Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Hakkı batıla karıştırmak ne demektir?

 

CEVAP : Aziz kardeşimiz ;

 

Allahû Tealâ buyuruyor:

2/BAKARA-41: Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni.

Sizin yanınızda olanı (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur’ân’a) îmân edin ve O’nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve (sakın) âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve sadece Bana karşı takva sahibi olun.

 

Bir tarafta Tevrat var, İncil var; öbür tarafta insanların Tevrat’a ve İncil’e dayalı olarak yazdıklarını iddia ettikleri kitaplar var. Hz. İbrâhîm’in hanif dîninin, Hz. Âdem’den kıyâmete kadar geçecek bütün zaman devrelerinde, kâinatın tek dîni olduğunu Allahû Tealâ söylüyor.

 

Böyle bir dizaynda, o tek dînin, her peygamberden sonra (asırlar, hele 1000 yıllar geçtikten sonra) mutlaka dejenere edildiğini görüyoruz.

Arkasında, insanların asırlar boyunca yazdığı kitaplar vardır. Şeytanın, o kitaplarla insanları Allah’ın yolundan kaydırdığını, saptırdığını görüyoruz.

 

Aziz kardeşimiz ;

İnsanlık tarihi boyunca hep böyle olmuştur. Hz. Musa’dan 4000 yıl sonra Musevîler arasında küçük bir grup (%10’dan çok daha az insan), Allah’ın Tevrat’taki gerçeklerini yaşıyor. Hz.İsa’dan 2000 yıl sonra Hıristiyanların %10’undan çok daha azı, Hz. İbrâhîm’in hanif dîninin gereklerini, yani Allah’a teslim olmanın 7 safhasını yaşıyorlar.

Kur’ân-ı Kerim indirildiğinden 1400 küsur yıl sonra İslâm âleminin %10’undan çok azı Kur’ân’ın gerçek hüviyetini; sahâbe gibi Allah’a teslim olmayı, İslâm’ın 7 safhasını yaşıyorlar.

3 semavî kitap sahibi dînin de, bugünkü müntesipleri arasında kurtuluşa ulaşabileceklerin sayısı, hiçbir dînde %10’un ötesine çıkmıyor.

İşte bu, gerçekten insanlık için hüzün verici bir tablodur. Sebep hep aynıdır.

Tevrat’ın, İncil’in, Kur’ân’ın dışındaki el yazması (emaniyye) kitapların; mukaddes kitaplar bir tarafa bırakılarak öğreticiler tarafından tatbikata konulmasıdır.

 

Bunların hepsi bid’attir.

Şeytanın korkunç bir tuzağı…

Bütün insanlığı, asıllardan ayırma gayretinin tabiî sonucu…

Ve ne yazık ki başarısı…

 

Al-i İmran Suresi’nin 81. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:

 

3/AL-İ İMRAN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).

Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı: “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O’na mutlaka îmân edecek ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

 

Âyet, Mehdi (A.S) ile alâkalıdır. Bütün nebîlerden sonra gelecek olan bir resûl…

Ve bütün nebîlerin O’na yardımı…

Konu, aynı konu…

Allah’ın peygamberlerine indirdiği şeriat kitaplarının ardından, insanların Allah’ın şeriatını unutmaları ve Allah’ın indirdiği kitaplardan hareket etmek yerine, yerlerine bid’atler karışması; insanların yazdığı kitapların, mukaddes kitap hükümlerinin yerini alması. (Daha geniş bilgi edinmeniz için, Emaniyye yani el yazması kitaplar ile ilgili soruya verilen cevabımıza bakabilirsiniz.)

 

Bunların hepsi, hakkı batıla karıştırmaktır.

Bir taraftan dînde mevcut olduğu halde tatbikattan çıkarılan Allah’ın emirleri, öbür tarafta dîne yapılan ilaveler. (Daha geniş bilgi edinmeniz için, Bid’atler konusu ile ilgili bid’atler başlıklı sohbet konumuza bakabilirsiniz) Ve her iki bid’at, insanları yozlaşmaya, dejenerasyona ve neticede dînden uzaklaşmaya, daha da ötesinde dînden çıkmaya götürüyor.

 

Bu sadece bir dînden uzaklaşma değildir.

Bunun neticesi, demoralize olmaktır.

Bunun neticesi, kaostur.

İşte bütün standartlar, dünya ülkelerinde birer birer ortaya çıkıyor.

