Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Kur’ân-ı Kerim, Kur’ân’la öğüt verilmesini ve öğüdü alabilen insanları, ne şekilde anlatmaktadır?

 

CEVAP : Allahû Tealâ buyuruyor:

 

74/MUDDESSİR-54:Kellâ innehu tezkireh(tezkiretun).

Evet, O (Kur'ân), şüphesiz bir öğüttür.

 

74/MUDDESSİR-55: Fe men şâe zekereh(zekerehu).

Kim dilerse öğüt alır.

 

74/MUDDESSİR-56: Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), huve ehlut takvâ ve ehlul magfireh(magfireti).

Sadece Allah'ın dilediği kimse öğüt alır. İşte o takva ehlidir ve mağfiret ehlidir (onun günahları sevaba çevrilmiştir).

 

42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriatı); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

Aziz kardeşimiz ;

Âyetler birbiriyle en güzel şekilde, en güzel hüviyette bir bütünlük içerisinde görünüyor.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve O’ndan sonra gelecek olan bütün devirlerdeki tebliğin temelinde, Kur’ân tebliği asıldır, değişmemiş olan tek kitap olarak…

Ve Kur’ân, evvelki kitapların aynıdır.

Allahû Tealâ, bütün nebilerine kitap vermiş olduğunu söylüyor.

Bu kitaplarda, hep 7 safhayı ve 4 teslimi, yani hidayeti anlatmıştır.

Bütün kitapların ruhunu, bel kemiğini, omurgasını hidayet müessesesi oluşturur.

Nebilerin hepsine Allahû Tealâ, şeriat kitabı verebilir. Hz. Âdem’den (ilk peygamber ve ilk insan) Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e (son peygamber) kadar hangi nebiye, şeriat kitabı vermişse, o kitaplar, Allahû Tealâ tarafından emredilenleri yaptırmak üzere insanlara ulaştırılır.

Farz hükümlerle donatılmıştır.

Kur’ân-ı Kerim de bunların sonuncusudur.

Allahû Tealâ dilerse, kavimlerde olan resûllerine de kitap verir; ama bu kitaplar hiçbir zaman şeriat kitabı hüviyetinde değildir.

Allahû Tealâ, onlarla insanlara emretmez. Bu kitaplar, farz hükmü taşımazlar. Allah’ın, Resûlüyle bir sohbetidir. Bütün kavimlerdeki Resûller, bu tarz kitap almışlardır Allahû Tealâ’dan. Birkaç örnek verelim isterseniz: Mevlânâ’nın yazdığı Mesnevî, Said-i Nursî’nin yazdığı Risale-i Nur v.s. gibi.

Ama nebiler, şeriat kitaplarına muhatap olmuşlardır ve son şeriat kitabı, kâinatın son şeriatı, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) tarafından tatbikata konulmuştur.

Bu şeriat Kitabı’nın muhtevası, 7 safhadan oluşan, 4 teslimdir. O’ndan evvel bütün peygamberlere indirilenler, aynı esasları taşır.

Öyleyse, Allahû Tealâ burada bir defa, dilediğinden bahsediyor. “Allah’ın dilediği öğüt alır” diyor. Allahû Tealâ, kullarından dilediğini kendisine seçer.

Bu seçimin muhtevasını açıklamıştık.

İnsanların %90’dan fazlası, Allahû Tealâ tarafından seçilir.

Kimler seçilmez?

1-          Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar, tekzip edenler.

2-          Ketmedenler, gizleyenler.

3-          Küfredenler, örtenler.

4-          Nakzedenler; bilerek, isteyerek Allah’ın emirlerini yerine getirmeyenler.

Getirmemek istikâmetindeki niyetlerini Allahû Tealâ,nereden anlıyor ve seçmiyor o insanları?

 O insanlar, Allah’ın onlara tatbik ettiği bütün imtihanlarda hep negatif bir cephe gösteriyorlar. Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemedikleri gibi, başka insanların da Allah’a ulaşmasını istemiyorlar ve bunun için özel bir gayret sarf ediyorlar.

Onlar, Allah’a asi olanlardır.

Onlar, kalplerinde zeyg olanlardır.

Onlar, kalplerinde maraz olanlardır.

Allah onları seçmez.

 

Kim bu insanlar?

Allahû Tealâ buyuruyor:

 

7/A'RAF-186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terk eder (bırakır).

