|
19 / MERYEM - 1
Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.
Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
19 / MERYEM - 2
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.
(Bu sure), senin Rabbinin, kulu Zekeriya (A.S)'a rahmetinin
zikridir (kıssasıdır).
19 / MERYEM - 3
İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).
O, gizlice seslenerek, Rabbine nida etmişti.
19 / MERYEM - 4
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su
şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
(Zekeriya A.S): “Rabbim, gerçekten ben (zayıfladım) ve benim
kemiklerim (de) zayıfladı ve başım (saçlarım) ağardı. Ve
Rabbim, ben Sana dua ederek şâkî olmadım.” dedi.
19 / MERYEM - 5
Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî
âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).
Ve gerçekten ben, arkamdan (benden sonra) vali olanlar
(benim soyumdan gelenler benim gibi davranmazlar diye)
korktum. Ve benim kadınım (artık) akir oldu. Bu sebeple
bana, Senin katından bir velî (dost, yardımcı, evlât)
bağışla.
19 / MERYEM - 6
Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî
radıyyâ(radıyyen).
Bana ve Yâkub (A.S)'ın ailesine varis olsun. Ve Rabbim, onu
(Senden) razı (olan) kıl.
19 / MERYEM - 7
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ
lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
Ey Zekeriya! Gerçekten Biz seni, ismi Yahya olan bir oğlan
çocuk ile müjdeliyoruz. Onunla (o isimle) daha önce bir
kimseyi isimlendirmedik.
19 / MERYEM - 8
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî
âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
(Zekeriya (A.S) şöyle) dedi: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum
olabilir? Ve benim kadınım (artık) akir (kısır) oldu. Ben
(de) yaşlanarak ihtiyarlığa ulaştım.”
19 / MERYEM - 9
Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye
heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku
şey’â(şey’en).
(Melek): “İşte böyle.” dedi. Senin Rabbin: “O, bana (benim
için) kolaydır. Daha önce sen bir şey değilken seni, Ben
yaratmıştım.” buyurdu.
19 / MERYEM - 10
Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ
tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
(Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).”
dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin),
insanlarla üç gece normal (sağlıklı) olduğun halde
konuşamamandır.”
19 / MERYEM - 11
Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim
en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Bundan sonra mihraptan kavmine (kavminin karşısına) çıktı.
Böylece onlara, (Allah'ı) sabah akşam tesbih etmelerini
vahyetti (konuşmadan, iç sesi ile duyurdu).
19 / MERYEM - 12
Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh(kuvvetin), ve
âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).
Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle (dikkatle) al (kendine mal et).
Ve Biz, ona sabi iken (küçük yaşta) hikmet verdik.
19 / MERYEM - 13
Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh(zekâten), ve kâne
tekıyyâ(tekıyyen).
Ve katımızdan ona, sevgi ve zekât (nefs tezkiyesi) (verdik).
Ve o, takva sahibi oldu.
19 / MERYEM - 14
Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren
asıyyâ(asıyyen).
Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. Ve o, asi, cebbar
değildi.
19 / MERYEM - 15
Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve
yevme yub’asu hayyâ(hayyen).
Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas
edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona selâm olsun.
19 / MERYEM - 16
Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min
ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
Kitap'ta Hz. Meryem'i zikret. Ailesinden ayrılıp, şark
(doğu) tarafında bir yere çekilmişti.
19 / MERYEM - 17
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ
rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).
Sonra da onlardan (ayıran) bir perde çekti. O zaman ona
Ruhumuz'u (Ruh'ûl Kudüs) gönderdik. Ona normal bir beşer
suretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü).
19 / MERYEM - 18
Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte
tekıyyâ(tekıyyen).
(Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki ben, eğer sen takva
sahibi isen (bana bir zararın dokunmaz). Senden Rahmân'a
sığınırım.”
19 / MERYEM - 19
Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen
zekiyyâ(zekiyyen).
“Ben sadece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak
için senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi.
19 / MERYEM - 20
Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun
ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).
(Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna
göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, azgın
(iffetsiz) olmadım.”
19 / MERYEM - 21
Kâle kezâlik(kezâliki), kâle rabbuki huve aleyye
heyyin(heyyinun), ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve
rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ(makdıyyen).
