![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sorular ve Cevaplar | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
SORU : Kişilerce takva kavramı Allahtan korkmak, haramdan sakınmak olarak biliniyor. Giyim şekline bakılarak çok takvalı birisi deniyor. 1- Allahû Tealânın âyetlerle bizlere ulaştırdığı takva nedir? 2- Sadece korkmak ve sakınmak yeterli midir? 3- Takvanın kademeleri nelerdir? 4- Herkes aynı derecede takva sahibi midir? 5- Cennetin katları ile kişinin takva dereceleri bağlantılı mıdır?
CEVAP : Evet, gerçekten takva deyince Allahtan korkmak ve sakınmak, haramdan sakınmakla çok güzel oturuyor yerine; doğru, böyle anlaşılıyor. Sadece korkmak ve sakınmak takva sahibi olmak için yeterli midir, sualinin cevabından başlamak istiyoruz: Yeterli değildir.
Aslında insanların hepsi Allahtan korkarlar ve eğer Allahtan korkmayı lügât manası odur, diye takva olarak değerlendirirseniz, herkes takva sahibi oluyor. Tabiatıyla, Allaha göre farklı bir takva kavramı var. Aynı zamanda haramdan sakınmak da takvanın bir bölümünü elbette oluşturacaktır; ama takva deyince Kurânın bütününe yayılan bir olguyla karşı karşıyayız.
Öyleyse, Allahû Tealânın bizlere âyetlerle ulaştırmak istediği takva nedir? Allahtan sakınmak ve çekinmek midir? Haramlardan sakınmak mıdır? Bu kadar mı takva? Elbette değil.
28 basamaktan oluşan Kurân-ı Kerim yelpazesinin 1. ve 2. basamakları cehenneme gideceklere aittir. Kim 1. ve 2. basamakta ise, onlar olayları yaşamış ve değerlendirmiş olanlardır. Herkes bunları yapar. Eğer insanlardan yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilemeyenler varsa, bunlar 2.basamakta kalmaya mahkûmdur. Takva bundan sonra başlar. Takva, 3. basamaktan 28. basamağa kadar bütün basamakları ihtiva eden bir muhteva kazanır.
Kim yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilerse, o âmenû takvasının sahibidir.
Allaha ulaşmayı dileyen kişinin artık basamaklardaki yeri, 3. basamaktır. Ve Allahû Tealâ, kişi Allaha ulaşmayı dilediği anda, kalbindeki bu dileği işitir, bilir ve görür. Böyle olduğu anda da Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelliye başlar. Ve bu tecellisi Yusuf Suresi 53. âyete göredir:
12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun). Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîmdir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye edendir).
Ardından 11 ihsan daha alır kişi, (Bakınız: 28 Basamak 12 İhsan 7 Nimet)
Allahû Tealânın bizlere ulaştırmak istediği takva, Allaha ulaşmak istediğimiz anda başlayan, -Allaha ulaşmayı dileyen herkes âmenû olmak şerefine ermiştir; âmenû takvası burada kendisini gösterir- mürşidimize ulaşmadan evvelki kademeleri içerir.
Âmenû takvası konusunda Allahû Tealânın neler buyurduğuna beraberce bakalım. Allahû Tealâ diyor ki:
41/FUSSİLET-18: Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn. Âmenû olanları ve takva sahibi olanları kurtardık.
Âmenûları, âmenû olarak takva sahibi olanları kurtardık, diyor. Neml-53te de aynı ifade var:
27/NEML-53: Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn. Âmenû olan ve böylece takva sahibi olanları kurtardık, diyor.
Demek âmenû olmak kişiyi takva sahibi kılıyor. Hucurat-1de de Allahû Tealâ diyor ki:
49/HUCURAT-1: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihi vettekullah innallâhe Semîun Alîm. Ey âmenû olanlar ! Allahın ve Resûlünün huzurunda öne geçmeyin ve Allahtan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
Âmenû olanların Allaha karşı takva sahibi olmaları söz konusu. Bu, âmenû olanların takvası ve bu takva kişiyi 13. basamağa kadar götürüyor. Kişi, Allahtan aldığı 12 ihsanla mürşidini görüyor. Mürşidine ulaşıyor, önünde diz çöküp tövbe ediyor. Bu noktaya kadar kişi âmenûlar takvasında, yani Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyen kişi, âmenû takvasının sahibi olan kişi sadece inanmıyor; Allaha inanmak, âmenû olmak için yeterli değildir. 1- Allaha inanıyor. 2- Ruhun ölmeden evvel Allaha mutlaka ulaşması lâzım geldiğine, bunun farz olduğuna inanıyor. 3- Kendi ruhunu da Allahû Tealânın verdiği garantiler sebebi ile mutlaka Allaha ulaştıracağına inanıyor.
