|
5 / MAİDE - 1
Yâ eyyuhellezîne âmenû evfû bil ukûd(ukûdi)
uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ
yutlâ aleykum gayre muhillîs saydi ve
entum hurum(hurumun) innallâhe yahkumu
mâ yurîd(yurîdu).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)!
(Yaptığınız) akidleri yerine getirin. Ve
ihramda iken av'ı (avlanmayı) helâl
saymamakla beraber size okunacak olanların
dışında kalan, dört ayaklı hayvanlar sizin
için helâl kılınmıştır. Muhakkak ki Allah
dilediği şeye hükmeder.
5 / MAİDE - 2
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuhıllû
şe’âirallâhi veleş şehral harâme ve lâl
hedye ve lâl kalâide ve lâ ammînel
beytel harâme yebtegûne fadlan min
rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ
haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum
şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil
harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alel birri
vet takva ve lâ teâvenû alel ismi vel
udvâni vettekullâh(vettekullâhe)
innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)!
Allah'ın (koyduğu) şeriat hükümlerine, Haram
ay'a, (hediye olarak Kâbe'ye gönderilen)
kurbanlıklara, gerdanlıklı (boyunları bağlı)
kurbanlık develere, Rabb'lerinden bir fazl
ve (O'nun) rızasını isteyerek, Beyt-el
Haram'a gelenlerin güvenliğine saygısızlık
etmeyin.Ve ihramdan çıktığınız zaman
avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-il Haram'dan
alıkoymalarından (çevirmelerinden) dolayı
bir kavme beslediğiniz kin, sakın sizi haddi
aşmaya sevk etmesin. Birr ve takva üzerine
yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine
yardımlaşmayın. Allah'a karşı takvâ sahibi
olun. Muhakkak ki Allah ikâbı (azâbı)
şiddetli olandır.
5 / MAİDE - 3
Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve
lahmul hınzîri ve mâ uhılle li
gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel
mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu
ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve
mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû
bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun),
elyevme yeisellezîne keferû min dînikum
fe lâ tahşevhum vahşevn(vahşevni) el
yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu
aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme
dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin
gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe
gafûrun rahîm(rahîmun).
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah'tan
başkasının adına boğazlanan (kesilen),
boğularak, vurularak, yüksek bir yerden
yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de
yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen
hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar
adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile
kısmet aramanız size haram kılındı. İşte
bunlar fısktır.
Bugün kâfirler sizi dîninizden
döndüremedikleri için yeise kapıldılar.
Artık onlardan korkmayın, benden korkun.
Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve
üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin
için dîn olarak İslâm'dan razı oldum. Artık
kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl
etmeksizin zarurette (yemek zorunda)
kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur,
rahîmdir
5 / MAİDE - 4
Yes’elûneke mâ zâ uhılle lehum kul
uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum
minel cevârihi mukellibîne
tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe
kulû mimmâ emsekne aleykum
vezkurûsmellâhi aleyhi
vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe
serîul hısâb(hısâbi).
Sana kendileri için nelerin helâl
kılındığını soruyorlar. De ki; “Sizin için
temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Allah'ın
size öğrettiğini onlara öğreterek
yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için
tuttuklarını artık yiyin ve üzerine de
Allah'ın adını anın. Ve Allah'a karşı takva
sahibi olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk
görendir.
5 / MAİDE - 5
El yevme uhılle lekumut
tayyibât(tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtûl
kitâbe hıllun lekum ve taâmukum hıllun
lehum vel muhsanâtu minel mu’minâti vel
muhsanâtu min ellezîne utûl kitâbe min
kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne
muhsınîne gayra musâfihîne ve lâ
muttehızî ehdân(ehdânin) ve men yekfur
bil îmâni fe kad habita ameluhu ve huve
fîl âhıreti minel hâsirîn(hâsirîne).
Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl
kılındı. Ve kendilerine kitap verilenlerin
yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de
onlara helâldir. Ve mü'minlerden iffetli hür
kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap
verilenlerden iffetli kadınlar, zina
etmeksizin, gizli dost tutmaksızın namuslu
bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde,
sizlere helâldir. Ve kim îmânı inkâr ederse
artık onun ameli boşa gitmiştir. Ve o
âhirette hüsrana uğrayanlardandır.
5 / MAİDE - 6
Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ kumtum
iles salâti fagsilû vucûhekum ve
eydiyekum ilel merâfikı vemsehû bi
ruusikum ve erculekum ilâl
ka’beyn(ka’beyni) ve in kuntum cunuben
fattahherû ve in kuntum mardâ ev alâ
seferin ev câe ehadun minkum minel gâitı
ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen
fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi
vucûhikum ve eydîkum minh(minhu) mâ
yurîdullâhu li yec’ale aleykum min
haracin ve lâkin yurîdu li yutahhirekum
ve li yutimme ni’metehu aleykum
leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a yaşarken ulaşmayı, teslim olmayı
dileyenler)! Namaza kalktığınız zaman
yüzlerinize ve dirseklerinize kadar
ellerinizi yıkayın ve başlarınıza meshedin
ve ayaklarınızı da topuklarınıza kadar
yıkayın. Eğer cünüp iseniz o taktirde iyice
yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Eğer
hasta veya yolcu iseniz veya biriniz
tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş
(temas etmiş) ise, eğer su bulamazsanız, o
zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin. Ve de
ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh edin,
(sürün). Allah size güçlük çıkarmak istemez,
sizi temizlemek ve sizin üzerinizdeki
nimetini tamamlamak ister. Umulur ki böylece
siz şükredersiniz.
5 / MAİDE - 7
Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve
mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum
semi’nâ ve ata’nâ
vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe
alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve:
“İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman,
onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın.
Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki
O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi
bilir.
5 / MAİDE - 8
Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû kavvâmîne
lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ
yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ
ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva
vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe
habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı
dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı
ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve
bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi
adaletten saptırmasın. Adil davranın! O
takvaya en yakın olandır. Allah'a karşı
takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah,
yaptıklarınızdan haberdar olandır.
5 / MAİDE - 9
Veadellâhullezîne âmenû ve amilûs
sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun
azîm(azîmun).
Allah, âmenû olup,
ıslah edici ameller (nefs tezkiyesi ve
tasfiyesi) yapanlara vaad etti, onlar için
mağfiret ve “Ecrun Âzim (en büyük mükâfat)”
vardır.
5 / MAİDE - 10
Vellezîne keferû ve kezzebû bi
âyâtinâ ulâike ashâbul cehîm(cehîmî).
Ve inkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar,
işte onlar alevli ateş (cehennem) halkıdır.
5 / MAİDE - 11
Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû
ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en
yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe
eydiyehum ankum,
vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi
fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı
dileyenler)! Allah'ın sizin üzerinizdeki
ni'metini hatırlayın; bir kavim size
ellerini uzatmaya kalktığı zaman (Allah)
onların ellerini sizden çekmişti. Ve Allah'a
karşı takva sahibi olun (ruhunuzu, vechinizi
(fizik vücudunuzu), nefsinizi ve iradenizi
Allah'a teslim edin)! Mü'minler artık
Allah'a tevekkül etsinler (güvensinler).
5 / MAİDE - 12
Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî
isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney
aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî
meakum lein ekamtumus salâte ve
âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve
azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan
hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum
ve le udhılennekum cennâtin tecrî min
tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere
ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes
sebîl(sebîli).
Ve andolsun ki Allah, İsrailoğulları'ndan misak almıştı.
Ve onlardan on iki nâzır görevlendirdik. Ve
Allahû Teâla: “Eğer namazı mutlaka ikâme
ederseniz, zekât verirseniz ve Resûllerim'e
îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah'a
(Allah için) güzel bir borç verirseniz,
muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de
mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi,
mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere
koyarım.” dedi. Artık, bundan sonra sizden
kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş
(Allah'a ulaştırmak üzere dizayn edilmiş)
yoldan sapmış olur.
5 / MAİDE - 13
Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum
ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten),
yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû
hazzan mimmâ zukkirû bih(bihî), ve lâ
tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ
kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah
innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de
onları lânetledik, kalplerini de
(kapkaranlık) yaptık. Onlar, kelimeleri
yerlerinden tahrif ederler (değiştirirler).