(Ruh'ûl Kudüs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana
kolaydır ve onu, insanlara bir âyet (mucize) ve Bizden bir
rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir kaza edilmiştir (yerine
getirilmiştir).
19 / MERYEM - 22
Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen
kasıyyâ(kasıyyen).
Böylece ona hamile kaldı. Bundan sonra onunla uzak bir
mekâna (yere) çekildi.
19 / MERYEM - 23
Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh(nahleti), kâlet
yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen
mensiyyâ(mensiyyen).
Doğum sancısı onu, bir hurma ağacının gövdesine (sığınmaya)
mecbur etti. “Keşke ben bundan önce ölseydim, unutularak
unutulmuşların (arasına karışsaydım).” dedi.
19 / MERYEM - 24
Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki
tahteki seriyyâ(seriyyen).
O zaman onun (Hz. Meryem'in) alt yanından, ona “mahzun olma
(üzülme)” diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin alt yanından
bir su yolu kıldı (oluşturdu).”
19 / MERYEM - 25
Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki
rutaben ceniyyâ(ceniyyen).
Ve hurma ağacının gövdesini üzerine silkele. Taze hurmalar
senin üzerine düşsün, (orada) toplansın.
19 / MERYEM - 26
Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ
terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir
rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer
beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle:
“Muhakkak ki ben, Rahmân'a (konuşmama) orucu nezrettim
(adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.”
19 / MERYEM - 27
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh(tahmiluhu), kâlû yâ
meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen).
Böylece onu taşıyarak kavmine getirdi. (Kavmindekiler)
dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki sen, acayip (kötü) bir
şey yaptın.”
19 / MERYEM - 28
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet
ummuki begıyyâ(begıyyen).
Ey Harun'un (kız)kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi.
Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.
19 / MERYEM - 29
Fe eşâret ileyh(ileyhi), kâlû keyfe nukellimu men
kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen).
Bunun üzerine, onu (çocuğu) işaret etti. (Onlar) dediler ki:
“Beşikte olan bir sabi (bebek) ile biz nasıl konuşuruz?”
19 / MERYEM - 30
Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve
cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah'ın kuluyum. Bana
kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”
19 / MERYEM - 31
Ve cealenî mubâreken eyne mâ kuntu ve evsânî bis
salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ(hayyen).
Ve beni nerede bulunursam bulunayım (bulunduğum heryerde)
mübarek kıldı. Ve hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı
bana vasiyet etti (emretti).
19 / MERYEM - 32
Ve berren bi vâlidetî ve lem yec’alnî cebbâren
şakıyyâ(şakıyyen).
Ve anneme karşı birr sahibi olmayı (emretti). Ve beni,
cebbar (zorba) şâkî kılmadı (yapmadı).
19 / MERYEM - 33
Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve
yevme ub’asu hayyâ(hayyen).
Ve doğduğum gün ve öleceğim gün ve canlı olarak beas
edileceğim (diriltileceğim) gün selâm benim üzerimedir
(banadır).
19 / MERYEM - 34
Zâlike îsebnu meryem(meryeme), kavlel hakkıllezî fîhi
yemterûn(yemterûne).
İşte bu Meryemoğlu İsa. (O), Hakk'ın sözü'dür ki; O'nun
hakkında şüphe ediyorlar.
19 / MERYEM - 35
Mâ kâne lillâhi en yettehıze min veledin
subhâneh(subhânehu), izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu
lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Allah'ın bir (erkek) çocuk edinmesi olamaz. O, Sübhan'dır
(herşeyden münezzehtir). Bir işin olmasına karar verdiği
zaman, o taktirde sadece ona “Ol!” der ve o, hemen olur.
19 / MERYEM - 36
Ve innallâhe rabbî ve rabbukum fa’budûh(fa’budûhu),
hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve muhakkak ki Allah, benim Rabbim ve sizin (de)
Rabbinizdir. O halde, O'na kul olun! İşte bu Sıratı
Mustakîm'dir.
19 / MERYEM - 37
Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne
keferû min meşhedi yevmin azîm(azîmin).
Bundan sonra hizipler (gruplar) kendi aralarında ihtilâf
ettiler. Büyük gün müşahede edildiği (şahit olunduğu) zaman
vay o kâfirlerin haline!
