KADİR GECESİ

 

MÜBAREK  GECELER, GÜNLER ,KANDİLLER  - 5

Aziz kardeşlerimiz ;

Sizleri selâmların en güzeli olan, Allahû Tealâ'nın selâmıyla selâmlıyoruz.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu sohbetimizde de  biz insanlar için en önemli günlerden bir gün olan kadir gecesinden bahsedeceğiz İnşaallah.

Allahü Tealâ  insanoğlunu, yarattığı bütün varlıklar içerisinde en şerefli olarak yaratmış ve iki cihanda onun mutlu olmasını dilemiştir. Aslında insanoğlunun da yaşı, cinsi ve mesleği ne olursa olsun, hem ahiret hayatında ve hem de dünya hayatında mutlu olmaktan başka bir dileği yoktur. Ne var ki, insanlar bugün Kur’an-ı Kerim’i terk ettikleri için, mutluluğu, aranmaması gereken ne kadar yer varsa orada arayıp, fakat asıl aranması gereken yerde aramamaktadırlar.

 Allahü Tealâ  ise mutluluğun reçetesinin Kur’an-ı Kerim içerisinde, yani Kur’an-ı Kerim’in tümüyle yaşanmasında olduğunu belirtmektedir. Yüce Rabbimiz bu konuyu asr-ı saadeti yaşayan sahabe üzerinden verdiği bir örnekle Al-i İmran Suresinin 119. ayet-i kerimesinde şöyle belirtmektedir:

“Hâ entüm ülâi tühıbbûnehüm ve lâ yuhıbbüneküm ve tû’minüne bilkitâbi küllih, ve izâ leküküm kâlü âmennâ  ve iz halev addü aleykümül enâmile minelgayz. Kul mûtû bi gayzıküm. innâllâhe alimin bizâtis sudûr.”

(Ey mü’minler!) Siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları seversiniz ve siz Kitab’ın bütününe iman edersiniz. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “İmân ettik.’’ derler. Ama tenhada kendi başlarına kaldıkları zaman, size olan öfkelerinden (dolayı) parmak uçlarını ısırılar,: De ki, “Öfkenizden ölün. Hiç şüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir:”

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu konunun açıklanması sadedinde merhum Mehmet Akif Ersoy da bir deyişinde şöyle ifade etmektedir;

İndirilmemiştir, bu Kur’an şunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıklarda okunmak, ne de fal bakmak için...

Yani yaşanmak için bu Kur’an’ın idirildiği vurgulanmaktadır.

Allalıü Tealâ ;  1- emaniyye ve zanna dayalı bir İslâm’ı değil de, Kur’an’daki İslâm’ın yaşanması istikametinde,  A’raf Suresinin 2 ve 3. âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

“Kitâbün ünzile ileyke felâ yekün fiy sadrike haracün minhü litünzire bihi

ve zihrâ lilmü’miniyn.” A’raf-2 (Habibim bu kitap) onunla insanları uyarman, mü’minlere öğüt vermen için indirilen bir kitaptır. Artık bu yüzden ( kâfirler yalan sayacak diye) yüreğinde bir sıkıntı olmasın.

“İttebi’ü mâ ünzile ileyküm min rabbiküm ve lâ tettebi’ü min dünihi evliya, kaliylen mâ tezekkerûn.” A’raf-3

Rabbinizden size indirilen Kur’an’a uyun, O’ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın, ne kadar az öğüt alıyorsunuz.

Aziz kardeşlerimiz ;

Ne yazık ki insanlar bugün kendi ilimleri ile Kur’ân-ı Kerim’in içeriğini anlayamamakta ve Kur’ân-ı Kerim’i tercüme edenler de müteşabih ayetleri kendi zanları çerçevesinde yorumladıklarından, Kur’ân-ı Kerim’i yaşayamamakta ve böylece mutsuz, kaygılı ve huzursuz bir hayat sürmektedirler.

Allahü Tealâ, insanlara hayat kitabı olarak indirmiş olduğu Kur’an-ı  Kerim’i kimlerin açıklayabileceğini ve kimlerin yorumlayabileceğini A1-i İmran Suresinin 7. ayet-i kerimesinde şöyle beyan etmektedir:

“Hüvellezî enzele aleykel kitâbe minhü âyâtün muhkematün hünne ümmül kitâbi ve uharu müteşâbihât. Fe emmellezine fi kulübihim zeygun feyet tebi’üne mâ teşâbehe minhübtigâel fit neti vebtigâe te’vilihi, ve mâ  ya’lemü tevilehü illâllahü, verrâsihüne fil’ilmi yekülüne âmenna bihi, küllün min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illa ülülelbâbi.”      Al-i İmran-7

