Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

Soru : Nahl Suresinin 9. ayetinde Allahû Tealâ’nın buyurduğu.”Doğru yolu bildirmek sebillerin tayini Allah’a aittir” ne demektir?

 

Cevap :

 

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdussebîli ve minhâ câir ve lev şâe lehedâkum ecma’în.

Sebillerin (dergahlardan Sırat-ı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların, yani mürşidlerin) kastedilmesi (tayin ve tespit edilmesi) yalnız Allah’ın üzerine (vazife)dir. Ve ondan sapanlar da var. Eğer Allah dileseydi herkesi (sebiller ve Sırat-ı Mustakîm üzerinden) hidayete erdirirdi.

 

Hepinizi ruhunuzun hidayetine, fizik vücudunuzun (vechinizin) hidayetine, nefsinizin hidayetine erdirirdi, diyor.

 

Öyleyse, burada Allahû Tealâ’nın söylediği şey, sebillerin kastedilmesi. Tabii Kur’ân-ı Kerim tefsircileri, sevgili dostlarımız burada, “doğru yolu göstermek” diye yine bir ifade kullanmışlar ve doğru yol deyince her şey kayboluyor, belirsizlik ortamına giriliyor ve insanlar da İslâm’ın 5 tane şartını yerine getirip “biz doğru yoldayız” diye avunuyorlar.

 

Oysa ki, doğru yolda olabilmek, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemekten başlayan, Allah ile olan ahdinizi yerine getireceğiniz, muhteşem bir dizaynı içerir. Allahû Tealâ orada, “sebillerin kastedilmesi, tayin edilmesi ve gösterilmesi Allah’ın üzerine vazifedir” diyor.

 

Şimdi Nahl Suresi’nin 9. âyet-i kerimesindeki Allah’ın söylediklerini Fatiha Suresi’yle karşılaştıralım;

 

1/FATİHA-6 : İhdinassırâtel mustakîm.

(Bu istiane’n ile) bizi SIRAT-I MUSTAKÎM’e hidayet et (ulaştır).

 

1/FATİHA-7: Sırâtellezîne en’amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddallîn.

O (SIRAT-I MUSTAKîM) ki, üzerlerine ni’met verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (mürşidlerine ulaşamayanların) yolu değil.

 

“Sırat-ı Mustakîm’e ulaştır bizi, onun için biz Senden istianeyi istiyoruz, kim bizi o Sırat-ı Mustakîm’e ulaştıracaksa, onu Senden istiyoruz, istiane istiyoruz” diyoruz.

 

Her gün 5 vakit namaz kılan kişi günde en az 40 defa Allahû Tealâ’ya bunu söyler. İşte açık bir şekilde istianenin mürşidi kastettiği, mürşidi Allahû Tealâ’dan istemek olduğu kesinlik kazanıyor.

Çünkü, istiane ile Sırat-ı Mustakîm’e ulaşacağımız kesin. Sırat-ı Mustakîm üzerinde olanlarınsa, başlarının üzerinde Devrin İmamı’nın Ruhu var, ni’met var. Zaten, ihsanla mürşidine tâbî olmayanların yolu değildir, Sırat-ı Mustakîm.

Öyle söylüyor Allahû Tealâ !...

 

Öyleyse bunun ışığında bakacağız olaya. Dalâlette olanların yolu değildir; mürşidine tâbî olmayanlar, Sırat-ı Mustakîm’in üzerinde olamazlar, diyor. 3. alternatif yok, tâbî olmak veya olmamak. Shakespeare’in oyununda Hamlet’in dediği gibi: “To be or not to be…That’s the question.”

 

Şimdi gelin beraberce Bakara Suresi’ne bakalım:

 

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).

(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.  

 

Demek ki, istiane Allah’tan istenecek. İstianenin Türkçe karşılığı ihtiyaç, hacet (Allah’tan istenen özel yardım).

 

İşte biz de diyoruz ki Hacet Namazı kılarak Allah’tan isteyin. İşte âyet-i kerimedeki, “sebillerin tayini Allah’a aittir” ifadesi burada birleşiyor.

 

Bir kişinin böyle bir hedefe ulaşabilmesi için, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemesi şarttır. Allah âmenû olanları mutlaka Sırat-ı Mustakîm’e ulaştıracağına Hac Suresi’nin 54. âyet-i kerimesinde garanti veriyor.

