|
34 / SEBE - 1
El hamdu lillâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl
ardı ve lehul hamdu fîl âhireh(âhireti), ve huvel
hakîmul habîr(habîru).
Hamd, göklerde ve yerde olan varlıklar kendisine ait olan
Allah'a aittir. Ve hamd, ahirette de O'na aittir. Ve O,
Hakîm'dir (hikmet ve hüküm sahibi), Habîr'dir (herşeyden
haberdar olan).
34 / SEBE - 2
Ya’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ
yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul
gafûr(gafûru).
(O, Allah) yere gireni ve ondan çıkanı, semadan ineni ve
oraya yükseleni bilir. Ve O; Rahîm'dir (rahmet nuru
gönderendir), Gafûr'dur (mağfiret eden, günahları sevaba
çeviren).
34 / SEBE - 3
Ve kâlellezîne keferû lâ te’tînes sâah(sâatu), kul
belâ ve rabbî le te’tiyennekum âlimil gayb(gaybi), lâ
ya’zubu anhu miskâlu zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl
ardı ve lâ asgaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî
kitâbin mubîn(mubînin).
Ve kâfirler: "O saat (kıyâmet) bize gelmeyecek." dediler. De
ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbim, mutlaka onu size
getirecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar (bir şey bile)
O'ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü dahi
hariç olmamak üzere Kitab-ı Mübın (Apaçık Kitab)'ın
içindedir."
34 / SEBE - 4
Li yecziyellezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti),
ulâike lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
(Kıyâmetin kopması) âmenû olanları
(ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat
(nefs tezkiyesi) yapanları mükâfatlandırmak içindir. İşte
onlar ki; onlar için mağfiret ve kerim rızık vardır.
34 / SEBE - 5
Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike lehum
azâbun min riczin elîm(elîmun).
Ve âyetlerimizi aciz bırakmak konusunda çalışanlar, işte
onlar ki; onlar için elîm azaptan iğrenç bir azap vardır.
34 / SEBE - 6
Ve yerellezîne ûtûl ılmellezî unzile ileyke min
rabbike huvel hakka ve yehdî ilâ sırâtıl azîzil
hamîd(hamîdi).
Ve kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin
hak olduğunu ve onun Azîz (ve) Hamîd Olan'ın (Allah'ın)
yoluna (Allah'a ulaştıran Sıratı
Mustakîm'e) hidayet ettiğini
(ulaştırdığını) görüyorlar.
34 / SEBE - 7
Ve kâlellezîne keferû hel nedullukum alâ raculin
yunebbiukum izâ muzzıktum kulle mumezzekın innekum le fî
halkın cedîd(cedîdin).
Ve kâfirler dediler ki: "Siz tamamen parça parça olduğunuz
(öldükten sonra vücudunuz çürüdüğü zaman) sizin mutlaka
yeniden halkedileceğinizi (yaratılacağınızı) haber veren bir
adamı size gösterelim mi?"
34 / SEBE - 8
Efterâ alâllahi keziben em bihî cinneh(cinnetun),
belillezîne lâ yûminûne bil âhireti fîl azâbi ved
dalâlil baîd(baîdi).
Allah'a yalanla iftira mı etti? Yoksa onda cinnet (delilik)
mi var? Hayır, onlar, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak
bir dalâlet içindedirler.
34 / SEBE - 9
E fe lem yerev ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum
mines semâi vel ard(ardı), in neşe’nahsif bihimul arda
ev nuskıt aleyhim kisefen mines semâ(semâi), inne fî
zâlike le âyeten li kulli abdin munîb(munîbin).
Yerin ve göklerin önlerinde ve arkalarında olan
(kesimlerini) hâlâ görmüyorlar mı? Eğer dilersek, onları
yerin dibine geçiririz veya gökten onların üzerine parçalar
düşürürüz. Muhakkak ki bunda, münib olan (Allah'a yönelen ve
O'na ulaşmayı dileyerek böylece O'na) kul olan herkes için
ayet (ibret) vardır.