0 (Allah) ki; Kitab’ı sana 0 indirdi. O’nda bir kısmı muhkem (manası açık, yorum götürmez, Şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar (Levh-i Mahfuz’daki)  ümmül kitap ta (yer alan açık ve kesin ayetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (manası kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir: Kalp lerinde eğrilik (ve döneklik) bıılunanlar; fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) teviylde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab ‘ın) müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların teviylini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki; “O’na imân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.’’ bunu kimse tezekkür edemez, ancak ulül’elbab tezekkür edebilir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu âyet-i kerimede Kur’ân-ı Kerim’i öğretmekle görevli olarak bildirilenler, “ulül’elbabtır.” İlmin yalnızca zahirini bilip, batınından bihaber olan bugünün din alimleri tarafından verilen meallerde, “ulül’elbab” kelimesini (olgun akıl sahibi) diye yorumlamaktadırlar. Yüce Rabbimiz ise, ulül’elbabın hafife alınmaması için, vasfını 14 âyet-i kerimede ayrı ,ayrı açıkla mıştır. Ulül’elbabı tanımak maksadıyla bu âyetIerden birkaçını beraberce gözden geçirelim:

“ İnne fi  halkıssemâvâti velardı vahtilâfilleyli vennelhâri leâyâtin liülilelbâb.”AI-i imran-190

Hiç şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulül’elbab için nice deliller vardır.

“Ellezine yezkürünallahe kıyâmen ve ku’üden ve ala cünûbihim, ve yetefekkerûne fi halkıssenmâvâti vel’ardı, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâbennâr.”

Al-i İmran-191

 

0 (ulül’elbab) ki (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri) onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki); “Ey Rabbimiz! Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tes bih? (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru”.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu âyet-i kerimede ulül’elbabın, bir günün bütün zaman parçalarında Allah’ı sessiz sesi ile kalbinde zikreden kişi olarak görüyoruz.

“Emmen hüve kaânitün ânâelleyli sâciden ve kaâimen yahzerüI’âhirete ve yercü rahmete rabbih, kul hel yesteviylleziyne ya’lemüne velleziyne lâ ya’lemün, innemâ yetezekkerü ûlül’elbâb.” Zümer-9

İnkâr eden mi hayırlıdır yoksa geceleyin secde ederek ve (uzun süre) ayakta durarak(kanitun olan), boyun büken, cehennemden çekinen ve Rabbinin rahmetini  dileyen kimse mi? Ey Muhammed ! Onlara de ki ‘Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu hiç?” Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu âyet-i kerime ise ulül’elbabın “bilen kişiler” olduğu, yani bilmeyenlere zahiri ve batıni ilmi verebilme vasfına sahip olduğu açıklanmaktadır.

“Yü’tilhıkmete men yeşâ’ü, ve men yü’telhıkmete fe kad ütiye hayran kesira. Ve mâ yezzekkeru ulul’elbab.” Bakara-269 (Allah) hikmet’i  dilediğine verir. Kime hikmet vermişse andolsun ki ona çok hayır verilmiştir. Bunu da ancak ulul’elbab tezekkür edebilir.

Evet ; Böylece ulül’elbab kulların hikmet sahibi oldukları, yani kalp gözleri, kalp kulakları açık, idrak merkezleri çalışan, Allâhü Tealâ’nın birçok sırlarına sahip olan ve birçok güzelliklerini yaşayan kişiler olduğu belirtilmektedir.

“Ve mâ erselnâ  kableke illâ ricâlen nühiy ileyhim fes’elü ehlezzikri in küntüm lâ ta’Iemün.” Enbiya-7

Senden önce sadece kendilerine vah yettiğimiz erkekler gönderdik (vazifeli kıldık) Bilmiyorsanız zikir ehline (daimi zikrin sahiplerine, ulül’elbaba) Sorun.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu âyet-i kerimede ise, bilmediğimiz zahiri ve batıni konulardaki her şeyi aklımıza veya zahiri  ilmin  sahibi olan âlimlere değil, ulül’elbaba sormamız gerektiği açıklanmaktadır.

“Lekad mennallahü alel mü’minine iz be’ase fihim resülen min enfüsihim yetlüâleyhim âyâtihi ve yüzekkihim ve yü’allimühümüIkitâbe velhikmeh, ve in kânü min kablü lefi dalâlin mübin.” Al-i imran-164

Andolsun ki mü’minlerin (başlarının) üzerine (resüllerin ruhları) bir ni’met olmak üzere kendi zamanlarında kendi içlerinden bir Resul  be’as ederiz, onların aralarında (her kavmin içinde) onlara Allah ‘ın ayetlerini tilavet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (bu mürşid resullere tabi olmadan evvel) onlar açık bir dalalet içinde idiler.