19 / MERYEM - 38
Esmi’ bihim ve ebsır yevme ye’tûnenâ lâkiniz
zâlimûnel yevme fî dalâlin mubîn(mubînin).
Bize gelecekleri gün, onlara (neler neler) işittirilir ve
(neler neler) gösterilir. Lâkin zalimler, bugün (hâlâ)
apaçık bir dalâlet içindeler.
19 / MERYEM - 39
Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr(emru), ve
hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ve emrin yerine getirileceği hasret günüyle onları uyar. Ve
onlar, gaflet içindeler ve onlar, mü'min değillerdir.
19 / MERYEM - 40
İnnâ nahnu nerisul arda ve men aleyhâ ve ileynâ
yurceûn(yurceûne).
Muhakkak ki Biz, yeryüzüne ve onun üzerinde olan kimselere
Biz, varis olacağız. Ve onlar, Biz'e döndürülecekler.
19 / MERYEM - 41
Vezkur fîl kitâbi ibrâhîm(ibrâhîme), innehu kâne
sıddîkan nebiyyâ(nebiyyen).
Kitap'ta İbrâhîm (A.S)'ı zikret! Muhakkak ki O, sadık (çok
sadaka veren, sadakatli, her zaman doğruyu söyleyen) bir
Nebî idi.
19 / MERYEM - 42
İz kâle li ebîhi, yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesmau
ve lâ yubsıru ve lâ yugnî anke şey’â(şey’en).
İbrâhîm (A.S), babasına dedi ki: “Ey babacığım! İşitmeyen ve
görmeyen ve sana hiçbir (şekilde bir) şeyle faydası
olmayanlara niçin tapıyorsun?”
19 / MERYEM - 43
Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike
fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).
Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim
gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye'ye
(düzgün, seviyeli, Allah'a ulaştıran yola) hidayet edeyim
(ulaştırayım).
19 / MERYEM - 44
Yâ ebeti lâ ta’budiş şeytân(şeytâne), inneş şeytâne
kâne lir rahmâni asıyyâ(asıyyen).
Ey babacığım, şeytana kul olma! Muhakkak ki şeytan, Rahmân'a
asi oldu.
19 / MERYEM - 45
Yâ ebeti innî ehâfu en yemesseke azâbun miner rahmâni
fe tekûne liş şeytâni veliyyâ(veliyyen).
Ey babacığım, muhakkak ki ben, sana Rahmân'dan azap
dokunmasından korkuyorum! O durumda, şeytana velî (dost)
olursun.
19 / MERYEM - 46
: Kâle e râgıbun ente an âlihetî yâ
ibrâhîm(ibrâhîmu), lein lem tentehi le ercumenneke
vehcurnî meliyyâ(meliyyen).
(İbrâhîm (A.S)'ın babası şöyle) dedi: “Ey İbrâhîm! Sen,
benim ilâhlarıma rağbet etmiyor musun (kıymet vermiyor
musun)? Eğer sen, (bundan) vazgeçmezsen mutlaka seni
taşlarım ve uzun müddet benden uzaklaş.”
19 / MERYEM - 47
Kâle selâmun aleyk(aleyke), se estagfiru leke rabbî,
innehu kâne bî hafiyyâ(hafiyyen).
“Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. Senin için
Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok)
lütufkârdır.
19 / MERYEM - 48
Ve a’tezilukum ve mâ ted’ûne min dûnillâhi ve ed’û
rabbî, asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
Ve ben, sizden ve Allah'tan başka dua ettiğiniz şeylerden
ayrılıyorum. Ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki (inşaallah),
(bu) dualarla ben, Rabbime şâkî olmam.
19 / MERYEM - 49
Fe lemmâ’tezelehum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi
vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe) ve kullen cealnâ
nebiyyâ(nebiyyen).
Böylece onlardan ve onların Allah'tan başka kul olduğu
şeylerden, ayrıldığı zaman ona, İshak ve Yâkub'u hibe ettik
(o istemeden bahşettik). Ve hepsini, Nebî (Peygamber)
kıldık.
19 / MERYEM - 50
Ve vehebnâ lehum min rahmetinâ ve cealnâ lehum lisâne
sıdkın aliyyâ(aliyyen).