Tabiatıyla bunu hızlandırmaya çalışanlar da var.

 

2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).

İndirdiğimiz o beyyinelerden olan şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaştırılmasını) Kitap’ta Allah insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler (var ya), onlara, hem Allah lânet eder hem de lânet ediciler lânet eder.

 

Aziz kardeşimiz ;

Bu gün de aynı şey söz konusu mudur?

Kur’ân indirildiği zaman, Allahû Tealâ Musevîlere ve Hıristiyanlara hitap edip, “Hakkı batıla karıştırmayın, Allah’ın sözlerini az bir değere satarak, âyetlerimi değersiz bir şeyler karşılığı satın almayın” diyor Allahû Tealâ.

 

Değersiz şeyler, o emaniyyenin açıklamalarıdır.

“Öyleyse” diyor, Allahû Tealâ: “Bunlara dikkat edin!...”

 

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’e Kur’ân-ı Kerim indirildiği zaman, Tevrat 2600 yıl evvel indirilmişti, İncil 600 yıl evvel indirilmişti (yuvarlak rakamlarla).

Ve söylediğimiz gibi Yahudilerin arasında, Hıristiyanların arasında da insanların %90’dan fazlası dînlerini yaşamıyorlardı.

Emaniyye kitaplara sarılmışlardı.

Dînlerini yaşadıklarını zannediyorlardı.

Kur’ân-ı Kerim’den 14 asır sonra bugün; İslâm âlemine baktığımız zaman, aynı olayı görüyoruz: İnsanlar, İslâm’ı yaşadıklarını zannediyorlar.

Kitaplar da onlara bu zehabı vermenin bütün muhtevasına sahipler ve insanlar zannediyorlar ki, “İslâm’ı yaşıyoruz!...”

 

Her şey; İslâm’ın temelleri, esasları, insanları cennet ve dünya saadetine götürecek olan temel vasıfları devre dışı kalmış 14 asır sonra…

 

Aziz kardeşimiz ;

İslâm 7 safhadan oluşur:

1-                      Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemek, birinci safha. Bugün adı bile geçmiyor. İslâmî öğretim içinde, üniversitelerde öğretilen İslâm’da Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemek mevcut değildir.

 

Kur’ân-ı Kerim’den bu tarafa insanlar, Kur’ân-ı Kerim’i anlatıyoruz diye, binlerce, on binlerce kitap yazmışlar. O kitaplar, bugünkü dîn öğretiminin temelini teşkil etmişler ve bu öğretimin içinde Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemek yok.

 

Oysa ki Allahû Tealâ diyor ki:

“Kim Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemezse, onun gideceği yer cehennemdir.”

 

Aziz kardeşimiz ,

İnsanlar iki gruba ayrılıyorlar: Ulaşmayı dileyenler ve de  dilemeyenler.

Allah’a ulaşmayı dilemeyenin kurtuluşunun olmadığını söylüyor Allahû Tealâ. Ama dilemiyorlar insanlar. Öğreti bunu ihtiva etmiyor; muhtevasına, içeriğine almıyor.

Bugün bütün dünya literatüründe, İslâmî literatürde, dünyadaki bütün üniversitelerde “Allah’a ulaşmayı dilemek” diye bir şey öğretilmiyor.

Ama dilemeyenin cehenneme gideceği kesin.

 

İblis, insanların kurtuluşunu bir çırpıda yok etmeyi başarmış.

Allah’a ulaşmayı dilemek mefhumunu, Kur’ân’da var olmasına, bunu gerçekleştirmeyenin mutlaka cehenneme gideceğinin kesin bir hükmü olarak Kur’ân’a konmasına rağmen şeytan, devreden çıkarmayı başarmış.

2-                      Daha sonrası, bir insanın irşad makamına ulaşmasını, ona tâbîiyetini de 14 asır sonra iblis yok etmeyi başarmış.

 

Artık insanlar;

-“Mürşid yoktur. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son mürşiddi. O’ndan sonra artık mürşid gelmeyecektir” diyorlar.  İyi de, tâbîin Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e değil, sahâbeye tâbî olmuşlar da tâbîin adını almışlardır. Tevbe Suresi’nin 100. âyet-i kerimesi bunu ispat ediyor:

 

       9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).

O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

 

Öyleyse,İslâm’ın bu ikinci safhası Kur’ân’da mevcut olmasına rağmen tatbikatı devreden çıkartılmıştır. Yine hakkı batıla karıştırmak söz konusu.

