Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Hamd ve şükür nerede başlar?

 

CEVAP : Allahû Tealâ buyuruyor:

 

7/A'RÂF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).

Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

 

76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).

Muhakkak ki; Biz, onu (insanı) sebîle (Allah’a kavuşturan yola) ulaştırırız. Kimi (hidayet üzere olarak) şükredenlerden olur. Kimi (asla Allah’a ulaşmayı dilemez) küfredenlerden olur.

 

Aziz kardeşimiz,

Görülüyor ki; şeytanın sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından kuşattığı ve Sırat-ı Mustakîm’lerinin üzerine oturduğu insanlar, hidayete eremezler.

Onlar, şeytanın kuşatmasından kurtulmak için kendilerine düşeni yapmayanlardır, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ve onlar, şükredenlerden olmayacaklardır.

Dehr (insan) Suresi’nin 3. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın insanları sebîle (Sırat-ı Mustakîm’e) ulaştırması söz konusudur.

İki nev’i insan vardır.

1-Sırat-ı Mustakîm’e ulaşanlar, şükredenler.

2- Sırat-ı Mustakîm’e ulaşmayanlar, küfredenler.

Sırat-ı Mustakîm (sebil) Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilediğiniz noktada başlar.

7 sebil söz konusudur.

Birinci sebil, 3. basamaktan başlar, 7. basamağa kadar gider.

İkinci sebil, 7. basamaktan başlar, 14. basamağa kadar gider.

Üçüncü sebil, 14. basamaktan başlar, 21. basamağa kadar gider.

Dördüncü sebil, 21. basamaktan başlar, 25. basamağa ulaştırır.

Beşinci sebil, 25. basamaktan başlar, 27. basamağa ulaştırır.

Altıncı sebil, 27. basamaktan başlar, 28. basamağın 4. kademesine ulaştırır.

Yedinci sebil, 28. basamağın 4. kademesinden, 5. kademesine ulaştırır.

 

Aziz kardeşimiz,

Sadece Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenler sebile girerler.

Öyleyse, şükretmekle küfretmek, birbirinin zıddı iki tane kavramdır.

Mü’min olmakla, kafir olmak birbirinin iki zıddı kavramdır. Ve şükür mefhumuyla %100 alâkalıdır.

Bir insan küfürde kaldığı sürece onun şükrü geçerli değildir.

Şükür, Allah’ın mükâfatına lâyık olma müessesesidir.

Allah’ın mükâfatlarına lâyık olacaklar, şükrün sahipleridir ve Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı diledikleri andan itibaren mükâfatlara liyakat kesbetmişlerdir.

Şükrün neticesi; Allah’ın Rahîm esmasının o kişinin üzerinde tezahürüdür. Allah’ın onları hidayet yoluna, sebile ulaştırması söz konusudur.

Sebile ulaşmanın temelinde Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemek vardır.

Kim Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilerse, dilediği andan itibaren sebildedir ve şükredenlerdendir.

O kişi, şükrünün karşılığında Allah’tan mükâfat alanlardandır ve o mükâfatın karşılığında şükredenlerdendir.

İnsanlar, Allah’ın yoluna girmeden de şükrederler Allahû Tealâ’ya. Ama şükürleri kabul bulmaz, karşılık görmez.

O şükür, sadece sözle: “Ya Rabbi, ben Sana şükrederim” tarzında ifade edilir ama bu şükür, Allahû Tealâ tarafından kabul olunmaz.

Onların taleplerine Allahû Tealâ icabet etmez.

Şükretmeyenler, şükrün mükâfatına kavuşamayanlar, küfürde olanlardır.

Kimdir küfürde olanlar?

Allah’a inanmayanlar mı?

Hayır.

Allah’a inanmayanlar mutlaka küfürdedirler ama, Allah’a inananların da Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeyen kesiminin küfürde olduğunu söylüyor Kur’ân-ı Kerim.

Hidayetin, mü’min olmanın, Allah’a teslim olmanın, Allah’a kul olmanın, Takva sahibi olmanın başladığı nokta hep aynı noktadır.

Âmenû olma noktası.

Burası 7 tane âmenû oluşun da başlangıç noktasıdır ve sadece Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenler, bunların birinci aşamasına ulaşırlar.

Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemelerinden itibaren onların şükürleri kabul görür, onların talepleri, onların Allah’a yakarışları, yalvarışları kabul görür.

Sırat-ı Mustakîm’in üzerinde oldukları için.

Sebillerin her biri, Allah ile ilişkili bir yoldur, bir merhaledir.

Kim Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilerse o, bu sebillerde var olan birisidir.