Aziz kardeşimiz ; Burada 3 temel faktör var. Sonra kişi (Allahû Tealâ mürşidini 12. ihsanıyla gösterdikten sonra) mürşidine ulaşıyor, önünde diz çöküp tövbe ediyor ve Lâ ilâhe illallâh, Muhammeden Resûlullâh diyerek el öpüyor. Böyle bir olayın akabinde Allahû Tealânın bir başka olayıyla karşı karşıyayız. Allahû Tealâdan 7 tane de nimet alıyoruz. (Bakınız: 28 basamak, 12 ihsan ,7 nimet ) Eskiden kalbimizde küfür yazılan biriydik, şimdi kalbimize îmân yazılı birisi olduk. Bundan sonra 7 nimeti alan kişi mümin oluyor. Burası müminler takvası.
Allahû Tealâ Al-i İmran-15te ve 16da diyor ki:
3/AL-İ İMRAN-15: Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi). De ki: Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için Rablerinin katında içinde devamlı kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve tertemiz eşler ve Allahtan rıza (makamı) vardır. Allah kullarını BASÎRdir (görendir, görücüdür).
3/AL-İ İMRAN-16: Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri). Onlar (takva sahipleri): Rabbimiz, biz hiç şüphesiz mümin olduk (îmân ettik), artık bizim günahlarımızı (sevaba çevirerek) bize mağfiret et ve bizi ateş azabından koru. derler.
Mağfiret deniyorsa, orada mutlaka tövbe etmek söz konusudur. Burada tövbe edilen kişinin mümin olduğu bir takva söz konusu. Rabbimiz, biz hiç şüphesiz mümin olduk. diyor insanlar. Al-i İmran-179a bakıyoruz:
3/AL-İ İMRAN-179: Mâ kânallâhu li yezerel muminîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alel gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulih(rusulihî), ve in tuminû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun). Allah müminleri; pisi, temizden ayırıncaya kadar, şu üzerinde bulundukları hâl üzere bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine (gaybden) haberdar edecek de değildir. Fakat Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer, (gaybı ona, o resûlüne bildirir). O halde, Allaha ve Onun resûllerine îmân edin. Ve eğer îmân eder ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için ECRUN AZÎM (büyük mükâfat) var.
Daha mümin olmamışlar ama burada müminlerin ulaştığı takva açık bir şekilde yer alıyor. Allahû Tealâ diyor ki:
5/MAİDE-11: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû nimetallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil muminûn(muminûne). Ey âmenû (Allaha ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler) olanlar! Allahın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın; bir kavim size ellerini uzatmaya kalktığı zaman (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allaha karşı takva sahibi olun (Ruhunuzu, vechinizi (fizik vücudunuzu) ve nefsinizi Allaha teslim edin). Müminler artık Allaha tevekkül etsinler (güvensinler).
Takva sahibi olanların mümin oldukları burada açık bir şekilde ifade buyurulmuştur. Burası müminler takvasına ulaşılan noktadır.
Kişi mümin oluyor. 7 kademede nefsini tezkiye ediyor. Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiye ve Tezkiye kademelerinde kişinin nefsinin kalbinde % 7şer nur birikiyor. Ve nihayet kişinin ruhu Allaha ulaşıyor, kendisi de nefs olarak tezkiye oluyor.
Kişinin 7 kademede nefsi tezkiye olurken, her % 7 nur birikimi ile ruh, bir üstündeki gök katına ulaşıyor. Ve yedinci defa %7 nur birikimi ile ruhumuz 7. gök katına ulaşarak, 7 tane âlem geçiyor. Zikir hücrelerinde işi bitince Sidretul-Muntehâya, oradan da Allahın Zatına ulaşıyor. 7.kat, soldan sağa 7 tane yatay âlemi geçiş, Sidretul-Muntehâya ulaşmak, varlıklar âleminin en üst noktası ve oradan dikey bir yolla Allahın Zatına ulaşmak !...