Nasihat olundukları şeylerden nasiplerini
almayı unuttular. Onlardan pek azı hariç,
devamlı onların hainliklerine maruz
kalırsın.Yine de onları affet ve
hoşgör.Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.
5 / MAİDE - 14
Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ
ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ
zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul
adâvete vel bagdâe ilâ yevmil
kıyâmeh(kıyâmeti) ve sevfe
yunebbiuhumullâhu bimâ kânû
yasnaûn(yasnaûne).
Ve muhakkak ki biz “nasârâyız” diyenlerden misaklarını
aldık, gene de uyarıldıkları hususlardan
(kendilerine hatırlatılan şeyden) bir pay
almayı (nasiplerini) unuttular. Bu yüzden
kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık,
kin ve nefret saldık. Allah yakında, onlara
yapmış olduklarını haber verecek.
5 / MAİDE - 15
Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ
yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum
tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an
kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi
nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).
Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap'tan
çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan
vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir
Resûl'ümüz gelmiştir. Size Allah'tan bir nur
ve apaçık bir kitap gelmiştir.
5 / MAİDE - 16
Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu
subules selâmi ve yuhricuhum minez
zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim
ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi
onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder.
Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa
(zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidayet eder
(ulaştırır).
5 / MAİDE - 17
Lekad keferellezîne kâlû innallâhe
huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe
men yemliku minallâhi şey’en in erâde en
yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve
men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi
mulkus semâvâti vel ardı ve mâ
beynehumâ. Yahluku mâ yeşâ(yeşâu)
vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Andolsun ki “ Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu
Mesih'tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De
ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i,
annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini
helâk etmek isterse, Allah'dan bir şeyi
(önlemeye) kimin gücü yeter? ” Göklerde,
yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin
mülkü Allah'ındır. O, dilediğini yaratır.
Allah (c.c.), herşeye kaadirdir.
5 / MAİDE - 18
Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu
ebnâullâhi ve ehıbbâuh(ehıbbâuhu) kul fe
lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum
beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru
limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâ(yeşâu)
ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve
mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).
Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah'ın
oğulları ve O'nun sevdikleriyiz.” dediler.
De ki; “O halde niçin Allah size
günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır,
siz O'nun yarattıklarından bir beşersiniz
(insansınız), O, dilediğini mağfiret eder,
dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve
ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü
Allah'ındır. Ve varış O'nadır (ulaşılacak
makam O'nun Zat'ıdır).
5 / MAİDE - 19
Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ
yubeyyinu lekum alâ fetretin min er
rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve
lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve
nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in
kadîr(kadîrun).
Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin)
fetret devrinde (aralarının kesildiği
zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan
Resûl'ümüz (elçimiz) gelmişti. "Bize bir
müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi" dersiniz
diye (dememeniz için). Oysa size
"müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti.
Allah herşeye kaadirdir.
5 / MAİDE - 20
Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ
kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale
fîkum enbiyâe ve cealekum
mulûk(mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti
ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Ve Hz. Musâ kavmine şöyle demişti; "Ey
kavmim! Allah'ın sizin üzerinizdeki
nimetini, içinizden peygamberler kıldığını
ve sizi hükümdarlar yaptığını ve âlemlerden
hiç birine vermediği şeyi size verdiğini
hatırlayın!
5 / MAİDE - 21
Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesetelletî
keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ
edbârikum fe tenkalibû
hâsirîn(hâsirîne).
Ey kavmim! Allah'ın sizin için farz kıldığı
kutsal yere girin ve (düşmandan kaçıp)
arkanıza dönmeyin.İşte o zaman hüsrana
uğrayanların haline dönersiniz.
5 / MAİDE - 22
Kâlû yâ mûsâ inne fîhâ kavmen
cebbârîn(cebbârîne), ve innâ len
nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ, fe in
yahrucû minhâ fe innâ dâhılûn(dâhılûne).
Dediler ki, "Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba
bir kavim var. Muhakkak ki biz, onlar oradan
çıkıncaya kadar asla oraya girmeyiz. Eğer
oradan çıkarlarsa, o zaman elbette biz oraya
gireriz."
5 / MAİDE - 23
Kâle raculâni minellezîne yehâfûne
en’amallâhu aleyhim edhulû aleyhimul
bâb(bâbe), fe izâ dehaltumûhu fe innekum
gâlibûne ve alâllâhi fe tevekkelû in
kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Allah'ın kendilerine nimet verdiği,
korkanların arasından iki adam şöyle dedi;
“Onların üzerlerine kapıdan girin, böylece
oradan (kapıdan) girdiğiniz zaman muhakkak
ki siz gâlip gelirsiniz. Eğer mü'minseniz,
artık Allah'a tevekkül edin (Allah'a
güvenin).”
5 / MAİDE - 24
Kâlû yâ mûsâ innâ len nedhulehâ
ebeden mâ dâmû fîhâ fezheb ente ve
rabbuke fe kâtilâ innâ hâhunâ
kâıdûn(kâıdûne).
(Onlar); “Ey Mûsâ, muhakkak ki biz onlar
orada olduğu sürece ebediyen, asla oraya
girmeyiz. Artık Sen ve Rabbin gidin, böylece
ikiniz savaşın, biz mutlaka burada otururuz”
dediler.
5 / MAİDE - 25
Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî
ve ahî fefruk beynenâ ve beynel kavmil
fâsikîn(fâsikîne).
(Hz. Mûsa) Dedi ki; “Ey Rabb'im! Muhakkak ki
ben, kendimden ve kardeşimden başkasına
sahip değilim. Artık fâsık kavimle bizim
aramızı ayır.”
5 / MAİDE - 26
Kâle fe innehâ muharremetun aleyhim
erbaîne senet(seneten), yetîhûne fîl
ardı fe lâ te’se alel kavmil
fâsikîn(fâsikîne).
Allah (cc.) buyurdu ki; "Artık muhakkak ki
orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır
(yasaklanmıştır). Onlar yeryüzünde şaşkın
dolaşacaklar. Sen artık fâsık kavim için
üzülme!"
5 / MAİDE - 27
Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil
hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile
min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel
âhar(âhari) kâle le
aktulennek(aktulenneke) kâle innemâ
yetekabbelullâhu minel
muttekîn(muttekîne).
Ve onlara Adem'in iki oğlunun haberini
(kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla
oku, Allah'a yaklaştıracak kurban
sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden
kabul edilir ve diğerinden ise kabul
edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni
mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah
sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.”
dedi.
5 / MAİDE - 28
Lein besadte ileyye yedeke li
taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye
ileyke li aktulek(aktuleke), innî
ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için
elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için
elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki
ben, âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan
korkarım.
5 / MAİDE - 29
İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike
fe tekûne min ashâbin nâr(nâri), ve
zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Gerçekten ben, benim günahım ile kendi
günahını yüklenmeni, böylece ateş halkından
olmanı dilerim.Ve zâlimlerin cezası, işte
budur.
5 / MAİDE - 30
Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi
fe katelehu fe asbaha minel
hâsirîn(hâsirîne).
Bunun üzerine nefsi, onu, kardeşini
öldürmeye kandırdı (kolay ve zevkli
gösterdi). Böylece onu öldürdü, sonra
hüsrana uğrayanlardan oldu.
5 / MAİDE - 31
Fe beasallâhu gurâben yebhasu fîl
ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev’ete
ahîh(ahîhi) kâle yâ veyletâ e aceztu en
ekûne misle hâzel gurâbi fe uvâriye
sev’ete ahî, fe asbaha minen
nâdimîn(nâdimîne).
Sonra, Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl
gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir
karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana, bu
karga gibi olup böylece kardeşimin cesedini
gömmekten aciz mi oldum?" dedi Sonra da
pişman olanlardan oldu.
5 / MAİDE - 32
Min ecli zâlik(zâlike), ketebnâ alâ
benî isrâîle ennehu men katele nefsen bi
gayri nefsin ev fesâdin fîl ardı fe ke
ennemâ katelen nâse cemîa(cemîan) ve men
ahyâhâ fe ke ennemâ ahyen nâse
cemîa(cemîan) ve lekad câethum rusulunâ
bil beyyinâti summe inne kesîran minhum
ba’de zâlike fîl ardı le
musrifûn(musrifûne).