Sadece onların şükrü kabul edilir.

Sadece onlar, Rahîm esmasına muhatap olarak mükâfatlandırılırlar. Kim Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilerse, derhal Rahim esmasıyla Allahû Tealâ onda tecelli eder, gözlerindeki hicab-ı mestureyi alır, kulaklarındaki vakrayı alır, kalbindeki ekinneti alır.

Allahû Tealâ toplam olarak 12 ihsan verecek, onu mürşidine ulaştıracaktır.

Ondan sonra da 7 ni’met verecek ve o kişinin ruhunu Allah’a ulaştıracaktır. Sonra fizik vücudunu, nefsini, iradesini teslim alacaktır. Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilediği andan itibaren bu kişi, şükredenlerdendir.

Öyleyse, şükredenler kafirler değillerdir.

 

Aziz kardeşimiz ;

Şükretmekten murad, insanın sözüyle, ağzıyla: “Ya Rabbi, ben Sana şükrederim” demesi değildir.

Şükredenler; şükürleri Allahû Tealâ’nın Katında kabul görenlerdir.

Şükrün muhtevasında, kişinin Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemesi, temel şartı oluşturur. Ve böylece kişi, o noktadan itibaren artık mü’mindir.

Allahû Tealâ o kişinin kalbinde bulunan “küfür” kelimesini, kalbindeki ekinneti alıp yerine ihbat koyduğu sırada, (ekinnetin içinde bulunduğu için küfür) alır ve kişi, bu noktadan itibaren artık Allah’a ulaşmayı dileyen birisidir.

Artık kalbinde “küfür” yazan birisi değildir, o kişi artık dalâlette değildir. O kişi artık nefsine zulmedenlerden, hüsranda olanlardan da değildir.

O kişi, kurtuluşun anahtarını ele geçirmiş ve cennetin kapısını açmıştır.

Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyen herkes, küfürden kurtulmuştur. Dalâletten kurtulmuştur ve Allah’ın yolundadır.

 

Öyleyse, A’raf Suresi 17. âyet-i kerime ile Dehr Suresi 3. âyet-i kerime arasında şükür açısından kesin bir ilişki söz konusudur.

 

Allahû Tealâ diyor ki:

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).

Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

 

Şükretmeyenler küfürde kalanlardır.

Şükredenler mü’min olmak şerefine erenlerdir ve sadece şükredenler, hidayete erenlerdir.

Muhtevada, şükür noktasına ulaşabilenler, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenler, kalplerindeki “küfür” kelimesi alındığı için mü’min olmak şerefine erenlerdir.

Öyleyse, şükredenler (şükürleri kabul edilenler) mü’minlerdir. Şükretmeyenler (şükürleri kabul edilmeyenler) kâfirlerdir.

Bir insanın Allah katına çıkabilmesi, onun şükürde olmasıyla mümkündür.

Şükür sahipleri, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenlerdir.

Küfür sahipleri, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeyenlerdir.

Sadece Allah’a inanmayanlar değil, Allah’a inananların içinde Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, bu küçücük hakikati, bu son derece kolay, tatbikatı mümkün olan bir tek dileği inatla, ısrarla yerine getirmeyenlerdir.

Aziz kardeşim ;

Niçin ısrarla böyle söylüyoruz?

Çünkü, yüz binlerce insana tebligat yapılıyor.

Diyoruz ki, “Siz Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemiyorsunuz. Bakınız Kur’ân da bu âyetler bunları söylüyor. Gideceğiniz yer cehennemdir. Sadece bir dilekle Allah’ın cennetine girebilirsiniz”.

Ve sırt çeviriyorlar... Yeri gelmişken şu çok önemli konuyu da burada zikredelim inşaallah; bu günlerde bir kuraklıktır gidiyor. Yağmur yağdırmıyor Allahû Tealâ. Sebebi gayet basit. Devrin Sâdâtları ve Kuberâ’sı başta olmak üzere herkes Hacet Namazı kılacaklar ve Rablerine soracaklar, ”Niye yağmur yağmıyor” diye!...

Sâdâtlar; dîn alimleri, İlahiyat profesörleri, Diyanet İşleri Başkanı, Yardımcıları, Dîn İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, yardımcıları, müftüler, hocalar, imamlar.

Kuberâ; Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri, müsteşarlar, genel müdürler, memurlar ve diğerleri, nezih ordumuzun üst düzey subayları, ast subayları, ve mahiyetleri, ülkemizin ekonomisine yön veren zengin işadamları ve kadroları.