Ve onlara, rahmetimizden bahşettik (karşılıksız verdik). Ve
onları (Hz. İbrâhîm ve oğullarını), (bütün) dillerde
(lisanlarda) sadık ve âlî (üstün, yüce) kıldık.
19 / MERYEM - 51
Vezkur fîl kitâbi mûsâ, innehu kâne muhlesan ve kâne
resûlen nebiyyâ(nebiyyen).
Kitap'ta Musa (A.S)'ı da zikret. Muhakkak ki O, muhlis ve
Nebî (Peygamber) Resûl idi.
19 / MERYEM - 52
Ve nâdeynâhu min cânibit tûril eymeni ve karrebnâhu
neciyyâ(neciyyen).
Ve Tur'un sağ tarafından ona seslendik. Ve onu, söyleşmek
(vahyetmek) için yaklaştırdık.
19 / MERYEM - 53
Ve vehebnâ lehu min rahmetinâ ehâhu hârûne
nebiyyâ(nebiyyen).
Ve ona, rahmetimizden kardeşi Harun (A.S)'ı Nebî (Peygamber)
olarak bahşettik.
19 / MERYEM - 54
Vezkur fîl kitâbi ismâîle innehu kâne sâdıkal va’di
ve kâne resûlen nebiyyâ(nebiyyen).
Ve Kitap'ta İsmail (A.S)'ı (da) zikret. Çünkü O, vaadine
sadıktı ve O, Nebî Resûl'dü.
19 / MERYEM - 55
Ve kâne ye’muru ehlehu bis salâti vez zekâti ve kâne
inde rabbihî mardıyyâ(mardıyyen).
Ve o, ehline (halkına ve ailesine) namazı ve zekâtı
emrediyordu. Ve o, Rabbinin katında razı olunmuşlardandı.
19 / MERYEM - 56
Vezkur fîl kitâbi idrîse innehu kâne sıddîkan
nebiyyâ(nebiyyen).
Ve Kitap'ta İdris (A.S)'ı (da) zikret. Muhakkak ki O, sadık
bir Nebî (Peygamber) idi.
19 / MERYEM - 57
Ve refa’nâhu mekânen aliyyâ(aliyyen).
Ve onu, yüce bir mekâna (makama, cennete) yükselttik.
19 / MERYEM - 58
Ulâikellezîne en’amallâhu aleyhim minen nebiyyîne min
zurriyyeti âdeme ve mimmen hamelnâ mea nûhin ve min
zurriyyeti ibrâhîme ve isrâîle ve mimmen hedeynâ
vectebeynâ, izâ tutlâ aleyhim âyâtur rahmâni harrû
succeden ve bukiyyâ(bukiyyen). (SECDE ÂYETİ)
İşte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği
nebîlerdendir. Âdem (A.S)'ın zürriyyetinden (neslinden) ve
Nuh (A.S)'la beraber taşıdıklarımızdan ve İbrâhîm (A.S) ve
İsrail (A.S)'ın zürriyyetinden ve Bizimhidayete
erdirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendir. Onlara, Rahmân'ın
âyetleri okunduğu zaman ağlayarak ve secde ederek yere
kapanırlardı.
19 / MERYEM - 59
Fe halefe min ba’dihim halfun edâus salâte vettebeûş
şehevâti fe sevfe yelkavne gayyâ(gayyen).
Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal
(zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî
oldular. Artık yakında gayy (cehennemde en alt bölüm) ile
karşılaşacaklar.
19 / MERYEM - 60
İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan fe ulâike
yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne şey’â(şey’en).
Tövbe edenler, âmenû olanlar
ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte
onlar, cennete girecekler. Ve onlara, hiçbir şeyle
zulmedilmez.
19 / MERYEM - 61
Cennâti adninilletî vaader rahmânu ibâdehu bil
gayb(gaybi), innehu kâne va’duhu me’tiyyâ(me’tiyyen).
Adn cennetleri ki onları, Rahmân, kullarına gıyaben
vaadetti. Muhakkak ki o (adn cennetleri), O'nun (Allah'ın)
vaadidir, yerine gelecektir.
19 / MERYEM - 62
Lâ yesmeûne fîhâ lagven illâ selâmâ(selâmen), ve
lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Orada boş söz işitilmez, sadece “selâm.” Ve orada, onların
sabah ve akşam rızıkları vardır.
