Sohbetler  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSÎ KENDİSİNİN “AHİR ZAMAN MEHDİSİ” OLMADIĞINI NASIL AÇIKLAMISTIR ?

 Aziz kardeşlerimiz :
Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmıyla selâmlıyoruz.
Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu.
 

Aziz kardeşlerimiz ;
Bu sohbet konumuzu da "
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSÎ KENDİSİNİN “AHİR ZAMAN MEHDİSİ” OLMADIĞINI NASIL AÇIKLAMISTIR" kavramına ayırdık.
Tabii, yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah.

Bediüzzaman, ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi’nin;

- Siyaset,

- Diyanet,

- Saltanat

alanlarında büyük görevleri olacağını bildirmekte, ancak bu görevlerin hepsini birden tam olarak yerine getiren kişinin Hz. Mehdi olabileceğini ifade etmektedir:

 

Bediüzzaman “Büyük Mehdi”nin, sabık Mehdiler olarak adlandırdığı kişilerden en önemli farklarından birinin, onun yerine getireceği “büyük görevler” olduğunu bildirmiştir. Bediüzzaman “ÇOK VAZİFELERİ VAR” diyerek, yerine getireceği bu görevlerin Hz. Mehdi’yi insanlara tanıtacak önemli bir alamet olduğunu vurgulamaktadır. Bediüzzaman, bu görevlerin tamamı birden yerine getirilmediği takdirde ise, bir kimsenin Hz. Mehdi olmasının söz konusu olamayacağını hatırlatmaktadır.

 

Bediüzzaman bu sözlerinde “ÇOK VAZİFELERİ VAR” dediği Hz. Mehdi’nin bu görevlerinin neler olduğunu açıklamaktadır.

Hz. Mehdi’nin,

SİYASET MEHDİSi,

SALTANAT MEHDİSİ

ve DİYANET MEHDİSİ olarak, bu üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını” söylemektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman bu görevleri “üç ayrı kişi”nin yerine getireceğinden bahsetmemiştir. Tam tersine Hz. Mehdi’nin bu “ÜÇ KONUDA BİRDEN” mü’minlerin önderliğini üstleneceğini belirtmiştir. Bu sözleriyle ayrıca, “Mehdiliği üçe bölmenin, tek bir tanesinin Mehdilik için yeterli olacağını söylemenin” yanlışlığını ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman verdiği bu bilgilerle, Hz. Mehdi’nin imkânlarının çok geniş olacağını ve bu görevlerin tam yapılmasının bu üç alanda birden güç sahibi olunmasıyla gerçekleştirileceğini açıklamaktadır. “ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI OLDUĞU GİBİ” sözleriyle ise, Hz. Mehdi’nin bu “faaliyetlerinin ve etki alanının çapının genişliğini” belirtmektedir.

 

Bediüzzaman yaşadığı süre içerisinde çok büyük bir îmân hizmeti yürütmüş; ancak bu üç alanda birden imkân ve yetkilere sahip olmamıştır. Aksine, kendisi ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar al tında geçirmiştir. Çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tâbî tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Kuşkusuz ki; eğer Bediüzzaman Mehdi olsa ve diyanet, saltanat ve siyaset alanlarındaki üç görevi yerine getirmiş olsaydı, böyle bir durum söz konusu olmazdı. Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz. Mehdi hakkında verdiği bu bilgi ile, kendisinin Hz. Mehdi olamayacağını bizzat kendi sözleriyle bir kez daha delillendirmiştir.

 

Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca Hz. Mehdi’nin “lider vasıflarını taşıyan üstün BİR ŞAHIS” olduğuna bir kez daha dikkat çekmiştir. Bediüzzaman’ın saydığı görevlerin her biri ancak “BİR İNSAN” ın üstlenebileceği sorunıluluklardır.

