Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : “Allah’tan bir ip” ile “insanlardan bir ip” sözünden kastedilen nedir?

 

CEVAP :

3/AL-İ İMRAN-112: Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).

Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vurulmuştur. Ancak Allah’ın ipine (Sıratı Mustakîm) ve insanlardan bir ipe (Allah’a ulaştıracak olan mürşide) sarılanlar (ulaşanlar), müstesna. (Onlar) Allah’ın gazabına uğradılar ve üzerlerine MESKENET (miskinlik) damgası vuruldu. İşte buna sebep; onların kesinlikle Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmüş olmalarıdır. İşte bu; onların (Allah’a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandı.

 

İnsanların üzerine zillet damgası vurulanların cehenneme gideceği kesinlik kazanmaktadır.

Ama bu genel standardın dışında kalanlar, hariç olanlar var.

İşte hariç olanlar:

·                  Allah’ın ipine sarılanlar.

·                  İnsanlardan bir ipe sarılanlar.

 

“Allah’ın ipine” ve “insanlardan bir ipe” diye ikisi bir tek muhteva içerisine alınmıştır; çünkü, birine sarılan otomatik olarak ötekine de sarılır. İkinciye sarılan birinciye, birinciye sarılan ikinciye sarılmıştır.

 

İnsanlardan bir ipe sarılan kişi, Allah’tan ipe de sarılmıştır.    

Allah’tan bir ipe sarılan kişi, insanlardan bir ipe sarıldığı için, Allah’tan bir ipe sarılmıştır.

Allah’tan bir ip: Allah’ın ipi, Allah’a kadar ulaştıran bir ip. Allah’a ulaşan ip.

Kur’ân-ı Kerim’de böyle bir kavram vardır. Ve adı Sırat-ı Mustakîm’dir.

Sırat-ı Mustakîm, mürşidinize tâbî olduğunuz noktadan başlar. Kim kâinatın neresinde mürşide tâbî olmuşsa, o noktadan o mürşidin bulunduğu dergâha kadar yerin sathına paralel bir yol takip edilir. Bir yol vardır.

Bu yol Sırat-ı Mustakîm adlı iki yatay, iki dikey sebilden oluşan bir yolun, ilk yatay sebilinin birinci bölümünü oluşturur. Mürşidine tâbî olan kişinin ruhu derhal vücudundan ayrılır ve Allah’a doğru yola çıkar.

 

Bu çıkış evvela birinci merhalesine onu ulaştırır. Bu merhale, mürşidin bulunduğu dergâhtır. Kişi orada manevî terbiyeye alınır. Birinci gök katına ulaşabilecek olan noktaya kadar orada kalacaktır. (Nefsinin kalbinde yaptığı zikirden %7 nur birikimi tamamlanıncaya kadar).

 

Sonra ana dergâha, yani Devrin İmamı ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’in bulunduğu ana dergâha ulaşır. Ruh, orada onarlık insan ruhlarının arasında kendisine ait bir yerde (ait olduğu dereceye göre herkesin ayrı bir yeri vardır) onarlık sıraların içerisinde yerini alır.

O onluk sıraların en sağ tarafında, dışında sağ kanat velîsi bulunur.

 

Birinci kata yükselmek için, Tarîk-i Mustakîm’e ulaşmak gerekir. Zemin katta yaklaşık 4m. yüksekliğinde, 1.5 m. eninde altın bir çıkış kapısı vardır. Yedinci katın girişinde aynı kapının bir eşi bulunmaktadır. Bunun farkı, altında yedi tane mermer merdiven olmasıdır. İki kapının birbirinden farkı, zemin kattakinin zemin kattan Sırat-ı Mustakîm’e çıkışa,  yedinci kattakinin de Sırat-ı Mustakîm’den yedinci gök katına girişe ait olmalarıdır.

Bir giriş söz konusu olduğu için, yedinci katın kapısına fetih kapısı denir. Ve Tarîk-i Mustakîm burada tamamlanır. Çıkılan yer kader hücreleridir. Kader hücrelerinden sağa doğru yedi tane âlem geçilecektir. İkinci yatay sebil.