34 / SEBE - 10
Ve lekad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ(fadlen), yâ cibâlu
evvibî meahu vet tayr(tayre), ve elennâ lehul
hadîd(hadîde).
Ve andolsun ki Dâvud (a.s)'a, Bizden bir fazilet verdik
(nefsini tasfiye ettik). Ey dağlar, onunla beraber bana
yönelin ve ey kuşlar (siz de)! Ve Biz de ona demiri
yumuşattık.
34 / SEBE - 11
Enimel sâbigâtin ve kaddir fîs serdi va’melû
sâlihâ(sâlihan), innî bimâ tamelûne basîr(basîrun).
(Bedeni örten) uzun (geniş) zırhlar yap. Ve onu örgü (iç içe
halkalar) şeklinde dizayn et. Ve salih amel (zikirle nefs
tezkiyesi) yapın! Muhakkak ki Ben, yaptıklarınızı görenim.
34 / SEBE - 12
Ve li suleymâner rîha guduvvuhâ şehrun ve revâhuhâ
şehr(şehrun), ve eselnâ lehu aynel kıtr(kıtri), ve minel
cinni men ya’melu beyne yedeyhi bi izni rabbih(rabbihî),
ve men yezıg minhum an emrinâ nuzıkhu min azâbis
saîr(saîri).
Ve sabah gidişi ile bir aylık, akşam gelişi ile bir aylık
mesafeyi kateden rüzgâr, Süleyman içindi (onun emrine
vermiştik). Erimiş bakırı, kaynağından onun için akıttık. Ve
cinlerden, Rabbinin izniyle onun elinin altında (emrinde)
çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden çıkarsa, ona
alevli ateşin azabını tattırırız (tattırdık).
34 / SEBE - 13
Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve
cifânin kel cevâbi ve kudûrin râsiyât(râsiyâtin), i’melû
âle dâvûde şukrâ(şukren), ve kalîlun min ibâdiyeş
şekûr(şekûru).
Ona dilediği şeyleri, mihraplar (mescidler, saraylar, yüksek
binalar), heykeller, havuz gibi büyük çanaklar, sabit
kazanlar yapıyorlar(dı). Ey Dâvud ailesi, şükrederek
çalışın! Ve kullarımdan, çok şükredenler azdır.
34 / SEBE - 14
Fe lemmâ kadaynâ aleyhil mevte mâ dellehum alâ
mevtihî illâ dâbbetul ardı te’kulu
minseeteh(minseetehu), fe lemmâ harre tebeyyenetil cinnu
en lev kânû ya’lemûnel gaybe mâ lebisû fîl azâbil
muhîn(muhîni).
Onun ölümüne hükmettiğimiz zaman ölümünün ortaya çıkmasına,
sadece bastonunu yiyen bir ağaç kurdu delil (sebep) oldu.
Ancak yere kapandığı zaman, (ölümü) cinlere belli oldu
(cinler, onun öldüğünü o zaman anladılar). Eğer gaybı bilmiş
olsalardı, muhîn (alçaltıcı) azabın içinde kalmazlardı.
34 / SEBE - 15
Lekad kâne li sebein fî meskenihim âyeh(âyetun),
cennetâni an yemînin ve şimâl(şimâlin), kulû min rızkı
rabbikum veşkurû leh(lehu), beldetun tayyibetun ve
rabbun gafûr(gafûrun).
Andolsun ki Sebe (halkı) için meskûn oldukları yerlerde,
sağda ve soldaki iki bahçe âyettir (ibrettir). Rabbinizin
rızkından yeyin ve O'na şükredin! (O), güzel bir belde. Ve
(Allah), mağfiret eden bir Rab.
34 / SEBE - 16
Fe a’radû fe erselnâ aleyhim seylel arimi ve
beddelnâ-hum bi cenneteyhim cenneteyni zevâtey ukulin
hamtın ve eslin ve şeyin min sidrin kalîl(kalîlin).
Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun üzerine onlara "arim"
selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, acı meyveli
ağaçlara, meyvesiz ağaçlara ve az miktarda sidr ağacını havi
olan iki bahçeye tebdil ettik (dönüştürdük).
