki devrede yine Huzur Namazının İmamlığı vekâleten resûller tarafından yapılmıştır. Peygamber olmayan velî resûller tarafından!...
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)den sonra da aynı işlem devam etmiştir. Hâlâ böyle devam etmektedir. Hâlâ velî resûller, peygamberlerin asaleten yaptıkları görevleri vekâleten ifa etmektedirler. Her devirde, hayatta olanlardan bütün kavimlere Allahû Tealâ resûl gönderdiği cihetle, bu resûllerden seçtiği bir tanesine Huzur Namazının İmamlığı görevini vekâleten verir. Bakınız; 23/Muminun-44 ve 14/İbrahim-4. âyet-i kerimeler.
İşte bütün kavimlerde arşı tutan meleklerle beraber var olan ruh, Onun ruhudur. Devrin İmamının Ruhudur. Ve iki yerde arşı tutan meleklerle beraber olduğu için, hem Ümmülkitapta, ümmülkitabın başında durmaktadır. (Arşı tutan melekler onları tutmaktadır) Hem de Huzur Namazının kılındığı İnd-i İlâhîde, yine altın tahtlar, onlar da boşlukta durmaktadır. (Onları da arşı tutan melekler tutmaktadır) ve etraflarındaki kişi, Huzur Namazındaki en baştaki kişi, onların etrafındaki ruhtur. Ve Ümmülkitapta da aynı olay söz konusudur.
Öyleyse Allahın mağfireti ve resûlün şefaati ne zaman gerçekleşir? sualinin cevabı kesin olarak burada geliyor. İhsanla tövbe edildiği taktirde!... Bütün tâbiîn, Allahû Tealâdan 12 ihsanı alarak her birisi bir sahâbenin önünde tövbe etmişlerdir. Bu tövbe ihsanla tövbe olduğu için, sonuç tamamlanmıştır. (Bakınız; Tevbe 100. âyet-i kerime)
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) bir hadis-i şerifinde: Her peygamberin bir dua hakkı vardır. Ben dua hakkımı ümmetime şefaat etmek için kullanırım. Sizler şefaatimi muttakîlere zannedersiniz, fakat şefaatim günahkârlar ve hata işleyenler içindir demiştir.
Her şey % 100 yerli yerine oturuyor. Çünkü, kim olursa olsun, ileride hangi dereceye ulaşacak olursa olsun, bütün insanlar doğuşlarından itibaren dalâlettedirler. Yani buradaki tabire göre, günah işleyenler, günahkârlar ve hata işleyenler içindir. Çünkü, nefslerinde afetler olduğu için devamlı hata işleyeceklerdir. İşte böyle bir dizaynda hata işleyenlere ve günahkârlara ki, sahâbe biliyorsunuz, kanlı katildiler hepsi; bütün kabilelerin arasında kan davası vardı. Çocuklarını da daha küçükken diri diri mezara gömüyorlardı. Hz. Ömer (R.A) hep ağlayarak anlatırmış; kız çocuğunu nasıl diri diri mezara gömdüğünü
Aziz kardeşlerimiz; Günahkâr, hatalı ve bir sürü seyyiatin sahibi olan sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)e geliyor ve O, onlara şefaat ediyor, onlarla olan ilişkilerinde; Allahla olan ilişkilerinde mağfiret talebinde bulunuyor Allahû Tealâdan.
Öyleyse, Peygamber Efendimiz (S.A.V)in şefaati sadece günahkârlara ve hatalı insanlaradır. Onların bütün günahlarının, seyyiatlerinin ve şerrlerinin negatif karşılıklarını Onun talebi ve karşı tarafın talebi üzerine sıfırlanan bir dizayndan, pozitife çeviriyor. Kurân-ı Kerime % 100 uygun ve son derece yerli yerine oturan bir hadistir bu hadis. Allah Razı Olsun.
YAŞAR COŞKUN ARAŞTIRMACI YAZAR Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05 Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com
|
|
|
|||||||||||||