Sorular ve Cevaplar  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 

 

SORU :

Madem ki, Allah benim ne yapacağımı, cennete veya cehenneme gideceğimi biliyor, dünyada yaptıklarımın ne önemi var?

İmtihandan alacağım notu biliyorsam ya da değişmeyecekse ders çalışmamın ne anlamı var?

 

Cevap :

Aziz kardeşlerimiz ;

İşte, iblis var ya iblis, şeytan, insanın kafasını böyle karmakarışık ediyor.

Bu tür insanlar ne yaparsa yapsınlar, Allahû Tealâ onları cehennemine atmak istiyorsa mutlaka cehennemine atacağını zannederler.

Öbür taraftan insanlar ne yaparsa yapsınlar, hangi kötü işlemleri yaparlarsa yapsınlar, o kişi mutlaka Allah’ın cennetine girer.

Sadece ne  söylediğimizi dinleyecek ve yerine getirecek.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Kim cennete gitmek istiyorsa, Allah, onlara diyor ki;

“Siz cennete mi gitmek istiyorsunuz, öyleyse Bana yaşarken kalben ulaşmayı dileyeceksiniz. Dilemeyen Benim cennetime giremez”.

Madalyonun öbür tarafı; “Dileyen mutlaka benim cennetime girer”.

Öyleyse, yaşarken Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek!...

Hani Hamlet diyor ya tiradında ; “Olmak ya da olmamak…”

İşte öyle bir şey.

 

Cennete ulaşmayı dilemek, bir dilek değil mi?

Kim dilek olmadığını söyleyebilir?

Allah’a ulaşmayı dilememek de bir dilek değil mi?

Ama Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mutlaka Allah’ın cennetine girer. Yaşarken cennete ulaşmayı dileyen bir kişi, Allah’a ulaşmayı dilemezse cennete giremez. Ama dilerse girebilir.

 

Öyleyse, Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’inde niçin emretmiş:

“Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” diye!...

Neden?

Üstelik direkt ikisi de cennete girmek istiyor.

Ama birisi öğrenmiş işin kurnazlığını.

Allahû Tealâ diyor ki :    

“Sen Benim cennetime girmek istiyorsan, Bana yaşarken kalben ulaşmayı dileyeceksin. Ancak o zaman Ben seni cennetime alırım. Benim cennetimin yolu Benden geçer”.

 

Allahû Tealâ, eğer bunu diliyorsa, bundan daha kolay ne var ki?

Bir insan şimdi Allah’a ulaşmayı gerçek anlamda dilese, dilediği an, Allahû Tealâ onun kalbindeki bu Allah’a ulaşma dileğini işitecek, bilecek  ve görecektir.

İnsan bunu dilediği an, Allahû Tealâ onu gördüğü an -ki aynı anda görür- bu insan kurtulmuştur.

Bu insan kalbini bozmadıkça, Allah’a ulaşma dileğini kalbinden çıkarmadıkça kurtulmuştur.

 

Aziz kardeşim;

Senin yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyeceğini ve cennete gireceğini Allahû Tealâ biliyorsa ondan ne haber?

Acaba o zaman bu kadar huzursuz olabilir misiniz? Bu soruyu sorabilir miydiniz?

İnsanlar, özellikle gençlerimizin çoğu, Allah’ın hakikatlerinden hiçbir konuda haberdar olmaksızın gençliklerini sürdürüyorlar, hayatlarını idame ettiriyorlar. Birçok şeylerden bihaber yaşıyorlar. Birçokları da dîn adamlarından öğrendikleri yanlış bilgilerle hepsi de cehennemin yolcuları.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Soruya bakın!..

“Allah benim ne yapacağımı, yani cehenneme mi gideceğimi biliyorsa hayatın ne gayesi var ki ?”

Allahû Tealâ’nın söyledikleriyle bu insanın düşündüğü şeyler birbirinden ne kadar farklı !...

Zannediyor ki, Allah kendisini cehenneme atmak istiyor. Cehenneme gidecek veya Allah başka birisini cennete almak istediği için o kişi cennete girecek.

Bu kadar basit mi zannediyorsunuz?

Evvela cennete gitmek veya cehenneme gitmek sizin iradenize bağlanmıştır.