İşte bundan dolayı (Tevrat'ta)
İsrailoğullarına şöyle yazdık; Kim bir
kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın
veya yeryüzünde bir fesata karşılık
olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün
insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir
kişinin hayatını kurtarmak suretiyle)
yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi
olur. Ve andolsun ki Resûl'lerimiz onlara
apaçık deliller ile geldi. Sonra da,
şüphesiz onlardan birçoğu, bundan sonra
gerçekten yeryüzünde aşırı giden müsrifler
oldular.
5 / MAİDE - 33
İnnemâ cezâûllezîne yuhâribûnallâhe
ve resûlehu ve yes’avne fil ardı fesâden
en yukattelû ev yusallebû ev tukattaa
eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev
yunfev minel ard(ardı), zâlike lehum
hızyun fîd dunyâ ve lehum fîl âhırati
azâbun azîm(azîmun).
Allah ve O'nun Resûl'ü ile harp edenlerin ve
yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya
çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri
veya asılmaları ya da ellerinin ve
ayaklarının çapraz kesilmesi veya
bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu
onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette
ise, onlara “büyük azap” vardır.
5 / MAİDE - 34
İllellezîne tâbû min kabli en takdirû
aleyhim, fa’lemû ennallâhe gafûrun
rahîm(rahîmun).
Onları sizin (yenerek) ele geçirmenizden
önce tövbe edenler hariç. Artık Allah'ın
Gafûr (mağfiret eden) olduğunu, Rahîm
(rahmet nuru gönderen) olduğunu biliniz!
5 / MAİDE - 35
Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe
vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî
sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı
dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun
ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve
O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece
siz felâha
erersiniz.
5 / MAİDE - 36
İnnellezîne keferû lev enne lehum mâ
fîl ardı cemîan ve mislehu meahu li
yeftedû bihî min azâbi yevmil kıyâmeti
mâ tukubbile minhum, ve lehum azâbun
elîm(elîmun).
Muhakkak ki o kâfir olanlar, eğer yeryüzünde
olanların hepsi, ve onunla birlikte bir
misli daha onların olsa, kıyamet gününün
azabından kurtulmak için onları feda edecek
olsalar (fidye olarak verseler), onlardan
kabul edilmez. Ve onlar için “acı azap”
vardır.
5 / MAİDE - 37
Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ
hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun
mukîm(mukîmun).
Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan
çıkacak değillerdir. Ve, onlar için “daimî
azap” vardır.
5 / MAİDE - 38
Ves sâriku ves sârikatu faktaû
eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen
minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun
hakîm(hakîmun).
Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının
yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah'tan
bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah
Azîz'dir, Hakîm 'dir (hüküm ve hikmet
sahibidir).
5 / MAİDE - 39
Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve
aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi)
innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe
ederse ve ıslâh olursa, o taktirde, muhakkak
ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak
ki Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir.
5 / MAİDE - 40
E lem ta’lem ennallâhe lehu mulkus
semâvâti vel ardı yuazzibu men yeşâu ve
yagfiru limen yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ
kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'ın olduğunu
bilmiyor musun? Dilediğine azap eder ve
dilediğini mağfiret eder. Ve Allah herşeye
kaadirdir.
5 / MAİDE - 41
Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne
yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû
âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min
kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne
lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne
lem ye’tuk(ye’tuke) yuharrifûnel kelime
min ba’di mevâdııh(mevâdııhî), yekûlûne
in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem
tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu
fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi
şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem
yuridillâhu en yutahhire kulûbehum lehum
fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhıreti
azâbun azîm(azîmun).
Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip,
kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde
yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden
dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka
bir kavme yalan söylemek için
dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan
yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve:
“Eğer size bu verilirse o zaman onu alın,
eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.”
derler. Ve Allah, kimin fitne içinde
kalmasını dilerse, artık sen, onun için
Allah'tan bir şeye asla mani olacak
değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki
Allah, onların kalplerini temizlemeyi
dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik
vardır, ahirette de onlara “büyük azap”
vardır.
5 / MAİDE - 42
Semmâûne lil kezibi ekkâlûne lis
suht(suhti) fe in câuke fahkum beynehum
ev a’rıd anhum, ve in tu’rıd anhum fe
len yedurrûke şey’â(şey’en) ve in
hakemte fahkum beynehum bil kıst(kıstı)
innallâhe yuhıbbul muksıtîn(muksıtîne).
Yalan söylemek için dinleyenler, çok haram
yiyenler, sonra da (Tevrat'ın hükmüne razı
olmayıp) eğer sana gelirlerse, o taktirde
onların arasında hüküm ver veya onlardan yüz
çevir. Ve eğer, onlardan yüz çevirecek
olursan artık sana asla (hiç) bir şeyle
zarar veremezler. Ve şayet, aralarında
hükmedecek olursan, o taktirde adalet ile
hükmet. Muhakkak ki Allah muksıtîn (âdil)
olanları sever.
5 / MAİDE - 43
Ve keyfe yuhakkimûneke ve indehumut
tevrâtu fîhâ hukmullâhi summe
yetevellevne min ba’di zâlik(zâlike) ve
mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).
Ve içinde Allah'ın hükümleri bulunan Tevrat
onların yanında iken, seni nasıl hakem
yapıyorlar. Sonra da bundan (verdiğin
hükümden) dönüyorlar. Ve işte onlar mü'min
değillerdir.
5 / MAİDE - 44
İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve
nûr(nûrun), yahkumu bihen
nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû
ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû
min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe,
fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ
teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen)
ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe
ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki Tevrat'ı Biz indirdik, onda hidayet ve
nur vardır. Kendileri (Hakk'a) teslim olmuş
peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder.
Rabbanîler (kendilerini Rabb'lerine adamış
olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler,
yahudi âlimler, hahamlar) Allah'ın
Kitab'ından korumakla görevli oldukları ile
hüküm verirler ve onlar, onun üzerine
şahitler oldular. Artık insanlardan
korkmayın, Ben'den korkun ve Benim
âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim,
Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, o
taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.
5 / MAİDE - 45
Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse
bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil
enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis
sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men
tesaddeka bihî fe huve keffâretun
leh(lehu) ve men lem yahkum bimâ
enzelallâhu fe ulâike humuz
zâlimûn(zâlimûne).
Onun içinde (Tevrat'ta) onlara, cana can
ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa
kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara
karşı kısas olduğunu yazıp farz kıldık. Kim
onu bağışlar da (kısas hakkından vazgeçerse)
artık o kendisi için (günahlarına) kefâret
olur. Ve kim, Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar
zalimlerdir.
5 / MAİDE - 46
Ve kaffeynâ alâ âsârihim bi îsebni
meryeme musaddıkan limâ beyne yedeyhi
minet tevrâti ve âteynâhul incîle fîhi
huden ve nûrun ve musaddıkan limâ beyne
yedeyhi minet tevrâti ve huden ve
mev’ızeten muttekîn(muttekîne).
Onların izleri üzerine, Tevrat'tan ellerinde
bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem'in
oğlu İsâ'yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidayet ve
bir nur olan, Tevrat'tan ellerinde bulunanı
tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri)
için, hidayete
erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan
İncil'i verdik.
5 / MAİDE - 47
Vel yahkum ehlul incîli bimâ
enzelallâhu fîh(fîhi) ve men lem yahkum
bimâ enzelallâhu fe ulâike humul
fâsıkûn(fâsıkûne).
Ve İncil sahipleri, Allah'ın onda (İncil'de)
indirdiği (ahkâm) ile hükmetsinler. Ve kim,
Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, o
taktirde işte onlar fâsıklardır.
5 / MAİDE - 48
Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı
musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel
kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum
beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’
ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li
kullin cealnâ minkum şir’aten ve
minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le
cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li
yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl
hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum
cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi
tahtelifûn(tahtelifûne).
Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları
tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu
olarak bu Kitab'ı hakk ile indirdik. Artık
onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve sana Hakk'tan gelenden ayrılıp da
onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için
(tek) bir şeriat, ve açık bir yol
belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette
sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi,
verdikleri ile denemek içindir. O halde
hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü
Allah'adır. O zaman hakkında ayrılığa
düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.
5 / MAİDE - 49
Ve enıhkum beynehum bimâ enzelallâhu
ve lâ tettebi’ ehvâehum vahzerhum en
yeftinûke an ba’dı mâ enzelallâhu
ileyk(ileyke) fe in tevellev fa’lem
ennemâ yurîdullâhu en yusîbehum bi ba’dı
zunûbihim ve inne kesîran minen nâsi le
fâsıkûn(fâsıkûne).
Ve onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet, onların hevâlarına uyma. Allah'ın
sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni
fitneye düşürmelerinden sakın. Bundan sonra
eğer (Hakk'tan) yüz çevirirlerse, o taktirde
bil ki artık Allah, bazı günahları
sebebiyle, onları bir musibete uğratmak
istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu
gerçekten fâsıklardır.
5 / MAİDE - 50
E fe hukmel câhiliyyeti
yebgûn(yebgûne) ve men ahsenu minallâhi
hukmen li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Onlar hâlâ cahiliyyet devrine ait hükmü mü
istiyorlar? Ve yakîn sahibi olan bir kavim
için, Allah'tan daha güzel kim hüküm verir.
5 / MAİDE - 51
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızûl
yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum
evliyâu ba’d(ba’din) ve men yetevellehum
minkum fe innehu minhum innallâhe lâ
yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler), Yahudi ve
Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar
birbirinin dostlarıdır. Ve sizden kim onlara
dönerse (onları dost edinirse) artık o,
mutlaka onlardandır. Muhakkak ki Allah,
zalimler kavmini hidayete
erdirmez.
5 / MAİDE - 52
Fe terâllezîne fî kulûbihim maradun
yusâriûne fîhim yekûlûne nahşâ en
tusîbenâ dâireh(dâiretun) fe asâllâhu en
ye’tiye bil fethi ev emrin min indihî fe
yusbihû alâ mâ eserrû fî enfusihim
nâdimîn(nâdimîne).
Böylece, kalplerinde maraz (hastalık)
bulunanların (yahudi ve hristiyanları dost
edinip), “olaylar (tersine) dönerse, bize
bir musibet isabet etmesinden korkuyoruz.”
diyerek onların aralarında koşuştuklarını
görürsün. Oysa ki Allah'ın katından bir fetih veya
bir emir getirmesi umulur ki, böylece onlar
da kendi içlerinde gizledikleri şeye pişman
olurlar.
5 / MAİDE - 53
Ve yekûlullezîne âmenû e
hâulâillezîne aksemû billâhi cehde
eymânihim innehum le meakum habitat
a’mâluhum fe asbahû hâsirîn(hâsirîne).
Ve âmenû olanlar
(Allâh'a teslim olmayı, ulaşmayı
dileyenler); "Kendilerinin mutlaka sizinle
beraber olduğuna, Allah'a kasem ederek var
güçleriyle yemin edenler
bunlar mı?" derler. Onların amelleri boşa
gitti, böylece hüsrana uğrayan kimseler
oldular.
5 / MAİDE - 54
Yâ eyyuhellezîne âmenû men yertedde
minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi
kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû
ezilletin alâl mu’minîne eizzetin alâl
kâfirîn(kâfirîne), yucâhidûne fî
sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete
lâim(lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi
men yeşâ(yeşâu) vallâhu vâsiun
alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar
(Allâh'a ulaşmayı dileyenler)! Sizden kim
dîninden dönerse, o zaman Allah onun yerine
(başka) bir kavim getirecektir öyle ki,
(Allah) onları sever ve onlar da O'nu
(Allah'ı) severler. Mü'minlere karşı daha
alçak gönüllü, kâfirlere karşı daha
izzetlidirler (başları dik, vakarlı,
şereflidirler). Allah'ın yolunda cihad
ederler. Hiçbir kınayanın kınamasından
korkmazlar. İşte bu, Allah'ın fazlıdır, onu
dilediğine (lütfedip) verir. Allah Vâsi'dir
(fazlı ve lütfu geniştir), Alîm'dir (herşeyi
en iyi bilendir).
5 / MAİDE - 55
İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu
vellezîne âmenullezîne yukîmûnes salâte
ve yu’tûnez zekâte ve hum
râkıûn(râkıûne).
Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve
O'nun Resûl'ü ve âmenû olup
namazı kılan, zekâtı veren kimselerdir ve
onlar rükû edenlerdir.
5 / MAİDE - 56
Ve men yetevellallâhe ve resûlehu
vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul
gâlibûn(gâlibûne).
Ve, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne ve âmenû olanlara
dönen kimseler, artık muhakkak ki Allah'ın
taraftarlarıdır, onlar gâlip olanlardır.
5 / MAİDE - 57
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ
tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven
ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min
kablikum vel kuffâra evliyâ(evliyâe),
vettekûllâhe in kuntum
mu’minîn(mu’minîne).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayi dileyenler)! Sizden önce
kendilerine Kitap verilmiş olanlardan,
dîninizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve
de kâfirleri velîler (dostlar) edinmeyin. Ve
eğer mü'minlerseniz, Allah'a karşı takva
sahibi olun.
5 / MAİDE - 58
Ve izâ nâdeytum iles salâtittehazûhâ
huzuven ve leıbâ(leıben) zâlike bi
ennehum kavmun lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve namaza çağırdığınız (ezan okuduğunuz)
zaman, onu oyun ve alay konusu edindiler.
Bu, onların akıl etmeyen (aklını
kullanmayan) bir kavim olmaları
sebebiyledir.
5 / MAİDE - 59
Kul yâ ehlel kitâbi hel tenkımûne
minnâ illâ en âmennâ billâhi ve mâ
unzile ileynâ ve mâ unzile min kablu ve
enne ekserekum fâsıkûn(fâsıkûne).
Onlara şöyle söyle: “Ey Kitap ehli! Bizi,
sadece Allah'a, bize indirilene ve daha önce
indirilene îmân etmemizden dolayı mı
çekemiyorsunuz? Ve muhakkak ki sizin çoğunuz
fâsıklarsınız.”
5 / MAİDE - 60
Kul hel unebbiukum bi şerrin min
zâlike mesûbeten ındallâh(ındallâhi) men
leanehullâhu ve gadıbe aleyhi ve ceale
min humul kıredete vel hanâzîre ve
abedet tâgût(tâgûte) ulâike şerrun
mekânen ve edallu an sevâis
sebîl(sebîli).
De ki; "Bundan daha şerli olup, Allah'ın
katında kesinleşmiş olan cezayı, size haber
vereyim mi? Onlar, Allah'ın lanetlediği ve
gadap duyduğu ve onlardan maymunlar,
domuzlar yaptığı ve tâguta kul ettiği
kimselerdir. İşte onlar, mekânı en kötü
olanlar ve sevvâ edilmiş yoldan en çok
sapanlardır.
5 / MAİDE - 61
Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad
dehalû bil kufri ve hum kad haracû
bih(bihî) vallâhu a’lemu bimâ kânû
yektumûn(yektumûne).
Ve (onlar) size geldikleri zaman: "Îmân
ettik." dediler. Oysa onlar, küfürle girip,
küfürle çıkmışlardır. Ve Allah, onların
gizlediklerini çok iyi bilir.
5 / MAİDE - 62
Ve terâ kesîran minhum yusâriûne fîl
ismi vel udvâni ve eklihimus suht(suhti)
lebi’se mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve onlardan bir çoğunun günahda, düşmanlıkta
ve haram yemekte birbirleriyle
yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne
kötü.
5 / MAİDE - 63
Lev lâ yenhâhumur rabbaniyyûne vel
ahbâru an kavlihimul isme ve eklihimus
suht(suhti) lebi’se mâ kânû
yasneûn(yasneûne).
Rabbanîler ve Hahamlar onları günah olan
sözlerinden ve haram yemekten men etmeli
değiller miydi? Yaptıkları şey ne kötü.