19 / MERYEM - 63
Tilkel cennetulletî nûrisu min ibâdinâ men kâne
takıyyâ(takıyyen).
Kullarımızdan takva sahibi olanları, varis kıldığımız cennet
işte budur.
19 / MERYEM - 64
Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbik(rabbike), lehu
mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlik(zâlike),
ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ(nesiyyen).
Ve biz (resûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz.
Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar,
O'nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir.
19 / MERYEM - 65
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu
vastabir li ibâdetih(ibâdetihî), hel ta’lemu lehu
semiyyâ(semiyyen).
Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir.
Öyleyse O'na kul ol! O'nun kulluğunda sabırlı ol! O'nun
İsmi'yle isimlendirilen (bir kimse) biliyor musun?
19 / MERYEM - 66
Ve yekûlul insânu e izâ mâ mittu le sevfe uhracu
hayyâ(hayyen).
Ve insan: “Ben, öldükten sonra mı diri (canlı) olarak
mutlaka çıkarılacağım?” der.
19 / MERYEM - 67
E ve lâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu min kablu ve
lem yeku şey’â(şey’en).
Ve insan, daha önce o bir şey değilken; Bizim, onu nasıl
yarattığımızı düşünmez mi?
19 / MERYEM - 68
Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le
nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ(cisiyyen).
Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka
haşredeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin
etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağız.
19 / MERYEM - 69
Summe le nenzianne min kulli şîatin eyyuhum eşeddu
aler rahmâni ıtiyyâ(ıtiyyen).
Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân'a karşı daha
çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız.
19 / MERYEM - 70
Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ
sıliyyâ(sıliyyen).
Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri,
elbette en iyi Biz biliriz.
19 / MERYEM - 71
Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen
makdıyyâ(makdıyyen).
Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ
(muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin
Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
19 / MERYEM - 72
Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ
cisiyyâ(cisiyyen).
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü
çökmüş olarak bırakacağız.
19 / MERYEM - 73
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne
keferû lillezîne âmenû eyyul ferîkayni hayrun makâmen ve
ahsenu nediyyâ(nediyyen).
Ve âyetlerimiz, onlara beyan edilerek okunduğu zaman,
kâfirler âmenû olanlara
(şöyle) dediler: “İki gruptan hangisi, makam bakımından daha
hayırlı ve meclis bakımından daha güzel?”
19 / MERYEM - 74
Ve kem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu esâsen
ve ri’yâ(ri’yen).
Onlardan önce, mal ve görünüş bakımından daha güzel nice
nesiller helâk ettik.
19 / MERYEM - 75
Kul men kâne fîd dalâleti fel yemdud lehur rahmânu
meddâ(medden), hattâ izâ raev mâ yûadûne immel azâbe ve
immes sâah(sâate), fe se ya’lemûne men huve şerrun
mekânen ve ad’afu cundâ(cunden).
De ki: “Kim dalâlette
ise o zaman onlar ya vaadolundukları azabı veya o saati
(kıyâmeti) görene kadar Rahmân, ona zamanı uzatarak mühlet
verir.” Böylece kimin mekân bakımından daha şerrli ve yardım
bakımından daha zayıf olduğunu yakında bilecekler.
19 / MERYEM - 76
Ve yezîdullâhullezînehtedev hudâ(huden), vel
bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâben ve hayrun
mereddâ(meredden).
Ve Allah, hidayette
(hidayete ermiş) olanların hidayetini
arttırır. Bâki olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap
bakımından daha hayırlıdır ve dönüş (karşılığı olan mükâfat)
bakımından (da) daha hayırlıdır.
19 / MERYEM - 77
E fe raeytellezî kefere bi âyâtinâ ve kâle le
ûteyenne mâlen ve veledâ(veleden).
Öyleyse (hâlâ) âyetlerimizi inkâr ederek: “Bana mutlaka mal
ve evlât verilecektir.” diyeni gördün mü?
19 / MERYEM - 78
Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).
O, gayba muttali mi oldu (o, gaybı görüp bildi mi, vakıf mı
oldu)? Yoksa Rahmân'ın indinde (huzurunda) bir ahd mi
aldı?