Allahû Tealâ bunu Kendi iradesinden çıkarmıştır.

Kul kendi cüz’î iradesiyle Allah’a ulaşmayı dilemediği sürece şu kâinattaki hiçbir şey onu cehennemden kurtaramaz.

Öyleyse, şimdi bu hakikati öğrendin ve buna rağmen Allah’a ulaşmayı dilemiyorsun.

O zaman Allah mı  seni cehenneme atmış oluyor ?

Sen yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilemediğin için kendin cehennemi seçmiş oluyorsun. Gideceğin yer cehennem.

 

Aksini düşünelim.

Ya Allah’ın emrine itaat edersen, yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilersen. Dilediğin an kurtuluşu garantiledin. Ertesi gün de öldün, mutlaka Allah’ın cennetine gideceksin. (Zumer Suresi 17. âyet)

 

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Onlar ki; tâguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

 

Allah’a ulaşmayı dilemeden yüz sene  yaşadın, devamlı ibadet ettin, yine cehennemden kurtulamazsın. Gideceğin yer cehennemdir.

Şimdi soruyorum:

Allahû Tealâ senden çok mu zor şeyler istiyor?

 

Aziz kardeşim,

Cennete girebilmen için cennetle aranda sadece bir dilek var.

Yaşarken yani hayattayken kalben Allah’a ulaşmayı dileyeceksin !...

Dikkat et !..

“ Cennete ulaşmayı dilemek” demiyorum.

“ Allah’a ulaşmayı dilemek” diyorum.

 

Allah’a ulaşmayı dilemek demek, cennete ulaşmayı dilemek demek değildir. İkisi arasında çok büyük fark var. Ben bana ait olanı yerine getirdim. Sana ulaşmayı diliyorum…Bitti.

 

Allahû Tealâ diyor ki:

“Benim sözümde hulf olmaz, kim Bana hayattayken kalben ulaşmayı dilerse, Ben onu mutlaka cennetime alırım”.

Alır mı dersiniz?

Bakın, Allahû Tealâ, Ankebut Suresi’nde ne diyor?

 

29/ANKEBUT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O, en iyi işiten, en iyi bilendir.

 

29/ANKEBUT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).

Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).

 

Bu sualin cevabı, % 100 bu âyet-i kerimeler.

Ne diyor Allahû Tealâ, bir kere daha söylüyoruz;

“Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah’ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir”.

 

Aziz kardeşim;

Allahû Tealâ,  kişinin Allah’a yaşarken ulaşmayı dileyeceğini biliyor ve bu sözün gerçek olacağına dair, sözü var. Böyle olunca da  kişi zaten cennete girer.

Eğer sen yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı diliyorsan, Allah’ın cennetine girebiliyorsan, Allahû Tealâ seni çok zor bir şeyler yapmaya mı zorlamış?

Hayır.

Sadece bir tek dilekte bulunmanı istiyor, o kadar.

Şimdi sen Allah’a ulaşmayı dilemiyorsun, hiç kimse de sana “yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilemiyorsan, gideceğin yerin cehennem olduğunu” söylemedi tabii. Ama şimdi öğrendin.

Şimdi iki seçenekten bir tanesini yapacaksın.

Ya Allah’a ulaşmayı dileyeceksin, mutlaka Allah’ın cennetine gireceksin, ya da dilemeyeceksin, mutlaka cehenneme gireceksin.

Şimdi düşün bakalım…

Allah mı seni cehenneme atıyor acaba?

Sen aslında cennete girmek istiyorsun da, Allah seni zorla cehenneme mi atıyor?

Hayır.

Sen sadece Allah’ın sana ne emir verdiğinden haberdar değilsin. Kendini cehenneme gitmiş görüyorsun. Ama daha burada, dünyada yaşıyorsun. Yarın var, öbür gün var ve sen her an Allah’a ulaşmayı dilemek imkânının sahibisin.

Dilerse Allahû Tealâ, sana namazı sevdirecek, orucu sevdirecek, zikir yapmayı sevdirecek, seni mutlu edecek bütün güzellikleri sevdirecek. Onları gönül rızasıyla (angarya olarak değil) her gün biraz daha artan bir zevkle yapacaksın.