 

Allahû Tealâ’nın dalâlette bıraktığı insanlar, Allah’a isyan edenlerdir. İsyanın hüviyeti de çok açıktır. Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemedikleri gibi, başka insanların da Allah’a ulaşmayı dilemelerini engelleyen bir hüviyettedirler.

 

Aziz kardeşimiz ;

Allah’ın seçmediklerine dikkatle bakın.

Allah’ın seçmedikleri: Allah’a isyan edenlerdir.

Kim bu isyan edenler?

Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, nakzedenler ve başka insanlar öğrenmesin diye bile,bile gizleyip de insanları dalâlette bırakanlar, insanların dalâlette kalmasına sebebiyet verenler.

Bu insanların kalpleri hasta. Allah’a ulaşmayı dilememekle birlikte, başka insanları da cehenneme sürüklüyorlar kendileri ile beraber.

Bu insanların kalplerinde zeyg var, Allah’ın âyetlerini farklı şekilde yoruma tutarak, kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi, başkalarının da dilemesine mani oluyorlar, diyorlar ki:

“Ruhun, Allah’a hayattayken ulaşması diye bir şey katiyen mümkün değildir, çünkü insana hayat veren ruhtur.”

                    YALAN SÖYLÜYORLAR.

Allahû Tealâ ise diyor ki:

“Hayatı veren, yaşatan ve öldüren sadece Biziz.”

 

40/MU'MİN-68: Huvellezî yuhyî ve yumît(yumîtu), fe izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).

Hayat veren de öldüren de O’dur. O, bir işe hükmettiği (karar verdiği) zaman ona sadece "Ol!" der. Ve o, hemen olur.

 

15/HİCR-23: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).

Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.

 

Ruh bir yaratıktır. Bir yaratık, başka bir yaratığa hayat veremez, yaratan Allah’tır.

Ne diyor aynı kişiler?

“Ruhun Allah’a ölmeden evvel ulaşması diye bir şey yoktur. İnsanların ruhlarını öldükleri zaman ölüm melekleri alır, Allah’a ulaştırırlar.”

Bu insanların dediklerine dikkatle bakın!...

Allah’ın dediklerine de dikkatle bakın:

“İşte onlar hidayeti önleyenlerdir, kalplerinde hastalık bulunanlardır, kalplerinde zeyg olanlardır: Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar, gizleyenler, nakzedenler ve inkâr edenlerdir.”

 

Aziz kardeşimiz ;

Gördüğünüz gibi, Allahû Tealâ böyle olmayan bütün insanları seçiyor. Onları seçmemesinin nedeni; Allahû Tealâ hiç kimseye zorla bir şey yaptırmayacağı içindir…

Onların görüşleri, tavırları, davranış biçimleri sadece kendilerini değil, başka insanları da mahva götüren bir davranış biçimidir.

Allah’ın hidayet emrine kesinlikle karşı çıkıyor insanlar. Onları Allahû Tealâ asla seçmez.

Seçtiklerine gelince; seçtikleri Allahû Tealâ’nın dilemesi üzerine seçtikleridir.

Ne demek istiyoruz?

Ruhumuzun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasını, üzerimize tam 12 defa farz kılan Allahû Tealâ, bütün insanların ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştırmasını istiyor.

Fizik vücudumuzun teslimini de, nefsimizin teslimini de, irademizin teslimini de üzerimize farz kılmış. İstiyor Allahû Tealâ. Ve diyor ki, “Bütün kullarım hidayete ersinler”. Ve ondan sonra da direkt olarak bu konunun tam karşısına çıkıp da cephe alanlar hariç, ötekilerin hepsini seçiyor.

Diğerlerinde ümit yok. Ve seçtiklerinin hepsi de Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeleri için seçtiği kişiler. Ama bir kısmı diliyor, büyük bir kısmı yine dilemiyor. Sadece dileyenler, hedeflere gidebiliyor.

Allahû Tealâ diyor ki:

“Sadece Allah’ın dilediği kimse öğüt alır.”

Allah, sadece o kişinin değil bütün insanların öğüt almasını diliyor ki, ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı, 12 defa üzerimize farz kılmıştır.

Ama hidayet daveti, o Allah’ın seçmedikleri de dahil, bütün insanlara has bir çağrıdır.

Ancak onları, Allahû Tealâ devre dışı bırakıyor, seçmiyor.

Allah’ın özellikle karşısında olan, şeytanın maşası olmuş olan insanlar, hidayeti inkâr edenler, onlar Allahû Tealâ’nın seçmedikleridir.