Allahın Zatına ulaşınca, Allahû Tealâ kişinin ruhuna sığınak oluyor, meab oluyor. Ve ruhunu meaba sığındıran insanlara da Kurân-ı Kerim evvâb diyor. Burası da evvâb olanların, ruhunu yaşarken Allaha ulaştırmış ve ruhu sığınağa sığınmış olanların takvası (21. basamak)
Aziz kardeşimiz ; Evvâblar takvasına burada ulaşılır. Allahû Tealâ diyor ki:
50/KAF-31: Ve uzlifetilcennetu lilmuttekîne gayre baid. Cennet takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne likulli evvâbin hafîz. İşte vaad olduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvâb (Allaha ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafîz (başları üzerinde mürşidin ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için.
Evvâb olanlar, ruhlarını Allaha ulaştıranlar.
Ne diyordu Allahû Tealâ:
78/NEBE-39: Zâlikelyevmulhakk, femen şâettehaze ilâ rabbihi meâbâ. İşte o gün (mürşidin eli Hakka ulaşmak üzere öpüldüğü ve Ona tâbî olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyen) kişi kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Mustakîmi) yol ittihaz eder. (edinir) (Allaha ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. diyor.
Evvâb takvasında ruhun Allaha yaşarken ulaşması asıldır. Evvâb takvasından sonra, ruhumuz Allahın Zatında yok olur ve Allaha teslim olur.
Bundan sonraki takva, fizik vücudumuzun takvasıdır. Allahû Tealâya ruhu ulaştıktan sonra kişi, artık ruhu Allaha vasıl olmuş olan, Allahta yok olmuş olan fenâfillâh (Allahta fani olan) bir kişidir. Velâyetin birinci makamındadır. Sonra ona (zikri daha çok artar) Allah taht ihsan eder Katında, velâyetin ikinci makamı: Beka makamı. Sonra kişi zikrini günün yarısından öteye aşırır, Zühd makamının sahibi olur. Ve sonra da fizik vücudu Allaha teslim olur. Buna Muhsinler takvası diyor Allahû Tealâ.
3/AL-İ İMRAN-133: Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne). Rabbinizden mağfirete ve arzı (yerleri) göklerle yer kadar olan cennete koşuşun ki; (o cennet), takva sahipleri için hazırlanmıştır.
Takva sahibi olanlardan bahsediyor Allahû Tealâ burada.
3/AL-İ İMRAN-134: Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne). O (takva sahipleri) ki; bollukta da, darlıkta da (Allah için) infâk ederler (ihtiyaç sahiplerine verirler). Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah, muhsinleri sever.
Allahû Tealâ,buradaki takva sahiplerinin Muhsinler olduğunu anlatıyor.
4/NİSA-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen). O kişiden, vechi (fizik vücudu) dînde daha ahsen kim vardır? O kişi ki; vechini (fizik vücudunu) Allaha teslim etmiş ve muhsinlerden olmuştur ve hanif olarak Hz. İbrâhîmin dînine tâbî olmuştur. Ve Allah, Hz. İbrâhîmi dost ittihaz etmiştir.
Burası fizik vücudumuzun Allaha teslim olduğu makam, Muhsinler makamı ve takvanın adı da Muhsinlerin takvası.
Sonra daimî zikre ulaşıyoruz, 26. basamakta, Ulûlelbab oluyoruz. Ve Allahû Tealâ bize sadece zemin katı gösteriyor. Sonra 1. kattan itibaren bütün katları göstermeye başlıyor. 1. katı göstermeye başladığı noktadan itibaren artık biz, ihlâs makamının sahibiyiz ve 7. gök katının sonunda Sidretul-Muntehâya kadar hep ihlâs makamının sahibi olarak kalıyoruz ve nefsimiz de burada ahsen oluyor. Nefsimiz ahsen olduğu için, nefsin Allaha teslim olduğu kademe de ahsen takva adını alıyor.