Sonra da Allah’ın cennetine gireceksin.

 

Ne oldu?

Yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı diledin !...

Allah’ın sana emrettiği şeyi gerçekleştirdin. Allah için bu kadarı yeter. Geri kalan O’na ait, her şeyi O yapar. Gerisini merak etme sen.

 

Evet aziz kardeşim;

Allahû Tealâ bir emir vermiş:

“Yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilemezseniz, gideceğiniz yer cehennemdir” diyor.     

Ve sen Allah’a ulaşmayı dilemiyorsan, bu güne kadar dilemediğin gibi, o zaman sen Allah’ın emrini yerine getirmezsen Allah sana söylemiyor mu, “Bu emri yerine getirmeyen Bana yaşarken ulaşmayı dilemeyen, cehenneme gider”.

O zaman nasıl olur da cehenneme gitmeni Allah’ın üzerine yıkabilirsin?

Allahû Tealâ, kâinatın en kolay sebebiyle, sen de dahil olmak üzere herkesi cennetine götürmeye hazır, ama dilemezsen sen bilirsin.

O zaman Allah’ın cennetine girmen hiçbir zaman söz konusu bile olamaz; ama hatayı Allah’ta aramamalısın.

Bütün standartlarda hatalar ve sevaplar, bütün işlemler kişinin kendisine bağlıdır.

 

Kendi iradenle bir karar vermek mecburiyetindesin.

Bu karar hayattayken Allah’a ulaşmayı dilemekse, Allahû Tealâ senin tayin ettiğin şeyi zaten biliyor. Ama O seni kendisine ulaştırmayı istediği için değil, sen Allah’a ulaşmayı dilediğin için cennete gireceksin.

Allah, herkesin cennetine girmesi için mukaddes kitaplar indirmiştir. Bütün kurtuluş reçetelerini yaşadıkları dönemlerde insanlara nebîleri vasıtasıyla bu mukaddes kitaplarda söylemiş ve de söyletmiş.

Bir cennet düşünün; trilyonlarca, katrilyonlarca sene yaşamak!...                           

İnsanoğlu orada sonsuz bir mutluluk içerisinde…

Eğer bütün bu sonsuz saadeti yaşamak söz konusu ise, daha kolay ne var ki.

Öyleyse neden bu kadar umutsuzsun, huzursuzsun?

Şu suale bakar mısınız?

“Allahû Tealâ, benim cennete veya cehenneme gideceğimi biliyorsa, bu dünyada yaptıklarımın ne önemi var ki!?”

Bilmese de aynı olacaktı durum. Yine bir yere varamayacaktın.

Burada önemli olan şey, Allahû Tealâ’nın senin yaptıklarını bilmesi veya bilmemesi değil, senin ne yaptığını bilmemen. Bu önemli.

Evet aziz kardeşim ;

Senin ne yaptığını ve de ne yapacağını bilmemen…

“Alacağım notu biliyorum” diyorsun.

Nereden biliyorsun?

Sen Allah’a ulaşma kararını vermezsen, alacağın not sıfır.

Allah’a ulaşma kararını verirsen sınıfı geçeceksin. Allah’ın cennetine gireceksin.

Ve sen bu güne kadar bunu bilmiyordun.

“Eğer ben biliyorsam” diyorsun.

Bunu nereden biliyorsun?

Bu söylediğimiz gerçekten haberdar olduğun bu noktada, hakikati şimdi öğrendin.

 

Öyleyse aziz kardeşim, bundan sonraki hayatına dikkat et, dikkatle bak. Allah’a hem ulaşmayı dilemiyorsun, hem de “Ben sınıfta kalacağımı biliyorum” diyorsun.

Ama aslında sen sınıfı geçmeye lâyık olan birisi olduğun halde onun standartlarını yerine getirmeyen birisin. O zaman senin dilemenin veya dilememenin bir anlamı kalıyor mu?

 

Aradaki farkı acaba anlatabiliyor muyuz?

Senin cehennemden kurtulman başka bir insanın elinde değil, meleklerin elinde değil, sadece senin elinde.

Allah da, O’na ulaşmayı sen istemedikçe, seni hiçbir zaman cennetine ulaştırmaz.