34 / SEBE - 17
Zâlike cezeynâhum bimâ keferû, ve hel nucâzî illel
kefûr(kefûra).
İşte böylece inkârlarından dolayı onları cezalandırdık. Biz,
kâfirlerden başkasını cezalandırır mıyız?
34 / SEBE - 18
Ve cealnâ beynehum ve beynel kurelletî bâreknâ fîhâ
kuren zâhireten ve kaddernâ fîhes seyr(seyre), sîrû fîhâ
leyâliye ve eyyâmen âminîn(âminîne).
Ve onlarla bereketli kıldığımız ülkeler arasında, arka
arkaya (birbirine yakın) beldeler kıldık. Ve orada seyir
(yolculuk) yapılacak yollar taktir ettik. Orada geceleri ve
gündüzleri emin olarak dolaşın (yolculuk yapın) (dedik).
34 / SEBE - 19
Fe kâlû rabbenâ bâidbeyne esfârinâ ve zalemû
enfusehum fe cealnâhum ehâdîse ve mezzaknâhum kulle
mumezzak(mumezzakın), inne fî zâlike le âyâtin li kulli
sabbârin şekûr(şekûrin).
Fakat onlar: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzak kıl."
dediler. Ve kendilerine zulmettiler. Böylece onları
(nesilden nesile anlatılan) "hadîs" kıldık Ve onları tamamen
parça parça dağıttık. Muhakkak ki bunda, çok sabredenlerin
ve çok şükredenlerin hepsi için elbette ayetler (ibretler)
vardır.
34 / SEBE - 20
Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu
illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini)
yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka
(Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana)
tâbî oldular.
34 / SEBE - 21
Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme
men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî
şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu,
tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a
ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan)
şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan
ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir.
34 / SEBE - 22
Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnillâh(dûnillâhi), lâ
yemlikûne miskâle zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı
ve mâ lehum fîhimâ min şirkin ve mâ lehu minhum min
zahîr(zahîrin).
Allah'tan başka zeam ettiklerinizi (değer verdiklerinizi,
ilâh saydıklarınızı) çağırın! Göklerde ve yerde zerre
ağırlığınca bir şeye (güce) malik değildirler.
Onların, o ikisinde (göklerde ve yerde) bir ortaklığı
yoktur. Ve O'nun (Allah'ın) onlardan bir yardımcısı yoktur.
34 / SEBE - 23
Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine
leh(lehu), hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle
rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul
kebîr(kebîru).
Ve O'nun huzurunda, kendisine izin verdiği kimseden
başkasının şefaati bir fayda vermez. Onların kalplerinden
korku giderilince: "Rabbiniz ne buyurdu?" dediler. (Onlar
da) "Hakkı buyurdu." dediler. Ve O; Âli'dir (çok yüce),
Kebir'dir (çok büyük).
34 / SEBE - 24
Kul men yerzukukum mines semâvâti vel ard(ardı),
kulillâhu ve innâ ev iyyâkum le alâ huden ev fî dalâlin
mubîn(mubînin).
De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kim?" "Allah"
de. Ve muhakkak ki biz veya siz, mutlaka ya hidayet üzerindeyiz
veya apaçık dalâlet üzerinde.
34 / SEBE - 25
Kul lâ tus’elûne ammâ ecremnâ ve lâ nus’elu ammâ
ta’melûn(ta’melûne).
De ki: "Bizim yaptığımız cürümlerden (suçlardan) siz
sorgulanmazsınız. Ve biz (de) sizin yaptıklarınızdan
sorgulanmayız."
34 / SEBE - 26
Kul yecmeu beynenâ rabbunâ summe yeftehu beynenâ bil
hakk(hakkı), ve huvel fettâhul alîm(alîmu).
De ki: "Rabbimiz bizi birarada toplayacak. Sonra hak ile
bizim aramızı açacak (hüküm verecek)." Ve O; Fettah'tır (hak
ile hükmeden) ve Âlim'dir (en iyi bilen).