İşte Allahû Tealâ diyor ki:
5/MAİDE-93: Leyse alellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cunâhun fîmâ taimû izâ mettekav ve âmenû ve amilûs sâlihâti summettekav ve âmenû summettekav ve ahsenû vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne). Âmenû olanlar ve salih amel yapanlar (ıslâh edici amel, nefs tezkiyesi yapanlar) üzerine, takva (2. takva) sahibi olmadıkları zaman yediklerinden dolayı bir günah yoktur. Âmenû olun ve amilussalihat yapın. Sonra da takva sahibi olun (3. takvaya ulaşın). Âmenû olun sonra da takva sahibi olun (4. takvaya ulaşın) ve ahsen olun. Allah, muhsinleri (ahsen olanları, 4. takvaya ulaşanları) sever.
Allahû Tealâ böylece takva sahibi olup, ahsene ulaşanlar diyor: Âmenû summettekav ve ahsenu. Öyle bir âmenû oluş kademesi ki, orada yeni bir takvaya ulaşılıyor, ama burada ahsen olmak söz konusu. Yani ahsen takva.
Zumer Suresi 10da Allahû Tealâ diyor ki:
39/ZUMER-10: Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullahi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb(hisâbin). De ki: Ey âmenû olan kullar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Bu dünyada ahsen olanlar için bir güzellik vardır. Ve Allahın arzı geniştir. Ama sabredenlere ecirleri hesapsız ödenir.
İşte takva sahibi olanlardan ahsen olanlar, ahsen takvanın sahipleri. Öyleyse kim daimî zikre ulaşmışsa, nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olmuştur. O kişi hikmetin sahibi olmuştur. Ve burada nefsin Allaha teslimi ahsen takvayı ifade eder. Buradan sonra kişi (Sidretul-Muntehâyı Allah ona gösterdiği zaman) Tövbe-i Nasuha davet edilir. Bu Tövbe-i Nasuh davetinden sonra kişi artık Salihlerden birisi olmuştur. Salâh makamının 1. mertebesi Tövbe-i Nasuh. 2. mertebesinde, Allahû Tealâ o kişinin günahlarını örtüyor ve kişinin başının üzerine salâh nurunu veriyor. 3. mertebede, o örttüğü günahları sevaba çeviriyor Allahû Tealâ, yine kişinin salâh nuru onunla beraber. 4. mertebede, kişi irşada ulaşıyor. İrşada ulaştığı yerde artık azîm mükâfatlar onundur. Buraya Azîm takva diyoruz.
33/AHZAB-70: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden). Ey âmenû olanlar (Allaha ulaşmayı dileyenler), Allaha karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin!
33/AHZAB-71: Yuslıh lekum amâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azîmâ(azîmen). (Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve kim, Allaha ve Onun Resûlüne itaat ederse, o taktirde fevzul- azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur.
Allaha karşı takva sahibi olun ki, sizin için amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı sevaba çevirsin ve daha önce Allahû Tealâ bunu yapıyor. Amelleri ıslah ediyor ve kişilerin günahlarını sevaba çeviriyor. Kim Allaha ve Resûle itaat ederse o, azîm mükâfata ermiştir. Fekad fâze fevzen azîmâ. Burada ıslah müessesesi var. Islah müessesesi varsa kişi salâha ulaşmış demektir.
49/HUCURAT-3: İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikel lezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun). Allahın kalplerini takva ile imtihan ettikleri, resûlün yanında seslerini alçak tutanlardır. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.
İşte bu ecrul-azîmin verildiği nokta, kişinin Allahû Tealânın İndinde irşada ulaştığı ve 6. kat cennetin sahibi olduğu noktadır.
Ve bu noktadan sonra Allahû Tealâ o kişinin yeni bir hamlede bulunmasını bekler. Burada kişi eğer yaptıklarının kendisine yetmezliğinin farkına varmışsa, burada o kişi için söz konusu olan şey (kulluğun bittiği bu noktadan sonra) Allaha köle olmayı, iradesinin de Allahın iradesine bağlanmasını talep etmektir. Kim böyle bir talebi yaparsa Allahû Tealâ onu kabul edecektir, kişinin iradesini bağlayacaktır. Sonraki kademede ise iradesini ref edecek, kaldıracak, Kendi İradesine bağlayacaktır. İşte burası Hakkul-yakîn kademesidir. Allahın Zatı burada mutlaka görülür. Burası bihakkın takva kademesidir.
3/AL-İ İMRAN-102:Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne). Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allaha karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce) Allaha teslim olun.
