Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de “Enfüste ve âfâkta âyetlerimizi göstereceğiz” sözünün ne anlama geldiğini açıklar mısınız?

 

CEVAP : İnsanın aceleci olarak yaratılması konusunda Allahû Tealâ buyuruyor:

 

21/ENBİYA-37: Hulikal insânu min acel(acelin), seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn(testa’cilûni).

İnsan aceleci olarak yaratıldı. Size âyetlerimi göstereceğim. Artık Benden acele istemeyin.

 

33/AHZAB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Çünkü o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

 

İnsanın fizik vücudu ve nefsiyle beraber emaneti üstlendiğini belirtmek için Allahû Tealâ, nefsin iki afetini vermiş bu âyet-i kerimede.

Nefsteki 19 grup afetin bir tanesi de aceleciliktir. İnsanın aceleci yaratılmasının arkasında şu husus vardır:

 

21/ENBİYA-36: Ve izâ reâkellezîne keferû in yettehızûneke illâ huzuvâ(huzuven), e hâzellezî yezkuru âlihetekum, ve hum bi zikrir rahmâni hum kâfirûn(kâfirûne).

Ve inkâr edenler (kâfirler), seni gördükleri zaman: “Sizin ilâhlarınızı zikreden (onlar hakkında konuşan) bu mu?” diyerek, seni sadece alay konusu edinirler. Ve onlar, Rahmân’ın Zikri’ni (Kitabı’nı) inkâr edenlerdir.

 

21/ENBİYA-38: Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).

“Eğer siz doğru söyleyenlerseniz, bu vaat ne zaman (yerine getirilecek)?” derler.

 

Aziz kardeşimiz ;

Enbiya-37’deki insanın aceleci olması, onların görmek istedikleri şeyi, Allahû Tealâ’nın bir süre tehir etmesiyle alâkalıdır. “Siz istiyorsunuz diye göstermem, ne zaman dilersem o zaman gösteririm.” diyor.

Burada Allahû Tealâ’nın muhatabı olan kâfirler, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile alay edenlerdir.

 

41/FUSSİLET-50: Ve le in ezaknâhu rahmeten minnâ min ba’di darrâe messethu le yekûlenne hâzâ lî ve mâ ezunnus sâate kâimeten ve le in ruci’tu ilâ rabbî inne lî indehu lel husnâ, fe le nunebbiennellezîne keferû bimâ amilû ve le nuzîkannehum min azâbin galîz(galîzin).

Ve eğer ona bir zarar dokunduktan sonra Bizden bir rahmet tattırırsak, mutlaka “Bu benimdir (hakkımdır). Ve ben, o saatin kaim olacağını (kıyâmet saatinin geleceğini) zannetmiyorum. Ve eğer gerçekten Rabbime geri döndürülsem bile, muhakkak ki O’nun (Allah’ın) yanında mutlaka güzellikler vardır.” der. O zaman kâfirlere, yaptıkları şeyleri elbette haber vereceğiz. Ve mutlaka dehşetli azaptan onlara tattıracağız.

41/FUSSİLET-51: Ve izâ en’amnâ alel insâni a’rada ve neâ bi cânibih(cânibihî), ve izâ messehuş şerru fe zû duâin arîd(arîdın).

Ve insana ni’met verdiğimiz zaman yüz çevirdi ve yan çizdi (şükürden uzaklaştı). Ve ona bir şerr dokunduğu zaman artık çok dua eder.

41/FUSSİLET-52: Kul e reeytum in kâne min indillâhi summe kefertum bihî men edallu mimmen huve fî şikâkın baîd(baîdin).

De ki: “Gördünüz mü? Eğer O (Kur’ân), Allah’ın indinden ise sonra da siz O’nu inkâr ettinizse, uzak bir ayrılığın içinde olandan daha çok dalâlette kim vardır?”

41/FUSSİLET-53: Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehul hakk(hakku), e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).

Âyetlerimizi âfâkta (ruhumuzun baş gözüyle) ve enfüste (nefsimizin kalp gözüyle) onlara göstereceğiz. O’nun hak olduğu onlara tebeyyün etsin (açıkça belli olsun) diye. Rabbinin her şeye şahit olması kâfi değil mi?

41/FUSSİLET-54: E lâ innehum fî miryetin min likâi rabbihim, e lâ innehu bi kulli şey’in muhît(muhîtun).

Onlar gerçekten Rab’lerine mülâki olacaklarından (ruhlarını hayatta iken Allah’a ulaştıracaklarından) şüphe içindeler, öyle değil mi? O (Allah), herşeyi ihata etmiştir (ilmiyle kuşatmıştır), öyle değil mi?

 

Aziz kardeşimiz ;

Enbiya-37’de Allah’ın âyetlerini, herkese birden göstermesi, yani objektif (âfâkî) bir olay söz konusudur.

Kişiler, hem toplum olarak hem de kendi içlerinde bir şeyler göreceklerdir.

Allahû Tealâ’nın burada reddedenlere, inkâr edenlere bir işareti vardır: Yakında (ölüm halinde) onlara göstereceği gerçeklerin, iç dünyalarında da tezahür edeceği…

 

Allahû Tealâ, firavuna buyuruyor:

 

10/YUNUS-90: Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ(adven), hattâ izâ edrekehul gareku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene minel muslimîn(muslimîne).

Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, (firavun) o zaman: “İsrailoğulları’nın kendisine (O’na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), Müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm’a girenlerdenim).” dedi.

10/YUNUS-91: Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn(mufsidîne).

Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Ve sen, daha önce asi olmuştun. Ve sen, fesat çıkaranlardan idin.

10/YUNUS-92: Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeh(âyeten), ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn(gâfilûne).

Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir.

 

 

İşte o, enfüsteki bir olaydır.

Allahû Tealâ bunu kişiye, dışarıda değil, iç dünyasında, ölünce gösteriyor.

Ama Allah’ın verdiği bir sel felâketi, bir zelzele felâketi, bir gürültüyle (bir sesle) insanları öldürmesi…

Bunların hepsi âfâktaki Allah’ın dersleridir.

 

Allah Razı Olsun…

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com