34 / SEBE - 27
Kul erûniyellezîne elhaktum bihî şurekâe kellâ, bel
huvallahul azîzul hakîm(hakîmu).
De ki: "Ortaklığa ilhak (dahil) ettiğiniz ortakları (Allah'a
şirk koştuğunuz putları) bana gösterin. Olamaz, hayır (onlar
Allah'a ortak olamazlar). O Allah ki; Azîz'dir (üstün,
yüce), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibi).
34 / SEBE - 28
Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîren ve
nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici
ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik.
Fakat insanların çoğu bilmezler.
34 / SEBE - 29
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum
sâdikîn(sâdikîne).
Ve: "Eğer sadıklar (doğru söyleyenler) iseniz bu vaad
(kıyâmet) ne zaman?" derler.
34 / SEBE - 30
Kul lekum mîâdu yevmin lâ teste’hirûne anhû sâaten ve
lâ testakdimûn(testakdimûne).
De ki: "Sizin için (belirlenen) günün zamanından, bir saat
(dahi) tehir ve takdim edemezsiniz (geciktiremezsiniz veya
öne alamazsınız)."
34 / SEBE - 31
Ve kâlellezîne keferû len nû’mine bi hâzel kur’âni ve
lâ billezî beyne yedeyh(yedeyhi), ve lev terâ iziz
zâlimûne mevkûfûne inde rabbihim, yerciu ba’duhum ilâ
ba’dınil kavl(kavle), yekûlullezînestud’ifû
lillezînestekberû lev lâ entum le kunnâ
mûminîn(mûminîne).
Ve kâfirler: "Bu Kur'ân'a ve elleri arasındakine (İncil'e)
asla inanmayız." dediler. Rab'lerinin huzurunda zalimleri
tevkif edildikleri (tutuklandıkları) zaman görsen.
Birbirlerine lâf atarlar. Zaafa uğratılanlar (hakir
görülenler), kibirlenenlere: "Eğer siz olmasaydınız, biz
muhakkak mü'minler olurduk." derler.
34 / SEBE - 32
Kâlellezînestekberû lillezînestud’ifû e nahnu
sadednâkum anil hudâ ba’de iz câekum bel kuntum
mucrimîn(mucrimîne).
Kibirlenenler, zaafa uğratılanlara: "Sizlere hidayet geldikten
sonra, hidayetten
sizleri biz mi engelledik? Hayır, siz (kendiniz)
mücrimlerdiniz (suçlulardınız)." dedi(ler).
34 / SEBE - 33
Ve kâlellezînestud’ifû lillezînestekberû bel mekrul
leyli ven nehâri iz te’murûnenâ en nekfure billâhi ve
nec’ale lehû endâdâ(endâden), ve eserrûn nedâmete lemmâ
raevûl azâb(azâbe), ve cealnel aglâle fî a’nâkıllezîne
keferû, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve zaafa uğratılanlar (hakir görülenler), kibirlenenlere:
"Hayır, (işiniz) gece ve gündüz hile idi. Bize Allah'ı inkâr
etmemizi ve O'na putları eşler koşmamızı emrediyordunuz."
dediler. Azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını saklarlar
(için için pişman olurlar). İnkar edenlerin boyunlarına
halkalar (zincirler) geçirdik. Onlar yaptıklarından başka
bir şeyle mi cezalandırılırlar?
34 / SEBE - 34
Ve mâ erselnâ fî karyetin min nezîrin illâ kâle
mutrefûhâ innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
Ve Bizim nezir göndermediğimiz hiçbir yer yoktur. Her
karyenin (ülkenin) refah içinde olanları (ileri gelenleri):
"Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi
inkâr edenleriz." demekten başka bir şey söylemediler.
34 / SEBE - 35
Ve kâlû nahnu ekseru emvâlen ve evlâden ve mâ nahnu
bi muazzebîn(muazzebîne).
Ve: "Biz, mal ve evlât olarak daha çoğuz. Ve biz, azap
edilecek olanlar değiliz." dediler.