19 / MERYEM - 79
Kellâ, se nektubu mâ yekûlu ve nemuddu lehu minel
azâbi meddâ(medden).
Hayır, öyle değil! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona,
azabı uzattıkça uzatacağız.
19 / MERYEM - 80
Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ(ferden).Ve
onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize
fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın)
gelecek.
Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize
fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek.
19 / MERYEM - 81
Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum
ızzâ(ızzen).
Ve onlar (putperestler), kendilerine izzet (şeref) olsun
diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler.
19 / MERYEM - 82
Kellâ, se yekfurûne bi ibâdetihim ve yekûnûne aleyhim
dıddâ(dıdden).
Hayır, öyle değil! (Putlar), onların ibadetlerini inkâr
edecekler. Ve onlara, hasım (karşı) olacaklar.
19 / MERYEM - 83
E lem tere ennâ erselneş şeyâtîne alel kâfirîne
teuzzuhum ezzâ(ezzen).
Onları, kışkırttıkça kışkırtan (tahrik eden) şeytanları,
kâfirlerin üzerine nasıl gönderdiğimizi görmüyor musun?
19 / MERYEM - 84
Fe lâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddu lehum
addâ(adden).
Artık onlar için acele etme. Biz, sadece onlara (günlerini)
saydıkça sayıyoruz.
19 / MERYEM - 85
Yevme nahşurul muttekîne iler rahmâni vefdâ(vefden).
O gün muttakileri (takva sahiplerini), Rahmân'ın huzurunda
izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).
19 / MERYEM - 86
Ve nesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virdâ(virden).
Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme
sevkedeceğiz.
19 / MERYEM - 87
Lâ yemlikûneş şefâate illâ menittehaze inder rahmâni
ahdâ(ahden).
Rahmân'ın indinde, ahd ittihaz
edenlerden (Allah'tan ahd alanlardan)
başkası şefaate malik olamaz.
19 / MERYEM - 88
Ve kâluttehazer rahmânu veledâ(veleden).
“Rahmân, bir çocuk ittihaz etti (edindi).” dediler.
19 / MERYEM - 89
Lekad ci’tum şey’en iddâ(idden).
Andolsun ki siz, çok kötü bir şey yaptınız (söylediniz).
19 / MERYEM - 90
Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu
ve tehırrul cibâlu heddâ(hedden).
Bundan neredeyse semalar (gökyüzü) parçalanacak ve yeryüzü
yarılacak ve dağlar çökerek yıkılacaktı.
19 / MERYEM - 91
En deav lir rahmâni veledâ(veleden).
Rahmân'a bir çocuk isnat etmeleri (sebebiyle).
19 / MERYEM - 92
Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ(veleden).
Ve Rahmân'a çocuk edinmek yakışmaz (olamaz).
19 / MERYEM - 93
İn kullu men fîs semâvâti vel ardı illâ âtir rahmâni
abdâ(abden).
Semalarda ve yeryüzünde olan kimselerin hepsi, mutlaka
Rahmân'a kul olarak gelecek.
19 / MERYEM - 94
Lekad ahsâhum ve addehum addâ(adden).
Andolsun ki onları, tek tek adetlendirerek tespit etti
(saydı).
19 / MERYEM - 95
Ve kulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ(ferden).
Ve kıyâmet günü, onların hepsi O'na, ferdî olarak (tek
başına) gelecek.
19 / MERYEM - 96
İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu
lehumur rahmânu vuddâ(vudden).
Muhakkak ki âmenû olanları
ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, Rahmân,
muhabbet duyulanlar (sevilenler) kılacak.
19 / MERYEM - 97
Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihil
muttekîne ve tunzire bihî kavmen luddâ(ludden).
Böylece Biz, O'nu (Kur'ân-ı Kerim'i) senin lisanınla
kolaylaştırdık. O'nunla, takva sahiplerini müjdelemen ve
inatçı kavmi uyarman için.
19 / MERYEM - 98
Ve kem ehleknâ kablehum min karn(karnin), hel tuhıssu
minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikzâ(rikzen).
Ve onlardan önce nice nesiller helâk ettik. Onlardan birini
görüyor musun? Veya onların ufacık bir sesini duyuyor musun? |