Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Hidayet çağı nedir? İnsan hayatında tâbîiyetin önemi nedir?

 

CEVAP : Allahû Tealâ buyuruyor:

 

7/A'RÂF-3: Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.

 

Aziz kardeşimiz ;

Allahû Tealâ, burada her şeyi en güzel standartta açıklığa kavuşturmuştur. A’raf Suresi’nin 3. âyet-i kerimesinde söylenen “Rabbimizden bize indirilen şey” Allah’a hidayet etmek, ruhu, vechi, nefsi, iradeyi sırayla Allah’a teslim etmektir.

Allah’ın kâinattaki yegâne dîni olan, Hz. İbrâhîm’in hanif dîninin, (Arapça adıyla İslâm dîninin) 7 safhasını ve 4 teslimini yerine getirmektir.

Rabbimizden bize indirilen buysa, Allahû Tealâ’nın bize bir ihtarı var.

Allahû Tealâ, “Allah’tan başka dostlar edinmeyin!” demekle “tapma” istikâmetinde; “putlara tapmayın” diyor.

“İnsanları ilâhlaştırmayın” diyor aynı zamanda bu ifadesiyle.

Rabbimizden bize indirilen:

1-    Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemektir.

2-    Mürşide ulaşıp tâbî olmaktır.

 

Allah’ın tâbî olunmasını emrettiği statüde, birinci safhada Allah’a ulaşmayı dilemek, ikinci safhada Allah’ın (Hacet Namazını kıldığımızda) bize göstereceği mürşide ulaşıp tâbî olmak vardır.

Mürşidi, tâbîiyet standardında Allahû Tealâ bize gösteriyor.

Allah, “Sebillerin tayini, tespiti, kast edilmesi Allah’a aittir” diyor.

 

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

 

Aziz kardeşim ,

Hangi sebile, hangi yola tâbî olacağımızı Allah tayin eder. Bu tayin, tâbî olmakla noktalanır.

Tâbî olunca biz, Allah’tan başka birisini (Allah’ın indirdiği emir gereği) kendisine tâbî olmak üzere, dost edinmek mecburiyetindeyiz.

Allahû Tealâ, “Allah’tan başkasını evliya edinmeyin!.” demekle, Allah’ın tayin ettiği, bizlere hacet namazı ile gösterdiği mürşide tâbî olmayın mı demek istiyor acaba?

Allah’tan başkasını evliya edinmeyin, tabiri: Allah’tan başkasını “tanrı” haline getirmeyin, demektir.

     ALLAH’TAN BAŞKASINI DOST EDİNMEYİN!...

 

Aziz kardeşimiz ,

Tehlike nerede başlar biliyor musunuz?

Tehlike daha dünyayı anlamaya başladığımız noktadan itibaren başlar.

Çünkü şeytan, her an bizimle beraber; her an bize fuhşu, şerri, münkeri emrediyor. “Onu, sözü dinlenecek bir mahlûk olarak kabul etmeyin” diyor, A’raf Suresi’nin 3. âyet-i kerimesi.

 

7/A'RÂF-3: Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.

 

Allahû Tealâ, “Size indirilene, Allah’ın söylediğine tâbî olun, o sizin içinizdeki ses, devamlı olarak Allah’ın emirlerine sizi itaat ettirmemeye, yasaklarını çiğnemeye çağırır. Allah’ı dost edinin. Allah’tan indirilene tâbî olun! Allah’ın emirlerinin ötesinde, size sözler söyleyenlerin hiç birisini dost edinmeyin.”

Sadece Allah’ın indirdiklerine tâbî olun, emirlerini yerine getirin. O emirlere ters hükümleri size ulaştırmaya çalışan iblise (şeytana) kesinlikle tâbî olmayın veya insan ve cin şeytanlara (tâgutlara) tâbî olmayın, onları dost edinmeyin!” diyorsa ifade son derece açıktır.

 “Eğer başka birisine tâbî oluyorsanız, onun söylediklerini yerine getiriyorsanız ve onun söyledikleri Allah’ın indirdiklerine ters düşüyorsa, o zaman yanlış birini dost edindiniz.”

 

“Dost edinmeyin!”

Bu negatif unsurdur.

“Size indirilene tâbî olun!.”

Bu ise pozitif unsurdur.

 

Allahû Tealâ buyuruyor:

45/CASİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) kıldı (çekti). Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

 

Ne zaman Allah’ın emrettiği bir şeyi yapmıyorsak, Allah’ın emrini yerine getirmiyorsak, o zaman Allah’ı emir ve kumanda mevkiinden indirip yerine nefsimizin bize o işlemi yaptıran afeti, hangi afetse onu koyuyoruz.

Ne oluyor?

Negatif bir dizaynın içerisine giriyoruz.

İşte Allahû Tealâ, burada açık ve kesin bir şekilde onu söylüyor hepimize.