34 / SEBE - 36
Kul inne rabbî yebsutur rızka limen yeşâu ve yakdiru
ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim, dilediği kimseye rızkı
genişletir ve taktir eder (daraltır). Ve lâkin insanların
çoğu bilmezler."
34 / SEBE - 37
Ve mâ emvâlukum ve lâ evlâdukum billetî tukarribukum
indenâ zulfâ illâ men âmene ve amile sâlihan fe ulâike
lehum cezâud dı’fi bimâ amilû ve hum fîl gurufâti
âminûn(âminûne).
Ve sizin mallarınız ve evlâtlarınız katımızda sizi, Bize
yaklaştıracak yüksek değere sahip değildir. Âmenû olan ve
salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar,
onlar için amelleri sebebiyle kat kat mükâfat vardır. Ve
onlar, yüksek makamlarda emin (emniyette) olanlardır.
34 / SEBE - 38
Vellezîne yes’avne fî âyâtinâ muâcizîne ulâike fîl
azâbi muhdarûn(muhdarûne).
Ve âyetlerimizi aciz (hükümsüz) bırakmak için çalışanlar,
işte onlar azap içinde (azabın daha kötüsü için) hazır
bulunanlardır.
34 / SEBE - 39
Kul inne rabbî yebsutur rızka li men yeşâu min
ibâdihî ve yakdiru leh(lehu), ve mâ enfaktum min şeyin
fe huve yuhlifuh(yuhlifuhu), ve huve hayrur
râzikîn(râzikîne).
De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim, kullarından dilediği
kimseye rızkı genişletir ve taktir eder (daraltır). Ve bir
şey infâk ettiğiniz (verdiğiniz) zaman (o taktirde) O, onun
karşılığını verir. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
34 / SEBE - 40
Ve yevme yahşuruhum cemîan summe yekûlu lil melâiketi
e hâulâi iyyâkum kânû ya’budûn(ya’budûne).
Ve o gün onların hepsini haşredecek (birarada toplayacak).
Sonra meleklerine şöyle buyuracak: "Size tapmış olanlar
bunlar mı?"
34 / SEBE - 41
Kâlû subhâneke ente veliyyunâ min dûnihim, bel kânû
ya’budûnel cinn(cinne), ekseruhum bihim
mû’minûn(mû’minûne).
(Melekler) dediler ki: "Sen Sübhan'sın (herşeyden münezzeh,
çok yüce). Bizim velîmiz onlar değil, Sensin. Hayır, onlar
cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu, onlara (cinlerin
söylediklerine) inananlardır."
34 / SEBE - 42
Fel yevme lâ yemliku ba’dukum li ba’dın nef’an ve lâ
darrâ(darren), ve nekûlu lillezîne zalemû zûkû azâben
nârilletî kuntum bihâ tukezzibûn(tukezzibûne).
Artık o gün bir kısmınız diğerlerine fayda ve zarar vermeye malik olamaz
(gücü yetmez). Zulmedenlere: "Tekzip etmiş (yalanlamış)
olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz.
34 / SEBE - 43
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlû mâ hâzâ
illâ raculun yurîdu en yasuddekum ammâ kâne ya’budu
âbâukum, ve kâlû mâ hâzâ illâ ifkun mufterâ(mufteran) ve
kâlellezîne keferû lil hakkı lemmâ câehum in hâzâ illâ
sihrun mubîn(mubînun).
Ve onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman: "Bu ancak,
babalarınızın tapmış olduğu şeylerden sizi men etmek isteyen
bir adamdan başkası değildir." dediler. Ve dediler ki: "Bu,
uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değil." Ve kâfirler
hak için, onlara (hak) geldiği zaman: "Bu, ancak apaçık bir
sihirdir." dediler.
34 / SEBE - 44
Ve mâ âteynâhum min kutubin yedrusûnehâ ve mâ erselnâ
ileyhim kableke min nezîr(nezîrin).
Ve Biz, onlara tedris edecekleri (okuyup çalışacakları)
kitaplardan vermedik. Ve senden önce onlara bir nezir (de)
(uyarıcı peygamber) göndermedik.