 

3-                      12 defa üzerimize farz olan, “ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak”, bütün dünya İslâm üniversitelerinde öğretilen dîn öğretisinde üçüncü safha da yok.

 

İnsanlar, emaniyye kitaplardan aldıkları bilgilerle diyorlar ki:

“Hayır, ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşması mümkün değildir. Ancak ölülerin ruhu Allah’a ulaşır.”

İblis, insanların böylece 1.,2. ve 3. kat cennetin sahibi olmalarını bir çırpıda yok etmiş. 

İnsanların cennet saadetine ulaşmalarını yok etmiş. İslâm’ın bacaklarını kesmiş.

Orada kalmış mı?

Hayır kalmamış. Geriye kalan 4 safhayı da yok etmeyi başarmış.

Nasıl yok etmeyi başarmış?

Kur’ân’dan mı çıkarmış?

Hayır, Kur’ân’da Allah’a sonsuz hamd eder şükrederiz ki hepsi duruyor.

  NE SÖYLÜYORSAK, KUR’ÂN’DAN SÖYLÜYORUZ.  

 

4-                      İblis, fizik vücudu Allah’a teslim etmeyi devreden çıkarmış.

5-                      Nefsi Allah’a teslim etmeyi devreden çıkarmış.

6-                      İrşada ulaşmayı devreden çıkarmış.

7-                      Allah’a iradeyi teslim etmeyi devreden çıkarmıştır.

 

Yani, 7 safhada da hakkı batıla karıştırmıştır.

İslâm’ın dünya saadetine ulaştırıcı bu vasıflarını yok ederek, İslâm’ın kollarını da kesmiş ve İslâm’ı, kolsuz ve bacaksız yaşamaya mahkûm etmiştir.

 

Aziz kardeşimiz ;

Dünya üzerinde İslâm’ı Kur’ân’dan değil de, insanların yazdığı kitaplardan, üniversite seviyesinde, master seviyesinde, doktora seviyesinde öğrenen yüz binlerce öğretim üyesi mevcut ama ne kadar hazin bir tecellidir ki, dînlerini bilmiyorlar.

İşte insanlara öğretilen, bu muhtevada bir dizayndır.

 

Kur’ân’daki İslâm, insanların unuttuğu ama 14 asır evvel, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve bütün sahâbe tarafından yaşanan İslâm, bütün peygamberlerin ve onlara tâbî olanların yaşadığı yegâne dîn: Hz. İbrâhîm’in hanif dîni, Hz. Âdem’in dîni, Hz. Nuh’un dîni, Hz. Musa’nın dîni, Hz. İsa’nın dîni ve de Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in dîni. Arapça adıyla: İSLÂM DÎNİ.

 

14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V), Musevîlere, Hıristiyanlara ve dînin dışındaki bütün gruplara (putperestlere, şeytana tapanlara, ateşe tapanlara, dinsizlere) bugün Mehdi (A.S) ve öğrencileri biz, sizlere neyi söylüyorsak aynı şeyleri söyledi. Söylemekle kalmadı; bütün sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile birlikte:

1- Allah’a ulaşmayı dilediler.

2- Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e ulaşıp tâbî oldular.

3- Hepsi, ruhlarını Allah’a ulaştırıp teslim ettiler.

4- Hepsi, fizik vücutlarını Allah’a teslim ettiler.

5- Hepsi, nefslerini Allah’a teslim ettiler.

6- Hepsi, irşada ulaştılar.

7- İradelerini de Allah’a teslim ettiler; bihakkın takvanın (hakkâ tukâtihi takvanın) veya hakku’l-yakîn takvasının sahibi oldular.

 

14 asır sonra aynı ortam söz konusu.

Ne İslâm’da ne Hıristiyanlıkta, ne Musevîlikte insanların %90’dan fazlası kâinatın tek dînini, Hz. İbrâhîm’in hanif dînini, Arapça adıyla İslâm dînini artık yaşamıyorlar.

 

İşte bu tablo, kahredici bir tablo. Şeytanı lâyık-ı vech ile insanlar tanımıyor. Onun ne kadar büyük bir düşmanınız olduğunu bilmiyorsunuz. Onu adım adım tanıyacaksınız. Tanıdıkça, size hangi cephelerden, nasıl saldırabileceği konusunda fikriyatınız olacaktır.

