Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

SORU : Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) “Emanete riayet etmeyenin îmânı yoktur, ahdine vefa etmeyenin dîni yoktur.” buyuruyor. Acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadis-i şerifinde ne demek istemektedir?

Ahzab Suresinin 72. âyet-i kerimesinde geçen “emanet”le bu hadis-i şerifte geçen “emanet” arasında bir illiyet rabıtası var mıdır?

 

CEVAP : Aziz kardeşimiz ;

Hadis-i şerif son derece dikkat çekici.  

 

Allahû Tealâ, Ahzab Suresi-72’ de buyuruyor:

 

33/AHZAB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Çünkü o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

 

Öyleyse bu muhtevada, bu emaneti Allahû Tealâ, insanoğluna teklif ettiği zaman, iki tane vasfı olan bir insandan bahsediyor.

1-    Cahil

2-    Zalim

Bunlar nefsin afetleridir.

 

Öyleyse, Allahû Tealâ âyet-i kerimede bahsettiği insanı iki cesetten oluşan bir bütün olarak görüyor, nefs ve fizik vücuttan müteşekkil bir bütün. Ruh henüz üflenmemiş. Ve Allahû Tealâ ruh üflüyor. Emaneti teslim ediyor, kime? Fizik vücuda. Fizik vücut, emanetin mekânıdır. Nefs de, ruh da fizik vücudu mekân tutarlar. Nefs başlangıçta rehinedir; sonunda o da emanet olacaktır. Ruh ise başlangıçtan itibaren onu, gerçek sahibi olan Allah’a teslim ettiğiniz güne kadar hep emanet olacaktır.

Öyleyse, Ahzab Suresi’nin 72. âyet-i kerimesinde geçen emanetle, bu hadiste geçen emanet arasında tam bir illiyet rabıtası vardır.

Allahû Tealâ’nın söylediği “insana verilen bir emanet” konusunda hadislerle Ahzab-72 ve Nisa-58 bir araya getirildiği zaman karşımıza bir tablo çıkar.

 

4/NİSA-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, işiten ve görendir.

 

Bu âyet-i kerimede en çok dikkati çeken nokta, emanet kelimesinin çoğul, ehil kelimesinin tekil kullanılmasıdır. “Onların ehline” diyor.”Ehlihâ”. Emânâti : emanetleri...

“

  Onları ehline tevdi etmenizi, vermenizi, teslim etmenizi, (hepsi için Türkçe’de teslim kelimesi kullanılabilir) emreder” diyor Allahû Tealâ.

 

Burada Allahû Tealâ’nın söylediği şeye dikkat edin: Emanetlerin sahibi olan Allah’a teslim olması, Allah’ın temel emridir.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın söylediğine bakın:

 

2/BAKARA-208: Yâ eyyuhellezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).

Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM’e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına (izlerine) tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

 

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). Sonra yardım olunmazsınız.

 

Böylece ruhunuzu Allah’a teslim etmek üzere, mürşidinize ulaşarak ona teslim olduğunuz zaman, ruhunuz Allah’a doğru yola çıkacaktır. Ve mutlaka Allah’a ulaşıp teslim olacaktır.

  Emaneti yola çıkardığınız an, kalbinize îmân kelimesi yazılacak ve ‘îmân’ın sahibi olacaksınız.

 

  Emanete riayet etmeyerek onu Allah’a doğru yola çıkarmasaydınız, kalbinize îmân yazılmayacaktı.  Yani kalbinizde îmânınız olmayacaktı. Ruhunuzdan sonra fizik vücudunuzu ve nefsinizi de Allah’a teslim ettiğiniz zaman dînin gereğini yerine getirmiş olursunuz.

Bu teslimler ise “ahde vefa”yı ifade eder.

Görülüyor ki, ahdinize vefa etmezseniz dîniniz olmaz.

 

O halde bir bütünle karşı karşıyayız. Bizi temsil eden, teşkil eden her şeyin sahibi aslında Allah’tır. Yaratan O’dur. Sahip olan da Yaratan’dır.

 

Bizler kendimizi ne zannedersek zannedelim, sadece ve sadece birer mahlûkuz, yaratığız. O’nun tarafından, Yüce Rabbimiz tarafından yaratılan birer yaratık…

 

Öyleyse, hadisteki emanetle, Ahzab Suresi 72’deki emanet arasında bir illiyet rabıtası kesin olarak söz konusudur.

 

Şimdi Allahû Tealâ’nın bu dizaynı içerisinde bir vakıadan bahsedeceğiz.

Nefs başlangıçta rehinedir.

Ruh bir emanettir.

Fizik vücut da ruhun Allah’a tesliminden sonra emanet olacaktır.

 

Fizik vücudun Allah’a tesliminden sonra nefs de rehine olmak hüviyetini kaybedecek, o da bir emanet olacaktır. Böylece ruhu da, fizik vücudu da (vechi de) nefsi de Allah’a teslim edeceksiniz. Bir tek emanet kalacak sizde; irade. Allahû Tealâ onu da istiyor. “Emanetleri sahibine iade edin.” diyor. Ve takva müessesesini emrederken, “Öyle bir takvayla takva sahibi olun ki, bu bihakkın takva olsun. Hakku’l-yakîn seviyesine mutlaka ulaşmalısınız. Benim has kullarım olmak için, benim en sevgililerim olmak için, Hakku’l-yakîn kademesine ulaşmalısınız. O zaman iradenizin de Allah’a teslimi söz konusu olur” diyor.

Allah Razı Olsun.  

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com