 

22/HAC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl’ün, Nebî Resûl’ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

 

Hani tâbiiyete varıncaya kadar 12 ihsan alıyorduk ya, bu 12 ihsanın 9.cusu, huşû sahibi kılınıyoruz. İstianeyi istemek huşû sahipleri için zor değildir; çünkü, isterlerse Ben derhal onlara gösteririm, onların hangi mürşide (yani sebile) ulaşacaklarını Ben onlara bildiririm. Yani sebillerini kastederim, tayin ederim, diyor.

Kim diyor; tabii ki Allahû Tealâ.

İsteseydi herkesi hidayete erdirir miydi? Elbette, herkesi hidayete erdirmek, Allah için hiçbir zaman problem olmamıştır. Problem değildir; ama kullarının kendi iradesiyle hidayete ermesini istediği için, insanlar için hem cehennemi hem de cenneti yarattığı için, cehennemi de cenneti de insanlarla dolduracağı kesin olduğu için kulunun iradesine bırakıyor seçimi. İsterse kul, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı diliyor, istemezse dilemiyor. Dilemezse kendisi cehennemi seçmiş oluyor. Allah’ın o cehennemi dolduracaklarından birisi oluyor.

 

Öyleyse, Allah’ın Sırat-ı Mustakîm’inin dışında da yollar var. Cehennem yolu.

İşte Nisa Suresi’nin aşağıdaki âyetlerine baktığımız zaman cehennem yolunu net olarak görüyoruz.

 

4/NİSA-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).

Muhakkak ki onlar kâfirdirler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar (men ederler) (kendileri de Allah’ın yolunda değillerdir). Andolsun ki onlar, uzak bir dalâlet içindedirler.

 

4/NİSA-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).

Muhakkak ki onlar, kâfirdirler ve zalimdirler (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptırdıkları için). Allah, onlara asla mağfiret etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allah’a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm’e) ulaştırmaz.

 

4/NİSA-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).

Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Ve bu, Allah için kolaydır.

 

Allah onları asla Tarîk-i Mustakîm’e ulaştırmaz, ancak cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır, diyor Allahû Tealâ. Yani sebillere, yani Sırat-ı Mustakîm’e Allah’ın ulaştırmadığı kişi, sadece cehennem yolundadır.

 

Öyleyse, yolların cehennem yolu diye ayrı bir dizaynı da söz konusu.

Bu âyete göre bir insana Allah nasıl ve ne şekilde bildiriyor?

Allahû Tealâ söylüyor, Bakara Suresi’nin 45. âyet-i kerimesinde ve Fatiha Suresi’nde, biz diyoruz ki, Allahû Tealâ’ya, “Yalnız Senden istiane isteriz, bizi Sırat-ı Mustakîm’e ulaştırman için, mürşidimizi yalnız Senden öğrenmek isteriz.

Sırat-ı Mustakîm o mürşide ulaşıp da, Devrin İmamı’nın Ruhu başının üzerine gelen, başının üzerinde bu ni’meti taşıyanların yoludur, ve tâbî olmayanların yolu değildir.

“Ve leddallîn”; dalâlette olanların yolu değildir.” 10 âyet mürşidine ulaşanın dalâletten kurtulduğunu, hidayette olduğunu söylüyor. Bu durumda bir insana Allahû Tealâ, mürşidini nasıl bildiriyor?

 

 Allahû Tealâ Bakara Suresi’nin 45 ve 46. âyetlerinde realize ediyor.

 

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).

(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (Hacet Namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

 

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

 

Diyor ki, “Allah’tan sabırla ve Hacet Namazı ile istianeyi, yani mürşidinize ulaşmayı isteyin, mürşidinizi isteyin Allah’tan.” Bu zor bir iştir, neden zor? Kişi Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dilemiyorsa hiçbir zaman Allahû Tealâ ona mürşidi göstermeyecektir.

 

O kişi ayrıca (Allah göstermemiş) hangi mürşide giderse gitsin, hiçbir mürşidde hedefe ulaşamaz. Devrin İmamı’na da ulaşsa, O’nun önünde diz çöküp tövbe etse, yüz defa tövbe etse, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemedikçe, başının üzerine Devrin İmamı’nın Ruhu hiçbir zaman ulaşmaz, çünkü Allahû Tealâ’nın 12 ihsanını almamıştır.

 

Bunun için nasıl bir gayretin içinde olması lâzım?

Son derece basit.

Yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dileyecek. Dilerse Allahû Tealâ aynı anda görür, işitir ve bilir. 12 ihsanla onu şereflendirir. 12. ihsan zaten mürşidi görmektir ve ancak o ihsanla, mürşidini görerek aldığı son ihsanla, o kişi mürşide ulaşarak hedefine varır.

 

Allah Razı Olsun.            

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com