“MEHDİ” kelimesi, “HİDAYET BULAN VE HİDAYETE YÖNELTEN” anlamındadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin “DİYANET”, “SİYASET” ve “SALTANAT” aleminde bu “MEHDİLİK VASFINI” taşıyarak büyük sorumluluklar üstleneceğini belirtmektedir. Bir şahs-ı manevînin diyanet, siyaset ve saltanat konularında yetki sahibi olması; bu alanlarda insanların sorumluluklarını üstlenerek adalet sağlaması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Tüm bu sorumlulukların yerine getirilmesi Bediüzzaman’m da belirttiği gibi, “HİDAYET BUL MUŞ BİR İNSANIN”, “îmân, akıl ve vicdan kullanarak yerine getirebileceği görevler” dir. Bediüzzaman da sözleriyle bu gerçeği vurgulamış, Hz. Mehdi’nin bir şahs-ı manevî olamayacağını ifade etmiştir.

“ O, İLERİDE GELECEK ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN bir HİZMETKARI ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve 0 BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası , s. 162)

Bediüzzaman bu sözünde, kendisini Hz. Mehdi’nin bir tür öncüsü olarak nitelendirmiş Hz. Mehdi’nin “kendisinden sonra geleceğini” açıklamıştır:

 

Bediüzzaman bu ifadesinde Hz. Mehdi için, “İLERİDE GELECEK” sözlerini kullanmıştır. Bediüzzaman “gelmiş” veya “geldi” gibi kendi dönemini ve öncesini kasteden ifadelere yer vermemiştir; “ileride gelecek” diyerek Hz. Mehdi’nin kendi yaşadığı dönemden sonra geleceğini açıklamıştır. “İLERİDE” kelimesinin gelecek bir zamanı ifade ettiği son derece açıktır ve Bediüzzaman’ın bu konudaki düşüncesini hiçbir itiraza yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

 

Bediüzzaman “ŞAHIS” kelimesini kullanmakta, belli bir kişiden bahsetmektedir. Bediüzzaman bu sözüyle bir topluluktan veya şahs-ı manevîden söz etmemektedir. Eğer Bediüzzaman, Hz. Mehdi’nin şahsı manevi olarak geleceğini düşünüyor olsaydı, -hayatı boyunca gerçekleri ifade etmekten asla kaçınmamış büyük bir alim olarak- bunu da açıkça ifade ederdi. Ancak Bediüzzaman, burada ve daha birçok ifadesinde olduğu gibi, Hz. Mehdi’nin kutlu zatından bahsetmektedir. Hz. Mehdi’nin ahir zamanda “BİR ŞAHIS” olarak geleceğini açıkça söylemekte ve bunu, aksi bir yönde tevil edilemeyecek kadar çok sayıda sözüyle defalarca teyit etmektedir.

 

Bediüzzaman burada ayrıca şahıs kelimesini nitelendirmek için tekil bir ifade kullanmıştır. Demek ki; Bediüzzaman “TEK BİR ŞAHIS” tan bahsetmektedir, “iki veya üç şahıstan” değil. Bediüzzaman’ın bu sözleri, Hz. Mehdi’nin bir grup ya da bir topluluk olabileceği düşüncesini tümüyle geçersiz kılmaktadır.

 

Bunun yanı sıra Bediüzzaman “bir şahıs” olduğunu ifade ettiği Hz. Mehdi’nin önemli bir özelliğini de vurgulamıştır. Hz. Mehdi’nin “ACİB BİR ŞAHIS” olduğunu ifade etmiştir. “Acib” kelimesi, “hayret veren, şaşırtıcı, benzeri görülmeyen” anlamındadır.  Hadislerde Hz. Mehdi’nin çok büyük bir fikrî mücadelesi olacağı, yaptığı işlerin dünya çapında etki göstereceği bildirilmektedir. Bediüzzaman da, Hz. Mehdi’den “ACİB” kelimesiyle bahsetmekte, bu mübarek zatın daha önce “BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR KİŞİ” olacağına dikkat çekmektedir.