Bu kararı sen vermek mecburiyetindesin.

 

Ya kararını verip hayattayken kalben Allah’a ulaşmayı dilersin,(aynı anda Allahû Tealâ bu durumu, işitir, bilir ve görür) mutlaka kurtulursun. (Mutlaka Allah’ın cennetine girersin) Ya da ömrün boyunca bu kararı vermezsin, o zaman da cehenneme gidersin.

Belki o zamana kadar öğrenmiş olursun, buna rağmen cehenneme gideceğini bile bile kendini cehenneme mahkûm edersin.

Öyleyse, bu zannettiğin şeylerin hepsi de yanlış.

Âlim geçinenler: “Allah’ın iradesi her şeye hakimdir.” derler. Allah, dilediğini cennete alır, dilediğini cehenneme atar.

Yani dileyen kişi, Allah’a ulaşmayı dilese de Allahû Tealâ, onu cehenneme atar mı? “Diliyorsa atar” derler.

Cehennemi hak etmiş olan kişiyi Allah mutlaka cehenneme ulaştırır. Kim de cenneti hak etmişse o kişiyi mutlaka cennetine gönderir.

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’ın bir ismi El-Adl’dir

Adaletin kâinattaki en yüksek sahibi, kâinatı yaratan.

Bu afakî bir konu. Bütün insanları muhtevasına alır. Aynı zamanda El-Hakk esmasının sahibi. Kişisel hakların da sahibidir. Kişisel hakların da koruyucusu.

Hiçbir zaman hiç kimseye haksızlık yapmaz.

İnsanlar arasındaki davranışlarda adaletsizliği asla dikkate almamazlık etmez.

Her zaman adaleti anında yerine getirir.

 

“Ne yani Allah’ın bir mahkemesi mi var?

Her an bizi mahkeme mi ediyor?”

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Her an ya bir hayır işlersiniz, bunun karşılığı olan dereceyi kazanırsınız, amelle derecat eşitlenir, sıfıra sıfır elde var sıfır..

Ya da her an bir şerr işlersiniz, karşılığında derecat kaybedersiniz. Aynı anda olay bitmiştir. Amelle derecat eşitlenir. Adalet sağlanmıştır. Adalet aynı anda yerini bulmuştur.

“Allah hesabı çabuk görür” diyor.

Kâinat üzerinde bir tek insana trilyonlarca yıl için, A’dan Z’ye kadar bütün hayat parçaları için, hiçbir zaman Allah’ın adaletsiz davranması mümkün değildir.

O, kâinatın en yüksek mahkemesini kurmuş.

 

Mahkeme nerede?

Sağ tarafımızda da, sol tarafımızda da Kiramen Kâtibin melekleri vardır. Her gün her kazandığımız derece, her kaybettiğimiz derece üç boyutlu filme alınıp her saniye kaydedilir.

Yetmez.

Bunlar kaydedilirken, aksiyonlarınızla birlikte aynı anda düşünceleriniz de kaydediliyor. O zaman, acaba yaptığınız işlemlerde hangi ölçüde samimisiniz?

Bu % 100 net olarak görünür.

Bir hakim, hiçbir zaman taammüdü % 100 ortaya çıkartamaz; ama kişinin hayat filmi var ya, düşüncelerinin filmi, taammüdü bütün boyutlarıyla ortaya çıkarır. Hiçbir hataya meydan vermeksizin.

Onun için Allahû Tealâ, “Size kıl kadar, hardal tanesi kadar zulmedilmez” diyor; çünkü, hem aksiyonlarınızın, davranış biçimlerinizin filmi var, üç boyutlu olarak, hem de düşüncelerinizin filmi var. Yine üç boyutlu olarak.

Ne demek istediğimizi anlıyorsunuz!...

Allah’ın Kitabı’nda, adaletsizlik yok!...

Allah’ın Kitabı’nda, haksızlık yok!...

 

7/A'RAF-186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terk eder (bırakır).

 

“Allah dilediğini dalâlette bırakır. Bak işte diyor, işte bak. Allah adaletsiz.”

Öyle mi zannediyorsunuz?    

Bakın âyet-i kerimenin gerisine, “Allah onları isyanları (azgınlıkları) içinde şaşkın bırakır”  diyor.

