|
28 / KASAS - 1
Tâ sîn mîm.
Tâ, Sîn, Mîm.
28 / KASAS - 2
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
Bunlar, Kitab-ı Mübîn'in (Açıklayan Kitab'ın) Âyetleri'dir.
28 / KASAS - 3
Netlû aleyke min nebei mûsâ ve fir’avne bil hakkı li
kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Musa (A.S) ve firavunun haber(ler)inden, mü'min bir kavim
için hak ile (gerçek olarak) sana okuyacağız.
28 / KASAS - 4
İnne fir’avne alâ fîl ardı ve ceale ehlehâ şiyean
yestad’ıfu tâifeten minhum yuzebbihu ebnâehum ve
yestahyî nisâehum, innehu kâne minel mufsidîn(mufsidîne).
Firavun, gerçekten yeryüzünde (Mısır'da hükümdardı) ve
halkını gruplara ayırdı. Onların bir kısmını (yahudileri)
güçsüz bırakıyor, onların oğullarını boğazlatıyor, kızlarını
(kadınlarını) canlı bırakıyor(du). Muhakkak ki o, fesat
çıkaranlardandı.
28 / KASAS - 5
Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fîl ardı ve
nec’alehum eimmeten ve nec’alehumul vârisîn(vârisîne).
Ve Biz, yeryüzünde güçsüz olanları ni'metlendirmek ve onları
imamlar kılmak ve varisler yapmak istiyoruz (istiyorduk).
28 / KASAS - 6
Ve numekkine lehum fîl ardı ve nuriye fir’avne ve
hâmâne ve cunûdehumâ minhum mâ kânû yahzerûn(yahzerûne).
Ve onları, yeryüzünde (orada) yerleştirip, kuvvetli kılmak
ve firavuna, Haman'a ve ikisinin ordusuna, onlardan
(İsrailoğulları'ndan) hazar ettikleri (çekindikleri) şeyi
göstermek (istedik).
28 / KASAS - 7
Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîh(erdıîhi), fe izâ
hıfti aleyhi fe elkîhi fîl yemmi ve lâ tehâfî ve lâ
tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu minel
murselîn(murselîne).
Ve Musa (A.S)'ın annesine şöyle vahyettik: "Onu emzirmesini
ve onun için korktuğu zaman onu nehre atmasını
(bırakmasını). Ve sen korkma, mahzun olma (üzülme). Muhakkak
ki Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu mürselinlerden
(resûllerden) kılacağız."
28 / KASAS - 8
Feltekatahû âlu fir’avne li yekûne lehum aduvven ve
hazenâ(hazenen), inne fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ
kânû hâtıîn(hâtıîne).
Böylece firavun ailesi onu, onlara düşman ve başlarına dert
olarak bulup aldı. Muhakkak ki firavun, Haman ve o ikisinin
ordusu, kasten suç işleyenlerdi.
28 / KASAS - 9
Ve kâletimraetu fir’avne kurretu aynin lî ve
lek(leke), lâ taktulûhu asâ en yenfeanâ ev nettehızehu
veleden ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve hanımı firavuna şöyle dedi: "Bana ve sana göz aydın
olsun, onu öldürmeyin belki bize faydası olur veya onu evlât
ediniriz." Ve onlar, (gerçeğin) farkında değillerdi.
28 / KASAS - 10
Ve asbaha fuâdu ummi mûsâ fârigâ(fârigan), in kâdet
le tubdî bihî lev lâ en rabatnâ alâ kalbihâ li tekûne
minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve Musa (A.S)'ın annesi gönlü boş olarak sabahladı.
Mü'minlerden olması için onun kalbini Bize bağlamasaydık
(rabıta kurmasaydık), az daha (durumu) açıklayacaktı.
28 / KASAS - 11
Ve kâlet li uhtihî kussîhi fe besurat bihî an cunubin
ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve (Musa (A.S)'ın annesi) onun ablasına: "Onu takip et."
dedi. Böylece onlar farkında değilken, onu uzaktan
gözetledi.
28 / KASAS - 12
Ve harremnâ aleyhil merâdıa min kablu fe kâlet hel
edullukum alâ ehli beytin yekfulûnehu lekum ve hum lehu
nâsıhûn(nâsıhûne).