Devrin İmamı hariç herkes için ölümden önceki son teslim; daha ötede başka bir teslim yok. Böyle olduğu için, bihakkın takvanın işareti, ölümden önceki son teslim. Yani ruhun, vechin, nefsin tesliminden ve irşada ulaştıktan sonra Allahû Tealâ o kişiyi bihakkın takva ile, iradesini de Allahû Tealâya teslim ederek, teslimlerini tamamlamasını, ondan sonra ölmesini söylüyor. Al-i İmran 102de işaret kesin olarak geliyor; bihakkın takva kişinin ölümden evvelki son takvasıdır. İradesini de Allaha teslim edecek ve sonra ölecektir.
3/AL-İ İMRAN-28: Lâ yettehizil muminûnel kâfirîne evliyâe min dûnil muminîn(muminîne), ve men yefal zâlike fe leyse minallâhi fî şeyin illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru). Müminler, müminlerden başkasını (yani) kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, o zaman Allahtan hiçbir şeye (sahip) değildir. (Allahın indinde o kimsenin hiçbir değeri yoktur). Onlardan (gelecek bir tehlike karşısında) korunmak (için) sakınmak hariç. Allah, sizi (asıl) Kendisinden sakındırır. (Kendisinden sakınıp, takva sahibi olmanızı yani ruhunuzu ölmeden evvel Allaha ulaştırmanızı ister), ve dönüş Allahadır. (Takva sahibi olarak ruhunuzun ölümden önce Allaha dönüşü söz konusudur.)
İşte aziz kardeşimiz; Böylece takva müessesesi 6 kademede, her biri için birkaç âyetle Kurân-ı Kerimde dizayn edilmiştir. Bir kere daha sayalım:
1- Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyeceksiniz, âmenû takvasının sahibi olacaksınız. 2- Mürşidinize ulaşacaksınız, mümin takvanın sahibi olacaksınız. 3- Ruhunuzu yaşarken Allaha ulaştıracaksınız, evvâb takvanın sahibi olacaksınız. 4- Fizik vücudunuzu (vechinizi) Allaha teslim edeceksiniz, Muhsinler takvasının sahibi olacaksınız. 5- Nefsinizi Allaha teslim edeceksiniz, ahsen takvanın sahibi olacaksınız. 6- (Ancak, Allahın örttüğü günahlarınızı sevaba çevirmesiyle gerçekleşir) Bundan sonra da bihakkın takvayla takva sahibi olacaksınız, iradenizi de Allaha teslim edeceksiniz. 7- Ve sadece her devirde Zamanın İmamı için geçerli olan Tasavvuf takvası. Allah, Resûllerinden kimi Devrin Huzur Namazının İmamlığına seçer ve tayin ederse o, Tasavvuf Takvasının sahibi olur. Bu 7. takvadır.
- Sadece korkmak ve sakınmak yeterli midir? - Hayır, yeterli değildir. - Herkes aynı derecede takva sahibi midir? - Hayır, herkes aynı derecede takva sahibi değildir. - Cennetin katlarıyla kişinin takva dereceleri bağlantılı mıdır? - Evet, âmenûlar takvasında cennetin 1. katının sahibi olursunuz. - Müminler takvasında, 2. katının sahibi olursunuz. - Evvâb takvada 3. katının sahibi olursunuz. - Muhsin olduğunuz zaman, fizik vücudunuz Allaha teslim olduğu zaman, cennetin 4. katının sahibi olursunuz. - Nefsinizi Allaha teslim edip ahsen olduğunuz zaman, 5. kat cennetin sahibi olursunuz. - İrşada ulaştığınız zaman, 6. kat cennetin sahibi olursunuz. - Bihakkın takvanın sahibi olduğunuz zaman da, 7. kat cennetin sahibi olursunuz.
7. takvanın (Tasavvuf Takvası) sahibi olan peygamberler ve devrin imamları olan resûllerle birlikte ve 6. takvanın sahibi olan mürşidlerle ve her kavimdeki resûllerle ve sıddîklerle ve şehitlerle birlikte 7. kat cennete ulaşırsınız. (7.kat cennet iki kapılıdır, iki katlıdır.) (Hani Yunus Emre Hz.leri diyor ya: 7kat cennetin 8 kapısı !..)
Allah Razı Olsun. YAŞAR COŞKUN ARAŞTIRMACI YAZAR Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05 Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com
|
|
|
|||||||||||||