Tabiatıyla Allah’ın seçtikleri, Allah’ın Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemelerini istediği kişilerdir. Ve onlardan yine de sadece bir kısmı, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilerler.

Öyleyse, “Allah’ın dilediği kimse, öğüt alır” sözünden bu mânâ çok açık bir şekilde anlaşılıyor.

Allah, onları Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilesinler diye seçiyor.

Seçtiği kişi, Allah’ın dilediği kişidir ve o dilediği kişi de Allah’a ulaşmayı diliyor. Bir kısmı, Allahû Tealâ onu seçtiği halde dilemiyor.

Allahû Tealâ seçtikten sonra kişi dilerse, mürşidine ulaşıp tâbî olur. Arkadan ruhunu yaşarken Allah’a teslim eder. Hem Allah’a ulaşmayı dilediği an takva sahibidir, hem mürşidine tâbî olduğu an.

Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyen kişi, Allah ona mürşidini mutlaka gösterdiği zaman Allah’a ulaşmasını dilediğini ispat etmiş oluyor O’na, kesinlikle.

İşte o kişi, öğüdü almıştır. İrşad makamına ulaşıp, tâbî olacaktır. Tâbî olduğu zamanda da mağfiret ehli olacaktır. Çünkü onun günahları sevaba çevrilecektir.

 

Aziz kardeşimiz ;

Allahû Tealâ’nın resûllere verdiği ilk görev tebliğ görevidir.

Tebliği, kıraat; kıraati, tilâvet takip eder. Tilaveti, tezkiye; tezkiyeyi de talim takip eder. Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ buyuruyor:

50/KAF-45: Nahnu a’lemu bi mâ yekûlûne ve mâ ente aleyhim bi cebbârin fe zekkir bil kur’âni men yehâfu vaîdi.

Onların ne söylediklerini, en iyi Biz biliriz. Ve sen onların üzerine, cabbar (zorlayıcı) değilsin. Öyleyse Benim vaadimden (vaad ettiğim cezadan, azaptan) korkanları Kur’ân ile ikaz et.

 

İfade son derece net olarak geliyor.

“Kur’ân’la onlara öğüt ver.”

 

Ve Rad-20,21 ve 22’ye bakıyoruz.

 

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).

Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

 

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

 

 13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).

Onlar, sabırla Rab’lerinin vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

 

Bu insanlar, kötü hesaptan korkarlarmış.

Ne demek istiyor acaba Allahû Tealâ?

Yunus Suresi’nin 7 ve 8. âyetlerinde ne demek istediği, kötü hesabın ne olduğu çok açık olarak anlaşılıyor:

 

10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

 

10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

 

Kötü hesap, kazandıkları derecelerin kötü olması (kazandıkları derecelerin kaybettikleri derecelerden az olması) sebebiyle kişilerin cehenneme gitmesidir.

Bunun hüviyeti insanların hüsranda olmasıdır.

Bu konuya en güzel açıklık getiren âyet-i kerime, Mu’minun Suresi’nin 103. âyet-i kerimesidir.

 

23/MU'MİNUN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyen kalacak olanlardır.

 

Ölçü, günahların sevaplardan fazla olmasıdır.

Kötü hesap, cehenneme götürecek hesaptır.

Bundan korkan insanlar, ruhlarını yaşarken Allah’a ulaştıranlardır.

Kötü hesap, günahların sevaplardan fazla olması halidir.

Öyleyse, “günahlarınız sevaplarınızdan fazla olur ise, sizin gideceğiniz yer cehennemdir” sözü, Allahû Tealâ’nın tehdididir.       “Sen bunu sadece onlara bildireceksin ve olay burada tamamlanacak” diyor, Allahû Tealâ.

 “Sen Kur’ân ile öğüt vereceksin ki, hidayete ersinler”

Kim bunlar?

Kötü hesaptan korkanlar.

O korkanlar, günahlarının sevaplarından fazla olmaması için ne yapılması lâzım geldiğini Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in verdiği öğütle öğrenecekler.

Her devirde, her kavimdeki resûllerin verdiği öğütle öğrenecekler ve kötü hesaptan korkanların yapacakları şey, ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilemektir.

Nerede Allahû Tealâ korkudan bahsediyorsa o, Allahû Tealâ’nın bir işaretidir.

Kötü hesaptan korkmak, çok açık bir işarettir.

Öyleyse onlar havf, korku sahipleridir.

 

Allah Razı Olsun…   

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com