![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sorular ve Cevaplar | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
SORU : Hikmet nedir? Allah hikmeti kime verir?
CEVAP : Aziz kardeşimiz ; Allahû Tealâ, Bakara Suresi 269da buyuruyor ki:
2/BAKARA-269: Yutil hikmete men yeşâu, ve men yutel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir, ulûlelbabtan başkası tezekkür edemez.
Ulûlelbab makamında daimî zikre ulaşan kişi, 4 temel vasfın ve 3 de sonuç vasfı şartının sahibidir. Kurân-ı Kerimde nerede Allahın dilediğine bir şeyler vermesini görürseniz bilin ki, o kişi ona ehil olduğu için, lâyık olduğu için Allahû Tealâ tarafından verilmiştir.
Kim neye lâyıksa, Allah o kişiye, o lâyık olduğu şeyi verir. Öyleyse, kim daimî zikrin sahibi olmuşsa, Allahû Tealâ ona hikmet verir, onu hikmet sahibi kılar. Onu daimî zikre ulaştıran Allahtır. Hikmet sahibi yapan Allahtır. Niçin yapar? 1- O kişi buna lâyık olduğu için yapar. 2- Elinden gelen bütün gayreti gösterdiği için yapar.
Kişi; fena, beka, zühd, muhsinler makamının sahibi olmuş ve bu arada daimî zikre ulaşmıştır. Ulaşınca Allahû Tealâ ona hikmet vermiş, onu hikmet sahibi kılmıştır.
Bütün daimî zikrin sahipleri mutlaka hikmet sahibidir. Hepsi ilmel-yakîni aşmışlar, aynel-yakînin sahibi olmuşlardır. Bunların arasında aynel-yakîni geçip de hakkul-yakîne ulaşanlar, salâh makamının 5. mertebesine ulaşıp iradelerini de Allaha teslim edebilenlerdir.
Allahû Tealânın hikmet verilmiş olanlara çok hayır verilmesinden muradı, bu insanların daimî zikrin sahibi olmaları sebebiyle her an derecat, her an hayır kazanıyor olmalarıdır. Biliyorsunuz, kazandığınız dereceler Allahû Tealâ tarafından kazanılan hayırlar olarak ifade ediliyor. Hayrın sahibi, devamlı hayır kazanan bir insan!...
Kimdir hayrın sahibi? Daimî zikrin sahipleri. Her an hayır kazanmaktadırlar. Kim neyi hak ederse, Allah da onun hak ettiği şeyi diler ve ona onu teslim eder. Allahın bir liyakat kanunu vardır. Neye lâyıksanız onu Allahû Tealâ size otomatik olarak teslim eder ve teslim ettiği şeyi de dilemiş olur. Dileyerek, uygun görerek teslim eder; ama her seviyede denge mutlaka sağlanmıştır. Allahû Tealâ, kişiye hangi makamı teslim etmişse, o kişi o makama gelmeyi hak etmiştir.
Allah dilediğini dalâlette bırakır, dilediğini hidayete ulaştırır. Bunun manası, hidayete lâyık olanlar, Allahû Tealâ tarafından hidayete ulaştırılırlar; dalâlete lâyık olanlar dalâlette bırakılırlar. Allah dilediğini, dilediği yere ulaştırır. Yardımlarıyla Ama kişi bunu evvela, kendi iradesini o hedefe odaklayarak hak etmelidir.
Şunu demek istiyoruz ki; insan, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemedikçe Allah ona yardım etmez. Ona Rahman ve Rahîm esmasıyla tecelli etmez. Ona 12 ihsan verip mürşidine ulaştırmaz. Ruhunu Allaha ulaştırmaz. Hiçbir teslimi gerçekleştirmez. Öyleyse, kişi Allahın kendisine vereceği şeye ehil olmak mecburiyetindedir. Bu ehliyet varsa, Allahın âyet-i kerimesi devreye girer: Allah dilediğini Kendisine seçer, bunlardan kimler Allaha yönelirse onları Kendisine ulaştırır diyor Allahû Tealâ.
42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ tedûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuha vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriatı); Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın. diye Hz. İbrâhîme, Hz. Musaya ve Hz. İsaya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allaha ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve Ona yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Böyle bir dizaynda kişiyi Allah seçiyor, dilediğini Kendine seçiyor ama bakıyoruz ki, herkesi seçmiyor. Kimleri seçiyor? Kalbinde hayır gördüklerini seçiyor. Kimleri seçiyor? Hayattayken Allaha kalben ulaşmak konusuna direkt olarak karşı çıkmayanları seçiyor. Kimleri seçiyor? Seçtiği herkeste Allahû Tealânın bir güzelliği var. O kişi, seçilmeye ehil olduğu için seçiliyor. Allahû Tealâ, seçip de onları ehil kılmıyor. Onlar, Allahû Tealânın söylediklerini anlamışlar, kalplerindeki ve davranışlarındaki faktörlerle ya Allahû Tealâ tarafından seçilmeyi hak etmişler, veya seçilmemeyi hak etmişler. Demek ki, kişinin kalbinde maraz varsa, insanların aleyhine onları dalâlette bırakacak olan bir şeyler varsa, Allah onları seçmiyor.
Allahın seçtikleri, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyebilecek olanlardır; ama bunların da hepsi Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemiyorlar. Dileyenler Allahın yardımına ehil olanlardır.
Allahû Tealânın seçtiklerinin içinde kişisel irade devreye girmedikçe Allah onları dilemez. Onların mürşidlerine ulaşmasını, hidayete ermesini dilemez. Hidayete erdirdikleri ancak o insanlardır ki, hidayeti dilerler ve hidayete lâyık olurlar.