 

Peygamberimiz (S.A.V) hadislerinde Hz. Mehdi’nin kullandığı yöntemlerin ve mücadele şeklinin alışılmışın dışında olacağı bildirilmiştir. Bu bilgilere göre, Hz. Mehdi, çok etkili yöntemler kullanacak, her konuda başarılı sonuçlar elde edecektir. Bu başarısına karşılık, kendisine çok yoğun saldırılar olmasına rağmen, bunlardan hiç etkilenmeyecektir. Bediüzzaman da bu sözüyle, Hz. Mehdi’nin herkesin anlayamayacağı Vehbî (çalışmakla kazanılmayıp Allah’ın lütfuyla olan) ilimlere de vakıf bir şahıs olacağını ifade etmiştir. Bediüzzaman’ın bu sözünden anlaşıldığı üzere, Hz. Mehdi döneminde  hayret verici olaylar da yaşanacaktır. Hadislerde bildirildiğine ve İslâm alimlerinin ifadelerine göre; olağanüstü doğa olayları, beklenmedik siyasi değişimler, teknolojinin hızla gelişmesi, dünya çapında tebliğ yapılması, benzeri görülmemiş bir dönem olacağım anlatmaktadır. Hz. Mehdi her an Allah’ın yakın takibine ve yardımına mazhar olacaktır.  Bu nedenle, Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, îmân gözüyle bakmayanların şaşıracağı, kolay kolay açıklayamayacağı harikalıkta başarılara vesile olacaktır.

 

Bediüzzaman bu sözüyle kendi yaptığı çalışmaların, Hz. Mehdi’ye zemin hazırlayacağım ifade etmekte, kendisini bu mübarek zatın “HİZMETKARI” olarak nitelendirmektedir. Kuşkusuz ki<, bu son derece kesin bir açıklamadır. Eğer Bediüzzaman’ın, kendisinin Hz. Mehdi olduğu yönünde bir kanaati olsaydı, kendisini “Hz. Mehdi’nin hizmetkarı” olarak nitelendirmezdi. Çünkü “bir kişinin aynı anda hem Hz. Mehdi hem de onun hizmetkarı olabilmesi” mümkün değildir. Dolayısıyla bu ifade açıkça ortaya koymaktadır ki; Bediüzzaman burada çok açık bir şekilde Hz.. Mehdi olmadığım belirtmiştir.

 

Bediüzzaman burada “ONA YER HAZIR EDECEK” ifadesini kullanarak, Hz. Mehdinin kendisinden sonra gelecek bir kimse olduğunu bir kez daha açıklamıştır. Bilindiği gibi, “hazırlık” bir şeyin öncesinde yapılan bir eylemdir. Halihazırda mevcut olan, hazır bulunan bir şey için hazırlık yapılması söz konusu değildir. Bediüzzaman da burada kendisinin “Hz. Mehdi’nin gelişinden önce böyle bir hazırlık içerisinde olduğunu” ifade etmektedir. Bu da Hz. Mehdi’nin, Bediüzzaman’m yaşadığı dönemde henüz ortaya çıkmamış olduğunu, bu dönemin bir “hazırlık devresi” olduğunu göstermektedir.

 

Hadislerde yer alan tariflere ve Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre, ahir zaman mücadelesi çok kapsamlı bir fikri mücadele olacaktır. Bu fikri mücadelede Hz. Mehdi döneminde yaşayan salih mü’minler görev aldığı gibi, kendisinden önce gelip ona yer hazırlayacak, yardımcıları dostları da olacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle bu gerçeğe işaret etmektedir. Büyük İslam alimi, kıymetli hizmetleri ile ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi’ye ortam hazırladığını dile getirmektedir. Fikri mücadelesinin, hizmetlerinin, eserlerinin Hz. Mehdi’nin çalışmalarına fayda sağlayacağını ve bunların Hz. Mehdi tarafından kaynak olarak kullanılacağını ifade etmektedir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla kendisinin ahir zamanın beklenen Mehdi’si olmadığını bir kez daha bizzat kendi sözleriyle ifade etmektedir.

 

Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca kendi konumunu da çok açık bir şekilde tanımlamıştır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, bir insanın aynı anda hem “Hz. Mehdi olması” hem de ona “yer hazır edecek bir kimse” olabilmesi söz konusu değildir. Çünkü yer hazır edecek olan kişi, o kişiyle eşzamanlı olarak bu görevi yapmamaktadır. Onun görevi olayın öncesindedir; gelecek olan kişi yani Hz.. Mehdi ise bu yer hazır edildikten sonra yani ileriki bir zamanda görevine başlayacaktır.