34 / SEBE - 45
Ve kezzebellezîne min kablihim ve mâ belegû mi’şâre
mâ âteynâhum fe kezzebû rusulî, fe keyfe kâne
nekîr(nekîri).
Ve onlardan öncekiler (de) tekzip ettiler (yalanladılar). Ve
onlara verdiğimiz şeylerin onda birine (bile) erişmediler.
Buna rağmen resûllerimizi tekzip ettiler (yalanladılar).
Bundan sonra inkârım (cezam) nasıl oldu?
34 / SEBE - 46
Kul innemâ eızukum bi vâhideh(vâhidetin), en tekûmû
lillâhi mesnâ ve furâdâ summe tetefekkerû, mâ bi
sâhıbikum min cinneh(cinnetin), in huve illâ nezîrun
lekum beyne yedey azâbin şedîd(şedîdin).
De ki: "Size sadece tek bir şey vaazediyorum. Allah için
ikişer ikişer ve teker teker kalkın. Sonra tefekkür edin."
Sizin sahibinizde (arkadaşınızda) cinnet (delilik) yoktur.
O, ancak sizin için önünüzdeki (gelecek olan) şiddetli azaba
(karşı) bir nezirdir (uyarıcı).
34 / SEBE - 47
Kul mâ seeltukum min ecrin fe huve lekum, in ecriye
illâ alâllâh(alâllâhi), ve huve alâ kulli şeyin
şehîd(şehîdun).
De ki: "Ben sizden bir ecir (ücret) istemedim. Öyleyse o
(ecriniz) sizin olsun. Benim ecrim sadece Allah'a aittir. Ve
O, herşeye şahittir."
34 / SEBE - 48
Kul inne rabbî yakzifu bil hakk(hakkı), allâmul
guyûb(guyûbi).
De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim hakkı kazefe eder (tecelli
ettirir). Bütün gaybleri (tamamiyle) bilendir."
34 / SEBE - 49
Kul câel hakku ve mâ yubdiûl bâtılu ve mâ
yuîd(yuîdu).
De ki: "Hak geldi, bâtıl (bir şey) zuhur ettiremez ve geri
getiremez."
34 / SEBE - 50
Kul in dalaltu fe innemâ edıllu alâ nefsî, ve in
ihtedeytu fe bimâ yûhî ileyye rabbî, innehu semîun
karîb(karîbun).
De ki: "Eğer dalâlette
olursam, o zaman sadece kendi nefsim üzerine (sebebiyle)
olurum. Eğerhidayete
erersem, o taktirde bu Rabbimin bana vahyi sebebiyledir.
Muhakkak ki O; en iyi işiten ve en yakın olandır."
34 / SEBE - 51
Ve lev terâ iz feziû fe lâ fevte ve uhızû min mekânin
karîb(karîbin).
Ve onları dehşete kapıldıkları zaman görsen. Artık kaçış
(kurtuluş) yoktur. Ve onlar, (cehenneme) yakın bir yerden
yakalandılar.
34 / SEBE - 52
Ve kâlû âmennâ bih(bihî), ve ennâ lehumut tenâvuşu
min mekânin baîd(baîdin).
Ve "O'na îmân ettik." dediler. (Hidayete) uzak bir yerden
(dalâletten) onlar (îmânı) nasıl elde ederler?
34 / SEBE - 53
Ve kad keferû bihî min kabl(kablu), ve yakzifûne bil
gaybi min mekânin baîd(baîdin).
Ve daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden
(dalâletten) gayba (lâf) atıyorlardı.
34 / SEBE - 54
Ve hîle beynehum ve beyne mâ yeştehûne kemâ fuile bi
eşyâihim min kabl(kablu), innehum kânû fî şekkin
murîb(murîbin).
Ve onlarla, onların istedikleri şeylerin arası ayrıldı, daha
önce de (onlardan öncekilerin istedikleri) şeylere yapıldığı
gibi. Muhakkak ki onlar, endişe veren bir şüphe
içindeydiler. |