![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sorular ve Cevaplar | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
SORU : Kurân-ı Kerimde, Allaha kul olma konusunda kibirlenen insanlardan bahsedilmektedir. Allaha karşı kibirlenmek, hangi şartlarda olur?
CEVAP : Allahû Tealâ buyuruyor: 40/MU'MİN-60: Ve kâle rabbukumud'ûnî estecib lekum, innellezîne yestekbirûne an ibâdetî se yedhulûne cehenneme dâhırîn(dâhırîne). Ve Rabbimiz, şöyle buyurdu: "Bana dua ediniz ki size icabet edeyim. Bana kul olmaktan kibirlenenler, muhakkak ki hakir ve zelil olarak cehenneme girecekler.
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu daveted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yuminû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne). Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Aziz kardeşimiz ; Allahın davete icabet etmesi, Allahın davetine icabet edilmesi halinde geçerlidir. Allahın daveti mi var? Evet, Allahû Tealâ bütün insanlığı Allaha yaşarken ulaşmayı dilemeye davet ediyor. Âmenû olun diyor. Farz!... Ruhunuzu Bana yaşarken ulaştırın! diyor, 12 defa farz. Fizik vücudunuzu, nefsinizi, iradenizi Bana teslim edin diyor. HEPSİ ÜZERİMİZE FARZ KILINMIŞTIR.
İradenin teslimini ifade eden bihakkın takva, Hakkul-yakîn takvası, Al-i İmran Suresinin 102. âyet-i kerimesiyle üzerimize farz kılınmıştır. Burası, İslâmın son merhalesi, en üst mertebesidir. İslâmda, herhangi bir insanın ulaşabileceği, özel olarak risâletle, nübüvvetle görevlendirilmeyen insanların ulaşabileceği en üst mertebe. İradenin Allaha teslim edilmesi suretiyle, Allahın onları irşad makamına ulaştırması halidir; iradenin teslimiyle gerçekleşir. Diyor ki, Allahû Tealâ: 3/AL-İ İMRAN-102: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne). Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allaha karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce) Allaha teslim olun.
Hakka tukâtihi takva, hakkul-yakîni ifade eden takvadır. Siz ölmeyin; önce Allaha ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi teslim edin, öyle ölün !. Öyleyse hepsi, farzların art arda geldiği bir dizaynı içeriyor. Hepsi, üzerinize farz.
Şimdi böyle bir noktada; Kibirlenenler kimlerdir? 1- Allaha yaşarken ulaşmayı dilemeyenlerdir. Kibirlenenler kimlerdir? 2- Mürşide ulaşmayı inkâr edenler ve ulaşmayanlardır. Kibirlenenler kimlerdir? 3- Ruhlarını yaşarken ulaştırmak konusunda bir faaliyetin içine girmeyenlerdir, ulaştırmayanlardır. Kibirlenenler kimlerdir? 4- Fizik vücutlarını (vechlerini) Allaha teslim etmeyenlerdir. Kibirlenenler kimlerdir? 5- Nefslerini Allaha teslim etmeyenlerdir. Kibirlenenler kimlerdir? 6- İrşada ulaşmayanlardır. Kibirlenenler kimlerdir? 7- İradelerini Allaha teslim etmeyenlerdir.