 

“DÜMDAR” kelimesi “yardımcı kuvvet” anlamına gelmektedir. Bediüzzaman, bu sözüyle kendisini, asıl mücadeleyi yürüten zata imkan hazırlayan yardımcı kuvvet olduğunu ifade etmiştir.

 

 “Hz. Mehdi’nin kendisinden bir yüz yıl sonra geleceğini” (Kastamonu Lahikası, s. 57), “kendisinin Hz. Mehdi’ııin bir eri, neferi ve öncüsü olduğunu” (Barla Lahikası, s. 162), “eserleri ve yaptığı çalışmalar ile Hz. Mehdi’ye zemin hazırladığını” (Sikke-i Tasdik-ı Gaybi s. 189) , “kendisinin ve Risaİe-i Nurlar’ın Mehdi sanılmasının ise bir hata ve karıştırma olduğunu” (Emirdağ Lahikası, s. 266) ifade etmiştir.

“Hz. Mehdi’nin ‘seyyid’ olacağını” (Tenvir, Şualar, s. 365), “siyaset, saltanat ve diyanet aleminde üç büyük vazifeyi bir arada yerine getireceğini” (Şualar, s. 456) (Şualar, s. 590) (Emirdağ Lahikası, s. 259-260), “Peygamberimiz (sav)’in halifesi ve tüm Müslümanların manevi lideri ünvanını taşıyarak İslam ahlakının esaslarını yeniden canlandıracağını” (Sikke-i Tasdjk-i Gaybi, s. 9), “tüm dünyaya barış ve adalet getireceğini” (Emirdağ Lahj kası, s. 259) (Mektubat, s. 411 -412), “Müceddid-i Ekber’ yani ‘en büyük müceddid’ vasfını taşıyacağını” (Tılsımlar Mecmuası, s. 168), “İslam birliğini sağlayacağını” (Emirdağ Lahikası, s. 260), “tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)’ in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini alacağını” (Emirdağ Lahikası , s. 260), “Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9), “Hz. İsa’yla birlikte namaz kılacaklarını” (Şualar, s. 493), “Kur’an  ahlakını tüm dünyaya yerleşik kılacağını ve tüm insanları doğru yola sevk edeceğini” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.9) (Mektubat, s. 473) ayrıntılı olarak anlatmıştır.

Bediüzzaman yaşadığı dönemde “tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam birliğini oluşturmamış; tüm inananların halifesi (manevi lideri) vasfını taşımamıştır”. “Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş”, “İslam ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır”. “Müceddid-i ekber ve Hakim vasıflarına sahip olmamış”, “tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır.” Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en şerefli şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği kuvvet ve ha kimiyet içerisinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz  sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür, Yukarıda sayılan imkanların ve yerine getirilecek  olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz, Mehdi’ye nasip olacağını bildirmiştir.

Bediüzzaman Mehdi olmadığını delilleriyle birlikte açıklamış, ancak kendisine hüsn-ü zan besleyenlere ilişmediğini belirtmiştir

Yaşadığı dönem içerisinde, yakın çevresinden Bediüzzaman’a Mehdilik konusunda hüsn-ü zan besleyenler olmuştur. Hatta Bediüzzaman talebelerinin bu yaklaşımlarını ifade eden sözlerini risalelerin çeşitli bölümlerine eklemiştir. Ancak bilindiği gibi bir konuda bir kişiye hüsn-ü zan beslenmesi, bu düşüncenin gerçeği yansıttığını gösteren bir delil değildir. Nitekim Bediüzzaman da risalelerin de bunu dile getirmiştir. “Kendisine hüsn-ü zan besleyen kimseler olabileceğini; bunun eskiden beri olduğunu, buna itiraz edilemeyeceğini; ancak gerçekte bu nun bir karıştırma ve yanlışlık olduğunu” ifade etmiş tir. Bediüzzaman’ın bu konuyu açıkladığı sözlerinden biri şöyledir:

…..Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar ( şahsi bir görüş olarak kabul ediyorlar ) O şahs-ı manevinin de bir mümessili ( temsilcisi ) Nur şakirtlerinin tesanüdünden ( talebelerinin dayanışmasından ) gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevide bir nevi mümessili ( temsilcisi ) olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi ( Hz. Mehdi ismini ) ona da veriyorlar. Gerçi bu iltibas  ( karıştırma ) ve bir sehivdir. ( hatadır,yanılmadır ) Fakat onlar onda mes’ul ( sorumlu ) değiller. Çünkü ziyede hüsn-ü zan, eskiden beri cereyan ediyor. ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve temenni ve Nur talebelerinin kemal-i itikatlarının bir tereşşuhu ( yansıması ) gördüğümden onlara çok ilişmezdim.( Emirdağ Lahikası- s-248 )         

Bediüzzaman Risale-i Nur’un şahsı manevisinin ve bu eserlerin yazarı olarak kendisinin kimi zaman Hz. Mehdi olabileceğinin düşünüldüğünü, ancak bunun bir karıştırma ve hata olduğunu belirtmiştir. Bu düşünceye sahip olan kimselerin iman hakikatlerini anlatma konusu yönünde bir değerlendirme yaptıklarını, ancak Hz. Mehdi’nin diğer iki vazifesi olan “İslam birliğinin sağlanması, tüm İslam dünyasının lideri olması ve İslam ahlakının dünyaya hakim kılınmasının kendisinde görünmediği hususunu dikkate almadıklarını” söylemiştir. Bundan dolayı da Risale-i Nur’a ve kendisine yapılan Mehdilik yakıştırmasının yalnızca bir “zan”dan ibaret olduğunu belirtmiştir.

Bediüzzaman “Hz. Mehdi’nin seyyid olacağını; kendisinin ise seyyid değil, Kürt olduğunu”eserlerinde pek çok kez ifade etmiştir

Bediüzzaman kendisinin Hz. Mehdi olmadığını açıkladığı delilerden birinde “Hz. Mehdi’nin seyyid olacağını ancak kendisinin seyyid olmadığını” ifade etmiştir.

Bediüzzaman’ın bu gerçeği açıkça dile getirdiği sözlerinden bazıları şöyledir:

Hem mehdilik isnadını hiç kabul etmediğimi  bütün kardeşlerim şahadet ederler. Hatta Denizli’deki ehli vukuf (bilgi sahibi kişiler) eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri (talebeleri) kabul edecek dediklerine mukabil (karşılık), Said itiraz namesinde demiş ki: “ben seyyid değilim Mehdi seyyid olacak” diye onları reddetmiş... (Şualar, s. 365)

Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük Al-i Beyt’ten (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır. (Emirdağ Lahikası, s. 247-250)

Bediüzzaman ayrıca eserlerinde Peygamberimiz (sav)’in bir hadisini hatırlatmış; “seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını” belirterek, bu konudaki sözünün kesin olarak doğru olduğunu ifade etmiştir.

Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran’da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu’dur (yasaklanmıştır). (Muhakemat, s. 52)

Eğer Bediüzzaman seyyid olsaydı, bunu gizlemesi için hiçbir sebep yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav)in neslinden olmak, saklanması gereken bir özellik değildir; tam aksine Müslümanlar için büyük bir şereftir. Dünya üzerinde milyarlarca seyyid vardır ve her biri de kendileri ne sorulduğunda bu gerçeği açıkça dile getirmektedirler. Dolayısıyla Bediüzzaman da eğer seyyid olsaydı kendisi ne böyle bir soru sorulduğunda “Evet seyyidim, şerifim, ama Mehdi değilim” der; kendisinin Peygamberimiz (sav)’in soyundan olduğunu ifade etmekten büyük onur duyardı. Çünkü “seyyid olduğunu kabul etmesi Hz. Mehdi olduğunu da kabul etmesini” gerektiren bir konu değildir. Ancak buna rağmen seyyid olmadığını çok açık bir şekilde pek çok kez belirtmiştir. Ayrıca Bediüzzaman risalelerde yine birçok kez “Kürt” olduğunu ifade ederek bu gerçeği delillendirmiştir (Münazarat, s.84; Tarihçe-i Hayat, s.228, Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaları, s.18). Aynı şekilde eğer kendisinin Hz. Mehdi olduğu yönünde bir kanaati olsaydı, milyonlarca kişinin okuduğu eserlerinde buna taban tabana zıt yüzlerce sayfa izah yapmaz; Hz. Mehdi’nin özelliklerinin kendisiyle uyuşmadığını ve bu mübarek zatın kendisinden sonra ki dönemde geleceğini onlarca deliliyle birlikte açıklamazdı.