Öyleyse, Allahû Tealânın dilediği ve dilemediği kişiler, daha başlangıçta birbirlerinden kesin bir şekilde ayrılmışlardır. Kendileri dalâlette olup Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemeyip, başka insanları da Allahû Tealânın yolundan men edenler, hiçbir zaman Allahû Tealâ tarafından seçilmezler. Seçilenler, o seçime lâyık olanlardır. Kişi seçildi; ama seçildikten sonra Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemedi. Allah onu da o vaziyette bırakır. İradesini Allaha ulaşmayı dilemek istikametinde kullanmadığı için, Allahın seçmesine rağmen o kişi kurtuluşa ulaşamaz. Allahın seçtiği kişi, mutlaka o hedefe ulaşacak olan değildir. Burada insanlar ikiye ayrılırlar: 1- Allahın seçtiklerinden bir kısmı Allaha ulaşmak istikametinde, Allaha ulaşmayı dileyerek Allaha yönelirler. Onları Allah Kendisine ulaştırır. 2- Allaha ulaşmayı dilemeyen, Allaha yönelmeyenleri, Allah Kendisine ulaştırmaz. Daha öteki mertebelere, hikmete de ulaştırmaz.
Öyleyse, Allahın dilediği kimdir? Allahın onu ulaştıracağı noktaya ehil, lâyık olanlardır. Onun vasıflarını kendisinde toplamış olan biri, o hedefe ulaşmak için iradesini kullanmış ve o hedefe ulaşmayı dilemiş olan kişidir.
Öyleyse, Allahın Zatına ulaşanlar sadece Allahın seçtiklerinden, Allaha yönelenler yani Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyenlerdir. Allahın Allaha ulaştırmayı dilediği kişiler buradan başlayarak Allaha ulaşmayı dilerler.
Allahû Tealâ, böyle bir dileğin sahibi olduğu için kişiye 12 ihsan verir; (Bakınız: 12 ihsan 7 nimet başlıklı konumuz) mürşide mutlaka ulaşmayı dileyen birisi haline getirir. Sonra da onu mürşidine ulaştırır. Bu sefer de 7 nimet vererek onu, ruhunu Allaha ulaştıracak olan imkânlarla teçhiz eder.
Ama kişi ruhunu Allaha ulaştırmayı dilemişti, iradesini bu hedefe yöneltmişti. Öyleyse, kişiyi Allah Kendisine ulaştırır. Ondan sonra fizik vücudunu Allaha teslim etmek yönünde ona yardımcı olur. Allahû Tealâ, fizik vücudunu Allaha teslim edeni, daimî zikre ulaştırır ve nefsini Allaha teslim etmek yönünde ona yardımcı olur. Kişi onu da yaptı, irşada ulaştırmak yönünde yardımcı olur. Kişi irşada ulaştı, iradesini Allaha teslim etme yönünde yardımcı olur ve kişi iradesini de Allaha teslim eder. Her birinde kişi talep sahibidir. Allah da onu sağlar. Ama kişi o hedefe ulaşmak için, hem ehil yani ona lâyık olarak o muhtevayı seçer, hem de her seferinde daha büyük bir gayretin sahibidir.
Ve kişi Allahû Tealâya ispat eder ki, Sen beni oraya ulaştırırsan ben mutlaka bana düşeni yaparım. Daha öteye geçmek için çabalarım.
İşte aziz kardeşimiz, görüyorsunuz ki; Allahın hedeflere ulaştırmayı dilediği kişiler o hedeflere ulaşmaya lâyık olanlardır. Mutlaka o hedefe ulaşmayı kalben dilemiş, o hedefe ulaşmak için kendine düşeni yapmaya hazır ve bunu her zaman Allaha ispat eden kişilerdir.
21/ENBİYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim feselû ehlez zikri in kuntum lâ talemûn(talemûne). Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Bakara 269da hikmet sahibi olan, hikmeti hak edenler var. Hikmet sahibi olanlara hayır verilmiştir ve hikmet sahipleri de (Ulûlelbab) o hikmeti yaşayanlardır. Ona tezekkür etme yetkisi de verilmiştir. Zaten ulûlelbab hikmetin sahibidir.
Enbiya 7de ise Allahû Tealâ ehl-i tezekkürden bahsediyor. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. Yani, siz zikir ehline soracaksınız. Zikir ehli de Allahû Tealâdan soracak, Allahû Tealâ zikir ehline cevabı ulaştırırsa, o da size ulaştıracaktır.
Zikir ehli her şeyi bilir mi? Hayır, bilmez, bilmesi de gerekmez. O, Allaha sormak, Allahtan cevap almak, Allahın vahyine mahzar olmak yetkisinin sahibidir. Allahû Tealâ dilerse cevap verir, dilemezse vermez. O zaman zikir ehline düşen Allahtan aldığı cevabı açıklamak veya cevabın alınamadığını söylemektir.
Öyleyse, Allahın dilediği kişilere bakıyoruz, Enbiya 7de, Kendilerine vahyettiğimiz kişileri göndermeyi diledik ve gönderdik diyor. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)den evvelki nebîler ve bütün kavimlerdeki resûller, Allahın vazifeli kıldıkları elbette Allahın seçtikleri, yani diledikleridir.
Burada Allahın kendilerine vahyettiği erkekler göndermesi, onları o vazifeye tayin etmeyi dilemesiyle ancak mümkündür. Kişiyi Ulûlelbab yapmak da aynı standartların ürünüdür. Her ikisinde de, Allahın dilediğine bunları vermesi söz konusudur.
Allah Razı Olsun...
YAŞAR COŞKUN ARAŞTIRMACI YAZAR Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05 Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com
|
|
|
|||||||||||||