Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Kur’ân-ı Kerim âyetlerinde anlatılan, şefaat ve şahitlik arasındaki ilişki nedir?

 

CEVAP : Allahû Tealâ buyuruyor:

 

39/ZUMER-43: Emittehazû min dûnillâhi şufeâe, kul e ve lev kânû lâ yemlikûne şey’en ve lâ ya’kılûn(ya’kılûne).

Yoksa onlar, Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye (bir güce) malik olmasalar ve akıl etmeseler de mi?"

 

43/ZUHRÛF-86: Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve onların, O’ndan (Allah’tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk’a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk’ı) bilirler.

 

Aziz kardeşimiz ;

Her devirde Devrin İmamı, Allahû Tealâ tarafından şefaate lâyık kılınmıştır.

Şefaat sadece onlarındır.

Allahû Tealâ, açık bir şekilde şefaate malik olanın, tasarruf rızasına sahip olanlar olduğunu söylüyor:

 

72/CİNN-26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehaden.

O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye zahir etmez (bildirmez).

72/CİNN-27: İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadan.

Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç! O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından gözetenler sevk eder.

 

Aziz kardeşimiz ;

Bütün resûllerden Allahû Tealâ, razıdır.

Bütün resûller, tasarruf rızasının dışındaki 6 rızayı da kazanmışlardır.

Bunlar:

-Âmenû olanların rızası,

-Tâbî olanların rızası, (mü’minler rızası)

-Muhsinlerin rızası,

-Muhlislerin rızası,

-İrşada ulaşanların rızası,

-İradesini Allah’a teslim edenlerin rızasıdır.

Ama bu resûllerden bir tanesi (Huzur Namazı’nın İmamı) tasarruf rızasının da sahibidir.

İşte Allahû Tealâ, gaybı O’na söylüyor.

 

Şefaatin, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) tarafından gerçekleştiği şöyle anlatılıyor:

4/NİSA-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Biz, resûlleri ancak Allah’ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.

 

Sahâbenin talebi üzerine Allah, sahâbenin günahlarını affediyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in talebi üzerine bir defa daha affediyor. Böylece mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) oluşuyor.

 

MAĞFİRET, iki taraf için günahın affedilmesi talebidir.

25/FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet gönderendir).

 

 

Olayın hem rahmet gönderme esmasıyla hem de mağfiretle ilişkili olduğu; mağfiretin de günahların sevaba çevrilmesi olduğunu Furkan-70 söylüyor.

Nisa-64’te ise, Allahû Tealâ, sahâbenin af talebine de mağfiret diyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in onlar için istediği talebe de mağfiret diyor.

Bu âyet-i kerimeyle Tahrim-8’i birleştirdiğimiz zaman Allahû Tealâ’nın “mağfiret” kelimesiyle günahların sevaba çevrilme talebinden bahsettiğini görürüz.

 

66/TAHRÎM-8: Yâ eyyuhellezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhılekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meahu, nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfirlenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O’nunla beraber olanları rezil etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, her şeye kadirsin.” derler.

 

Kim bu insanlar?

Allah’ın zaten günahlarını örttüğü insanlar.

O zaman Nisa-64’teki sahâbenin mağfiret talebi, günahların sevaba çevrilmesi konusunda da kabul edilebilir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in talebi de aynı konudaysa, iki defa üst üste mağfiret talebi geliyor ve Allahû Tealâ, mağfireti kabul ediyor.

Sahâbenin talebi üzerine günahların affedilmesi, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in talebi üzerine günahlarının sevaba çevrilmesi olayı, sahâbeyle Allah arasındaki ilişkilerde MAĞFİRET’tir.

Ama sahâbe ile Peygamber Efendimiz (S.A.V) arasındaki ilişkilerde mağfiret değildir, ŞEFAAT’tir.

 

Böylece Zumer – 43 ile Zuhruf- 86 arasında bir ilişki olduğu kesindir.

Allahû Teal⠓men” kelimesiyle her devirdeki imamı, “hum” kelimesiyle bütün devirlerdeki Huzur Namazı’nın İmamlarını kast ediyor.

 

Allahû Tealâ buyuruyor:

     40/MU'MİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi

Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab’lerini hamd ile tespih ederler ve ona îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah’tan) mağfiret dilerler: “Rabbimiz, Sen her şeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm’e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Ve onları cehennem azabından koru!”

 

Aziz kardeşimiz ;

Buradaki talep şefaattir; çünkü açık ve kesin bir şekilde şefaat talebi söz konusudur. Bu, arşı tutan melekler ve onların etrafındaki kişi olan Devrin İmamı’nın, bir mağfiret talebidir; günahların sevaba çevrilme talebidir.

Arşı tutan meleklerin yanındaki kişi, Devrin İmamı’dır.

Devrin İmamı’nın bulunduğu yerde, arşı tutan melekler, boşlukta duran tahtları tutarlar.

Yine Devrin İmamı’nın bulunduğu Ümmu’l-Kitab’ın altında arşı tutan melekler, Ümmu’l-Kitab’ı boşlukta tutarlar.

Böylece Mu’min Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde Devrin İmamı’nın ve arşı tutan meleklerin, tövbe eden kişi için mağfiret talebinin ŞEFAAT olduğunu söyleyebiliriz.

Şahitliğe gelince, bütün zamanlardaki Huzur Namazı’nın İmamları hem her kavimdeki resûllerin hem de bütün mürşidlerin şahididir.

Öyleyse, şefaatin sahibi aynı zamanda şahitlerin de şahididir.         

Allah Razı Olsun…

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com