 

Allah kimi dalâlette bırakmış?

İsyan ederek dalâlette kalmak isteyeni.

Var mı bir haksızlık?

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Hepimiz kulvara Allah’ın kanunlarına uygun standartlarda başlıyoruz, eşit şartlarda. Allah diyor ki;

“Yaşarken kalben Bana ulaşmayı dilersen gideceğin yer cennetim, dilemezsen gideceğin yer benim cehennemim. Buna göre sen karar vereceksin. Ya cehenneme gitmeye karar vereceksin, ya cennete gitmeye karar vereceksin. Ve Ben sana emrediyorum, cennete gitmeye karar ver. Eğer bu kararı vermezsen sen isyanda olan birisin.”

 

Kişi karar vermiyorsa, Allah’ın emrine isyan etmiştir. Kişi karar vermiyorsa, Allah’ın adaleti ve hakkın sahibi olarak koyduğu kanunu kendi iradesi ile bilerek isteyerek çiğnemiştir. Cehennemi mutlak olarak hak etmiştir.

 

Aziz kardeşlerimiz ,

Dîn ne zaman isterse bir insanın cenneti hak edeceğini söylüyor. Bu kadar zor bir şey mi? Allah’a ulaşmayı dilemek!...

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Sadece kalben bir dilekte bulunacaksınız, o kadar.

“Ya Rabbi, ben Sana ruhumu yaşarken ulaştırmak istiyorum..” diyeceksiniz.

Bu bir tek dilek, sizi isyandan kurtarmış olacak. Allah’a isyan etmemiş olacaksınız. Bir tek dilek, sizi mutlaka Allah’ın cennetine ulaştıracak.

 

Buna rağmen insanların büyük kısmı Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemiyorlar. Bunun arkasında ne var biliyor musunuz? Bunun arkasında dîn adamlarının şu sözü var; “Hayır, Kur’an-ı Kerim’de Allah’a ulaşmayı dileme diye bir şey yoktur.”

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahû Tealâ, bu iblis ve onun takımının adına “tâgut” diyor. Sizleri cehenneme götürmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar ve sizler, büyük halk kitleleri, onlara inanıyorsunuz. Doğru söylediklerini zannediyorsunuz.

“Bunlar profesör; bunlar bilmeyecek de O mu bilecek?” diyorsunuz. Ama Kur’ân-ı Kerim, biz ne söylüyorsak onu söylüyor. Onların söylediğini değil.

 

İşte bu delikanlıyı görüyorsunuz, onları (bu ve arkadaşları) düşünceleri nereye götürmüş. Delikanlı diyor ki, “O zaman ne kıymeti kalıyor ki, benim şu dünyada ibadet etmem ya da etmemem neyi değiştirir? Allahû Tealâ beni cehennemine atacaksa ben ne yapabilirim?”

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahû Tealâ, hiç kimseyi o kişi hak etmeden cehennemine atmaz. Şartları peşin koyar. Bir misal verelim: İki uçak var, birinci uçak için Allahû Tealâ diyor ki, “Bu uçak Allah’a ulaşmayı dileyenlerin uçağıdır. Bu uçak cennete gider.” İkinci uçak içinse, “Bu uçak cehenneme gider. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin uçağıdır.”

İnsanlar kör, kör parmağım gözüme diye diye bu uçağa biniyorlar. Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemiyorlar. Dilemedikleri için de doğru posta cehenneme gidiyorlar.

 

Düşünebiliyor musunuz? Sizi Allah, sizin kendinizi sevdiğinizden en az bin kat daha fazla sever. Kendinizi ne kadar seviyorsunuz? Bir değer biçin. Onun en az bin katı Allahû Tealâ sizi sizden daha fazla sever ve O, bütün insanların cennete girmesini ister.

 

Bunun için daha kolay bir şart gerçekleştirilebilir mi?

“Bir istekle, bir tek dilekle bütün kâinattaki insanları Ben cennetime almaya hazırım” diyor. İnsanlar da ellerinin tersiyle Allah’ın bu basit emrini, bir tek dileği gerçekleştirmekten kaçıyorlar. O zaman cehennemi hak etmiyorlar mı?