         ALLAH’IN EMİRLERİNE İTAAT EDİN!...   

    

  “Kim Allah’ın emirlerinin dışında bir şeyleri söylüyorsa, (Nefsinizin afetleri ile amel etmenizi istiyorsa) o iblistir.

Nefsiniz de iblisin söylediklerinin aynını söyler.

Ne nefsinizin afetlerini ne de şeytanı dost edinmeyin! Benim emirlerime karşı çıktığı için.

Sadece Benim emirlerimi yapın, o emirlere karşı çıkan her kim ise, sakın onları dost edinmeyin, onların söylediklerine itaat etmeyin. Benim emirlerimi gerçekleştirin” diyor, Allahû Tealâ.

 

10/YÛNUS-35: Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).

De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk’a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk’a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk’a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

 

Aziz kardeşimiz ;

Bu âyet-i kerimede Allah’a şirk koşanlardan bahsediyor, Allahû Tealâ.

Bu âyet-i kerime, hidayet âyetleri arasında önemli bir kilometre taşıdır.

              ALLAH, HAKK’A HİDAYET EDER.  

 

Allah’a hidayet eden mi tâbî olunmaya daha lâyıktır, yoksa kendisi hidayete erdirilmedikçe hiç kimseyi hidayete erdiremeyecek olan mı lâyıktır?

A’raf-3 ile Yunus-35 arasında bir ilişki olduğu kesin.

Madalyonun bir tarafında, Allah var. Öbür tarafında da, iki alternatif; şeytan da var, insan ve cin şeytanlar da (tâgutlar) var. Allahû Tealâ buyuruyor:

 

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

 

42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

Şura Suresi’nin 13. âyet-i kerimesi gibi, Rad Suresi’nin 27. âyet-i kerimesinde de “Allah, O’na yönelen kişiyi (Allah’a enâb olan kişiyi) Kendisine ulaştırır” diyor.

Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi, Kendisine ulaştıracağını kesinleştirmiştir.

Allahû Tealâ, göğü nasıl yarattığını bildiriyor:

 

50/KAF-7: Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîcin.

Ve arz; onu döşedik, yaydık ve oraya sağlam dağlar attık (yerleştirdik). Ve orada her çeşit bitkiden güzel çiftler yetiştirdik.

 

50/KAF-8: Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.

Münib olan (Allah’a yönelen: Allah’a ulaşmayı dileyen) bütün kullarına basiret olsun (onların kalp gözleri açılsın) ve (çok) zikretsinler (daimî zikre ulaşsınlar) diye.

 

Aziz kardeşimiz ;

Allah’ın yarattığı her şey, kalp gözlerindeki basar hassasıyla bakanlar için ve içten bakan basiret gözü için zikirdir.

Böylece, bir sonuçla karşı karşıyayız:

Rad Suresi’nin 27. âyet-i kerimesinde Allah’a yönelen kişinin, Kendisine (Allah’a) ulaştırılacağı ifade buyurulmuştur. Ve Kaf Suresi’nde de Allah’a yönelen kişi için, Allah’ın yarattığı her şey bir zikirdir ve basireti oluşturan bir sistemdir, diyor.

Allahû Tealâ, her ikisinde de Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyen (Allah’a yönelen kuldan) bir kişiden bahsediyor.

Hidayetin başlangıç noktasını dikkate alıyor Allahû Tealâ.

Allahû Tealâ buyuruyor:

 

7/A'RÂF-30: Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).

Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar).

 

16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).

Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

 

Her kavimdeki Resûl’e tâbî olanlar var, tâbî olmayanlar var.

Tâbî olanlar, hidayete erenler; tâbî olmayanlar, üzerlerine dalâlet hak olanlardır.

Yüzlerce kavmi Allahû Tealâ cezalandırmış, ahalisini yok etmiştir.

Allahû Tealâ buyuruyor:

 

56/VÂKIA-13: Sulletun minel evvelîn(evvelîne).

(Onlar), evvelkilerden bir ümmettir.

 

56/VÂKIA-14: Ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne).

Ve (onların) birazı sonrakilerdendir.

 

Sahâbe için “sâbikûne’l-evvelîn” diyor, Allahû Tealâ:

 

 9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).

O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

 

 

Bir de sonraki sâbikûndan bahsediyor, Allahû Tealâ.

Zamanımızdaki sâbikûn; Allah’ın yolunda cihad edenler, nefsleriyle mücadele edenler ve bu noktada hayırlarda yarışanlardır.

Böyle kalmayacaksınız, adım adım daimî zikre doğru yaklaşacaksınız ve bir gün hayırlarda yarışanlar olacaksınız.

 Bu, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’den sonraki ikinci asr-ı saadettir.

Bu, ikinci hidayet çağıdır.

Âhir zamandayız ve Asr-ı hidayet’in içindeyiz.

 

Allah Razı Olsun…

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com