Öyleyse, kibirlenmenin başlangıç noktası, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilememekle başlar, mürşide tâbî olmamakla devam eder. Zaten bir insan, yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilemedikçe, bir mürşide tâbî olsa da o kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Tâbîiyeti keen lem yekûn dur; yoktur, mevcut değildir. İrşad makamının önünde el öpmek, Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resûlullâh deyip tâbî olmaktır. Tâbîiyetin şekil şartı olmuştur; ama tâbîiyet oluşmamıştır. Eğer o kişi yaşarken Allaha kalben ulaşmayı dilememişse, Allah ona 12 ihsan verip de, 12. ihsanında ona mürşidi göstermemişse, kişi 12 ihsanla mürşidine ulaşmamışsa, kalbi nefs tezkiyesine ehil olarak ulaşmamışsa, o kişinin herhangi bir mürşide, bu vasıflar olmadan, tâbîiyeti hiçbir şey ifade etmez. Onun için Allahû Tealâ, Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde sahâbeye tâbî olan tâbîinin, ihsanla tâbî olduğundan bahsediyor:
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûlelbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekkeden Medineye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medinedeki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da Ondan (Allahtan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Öyleyse, ihsanla tâbîiyet yoksa tâbîiyet de hiç kimseyi kurtuluşa ulaştırmaz. Kibirlenenler kimlerdir? Bakınız Allahû Tealâ ne diyor: 7/A'RAF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yuminu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne). Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
7/A'RAF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhireti habitat amâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû yamelûn(yamelûne). Ve âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allaha ulaşmasını) inkâr eden kimselerin amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır (karşılık verilir)?
Bu insanlar: · Yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilemeye, · Mürşide, · Mürşide tâbî olmaya, · Ruhu, ölmeden evvel Allaha ulaştırmaya, · Fizik vücudu (vechi), nefsi, iradeyi Allaha teslim etmeye yanaşmazlar, aynı zamanda inanmazlar.
Başka bir âyetinde Allahû Tealâ bakın ne buyuruyor: 40/MU'MİN-56: İnnellezîne yucâdilûne fî âyâtillâhi bi gayri sultânin etâhum in fî sudûrihim illâ kibrun mâ hum bi bâligîh(bâligîhi), festeiz billâh(billâhi), innehu huves semîul basîr(basîru). Muhakkak ki, kendilerine gelmiş bir sultan (delil) olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücâdele edenlerin sinelerinde sadece, (Allah'a) ulaşamayacakları bir kibir vardır. Artık Allah'a sığın, muhakkak ki O, en iyi işiten ve görendir.
16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen enibudûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allaha ulaşmayı dileyerek) Allaha kul olsunlar ve tâguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allaha ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). Bu âyet-i kerimede, kibirlenenler var. Resûllere tâbî olmamışlar. O Resûle tâbî olanlar, hidayete ermişler, tâbî olmayanlar dalâlette kalmışlar, onların üzerine dalâlet hak olmuş. Her kavme Allahû Tealâ, Resûl beas etmiştir, hangi kavmi düşünürseniz düşünün, zamanın bir parçasında da -bütün daha evvelki devirlerde olduğu gibi- bu devirde de, bütün kavimlerde Allahın Resûlleri yaşıyor.
Aziz kardeşimiz ; Tâbî olmayanlar; bunlar, kibirlenenlerdir. Neden kibirlenenlerdir? Çünkü, kibirleri sebebiyle tâbî olmuyorlar da onun için!... İnsanlar, Ben, neden gidip de bir başkasına tâbî olayım? Allah beni yaratmış, ben Allaha kendim ibadet ederim ve bu bana yeter demektedirler. Ama bilmiyorlar ki, ancak tâbî olabildikleri taktirde kalplerine îmân yazılacaktır. Devrin İmamının Ruhu başlarının üzerine geldiği taktirde Allahû Tealâ kalplerindeki mührü alacak, kalplerindeki küfür kelimesini çıkaracak ve kalplerinin içine îmânı yazacaktır. Tâbî olmadıkları taktirde, mümin olamayacaklarını bilmiyorlar. Mümin olmayı sadece inanç şartı olarak görüyorlar. Öyleyse, tâbî olmayanlar kimlerdir? Onların üzerine dalâlet hak oldu, diyor Allahû Tealâ. Tâbî olmayanlar; dalâlette kalanlar, üzerlerine dalâlet hak olanlardır. Tâbî olanlar ise, şeytana kul olmaktan kurtulmuşlar, Allaha kul olmuşlardır.
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Allah Razı Olsun
YAŞAR COŞKUN ARAŞTIRMACI YAZAR Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05 Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com
|
|
|
|||||||||||||