Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

 

SORU : Nefslerine zulmeden insanlar nasıl tövbe etmeli ki; bu tövbe, onları Allah’ın affına ve mağfiretine ulaştırsın?

Tövbe , af ve mağfiret arasındaki ilişki nedir?

 

CEVAP : Aziz kardeşimiz;

 

Allahû Tealâ buyuruyor:

 

42/ŞURA-25: Ve huvellezî yakbelut tevbete an ibâdihî ve ya’fû anis seyyiâti ve ya’lemu mâ tef’alûn(tef’alûne).

Ve O, kullarının tövbelerini kabul eden ve seyyiatlarını (günahlarını) affedendir. Ve yaptığınız şeyleri bilir.

 

35/FATIR-32: Summe evresnel kitâbellezînastafeynâ min ibâdinâ, fe minhum zâlimun li nefsih(nefsihî), ve minhum muktesid(muktesidun), ve minhum sâbikun bil hayrâti bi iznillâh(iznillâhi), zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).

Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Böylece onlardan bir kısmı nefsine zulmedicidir, onlardan bir kısmı muktesittir (Allah’a ulaşmayı dileyenlerden daimî zikre ulaşmamış olanlar). Onlardan bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlardır (daimî zikre ulaşanlardır). İşte o, büyük fazıldır.

 

4/NİSA-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Biz, resûlleri ancak Allah’ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.

 

Aziz kardeşimiz ;

Nisa-64, bir olayı çok net vurguluyor. Sahâbe, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’e geliyorlar. Önünde diz çöküp tâbîiyet tövbesi yapıyorlar. Nebîler Sultanı (S.A.V)’e tâbî oluyorlar.

 

Kim bunlar?

Nefslerine zulmedenler.

Geldiler, tövbe ettiler.

Tövbe edince ne oldu?

Allah’tan mağfiret dilediler; yani günahlarının affını dilediler.

 

Mağfiret kelimesi, hem günahın tek taraflı olarak affını, hem de affı ifade eder. Mağfiret kelimesi, aynı zamanda Devrin İmamı’nın, bu af talebinde bulunanların bir defa daha af talebini de ihtiva eder.

 

Şimdi olaya bakalım: Sahâbe geliyor (günahkârlar, nefslerine zulmedenler) Nebîler Sultanı (S.A.V)’e tâbî oluyorlar.

Nasıl bir tâbîiyet?

Mumtehine-12’de mü’min kadınlar da tövbenin aynını yapıyorlar; yani yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilemişler, Allah onların üzerinde 12 ihsanını gerçekleştirmiş, ondan sonra gelmişler Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e, mü’min olmaya son derece yakın bir talebin sahipleri ve tövbe ediyorlar.

Günahlarının affını diliyorlar. Mağfiret adıyla günahlarının affını istiyorlar. Allahû Tealâ’dan bu tövbeyi yaparak istiyorlar.

 

60/MUMTEHİNE-12: Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyı'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrıkne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfir lehunnallâh(lehunnallâhe), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafûr’dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) de onların bu tövbelerini kabul ediyor, onlara el öptürüyor ve O da onların günahlarının affını mağfiret ismiyle tekrar Allahû Tealâ’dan talep ediyor.

Allahû Tealâ, mağfiret talebi üzerine nefslerine zulmeden sahâbenin günahlarını affediyor.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in talebi üzerine sahâbenin günahlarını bir defa daha affediyor. Her ikisi de mağfiret adıyla anılıyor.

Mağfiretin ikinci mânâsı; günahların iki defa affıdır.

 

Mağfiret, Allahû Tealâ tarafından Kur’ân-ı Kerim’de bazen günahların bir defa affı istikâmetinde, bazen de iki defa affı istikametinde kullanılmıştır.

Nasıl ki, biz Türkçe’de, Arapça’da kullanılanından farklı ifadeler kullanıyorsak, onun gibi.

Meselâ Türkçe’de, bir kişiye cezası verilecekse, buna “ceza” deriz. Eğer birisine bir mükâfat verilecekse ona da “mükâfat” deriz; ama Arapça’da mükâfat ve ceza kelimeleri aynı istikamette kullanılır.

Ceza kelimesi hem mükâfatı, hem cezayı ifade eder. Mükâfat ya da müjdelemek kelimesi de hem cezayı, hem mükâfatı ifade eder.

Yani negatif olarak bir şeyin Allahû Tealâ tarafından bir kişiye verilmesi hali cezalandırmadır. Allahû Tealâ, bunu bazen ceza olarak kullanmış, bazen da onların mükâfatı olarak kullanmıştır. Ama Türkçe’de bu cezayı sadece bir kişiye, onu üzebilecek olan bir şeyin ulaştırılması olarak düşünürüz. Buna karşılık bir ceza almıştır. Hapse mahkum olmuştur. Bu onun cezasıdır. Bunu ona müjdeleyemeyiz. Cezayı ona bildiririz. Bu bir cezadır. Ama Arapça’da ceza ve mükâfat aynı istikamette kullanılmaktadır.

 

Aziz kardeşimiz ;

İşte, hem müjdeleme kelimesi cezanın tebliğiyle, hem mükâfatın tebliğiyle ilgili olarak kullanılıyor Arapça da.

Ama Türkçe’de müjdelemek, bir mükâfatın tebliğidir.

İnsanı üzecek olan bir olay söz konusuysa, onu cezanın tebliği olarak düşünürüz. İki husus Türkçe’de birbirinden ayrılmıştır.

Af ile mağfiret de Türkçe’de ayrılmıştır. Gerçi mağfiretin gerçek mânâsını çok az insan bilir; ama af, bir defa kişinin talebi üzerine Allahû Tealâ’nın günahları affetmesidir.

Eğer mürşidine ulaşan kişi 12 ihsan alıp, tâbî olduğu zaman, kişinin talebi üzerine Allahû Tealâ onun günahlarını affederse, bir de Devrin İmamı’nın talebi üzerine bir defa daha affederse, iki defa affedilmiş olur.

Bu iki defa affa, mağfiret diyoruz.

Ama Kur’ân-ı Kerim, bu iki defa affın birincisine de mağfiret diyor, ikincisine de mağfiret diyor.

Öyleyse, mağfiret müessesesini ait olduğu yere oturturken Türkçe’ye uygun olarak oturtun.

Eğer bir kişi, kendisi Allahû Tealâ’dan af diliyorsa, Allahû Tealâ onun affını kabul etmişse, bunun adı af’tır.

Ama 12 ihsanla irşad makamının önünde tövbe etmişse kişi, Allahû Tealâ onun talebi üzerine günahlarını affetmişse bunun adı da mağfiret’tir.

Böyle dizayn edersek, olayları anlamakta çok açık ve kolay bir zemini hazırlamış oluruz.

Tövbe, günahlarımızın affı için Allahû Tealâ’dan talepte bulunmamız halidir.

 

Allah Razı Olsun…      

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com