Şeytanın en büyük silahı, kendi düşüncenizmiş gibi, size kendisini yutturmasıdır. “Ben, bunu yutmam” diyenler, bugüne kadar hep yanılmışlardır.

İçinizdeki ses, size ne zaman Allah’ın emirlerini yerine getirmemenizi söylüyorsa, o ses sizin düşüncenizin sesi değildir.

İçinizdeki o sessiz ses, şeytanın sesidir.

Onunla mücadele edin!...

Aslında o sizin için sağlam bir kılavuz, sağlam bir hidayet rehberi olabilir.

Nasıl?

Onun söylediklerinin tam tersini yaparsanız!...

Neyi söyler?

Allah, neyi emretmişse yapmamanızı söyler.

Tersi: Allah, neyi emretmişse yapmaktır. Yapacaksınız.

Şeytan, böylece size bir kılavuz olacaktır. Doğruların kılavuzu!...

Yanlışları öğütleyecek, siz, onun tersini yapacaksınız.

Şeytan ne söyler?

Allah, neyi yasak etmişse onu yapmanızı, işlemenizi ister. Yapmayacaksınız. Yaptığınız anda, onun garantili göstergelerinden faydalanmış olacaksınız. Mutlaka Allah, ne emretmişse onun tersini söyler, onun mutlaka yapılmamasını söyler. Mutlaka Allah, neyi yasaklamışsa onun da işlenmesini, yapılmasını söyler.

 

Aziz kardeşimiz ;

İşte, 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V), bu hakikatleri insanlara anlatıyordu.

14 asır sonra hidayet devrini yaşıyoruz. Hidayet çağının içindeyiz ve insanlara hidayeti anlatmakla görevli kılınan Mehdi (A.S)’ın öğrencileriyiz ve bizler de O’ndan öğrendiklerimizi insanlara anlatmakla görevliyiz.

 

Aziz kardeşimiz ;

Öğreti bütünüyle Kur’ân’a dayalıdır. O, unutulmuş olan Resûl’ün:

“YA RABBİ, BENİM KAVMİM KUR’ÂN’I BIRAKIVERDİLER, HACİR ALTINA ALDILAR. TERKETTİLER.” ifadesinin bulunduğu devri yaşıyoruz.  

 

Yukarıda söylediğimiz İslâm’ın 7 safhası Kur’ân-ı Kerim’de farz kılınmış, bütün sahâbe yaşamış. Bunları hadislere dayalı olarak söylemiyoruz size. Elbette çok hadis var, onları da kullanıyoruz; ama ASIL KAYNAK, KUR’ÂN-I KERİM’DİR.

 

Kur’ân-ı Kerim, 23 senede indirildi. 23 senede indirilen Kur’ân-ı Kerim, sahâbenin sadece o 23 senedeki hayatını vermedi bize. Gelecek nesillere, Allah’ın projekte ettiği sahâbe hayatı, sahâbenin Allah’ın mürşidleri olduğu noktayı da içeriyor.

Sahâbenin, tâbîinin mürşidleri olduğunu da ispat ediyor.

 

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de, 7 safhayı ayrı ayrı anlatıyor. Her safhayı üzerimize farz kılıyor. Arkasından da bütün sahâbenin bu safhayı da, o safhayı da, ondan sonrakini de, 7 safhayı da yaşadığını ve bihakkın yaşadığını, sonunda iradesini de Allahû Tealâ’ya teslim ettiğini en kesin çizgilerle açıklıyor.

İşte 14 asır sonra bu 7 safha unutulmakla kalmamış, Allahû Tealâ’nın insanları kurtuluşa ulaştıracak temel emirleri devreden çıkarılmıştır.

Bu emirlerin bir tanesi ZİKİR’dir.

Artık zikrin esâmisi okunmuyor ve okutulmuyor.

 

Allahû Tealâ diyor ki:

 

73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

 

33/AHZAB-41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).

Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.

 

4/NİSA-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.

 

Allah, Allah, Allah, Allah… diye Allah’ın ismini tekrar edin.

 

Aziz kardeşimiz ;

Zikri, “Allah’ı hatırlamak” olarak vasıflandıranlar, bu Muzemmil Suresi’nin 8. âyet-i kerimesine dikkatle baksınlar. Orada Allahû Tealâ:

“Rabbinin ismiyle zikret!.”

“Rabbinin ismini tekrar et!.”