5 / MAİDE - 64
Ve kâletil yehûdu yedullâhi
maglûleh(maglûletun) gullet eydîhim ve
luınû bimâ kâlû bel yedâhu mebsûtatâni
yunfıku keyfe yeşâ(yeşâû) ve leyezîdenne
kesîran minhum mâ unzile ileyke min
rabbike tugyanen ve kufrâ(kufren) ve
elkaynâ beynehumul adâvete vel bagdâe
ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) kullemâ
evkadû nâran lil harbi etfeehallâhu ve
yes’avne fîl ardı fesâda(fesâden)
vallâhu lâ yuhıbbul mufsidîn(mufsidîne).
Yahudi'ler: "Allah'ın eli bağlıdır (Allah
cimridir)" dediler. Onların elleri bağlandı.
Ve bu sözlerinden dolayı lânetlendiler.
Hayır, bilakis! O'nun iki eli de açıktır.
Nasıl isterse öyle infâk eder (verir). Ve
Rabb'inden sana indirilen şey (ilahî
buyruklar), mutlaka onlardan birçoğunun
azgınlığını ve küfrünü arttırır. Ve biz
onların arasına kıyâmete kadar sürecek
düşmanlık ve kin ilka ettik (ulaştırdık).
Her ne zaman harb için bir ateş yaktılarsa,
Allah onu söndürdü. Ve onlar yeryüzünde
fesat çıkarmak için çalışırlar. Ve de Allah,
fesat çıkaranları (bozgunculuk yapanları)
sevmez.
5 / MAİDE - 65
Ve lev enne ehlel kitâbi âmenû
vettekav le keffernâ anhum seyyiâtihim
ve le edhalnâhum cennâtin naîm(naîmi).
Eğer Kitap Ehli, âmenû olup
(Allah'a ulaşmayı dileyip), takva sahibi
olsalardı, elbette onların günahlarını
örterdik ve onları mutlaka Naîm cennetlerine
koyardık.
5 / MAİDE - 66
Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel
incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim
le ekelû min fevkıhim ve min tahti
erculihim. Minhum ummetun
muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun
minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve İncil'i ve
Rabb'lerinden kendilerine indirileni, gereği
gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi),
mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de
ayaklarının altından (nice nimetler)
yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık
mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre
ulaşmamış) muktesid olan bir ümmettir. Ve
(fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey
ne kötü.
5 / MAİDE - 67
Yâ eyyuherresûlu bellıg mâ unzile
ileyke min rabbik(rabbike) ve in lem
tef’al femâ bellagte
risâleteh(risâletehu) vallâhu ya’sımuke
minen nâs(nâsi) innallâhe lâ yehdîl
kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Ey Resûl! Rabb'inden sana indirileni tebliğ
et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde
O'nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ
etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni
insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh,
kâfirler kavmini hidayete
erdirmez.
5 / MAİDE - 68
Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ
şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle
ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le
yezîdenne kesîren minhum mâ unzile
ileyke min rabbike tugyanen ve
kufr(kufren), fe lâ te’se alâl kavmil
kâfirîn(kâfirîne).
De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat'ı, İncil'i ve
size Rabb'iniz tarafından indirileni, yerine
getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din)
üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb'inden
indirilen, mutlaka onların bir çoğunun
azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen
kâfirler topluluğuna üzülme.
5 / MAİDE - 69
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves
sâbiûne ven nasâra men âmene billâhi vel
yevmil âhıri ve amile sâlihan fe lâ
havfun aleyhim ve lâ hum
yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki, âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler), ve Yahudiler,
Sâbiiler ve Nasrânilerden (Hristiyanlardan)
kim Allah'a ve âhir güne îmân eder ve
nefsini ıslâh edici ameller (nefs tezkiyesi
) yaparsa onlara artık korku yoktur ve onlar
mahzun da olmazlar.
5 / MAİDE - 70
Lekad ehaznâ mîsâka benî isrâîle ve
erselnâ ileyhim rusulâ(rusulen) kullemâ
câehum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusuhum
ferîkan kezzebû ve ferîkan
yaktulûn(yaktulûne).
Andolsun ki Biz, İsrailoğulları'ndan misak aldık
ve onlara resûller gönderdik. Onlara her
resûl gelişinde,nefislerinin hevâlarına
uymadığından dolayı, bir kısmını
yalanladılar ve bir kısmını da öldürdüler.
5 / MAİDE - 71
Ve hasibû ellâ tekûne fitnetun fe amû
ve sammû summe tâballâhu aleyhim summe
amû ve sammû kesîrun minhum vallâhu
basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve yaptıklarının bir fitne olmayacağını
sandılar böylece kör ve sağır (hakkı görmez
ve işitmez) oldular. Sonra, Allah onların
tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan
bir çoğu kör ve sağır oldular. Ve Allah,
onların yaptıklarını en iyi görendir.
5 / MAİDE - 72
Lekad keferallezîne kâlû innallâhe
huvel mesîhubnu meryem(meryeme) ve kâlel
mesîhu yâ benî isrâîla’budûllâhe rabbî
ve rabbekum innehu men yuşrik billâhi
fekad harremallâhu aleyhil cennete ve
me’vâhun nâr(nâru) ve mâ liz zâlimîne
min ensâr(ensârin).
Andolsun ki; “Muhakkak ki Allah, O, Meryem
oğlu Mesih'tir.” diyenler kâfir olmuşlardır.
Oysa Mesih (Hz. İsa, onlara) şöyle demişti;
“Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin
Rabbiniz olan Allah'a kul olun. Muhakkak ki,
kim Allah'a şirk (eş, ortak) koşarsa, o
taktirde Allah ona cenneti haram etmiştir ve
onun varacağı yer ateştir. Ve zalimler için
bir yardımcı yoktur.”
5 / MAİDE - 73
Lekad keferellezîne kâlû innallâhe
sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ
ilâhun vâhid(vâhidun) ve in lem yentehû
ammâ yekûlûne le yemessennellezîne
keferû minhum azâbun elîm(elîmun).
Andolsun ki, "Allah üçün, üçüncüsüdür (üç
ilâh'tan biridir)." diyenler kâfir
olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir
ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri
sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu
sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara,
mutlaka “elîm azap” dokunacaktır.
5 / MAİDE - 74
E fe lâ yetûbûne ilâllâhi ve
yestagfirûneh(yestagfirûnehu) vallâhu
gafûrun rahîm(rahîmun).
Hâlâ, Allah'a tövbe edip, O'ndan mağfiret
dilemiyorlar mı? Ve Allah Gafur'dur,
Rahîm'dir.
5 / MAİDE - 75
Melmesîhubnu meryeme illâ
resûl(resûlun), kad halet min kablihir
rusul(rusulun) ve ummuhu
sıddîkah(sıddîkatun) kânâ ye’kulânit
taâm(taâmi) unzur keyfe nubeyyinu
lehumul âyâti summenzur ennâ
yu’fekûn(yu’fekûne).
Meryem oğlu Mesih (Hz. İsa) sadece bir
Resûldür. Ondan önce de resûller (elçiler)
gelip geçmiştir.Ve onun annesi sıddîktır
(çok doğru ve iffetlidir). İkisi de (diğer
insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak, onlara
âyetleri nasıl açıklayıp beyan ediyoruz.
Sonra da bak, nasıl (Allâh'tan)
döndürülüyorlar.
5 / MAİDE - 76
Kul e ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ
yemliku lekum darran ve lâ nef’â(nef’an)
vallâhu huves semîul alîm(alîmu).
De ki; "Allah'tan başka, size zarar ve fayda
(yarar) vermeye gücü yetmeyen (malik
olmayan) şeylere mi kul oluyorsunuz?" Ve
Allah, O, en iyi işitendir, en iyi bilendir.
5 / MAİDE - 77
Kul yâ ehlel kitâbi, lâ taglû fî
dînikum gayral hakkı ve lâ tettebi’û
ehvâe kavmin kad dallû min kablu ve
edallû kesîran ve dallû an sevâis
sebîl(sebîli).
De ki; "Ey Kitap Ehli! Dîninizde haksız yere
(taşkınlık yapıp) haddi aşmayın. Ve daha
önce dalâlete
düşmüş ve birçoklarını da dalâlete
düşürmüş ve de sevvâ edilmiş yoldan sapmış
olan bir kavmin hevâlarına uymayın.