 

Birinci yatay sebil, kişinin tâbî olduğu noktadan ana dergâha kadardır. Yedi âlemden, yedi parçadan oluşan, yedi âlemin geçilmesiyle tamamlanacak olan ikinci yatay sebil ise kişinin ruhunu Sidretu’l-Muntehâ’ya ulaştırır. Varlıklar âleminin son noktasına ve bu noktadan itibaren kişinin ruhu Allah’a doğru dikey bir yolculukla yükselir ve Allah’a ulaşır.

 

Al-i İmran Suresi’nin 112. âyet-i kerimesinde sözünü ettiği Allah’ın ipi, işte bu iptir. Adı Sırat-ı Mustakîm’dir.

 

2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).

Dînde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidayet yolu; Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tâgutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetu’l-vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.

 

İşte burada adı geçen kulp, Al-i İmran Suresi’nin 112. âyet-i kerimesindeki insanlardan bir iptir. Kim Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilerse, o kişi Allah’tan 12 ihsan alır. Hacet Namazı’nı kılar, Allah 12. ihsanıyla ona mürşidini gösterir. Kişi mürşidine ulaşır. Daha âmenû olmamışsa A’raf Suresi’nin 146. âyet-i kerimesinin aksine hareket edecek demektir.

 

7/A'RAF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).

Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

 

Allah’ın irşad yolunu inkâr edenler, gayy yolunu kabul edenler A’raf Suresi’nin 146. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın bahsettiği kişilerdir. Onun tersi, yeryüzünde haksız yere kibirle dolaşmayanlar, irşad yolunu gördükleri zaman, o yolu kendilerine yol edinenlerdir.

 

İşte kim irşad yolunu kendisine yol edinecekse o kişi, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyen bir insandır.

Allah ona 12. ihsanıyla mürşidini gösterir. Kişi mürşidine tâbî olur ve Allah’tan, kopması mümkün olmayan bir kulba, mürşidin eline sımsıkı yapışarak o eli öper ve böylece tâbîiyetini gerçekleştirir.

Kendine söylenen sözleri tekrar eder. O izin günü kendisine izin verilen iki kişi vardır. Birisi mürşiddir söyler, ikincisi müriddir tekrar eder. Ve böylece kişi Allah’ın ipine sımsıkı sarılır.

Böyle bir dizaynın sağladığı şey, Allah’ın dostu olmak, evliyası olmaktır. Kişi yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onu rahmetinin ve fazlının içine koyar.

 

4/NİSA-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

 

Allah’a ulaştıran yola ulaşmak demek, mürşide ulaşmak demektir; çünkü, ruhun vücudu terk edebilmesi, ancak Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyen bir insanın mürşidine ulaşmasıyla olur. Allah’ın ipine ulaşmasıyla olur. Allah’ın ipine ulaşması, ruhunun, Allah’ın ipi olan Sırat-ı Mustakîm’e ulaşması demektir.

 

22/HAC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl’ün, Nebî Resûl’ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sırat-ı Mustakîm’e hidayet edendir.

 

Allah hepimize bir garanti veriyor. “Kim âmenû olursa Biz onu mutlaka Sırat-ı Mustakîm’e ulaştırırız” diyor.

Ne zaman?

Mürşidine tâbî olduğu zaman. Ruh vücuttan ayrılıyor ve Sırat-ı müstakim’e ulaşıyor.

 

Nebe Suresi’nin 38. âyet-i kerimesinde mürşidin önünde yapılan bir tövbe merasimi anlatılmaktadır:

 

78/NEBE-38: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).

Melekler (arşı tutan melekler), saf saf olarak ve ruh (devrin imamının ruhu) oradadırlar. Kendisine Rahmân’ın izin verdiğinden başka kimse konuşamaz. Ve sevap söyler (günahların sevaba çevrilmesini müjdeler).

 

Nebe Suresi’nin 39. âyet-i kerimesinde de bu tövbe merasimine istinaden, ruhun vücuttan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkışı, Allah’a ulaşması anlatılıyor.

 

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.

 

Allah Razı Olsun…     

 

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com