Aziz kardeşlerimiz ;

Ayet-i kerimede belirtilen bu hidayetçi resullerin her kavmin içerisinde mevcut olduğu ve Allahü Tealâ’nın indirdiği kitabın lafzını ve ruhunu öğretmekle bu kişilerin görevli olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda sahâbe-i  kiramın da ulül’elbab olduğu Zümer Suresinin 18. ayet-i kerimesinde şöyle açıklanmaktadır:

“Elleziyne yestemi’ünelkavle fe yettebi’üne ahseneh, üIâikelleziyne hedâhümullahü ve üIâike hüm ulül’eIbab .” 

Onlar (sahabe sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (SA. V) tarafından söylenilenine) tabi olurlar. İşte onlar hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah ‘a ulaştıranlardır), Ve onlar ulül’elbab tır (daimi zikrin sahipleridir).

Aziz kardeşlerimiz ;

Mü’min olan kişinin eli ile, dili ile ve hali ile meydana getirdiği davranışlardan sorumlu olduğu, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bir hadis-i şerifinde şöyle belirtilmektedir:

“El müslümu men selime el müslümune  min lisanihi ve yedihi.”

Müslüman diğer müslümanların dilinden ve elinden salim olduğu kimsedir

Allahü Tealâ Hazretleri insanları serbest irade ile yarattığını Bakara Suresinin 256. ayet-i kerimesinde şöyle açıklamaktadır:

“Lâ ikrâhe fiddini kad tebeyyenerrüşdü minelgayyi, femen yekfür bittâğüti ve yü’min billâhi fe kadistemseke bil’urvetilvuskâ, lenfisame leha. Vallahü semi’un alim.”

Dinde zorlama yoktur. Andolsun ki irşad (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy (dalalet yolu, şeytana, cehenneme ulaştıran yol )dan açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. 0 zaman ;  kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkar edip de Allah’a iman ederse ( âmenü olursa ) (Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), artık andolsun ki o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan (sağlam bir kulba) urvet-ül vuskaya (mürşidin eline) (tutunup) yapışmıştır: Allah SEMİ’un ALİM’dir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Dolayısıyla Allâhü Tealâ, Kendisi kimsenin serbest iradesine müdahale etmediği gibi, kimsenin de bir başkasının serbest iradesine müdahale etmesini istememektedir. Ve işte yalnız bu konuda kul ile Allah arasına kimsenin girmesine razı olmuyor. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Gaşiye Suresinin 21 ve 22. ayet i  kerimelerinde şöyle buyurmaktadır:

“Fezekkir innema ente müzekkir leste aleyhim bimusaytır.”

Artık sen, öğüt ver. Sen, yalnızca bir öğüt vericisin. Onlara “zor ve baskı” kullanacak değilsin.

Yüce Rabbimiz olaylar karşısında bir mü’minin nasıl davranması gerektiğini Nisa Suresinin 59. ayet-i kerimesinde açıkça belirtmektedir:

Yâ eyyuhelleziyne   âmenü ati’üllâhe ve ati’ürresüle ve ülilemri minkum fein tenâza’tum fi şey’in feruddühu ilallahi verresüli in kuntum tu’minüne billlahivelyevmil  ahiri. zalike hayrun ve ahsenu te’vilen.” Ey  iman edenler! Allah’a,  Resul’e ve sizden olan idarecilere(ulül ‘emre) itaat edin. Eğer bir hususta ihtilafa düşerseniz Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Resul’üne götürün, bu hem hayırlıdır, hem de teviyl  bakımından daha iyidir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu ayet-i kerimeden insanların davranışlarından sorumlu olduklarını açıkça anlıyoruz. Ve Allahü Tealâ insanlara olaylar karşısında nasıl davranmalarının gerektiğini belirtmesine rağmen, Allah’ın emirlerine kulaklarını kapayanların kıyamet gününde ne söylediklerini bize Ahzab Suresinin 67 ve 68. ayet-i kerimeleri açıklamaktadır;

“Ve kaâlü  rabbenâ  innâ  eta’nâ  sâdetenâ  ve küberâenâ  fe’edallünessebiylâ.”     Ahzab-67

Cehennemde olanlar derler ki:

Yarabbi, biz devrin sâdatlarına(dinde ileri gidenlerine) ve küberasına( büyüklerine) itaat ettik. Senin yolundan (Sırat-ı Müstakiym’inden) saptık.

“Rabben âtihim dı’feyni mi nel’azâbi vel’anhüm la’nen kebiyrâ.” Ahzab-68

Senin azabından onlara iki kat ver. Onları en büyük lanetinle lanetle.