5 / MAİDE - 78
Luinellezîne keferû min benî isrâîle
alâ lisâni dâvude ve îsebni
meryem(meryeme) zâlike bimâ asav ve kânû
ya’tedûn(ya’tedûne).
İsrailoğulları'ndan inkâr edenler, Hz. Dâvud
(a.s) ve Meryem oğlu Îsâ'nın diliyle
lânetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri,
taşkınlık yapıp haddi aşmaları sebebiyledir.
5 / MAİDE - 79
Kânû lâ yetenâhevne an munkerin
fealûh(fealûhu) lebi’se mâ kânû
yef’alûn(yef’alûne).
Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini
vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı.
Yaptıkları şey ne kötü...
5 / MAİDE - 80
Terâ kesîran minhum
yetevellevnellezîne keferû lebi’se mâ
kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu
aleyhim ve fîl azâbi hum
hâlidûn(hâlidûne).
Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü
(dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin,
onlar için takdim ettiği ise “Allah'ın
onlara öfkelenmesi” ki ne kötü şey. Ve onlar
azâp içinde devamlı kalacak olanlardır.
5 / MAİDE - 81
Ve lev kânû yu’minûne billâhi ven
nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mettehazûhum
evliyâe ve lâkinne kesîren minhum
fâsikûn(fâsikûne).
Ve eğer Allah'a ve Nebî'ye (Peygamber'e) ve
ona indirilene îmân etselerdi, onları
dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu
fâsıklardır.
5 / MAİDE - 82
Le tecidenne eşedden nâsi adâveten
lillezîne âmenûl yehûde vellezîne
eşrakû, ve le tecidenne akrabehum
meveddeten lillezîne âmenûllezîne kâlû
innâ nasârâ zâlike bi enne minhum
kıssîsîne ve ruhbânen ve ennehum lâ
yestekbirûn(yestekbirûne).
Âmenû olanlara karşı, insanlardan en
şiddetli düşman olarak mutlaka Yahudileri ve
(Allah'a) şirk koşanları (müşrikleri)
bulursun. Dostluk bakımından âmenû olanlara
en yakın olarak da: “muhakkak ki biz
nasrâniyiz." diyenleri bulursun. Bu, onların
arasında keşişler ve ruhbanların bulunması
ve onların kibirlenmemesi (büyüklenmemesi)
sebebiyledir.
5 / MAİDE - 83
Ve izâ semiû mâ unzile ilerresûli
terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ
arefû minel hakk(hakkı), yekûlûne
rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş
şâhidîn(şâhidîne).
Ve Resûl'e indirileni (Kur'ân'ı) işittikleri
zaman, Hakk'tan olan şeylere arif
olduklarından dolayı, onların gözlerinin
yaşla dolup taştığını görürsün. “Rabb'imiz,
biz îmân ettik (âmenû olduk), artık bizi
şâhitlerle beraber yaz...” derler.
5 / MAİDE - 84
Ve mâ lenâ lâ nu’minu billâhi ve mâ
câenâ minel hakkı ve natmeu en yudhılenâ
rabbunâ meal kavmis sâlihîn(sâlihîne).
Ve Rabb'imizin bizi, salihler kavmi ile
beraber (cennete) dahil etmesini isterken,
niçin biz, Allah'a ve Hak'tan bize gelene
(Kur'ân'a ve Resûl'e) îmân etmeyelim?"
5 / MAİDE - 85
Fe esâbehumullâhu bimâ kâlû cennâtin
tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ
ve zâlike cezâûl muhsinîn(muhsinîne).
Böylece onlara, söylediklerinden dolayı
Allah, altlarından ırmaklar akan ve
içlerinde devamlı kalacakları cennetler
ihsan etti. Ve işte bu, muhsinlerin
mükâfatıdır.
5 / MAİDE - 86
Vellezîne keferû ve kezzebû bi
âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
Ve, kâfirler ve âyetlerimizi yalanlayanlar,
işte onlar, Ashab-ı Cahîmdir (cehennem
ehlidir).
5 / MAİDE - 87
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuharrimû
tayyibâti mâ ehallallâhu lekum ve lâ
ta’tedû innallâhe lâ yuhibbul
mu’tedîn(mu’tedîne).
Ey âmenû olanlar!
Allah'ın size helâl kıldığı güzel ve temiz
şeyleri haram etmeyin. Aşırı gitmeyin.
Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.
5 / MAİDE - 88
Ve kulû mimmâ razakakumullâhu halâlen
tayyiben vettekûllâhellezî entum bihî
mu’minûn(mu’minûne).
Allah'ın size verdiği temiz, helâl
rızıklardan yiyin ve kendisine îmân
ettiğiniz Allah'a karşı takva sahibi olun.
5 / MAİDE - 89
Lâ yuâhizukumullâhu bil lagvi fî
eymânikum ve lâkin yuâhizukum bimâ
akkadtumul eymân(eymâne), fe keffâretuhu
it’âmu aşereti mesâkîne min evsatı mâ
tut’ımûne ehlîkum ev kisvetuhum ev
tahrîru rakabeh(rakabetin) fe men lem
yecid fe sıyâmu selâseti eyyâm(eyyâmin)
zâlike keffâretu eymânikum izâ haleftum
vahfezû eymânekum kezâlike
yubeyyinullâhu lekum âyâtihi leallekum
teşkurûn(teşkurûne).
Allah sizi, yeminlerinizdeki
boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat,
akid yaptığınız yeminlerden
dolayı sorumlu tutar. Artık onun kefâreti
(cezası), ev halkınıza yedirdiklerinizin
ortalamasından on yoksulu yedirmeniz veya
onları giydirmeniz ya da bir köle azad
etmenizdir. Fakat kim bunları bulamazsa, o
taktirde üç gün oruç tutsun.İşte bu, yeminlerinizi
bozduğunuz zaman onların (yeminlerinizin)
kefâretidir. Ve yeminlerinizi
koruyun (onları bozmaktan sakının). Allah,
âyetlerini size işte böyle açıklıyor, umulur
ki böylece siz şükredersiniz.
5 / MAİDE - 90
Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel hamru
vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun
min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum
tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar!
Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan)
dikili taşlar (putlar) ve fal okları,
şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık
bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha
erersiniz.
5 / MAİDE - 91
İnnemâ yurîduş şeytânu en yûkia
beynekumul adâvete vel bagdâe fîl hamri
vel meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi
ve anis salâh(salâti), fe hel entum
muntehûn(muntehûne).
Oysa ki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza
düşmanlık ve kin sokmak ve, sizi Allah'ı
zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak
ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi?
5 / MAİDE - 92
Ve etîûllâhe ve etîûr resûle vahzerû,
fe in tevelleytum fa’lemû ennemâ alâ
resûlinel belâgul mubîn(mubînu).
Ve Allah'a itaat edin ve Resûl'e itaat edin
ve (onlara karşı gelmekten) sakının. Eğer
bundan sonra yüz çevirirseniz bilin ki
Resûl'ümüze düşen, sadece açık bir tebliğdir
(duyurmadır).
5 / MAİDE - 93
Leyse alellezîne âmenû ve amilûs
sâlihâti cunâhun fîmâ taimû izâ mettekav
ve âmenû ve amilûs sâlihâti summettekav
ve âmenû summettekav ve ahsenû vallâhu
yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Âmenû olanlar ve salih amel yapanlar (ıslâh
edici amel, nefs tezkiyesi yapanlar)
üzerine, takva (1. takva) sahibi olmadıkları
zaman yediklerinden dolayı bir günah yoktur.
Âmenû olun ve amilûssâlihat yapın! Sonra da
takva sahibi olun (3. takvaya ulaşın)! Âmenû
olun sonra da takva sahibi olun (4. takvaya
ulaşın) ve ahsen olun! Allah muhsinleri
(ahsen olanları, 4. takvaya ulaşanları)
sever.