Sormazlarsa yağmur yağdırmayacağını tek-tük kişilerin sormasıyla yağan yağmurun da bir faydası olamayacağını söylüyor; Mehdi (A.S) Efendimiz aracılığı ile sizlere aktarıyoruz. Bizden söylemesi!...

 

Bir de Kur’ân-ı Kerim’den âyet verelim tam olsun:

67/MULK-30: Kul e reeytum in asbaha mâukum gavren fe men ye’tîkum bi mâin maîn(maînin).

De ki: “Gördünüz mü, şâyet sizin suyunuz yerin altına geçse, o zaman size akarsuyu kim getirir?”

 

Evet, yine bazı kişiler sırt çevirecekler. Yanlış öğreti onların inatla, ısrarla Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilememelerine sebebiyet veriyor.

Israrları, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilememek noktasında onları tutuyor ve hiçbir zaman kurtuluşları da mümkün olmuyor.

Sadece Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenler, kurtuluşa ulaşırlar.

Şükretmeyenler, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeyenlerdir, gidecekleri yer ise cehennemdir.

 

Allahû Tealâ buyuruyor:

10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

 

Dikkat edin ki,

Gafiller hüsrandadır.

Gafiller şükretmeyenlerdir. 

 

10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

 

Öyleyse, sadece Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenler Allah’ın yoluna girebilirler.

Allah, onlara 12 ihsan vererek irşad makamına ulaştırır. Ulaştırdığı anda ruhları vücutlarından ayrılacaktır. Devrin imamı’nın Ruhu başlarının üzerine gelip ruhlarına “vücuttan ayrılma” emrini, Allah’a ulaşma emrini verdiği için, ruhları vücuttan ayrılacaktır. Allah’a doğru yola çıkacaklardır.

Allah’ın katına çıkan bu kişi, şükürle çıkmıştır. Şükür, onun küfürden kurtulmasının temelini oluşturmuştur.

Şükrün arkasında bir tek dilek vardır: Şükrün işareti, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemektir.

Sadece dileyenler şâkirlerdir.

Muhtevada, şükrün Allah’a ulaştırdığı kesinlik kazanıyor.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V): “Allah’ın Katına şükürle çıkılır” dedikten sonra: “Hamd, şükrün anahtarıdır” diyor.

 

Aziz kardeşimiz ;

Hamd’e dikkatle bakın. Kim Allah’a hamd ederse, Allah’ın manevi ni’metlerine hamdeden kişidir.

Gözlerindeki hicab-ı mestûrenin alınması manevî bir ihsandır.

Kulaklarındaki vakranın alınması, kalbindeki ekinnetin, “küfür” kelimesinin alınması, yerine ihbat konulması, birer ihsandır. Kalbe Allah’ın ulaşması, nur kapısının Allah’a döndürülmesi, hep Allahû Tealâ’nın size birer ihsanıdır. Bunların hepsi manevî ihsanlardır.

Zikir yapmaya başlayınca Allah’ın katından rahmet, fazl ve salâvat gelmesi, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemekle mümkündür.

Hepsi de hamdın gereğidir. Hamd ettiğiniz taktirde bunlar, başlangıcı teşkil edecektir. Bu manevi ni’metlere muhatap olabilmek mutlaka hamdı gerektirir.

Hamdın sahibidir ki, Allahû Tealâ’dan bunları alacak ve şükrün sahibi olacaktır.

Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an, hamdın sahibisiniz.

Öyleyse, hamd ve şükür, beraber yürüyen iki müessesedir.

Hamd varsa Allahû Tealâ şükrün karşılığında manevî ni’metlerini ardı ardına üzerinize yığacaktır.

Sizi mutluluğa mutlak olarak ulaştıracaktır.

Hamd, manevî ni’metlerin anahtarıdır. O ni’metler olmazsa, Allah’a ulaşmanız mümkün olmadığı için de şükrün anahtarıdır.

 

39/ZUMER-7: İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani’dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir.

 

Aziz kardeşimiz ,

Şükredenlerin Allah’ın rızasını kazandığı kesindir.

Allahû Tealâ: “Şükretmeyenlerden Allah razı olmaz, şükredenlerden razı olur” diyor.

İnsanların günahkâr olmaktan kurtuldukları yer, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı diledikleri yerdir.

Çünkü, o zaman sevapları günahlarından fazla olacaktır. O kişinin günahları sebebiyle cehenneme gitmesi ihtimali sıfırlanacaktır.

O zaman Allah, ondan razıdır.

Allah şükredenlerin rızasını kabul eder. Şükredenlerse, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyenlerdir.

 

Allah Razı Olsun…   

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com