Bunun yanı sıra “her seyyid olan kişi, mutlaka Mehdi olacak diye bir durum da söz konusu değildir”. Dün ya üzerinde milyonlarca seyyid olan insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyyid olması Mehdi olmasını gerektirmediği için, seyyid olan her insan bu gerçeği rahatlıkla ve iftiharla dile getirmektedir. Dahası Bediüzzaman “Benim bu konudaki tek eksikliğim seyyidliğim, eğer seyyid olsaydım Mehdi olurdum” da dememiştir. Tam aksine “Hz. Mehdi’nin tüm özelliklerini, yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun, uzun açıklamış ve bunların kendi yaşadığı dönemde henüz gerçekleşmediğini belirtmiştir”.

Hz. Mehdi karşıtı Deccaliyet ve Süfyaniyet’in etkisi, Bediüzzaman hayattayken günümüzdeki şiddeti ile yaşanmamıştır Günümüzde İslam ülkelerinin ve tüm dünya Müslümanlarının içerisinde bulunduğu durum, Hz. Mehdi’nin yerine getireceği vazifelerin Bediüzzaman’ın döneminde gerçekleştirilmemiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Süfyaniyet ve Deccaliyet’in etkisi, Müslüman ülkeler üzerin de tüm gücüyle hissedilmektedir. Dünyanın çeşitli ülkelerinde din hürriyeti gereği gibi yaşanamamaktadır. Bediüzzaman hayatta iken ise, Müslümanların maruz kaldıkları zorluk, sıkıntı ve eziyetler ise bu derece şiddetli değildi. Bu da Hz. Mehdi gibi, Süfyan ve Deccal’in faaliyetlerinin de o dönemde henüz gerçekleşmemiş olduğunu göstermektedir. Deccal ve Süfyan ile mücadele ortamı oluşmadan Hz. Mehdi’nin vazifesini yerine getirebilmesinden bahsedebilmek ise hiçbir şekilde söz konusu değildir.

Bunun yanı sıra günümüzde tüm İslam alemi ve Müslümanlar kendi içlerinde paramparçadır. Bediüzzaman yaşadığı dönemde tüm dünya Müslümanları üzerinde birleştirici bir rol oynamamıştır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde tüm Müslümanları birleştirici vasfını Hz. Mehdi’nin taşıyacağı bildirilmektedir. Bediüzzaman da Hz. Mehdinin bu özelliğini şöyle bildirmektedir:

o zat, bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve bütün ülema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden (Peygamberimiz (say) ‘in soyundan) her asır da kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmağa çalışır. (Emirdağ Lahikası, s. 260)

Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi’nin üçüncü görevini açıklamıştır. Buna göre, Hz. Mehdi Kuran ahlakının göz ardı edildiği bir dönemde, insanların yeniden din ahlakına yönelmesine vesile olacak, İslam birliğini kuracak ve tüm Müslümanların birleşerek ittifak halinde Hz. Mehdinin bu görevdeki yardımcıları olacağını bildirmiştir. Tüm Müslümanların dahil olacağı böyle geniş çapta bir ittifak ve destek, Bediüzzaman’ın döneminde gerçekleşmiş değildir. Bediüzzaman’m da müjdelediği gibi, bu geniş kitlenin manevi yardmları, ancak ahir zamanda Hz. Mehdi ile birlikte oluşacak ve İslam ahlakının tüm dünyaya hakim kılınmasında büyük rol oynayacaktır.

NOT:

Aziz kardeşlerimiz ;

Buradaki açıklamalar,  “Bediüzzaman Said-i Nursi ” kendisinin “ Ahir zaman Mehdisi olmadığını  nasıl açıklamıştır” adlı kitaptan alınmıştır . Kelimesi , kelimesine aktardık. 

Allah Razı Olsun.