5 / MAİDE - 94
Yâ eyyuhellezîne âmenû le
yebluvennekumullâhu bi şey’in mines
saydı tenâluhu eydîkum ve rimâhukum li
ya’lemallâhu men yahâfuhu bil
gayb(gaybi), fe meni’tedâ ba’de zâlike
fe lehu azâbun elîm(elîmun).
Ey âmenû olanlar!
Allah sizi, gıyabında kendisinden kimin
korktuğunu bilmesi (bilinip belli olması
için) için ellerinizin ve mızraklarınızın
erişeceği av türünden bir şeyle sizi mutlaka
imtihan eder. Artık, kim bundan sonra yasak
sınırını aşarsa, o taktirde onun için “elîm
azap” vardır.
5 / MAİDE - 95
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ taktulûs
sayde ve entum hûrûm(hûrûmun) ve men
katelehu minkum muteammiden fe cezâun
mislu mâ katele min en neami yahkumu
bihî zevâ adlin minkum hedyen bâligal
ka’beti ev keffâratun taâmu mesâkîne ev
adlu zâlike siyâmen li yezûka vebâle
emrih(emrihî) afâllâhu amma
selef(selefe) ve men âde fe
yentakimullâhu minh(minhu) vallâhu
azîzun zûntikâm(zûntikâmin).
Ey îmân edenler! Siz ihramda iken av
hayvanını öldürmeyin. Ve sizden kim kasten
(bilerek) onu öldürürse, o zaman kendisine
öldürdüğünün dengi bir hayvanın cezası
vardır ki, (bunun öldürülen hayvanın dengi
olduğuna dair) içinizden, âdil iki kimse
takdir edip karar verir. Kâbe'ye ulaşacak
(Kâbe'ye götürülüp orada kesilecek) bir
kurban veya yoksulları yedirme şeklinde bir
kefâret, ya da buna denk bir oruçtur ki bu,
böylece o yaptığı işin vebalini tatması
içindir. Allah, geçmiştekileri (işlenen bu
tür cürümleri) bağışladı. Kim dönüp de (bir
daha) böyle yaparsa, o taktirde Allah ondan
intikam alır. Allah Azîz'dir, intikam
sahibidir.
5 / MAİDE - 96
Uhille lekum saydul bahri ve taâmuhu
metâan lekum ve lis seyyârah(seyyârati),
ve hurrime aleykum saydul berri mâ
dumtum hurumâ(hurumen) vettekullâhellezî
ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Sizin için ve yolcular için, deniz avı ve
onun yenmesi bir meta olarak (fayda sağlamak
üzere) helâl kılındı. Ve kara avı ise,
ihramda olduğunuz süre içerisinde size haram
kılındı (yasaklandı). Ve huzurunda
haşrolunacağınız Allah'a karşı takva sahibi
olun.
5 / MAİDE - 97
Cealallâhul ka’betel beytel harâme
kıyâmen lin nâsi veş şehral harâme vel
hedye vel kalâid(kalâide) zâlike li
ta’lemû ennellâhe ya’lemu mâ fis
semâvâti ve ma fîl ardı ve ennellâhe
bikulli şey’in alîm(alîmun).
Allah, Beyt-i Haram olan Kâbe'yi, Haram
ayını, hac kurbanını ve gerdanlıklı (boynuna
kurban nişanesi asılı) kurbanlıkları,
insanların yaşamlarını ayakta tutmak için
yaptı (sebep kıldı). İşte bu, “Allah'ın,
göklerde ve yerlerde olanı bildiğini ve
Allah'ın herşeyi en iyi bilen olduğunu”
bilmeniz içindir.
5 / MAİDE - 98
I’lemû ennellâhe şedîdul ikâbi ve
ennellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Allah'ın cezasının şiddetli olduğunu ve
Allah'ın Gafur (mağfiret eden), Rahîm
(rahmet nurunu gönderen ve merhametli)
olduğunu biliniz!
5 / MAİDE - 99
Mâ aler resûli illel belâg(belâgu)
vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ
tektumûn(tektumûne).
Resûl'ün üzerinde tebliğden (bildirmekten)
başka bir sorumluluk yoktur. Ve Allah,
açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.
5 / MAİDE - 100
Kul lâ yestevîl habîsu vet tayyibu ve
lev a’cebeke kesretul habîs(habîsi),
fettekullâhe yâ ulîl elbâbi leallekum
tuflihûn(tuflihûne).
De ki; "Habisin (haram, murdar ve
fesadın...) çokluğu senin hoşuna gitse bile,
habis (haram ve kötü olan) ile tayyib (helâl
ve temiz olan) bir değildir. Ey Ulûl Elbâb!
Artık Allah'a karşı takva sahibi olun!
Umulur ki böylece siz felâha
erersiniz.
5 / MAİDE - 101
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tes’elû an
eşyâe in tubde lekum tesu’kum, ve in
tes’elû anhâ hîne yunezzelul kur’ânu
tubde lekum afâllâhu anhâ vallâhu
gafûrun hâlîm(hâlîmun).
Ey âmenû olanlar
(yaşarken Allah'a teslim olmayı, ulaşmayı
dileyenler)! Açıklandığında sizi üzecek
şeylerden sormayın. Eğer, Kur'ân
indirilirken ondan sorarsanız, size
açıklanır. Allah, onlardan (bu kuralı
bilmeden önce sorduğunuz şeylerden) dolayı
sizi affetti. Allah Gafur'dur, Halîm'dir.
5 / MAİDE - 102
Kad seelehâ kavmun min kablikum summe
asbahû bihâ kâfirîn(kâfirîne).
Sizden önce de bir kavim onu sormuştu. Sonra
onunla kâfir oldular.
5 / MAİDE - 103
Mâ cealallâhu min bahîretin ve lâ
sâibetin ve lâ vasîletin ve lâ hâmin ve
lâkinnellezîne keferû yefterûne alâllâhi
kezib(kezibe) ve ekseruhum lâ
ya’kılûn(ya’kılûne).
Allah, ''bahîre, sâibe, vasîle ve hâm” diye
bir şey yapmamıştır (meşru kılmamıştır). Ama
o kâfirler (inkâr edenler), Allah'a karşı
yalan iftirada bulunuyorlar (uyduruyorlar).
Onların çoğu aklını kullanmıyor.
5 / MAİDE - 104
Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ
enzelallâhu ve iler resûlî kâlû hasbunâ
mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne
âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ
yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'ân'a)
ve Resûl'e (itaate) gelin.” denildiğinde;
“Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn)
bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların
babaları (bu gerçeklere ait) bir şey
bilmiyorlarsa ve hidayete
ermemişlerse de mi...?
5 / MAİDE - 105
Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum
enfusekum, lâ yadurrukum men dalle
izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân
fe yunebbiukum bimâ kuntum
ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar!
Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin
sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette
iseniz, dalâletteki
bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin
dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz
şeyleri size haber verecek.
5 / MAİDE - 106
Yâ eyyuhellezîne âmenû şehâdetu
beynikum izâ hadara ehadekumul mevtu
hînel vasiyyetisnâni zevâ adlin minkum
ev âharâni min gayrikum in entum
darabtum fîl ardı fe esâbetkum musîbetul
mevt(mevti) tahbisûnehumâ min ba’dis
salâti fe yuksîmâni billâhi in irtebtum
lâ neşterî bihî semenen ve lev kâne zâ
kurbâ ve lâ nektumu şehâdetallâhi innâ
izen le minel âsimîn(âsimîne).
Ey âmenû olanlar!
Sizden birinize ölüm hali gelince vasiyet
sırasında sizin içinizden iki adîl kişi,
aranızda şahitlik etsin. Veya yeryüzünde
yolculuk ederken size ölüm olayı isabet
ederse, sizden olmayan iki kişiyi şahid
tutun. Eğer şüpheye düşerseniz, onları
namazdan sonra alıkoyun. O zaman Allah'a
şöyle yemin etsinler;
''Yakınımız bile olsa, yeminimizi
bir bedel ile değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın
şehadetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde
biz, mutlaka günahkâr kimselerden oluruz.''
5 / MAİDE - 107
Fe in usire alâ ennehumâstehakkâ
ismen fe âharâni yekûmâni makâmehumâ
minellezînestehakka aleyhimul evleyâni
fe yuksîmâni billâhi le şehâdetunâ
ehakku min şehâdetihimâ ve ma’tedeynâ,
innâ izen le minez zâlimîn(zâlimîne).