“Tekrar, tekrar söyle!” diyor.

O zikirdir ki, size, hayat verir. Sizi, ölüyken hayata geçirir.

 

Aziz kardeşimiz ;

14 asır evvel emaniyye bilgilere karşı, Peygamber Efendimiz (S.A.V) nasıl bir savaş vermişse, bugünde aynı savaş söz konusudur. Ve bugün artık bütün dînlerin birleştirilmesi zamanı gelmiştir.

Birbirinden ayrı dînler yok, “dînler” yok. Sadece bir tek dîn var. Hz. Âdem’in dîni, Hz. Nuh’un dîni, Hz. İbrâhîm’in dîni, Hz. Musa’nın dîni, Hz. İsa’nın dîni, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bütün peygamberlerin ve onlara tâbî olanların yaşadıkları dîn!.

Son peygamber O’ydu: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve O, sahâbesiyle beraber İslâm’ı yaşadı.

 

Dört başı mamur İslâm…

7 safhanın 7’sini de hepsi, yaşadılar.

Ve bugün Hidayet Çağı’nda, o günün hakikatlerini bugün de Mehdi (A.S) ve biz öğrencileri Efendimiz’in  o eşsiz öğretisiyle öğrenerek sizlere anlatıyoruz. Mehdi (A.S) Efendimiz ve biz öğrencileri, insanlara anlatmakla Allahû Tealâ; O’nu, O da bizleri vazifeli kıldı.

 

Bu çağ, HİDAYET ÇAĞIDIR !...

Hidayetin güzelliğini ancak hidayeti yaşayanlar bilirler.

Unutmayın! HİDAYET, ÜZERİNİZE FARZDIR.

 

O 7 safhanın her biri, hidayetin bir bölümünü içerir. Hidayet  de 7 safhadan ibarettir.

Allahû Tealâ buyuruyor:

 

13/RAD-1: Elif lâm mim râ tilke âyâtul kitâb(kitâbi), vellezî unzile ileyke min rabbikel hakku ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu’minûn(yu’minûne).

Elif, lâm, mim, râ; bunlar Kitab'ın âyetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Fakat insanların çoğu inanmazlar (mü’min olmazlar).

 

Nasıl mü’min olacaklar?

Kitaba inanmakla değil sadece. Allah’a inanan bütün insanlar, hep Kitab’a inandıklarını söylerler. Ama Kitab’ı sadece O’na inanmakla değil, Kitap’taki emirleri tatbik etmekle yaşayabilirsiniz.

Kur’ân-ı Kerim’i incelediğimiz zaman gördük ki; 7 safhanın 7’si de, insanların üzerine farz kılınmış, bütün sahâbe 7 safhanın hepsini yaşamışlar.

Öyleyse, hangi standartlarla karşı karşıyaydı Peygamber Efendimiz (S.A.V)? Bir tarafta putperestler var, Allah’a da inanıyorlar ama elleriyle taşlardan oydukları, topraktan yaptıkları putları da bir nevi tanrı kabul ediyorlar, onlara da tapıyorlar.

 

(Kısa bir anekdot aktarmak istiyoruz;)

Hz.Ömer (R.A):

“ İki şey aklıma gelince birinde hüzünlenir ağlarım, diğerinde ise gülerim” diyor. Soruyorlar kendisine “Nedir onlar?” diye; şöyle cevap veriyor: “Birisi, helvadan put yapardık acıkınca yerdik aklıma geldikçe gülüyorum. İkincisi ise, yüreğimi dağlıyor; kızımı diri, diri toprağa gömüşüm…” diyor.

 

Museviler var, Hz. Musa’nın Kitab’ı var ellerinde, Tevrat var ama Yahudilerin içinde de, Tevrat’ın hükümleriyle hareket eden %10’un altında bir avuç insan var. Geri kalanlar, mukaddes kitaplarının (Tevrat’ın) değil, asırlar boyunca insanlar tarafından yazılan kitapların esiri olmuşlar. Tevrat’ı kaldırmışlar Talmud diye bir kitap yazmışlar. Ona inanmışlar.