Aziz kardeşlerimiz ;

0 halde ne görüyoruz ? Demek ki kim Nisa Suresinin 59. ayet-i kerimesi gereğince olaylar karşısında Allah ve Resul’üne müracaat ederse kurtuluşa erer, her kim de bugünün alimle rinin sözlerine tabi olursa onların da ahiret hayatındaki durumları Ahzab Suresinin 67 ve 68. ayet-i kerimelerinde hiçbir teviyle meydan vermeyecek şekilde açıkça belirtilmektedir. Bu noktada bir defa daha ispat edilmiş oluyor ki, kim Kur’an-ı  Kerim ahlakı ile amel ederse, o kişi iki cihan mutluluğuna eriyor ve her kim de Kur’ân-ı Ke rim’i terkedip emaniyye mahiyetinde yazılan kitaplara ve zanlara dayalı bilgilere tabi oluyorsa onların da cehennemde duyacağı pişmanlık fayda vermiyor

Allahü Tealâ  Hazretleri’nin fazlı ve rahmeti kâinatı  kuşatmıştır. İşte bizlerin de bu rahmetten istifade edebilmemiz için, mübarek aylar, günler ve geceler ihdas etmiş. Yıl içerisinde bulunan ramazan ayında öyle bir gece var ki, adına da bir sure indirilmiş olan “Kadir Gecesi” dir. Bu sürede söz konusu gecenin, “bin aydan daha hayırlı olduğu” belirtilmektedir.

Söz konusu gecenin ramazan ayının son 10 günü içerisinde tek gecelerde bulunduğu Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) tarafından bildirilmiştir.

Hal böyle olmasına rağmen, her yıl insanlara ramazan ayının  27. gecesi “Kadir Gecesi” olarak kutlanması önerilmektedir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Ne görüyoruz? İşte bu noktada Allah’ın yetkili kıldığı ulül’elbab devre dışı bırakılmak suretiyle emaniyye bilgiler ve zanlarla insanlar yanlış bilgilendirilmekte ve böylece dinin yozlaşmasına sebebiyet verilmektedir,

Allahü Teala’nın kitabında bu konuda bizlere, tabi olmamızı önerdiği Nisa Suresi nin 59, Al-i İmran Suresinin 7 ve Enbiya Suresinin 7. ayet-i kerimeleri bugünün din görevlileri tarafından örtülerek, kendi zanlarını insanlara önerdiklerinden, bizlerin bin aydan daha hayırlı olan mübarek “Kadir Gecesi”nin fazlından ve rahmetinden mahrum olmamıza sebep olmaktadırlar.

Aziz kardeşlerimiz ;

Elli küsur senedir  veya bunun on beş senesini çıkalım , niye ? çünkü buluğa ermemiş olduğumuz için çıktık.  Geriye kalan onca seneler içinde hiç diyanetin önermiş olduğu imsakiyelerde kazık çakmış gibi  ( her sene 27. gece ) ” KADİR GECESİ “ hiç olmadı. Peki şimdi bunca insan o muhteşem geceyi  eda ettiklerini zannettiler; ve büyük bir hüsranda olmadılar mı ?

Aziz kardeşlerimiz ;

Ramazan ayının, son 10 gecesinin tek gecelerinden evvel Hacet Namazı kılıp ta Allahü Tealâ’ya sormanız gerekmektedir. Bu yazıları okumadan evvel Rahmet-i Rahman’a kavuşanlar oldu ise Allah Rahmet Eylesin. Onlar Orada işte Ahzab suresinin 67.ve 68. ayet-i kerimelerini söyleyecekler. Ve bu insanlara her senenin ramazan ayının 27. gecesi diye  ( kadir gecesi ) söyleyenler büyük bir vebal almış olmuyorlar mı  omuzlarına ? .    Sohbetimizin bu noktasında, dileyen bütün insanların Allah’a  yaşarken ulaşmayı dileyerek, Allahü Tealâ’nın ezelde kendisi için tayin etmiş olduğu mürşide (ulül’elbaba) tabi olmak suretiyle, İslâm’ın bütün güzellikleri ile mübarek gün ve geceleri de anlamına lâyık bir şekilde yaşayarak, idrak edeceğimiz “Kadir Gecesi”nin bütün insanlığa mübarek olmasını ve hayırlara vesile olmasını  Yüce Rabb’imiz’den dileriz.

Aziz kardeşlerimiz ;

Sizleri çok ama pek çok seviyoruz

Saygılarımızla.

Allah Razı Olsun.

 

Bir Önceki Menü    

              

              

              

 

              

             

 

 

Online Sayaç