 

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu kardeşimiz diyor ki, “Eğer benim kaderim değişmeyecekse ben ne diye ders çalışayım ki?” Senin kaderini değiştirecek olan şey bu dersi çalışman işte!    

Çalışırsan kaderini değiştireceksin. Cennete girmek istiyorsan yaşarken, hayattayken kalben Allah’a ulaşmayı dileyeceksin.  O zaman Allahû Tealâ mutlaka seni cennetine alacaktır.

Şimdi zannediyoruz ki, kader hücreleri insanlara böyle bir çağrışım yaptırıyor. Yani ne olacağımızın sonu belli!...

Gerçekten belli!...

Ama, ne zaman olacağını hiç düşündünüz mü?

Kıyamet günü belli oluyor.

Kıyamet günü herkesin kader hücreleri oradan alınıyor, zaman geriye döndürülüyor. Zamanın başına getiriliyor ve kader hücreleri ikiye ayrılmış durumda.

Neden?

Çünkü, cennete gideceklerin kader hücreleri zemin kattan yedi kat yukarıda, cehenneme gidecek olanların ise yedi kat aşağıdadır.

 

Aziz kardeşimiz, seni cehenneme götürecek olan şeyler, başkalarının amelleri değildir. Sadece senin yaptığın yanlışlar seni cehenneme götürebilir. Yani, kaybettiklerinin kazandıklarından fazla olması hali!...

Ama ne kadar derecat kaybedersen kaybet, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilersen mutlaka kurtulursun. Daha mürşidine ulaştığın an, o güne kadar kaybettiğin bütün dereceler sadece affedilmeyecek, sevaba çevrilecektir.

 

Öyleyse Allahû Tealâ gerçekten her şeyi bilir. Kimin cennete gideceğini, kimin cehenneme gideceğini bilir. Ama insanları cehenneme götürecek olan şeyler Allah’ın ve başkalarının ona yaptıkları veya onun için yaptıkları değil, sadece o kişinin kendi iradesi ile yaptıkları yanlış ve kötü amelleridir. Kişiyi cehenneme götüren şey, sadece bu negatif derecelerdir.

Negatif derecelerin pozitif derecelerden fazla olması.

Bu da kişinin kendi iradesiyle kaza ettiği ameller sebebiyle oluşur. Hiçbir zaman kader sebebiyle insanoğlu derecat kaybetmez.

Allah’ın ilâhi iradesi, küllî irade ve insanların kişisel iradesi, hiçbiri derecat kaybettiremez.

Negatif dereceler sadece sizin yanlış, eksik, Allah’ın emirlerine ters düşen, yasak ettiği fiillerinizi ihtiva eden negatif derecelerdir.

Öyleyse, kim cehenneme giderse başkaları sebebiyle gidemez.

Böylesi mümkün değildir.

Sadece kişinin kendi iradesi onu cehenneme mahkûm eder.

 

Şimdi sözlerimizi toparlayalım:

“Ey aziz kardeşim, sen eğer Allah’ın cennetine girmek istiyorsan o cennete girmek hakkının sahibisin. Ümitsiz olman için hiçbir sebep yok. Kalben Allah’a ulaşmayı dile ve Allah’ın cennetine gir.

Eğer “ben mutlaka cehenneme girmek istiyorum” diyorsan o zaman yine bir problem yok. Allah’a ulaşmayı dilemezsin, gideceğin yer de cehennem olur.

 

Allahû Tealâ, hepinizin hem cennet saadetini, hem de dünya saadetini mutlaka kazanmasını diliyor. Bunu sağlamak için Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeliyiz. Dileyenler mutlaka kurtulur. Dilemeyenler mutlaka kurtulamaz.

Dünyadaki bütün ibadetleri yapsanız, Allah’a ulaşmayı dilemiyorsanız hiçbir zaman cennete giremezsiniz. Kurtuluşunuz hiçbir zaman mümkün değildir.

Öyleyse bu kardeşimiz sanıyoruz ki, söylediklerimizden lâzım gelen ders notlarını çıkartmıştır.

Allah Razı olsun.

   YAŞAR COŞKUN

 ARAŞTIRMACI YAZAR

Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05

Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com