 

Hıristiyanlıktan 600 yıl sonra, Hıristiyanların içinde de (%10’un altında bir kısım insan hariç) büyük çoğunluk (%90’dan fazlası) insanların yazdığı kitaplara tâbî olmuşlardır. Ve de aslî kitapları, mukaddes kitapları, oradaki 7 safhayı, bu büyük çoğunluk unutmuş durumdadır. (Onlar içinde 1004 tane insan eliyle İncil yazılmış ve kargaşa çıkınca İznik Konsülü’nde 4’e indirmişler, ama hiçbirinin de Allah’ın indirdiği İncil’le alakası yok.)

 

Evet aziz kardeşimiz,

BATILA KARŞI HAKKIN SAVAŞI !...

Hakkın öğretilmesi ve insanları kurtuluşa ulaştırılması!...

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) onu yaptı, onu yaşadı.

Bugün de aynı şey söz konusu:

BATILA KARŞI HAKKIN SAVAŞI !...

 

Ne demek istiyoruz?

Şunu demek istiyoruz: Hiçbir dîn kitabı, Kur’ân-ı Kerim’e aykırı olamaz. Eğer olursa; o, batıldır, bid’attir.

Ve bakıyoruz bugün, deveyi çalan hamutuyla beraber çalmış.

 

Aziz kardeşimiz ;

7 safhadan oluşan İslâm’ın, Kur’ân’ın insanları ulaştırmak istediği 4 teslimin hepsini yok etmişler, 7 safhanın 7’sini de yok etmişlerdir.

14 asırda iblis, insanlara yazdırdığı binlerce kitapla artık üniversitelerin müfredat programlarını, hak olandan tamamen arıtmayı, temizlemeyi başarmıştır.

 

HAKKI YOK ETMİŞ, BATILLA.

Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemek yok artık.

Üniversite müfredat programlarında yer almıyor.

Tâbîiyet yer almıyor.

Farz hükümler çerçevesi içerisinde hiçbiri yer almıyor.

Ruhun Allah’a teslimi,

Fizik vücudun Allah’a teslimi,

Nefsin Allah’a teslimi,

İrşada ulaşmak,

İradenin Allah’a teslimi,

Hiçbirisi öğretimin içinde mevcut değil. Yani o öğretimin, gerçek bir dîn öğretimi olarak telâkki edildiği bir ortamda, ona hüsnüniyetle, bütün boyutlarıyla inanan ve o istikamette yaşayan insanların hiçbirisi kurtulamaz.

İslâm’dan 14 asırda kala kala İslâm’ın 5 şartı kalmış: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek.

Bunlar, hedef emirler değildir. Ulaşmanız lâzım gelen hedefler bunlar değildir.

Bunlar, o hedefe ulaşmanın vasıtalarıdır. Namaz kılmazsanız, oruç tutmazsanız, zekât vermezseniz, hacca gitmezseniz, kelime-i şahadet getirmezseniz -ve asıl önemlisi bunların dışında, en önemlisi özellikle devre dışı bırakılmış şeytan tarafından: “ZİKİR”- eğer zikir yapmazsanız, 7 safhanın hiçbirisini yaşayamazsınız.

 

İblis, neyi başarmış?

Batılı hakla değiştirmeyi başarmış.

Öyleyse, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 14 asır sonra mirasının; tatbikat mirasının, Kur’ân mirasının tamamen, özellikle cennet ve dünya saadetine ulaşmak istikametindeki hükümlerinin, külliyen yok edildiği bir devrede yaşıyoruz. Ve insanlar bunu bilmiyorlar.

Ve en kötüsü, bilmeyenler, bildiklerini zannediyor ve Kur’ân hükümlerinin sırf MEHDİ (A.S) tarafından söylendiği için, bid’at olduğunu iddia etmek cesaretinde bulunuyorlar.

            GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ.   

 

  Aziz kardeşimiz ;

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’ini öyle bir şekilde dizayn etmiş ki; O’nun, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbe tarafından 7 safhada tatbikatının gerçekleştirildiğini âyetleriyle ispat ediyor.

O zaman dîn öğreticilerine büyük bir görev düşüyor bu istikamette !...

       HAKİKATLERİN TEZEKKÜR EDİLMESİ!...

 

Ne yapıyorlar biliyor musunuz?

Sadece inkâr ediyorlar.

Öyleyse, 14 asır evvel, Allahû Tealâ’nın Son Peygamberi neleri yapmışsa, neleri önermişse, önerdiği her şey, sadece onlar, Kur’ân hakikatleridir.

14 asır sonra, MEHDİ (A.S) böyle bir görevle görevlendirildi.

Hayır.