Eğer o iki kişinin bir günaha müstehak
olduğunun (sonradan) farkına varılırsa, o
taktirde onlara daha yakın olan hak
sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine
geçer sonra Allah'a şöyle yemin ederler;
“Bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden
mutlaka daha doğrudur, haktır ve biz haddi
aşmadık. Aksi takdirde, o zaman biz mutlaka
zalimlerden oluruz.”
5 / MAİDE - 108
Zâlike ednâ en ye’tû biş şehâdeti alâ
vechihâ ev yehâfûen turadde eymânun
ba’de eymânihim vettekûllâhe vesmeû
vallâhu lâ yehdil kavmel
fâsikîn(fâsikîne).
Bu (şekildeki yemin),
şehadet ile yüzyüze gelmelerinde (şahitlere
mirasçıların güvenmemesinden) veya yeminlerinden
sonra yeminlerin
reddedilmesinden korkmalarından daha iyidir.
Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve
dinleyin. Ve Allah, fâsıklar kavmini
(topluluğunu) hidayete
erdirmez.
5 / MAİDE - 109
Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu
mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke
ente allâmul guyûb(guyûbi).
Allah'ın, Resûl'leri bir araya toplayacağı,
sonra “Size ne cevap verildi?” diye
buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz
yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi
bilen Sen'sin!”derler.
5 / MAİDE - 110
İz kâlellâhu yâ îsebne meryemezkur
ni’metî aleyke ve alâ vâlidetike iz
eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun
nâse fîl mehdi ve kehl(kehlen), ve iz
allemtukel kitâbe vel hikmete vet
tevrâte vel incîl(incîle), ve iz tahluku
minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe
tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve
tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz
tuhricul mevtâ bi iznî, ve iz kefeftu
benî isrâîle anke iz ci’tehum bil
beyyinâti fe kâlellezîne keferû minhum
in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Allah (cc.) şöyle buyurmuştu; "Ey Meryem
oğlu Îsa! Senin ve annenin üzerindeki
nimetimi hatırla. Seni Ruhûl Kudüs ile
desteklemiştim de beşikte iken de yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana
Kitab'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i
öğretmiştim. Ben'im iznimle nemli topraktan
kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra
onun içine üflemiştin, böylece Ben'im
iznimle bir kuş olmuştu. Ve, doğuştan kör
olanı ve alaca tenliyi yine Ben'im iznimle
iyileştiriyordun. Ben'im iznimle ölüleri
(diriltip, kabirden) çıkartıyordun. Ve
onlara apaçık belgeler getirdiğin zaman
İsrailoğullarının saldırısını senden
savmıştım (seni kurtarmıştım). O zaman
onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar);
"Bu ancak, sadece apaçık bir sihirdir."
demişlerdi.
5 / MAİDE - 111
Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en
âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ
veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).
Ve havarilere; "Bana ve Resûl'üme îmân
edin." diye vahyettiğim zaman, onlar da
"Îmân ettik ve bizim (Hakk'a) teslim
olduğumuza şahid ol." demişlerdi.
5 / MAİDE - 112
İz kâlel havâriyyûne yâ îsebne
meryeme hel yestetîu rabbuke en
yunezzile aleynâ mâideten mines
semâ(semâi) kâlettekullâhe in kuntum
mu’minîn(mu’minîne).
Havârîler; "Ey Meryem oğlu İsâ! Rabb'in
gökten bize bir mâide (sofra) indirebilir
mi?" demişlerdi. (Bunun üzerine Hz. İsâ);
"Eğer mü'minlerseniz Allah'a karşı takva
sahibi olun." dedi.
5 / MAİDE - 113
Kâlû nurîdu en ne’kule minhâ ve
tetmainne kulûbunâ ve na’leme en kad
sadaktenâ ve nekûne aleyhâ mineş
şâhidîn(şâhidîne).
(Onlar); “Ondan yemek istiyoruz ve de
kalblerimizin tatmin olmasını istiyoruz ve
senin gerçekten bize doğru söylemiş olduğunu
bilelim ve onun üzerine şahitlerden olalım”
dediler.
5 / MAİDE - 114
Kâle îsebnu meryemellâhumme rabbenâ
enzil aleynâ mâideten mines semâi tekûnu
lenâ îden li evvelinâ ve âhirinâ ve
âyeten mink(minke), verzuknâ ve ente
hayrur râzikîn(râzikîne).
Meryem oğlu Îsâ; "Allah'ım, Rabb'imiz! Bizim
üzerimize semadan bir sofra indir ki bizim
için bayram, bizden öncekiler ve bizden
sonrakiler için senden bir mucize (delil)
olsun. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızık
verenlerin en hayırlısısın." dedi.
5 / MAİDE - 115
Kâlellâhu innî munezziluhâ aleykum,
fe men yekfur ba’du minkum fe innî
uazzibuhu azâben lâ uazzibuhû ehaden
minel âlemîn(âlemîne).
Allah (cc.) buyurdu ki; "Muhakkak ki Ben,
onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan
sonra sizden kim inkâr ederse, o taktirde
Ben mutlaka onu, âlemlerden hiçbirini
azaplandırmadığım bir azapla
azaplandırırım."
5 / MAİDE - 116
Ve iz kâlellâhu yâ îsebne meryeme e
ente kulte lin nâsittehizûnî ve ummiye
ilâheyni min dûnillâh(dûnillâhi) kâle
subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse
lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe
kad alimteh(alimtehu) ta’lemû mâ fî
nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsik(nefsike)
inneke ente allemul guyûb(guyûbi).
Ve Allah (cc.): Ey Meryem oğlu Îsa! Sen mi
insanlara ; “Beni ve annemi, Allâh'tan başka
iki ilâh edinin diye söyledin?" dediğinde ,
Hz. İsa; ''Sen “Subhansın (seni tesbih ve
tenzih ederim, Sen yücesin)”, benim için hak
(gerçek) olmayan bir şeyi söylemek bana
yakışmaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım o
taktirde, muhakkak Sen onu bilirdin,
nefsimde olanları da Sen bilirsin, ben ise
Sen'in zatında olanları bilemem." Muhakkak
ki Sen, gayb'tekileri
(görünmeyenleri,bilinmeyenleri) en iyi bilen
Sensin.
5 / MAİDE - 117
Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî
eni’budûllâhe rabbî ve rabbekum, ve
kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim, fe
lemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe
aleyhim ve ente alâ kulli şey’in
şehîd(şehîdun).
Onlara, bana emrettiğin: “Benim de Rabb'im,
sizin de Rabb'iniz olan Allah'a kul
olmaları”ndan başka birşey söylemedim.
Onların arasında bulunduğum sürece, onların
üzerlerine şahit oldum. Fakat beni vefat
ettirince (aralarından alınca) onların
üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen
herşeye şahitsin.
5 / MAİDE - 118
İn tuazzibhum fe innehum
ibâduk(ibâduke), ve in tagfir lehum fe
inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Eğer onlara azap edersen, artık muhakkak ki
onlar, Senin kullarındır. Ve eğer onları
bağışlarsan, o taktirde muhakkak ki Sen, Sen
Azîz'sin (üstünsün) Hakîm'sin (hüküm ve
hikmet sahibisin).
5 / MAİDE - 119
Kâlellâhu hâzâ yevmu yenfeus sâdikîne
sıdkuhum, lehum cennâtun tecrî min
tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ
ebedâ(ebeden) radiyallâhu anhum ve radû
anh(anhu) zâlikel fevzul azîm(azîmu).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu; "Bugün
sadıklara, sadâkatlarının kendilerine fayda
vereceği bir gündür. Onlar için altlarından
ırmaklar akan, içinde ebedî olarak
kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan
râzı olmuş, onlar da Allah'tan râzı
olmuşlardır. İşte bu, “Fevz-ül Azîm” dir (en
büyük fevzdir).
5 / MAİDE - 120
Lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve
mâ fîhin(fîhinne) ve huve alâ kulli
şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların
mülkü Allah'ındır. Ve O, herşeye kaadirdir. |