O hiçbir zaman “Ben Peygamberim” demedi.

Son Peygamber; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’dir.

 

33/AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, her şeyi en iyi bilendir.

 

Şu anda bütün kavimlerde, hangi millet varsa, o milletin içinde Allah’ın resûlleri yaşamaktadır.

(Daha fazla bilgi için bakınız: Resûl kimdir, Nebi kimdir konulu sohbet konumuz.)

 

DİKKAT EDİN RESÛL, PEYGAMBER DEMEK DEĞİLDİR.

Peygamber, Kur’ân- ı Kerim’de “NEBΔ adıyla geçer.

Ve hakkın batılla savaşmasının yeni bir safhasındayız, son safhasındayız.

Allahû Tealâ buyuruyor:

 

5/MAİDE-65: Ve lev enne ehlel kitâbi âmenû vettekav le keffernâ anhum seyyiâtihim ve le edhalnâhum cennâtin naîm(naîmi).

Eğer kitap ehli, âmenû olup (Allah’a ulaşmayı dileyip), takva sahibi olsalardı, elbette günahlarını örterdik. Ve onları mutlaka Naîm cennetlerine koyardık (dahil ederdik).

 

Burada takvanın üst seviyesi var. Naîm cennetleri, Adn cennetlerinin bir altındaki cenneti ifade ediyor.

Allahû Tealâ hayırlarda yarışanları, daimî zikrin sahiplerini Naîm cennetlerine koyacağını ifade ediyor, başka bir âyet-i kerimede.

Öyleyse, burada da söz konusu olan daimî zikrin sahipleridir. Takva sahibi olmak bu âyet-i kerimede buna uzanıyor.

Çünkü Allahû Tealâ, Naîm cennetlerini kullanmış.

 

5/MAİDE-66: Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).

Ve eğer kitap ehli, Tevrat ve İncil’i ve Rab’lerinden kendilerine indirileni, gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), muhakkak ki; onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice ni’metler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre ulaşmamış) muktesidler olan bir ümmettir. Ve onlardan çoğunun da yaptıkları şey kötüdür.

 

İşte Allahû Tealâ burada o %90’dan fazla insanı kast ediyor.

“Dînlerini unutmuşlardır” diyor.

Kitap ehlinin çoğunun, İslâm’ın, Allah’ın kâinattaki tek dîninin 7 safhasını yaşamadığını ifade ediyor.

Ne yazık ki; 14 asır sonra bugün, İslâm’da da bunların hepsi unutulmuş durumdadır.

Üniversitelerdeki öğretim standartlarında bu yoktur. Bunların hepsinin gerçek değerler olarak korunduğu tasavvufî hayat, aşırı dîncilik olarak kabul edilmektedir.

“Normali, İslâm’ın 5 şartı”ymış!

“Ama tasavvufu yaşayanlar, aşırıya kaçıyorlarmış gibi...”

Oysa ki; tasavvuf dediğimiz nesne, Allah’ın dîninin hayata geçirilmesidir. 14 asır evvel, sahâbenin yaşadığı hayattır.

 

4600 yıl evvel, Hz. Musa ve ona bağlı olanlar tarafından, 2000 yıl evvel Hz. İsa ve ona bağlı olanlar tarafından, 1400 yıl evvel Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve O’na bağlı olanlar tarafından yaşanan, kâinatın yegâne dinidir.

Muhtevayı ait olduğu yere oturtmak durumundayız. Mecburiyetindeyiz.

 

Allahû Tealâ diyor ki:

  “MÜCRİMLER İSTEMESE DE BİZ, Nİ’METİMİZİ TAMAMLARIZ”.

 

        Nİ’MET TAMAMLANMIŞTIR, AÇIKLANMAKTADIR.

                    KURTULUŞ, HERKES İÇİNDİR.

 

İnsanlar ne zaman o bırakıverdikleri, unutuverdikleri, devre dışı bıraktıkları Kur’ân’ı hatırlarlarsa; O, Tevrat’taki hükümleri de, İncil’deki hükümleri de, ondan evvel, Allah’ın bütün peygamberlerine verdiği hükümleri de ihtiva eden kâinatın son kitabıdır: KUR’ÂN-I KERİM.

Kıyâmete kadar, başka bir şeriat kitabı gelmeyecektir.

O Kitap, bütün dünyaya; hayır, bütün kâinata ışık tutacaktır.

 

Allah Razı Olsun…

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com