Ve daha önce ona (başka) süt annelerini haram kıldık (süt
emmemesini sağladık). (Onun ablası, firavunun ailesine):
"Ona kefil olacak (bakımını üstlenecek) bir aileye sizi
ulaştırmak için delâlet (yardım) edeyim mi? Ve onlar, onu
(bebeği) iyi yetiştirir." dedi.
28 / KASAS - 13
Fe redednâhu ilâ ummihî key tekarra aynuhâ ve lâ
tahzene ve li ta’leme enne va’dallâhi hakkun ve lâkinne
ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Böylece onu annesine geri verdik, gözü aydın olsun ve mahzun
olmasın ve Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye. Ve
lâkin onların çoğu bilmezler.
28 / KASAS - 14
Ve lemmâ belega eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve
ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Ve erginlik çağına erişip kemâle erdiği zaman, ona hikmet ve
ilim verdik. Ve muhsinleri, Biz işte böyle
mükâfatlandırırız.
28 / KASAS - 15
Ve dehalel medînete alâ hîni gafletin min ehlihâ fe
vecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâzâ min şîatihî ve
hâzâ min aduvvih(aduvvihî), festegâsehullezî min şîatihî
alellezî min aduvvihî, fe vekezehu mûsâ fe kadâ aleyhi
kâle hâzâ min ameliş şeytân(şeytâni), innehu aduvvun
mudillun mubîn(mubînun).
Ve (Hz. Musa, kendisine hikmet verilmeden önce) şehir halkı
gaflette olduğu bir zamanda (kimse farkında olmadan) şehre
girdi. Orada dövüşen iki adam buldu. Biri kendi tarafından,
diğeri ona düşman taraftan. O zaman onun (Musa (A.S)'ın)
tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Bunun
üzerine Musa (A.S) onu yumrukladı (öldürdü). Böylece (ölüm)
kaza edildi (hüküm yerine geldi). Musa (A.S): "Bu şeytanın
işidir. Muhakkak ki o, apaçık dalalette
bırakan bir düşmandır." dedi.
28 / KASAS - 16
Kâle rabbi innî zalemtu nefsî fâgfirlî fe gafera
leh(lehu), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
"Rabbim, ben nefsime zulmettim, artık beni mağfiret et."
dedi. Böylece onu mağfiret etti. Muhakkak ki O; Gafûr'dur
(mağfiret eden), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
28 / KASAS - 17
Kâle rabbi bimâ en’amte aleyye fe len ekûne zahîren
lil mucrimîn(mucrimîne).
(Musa A.S): "Rabbim beni ni'metlendirdiğin şeyler sebebiyle,
bundan sonra ben asla mücrimlere arka çıkmayacağım (yardımcı
olmayacağım).
28 / KASAS - 18
Fe asbaha fîl medîneti hâifen yeterakkabu fe
izellezîstensarahu bil emsi yestasrihuh(yestasrihuhu),
kâle lehu mûsâ inneke le gaviyyun mubîn(mubînun).
Böylece şehirde (etrafı) gözleyerek sabahladı. Fakat dün
yardım isteyen kişi ondan (tekrar) yardım istediği zaman
(Musa A.S) ona: "Muhakkak ki sen, apaçık azgınsın." dedi.
28 / KASAS - 19
Fe lemmâ en erâde en yabtışe billezî huve aduvvun
lehumâ kâle yâ mûsâ e turîdu en taktulenî kemâ katelte
nefsen bil emsi in turîdu illâ en tekûne cebbâren fîl
ardı ve mâ turîdu en tekûne minel muslihîn(muslihîne).
Böylece ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak istediği
zaman: "Ey Musa! Dün öldürdüğün kişi gibi beni de öldürmek
mi istiyorsun? Eğer (öldürmek) istiyorsan, o taktirde sen
yeryüzünde sadece bir zorba olursun. Ve sen,
barıştıranlardan olmak istemiyorsun." dedi.
28 / KASAS - 20
Ve câe raculun min aksal medîneti yes’â kâle yâ mûsâ
innel melee ye’temirûne bike li yaktulûke fahruc innî
leke minen nâsıhîn(nâsıhîne).
Ve şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: "Ey Musa!
(Kavmin) ileri gelenleri mutlaka seni öldürme emrini vermek
için konuşuyorlar. Öyleyse hemen (şehirden) çık. Muhakkak ki
ben, sana öğüt verenlerdenim." dedi.
28 / KASAS - 21
Fe harece minhâ hâifen yeterakkabu, kâle rabbi
neccinî minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Böylece oradan korkuyla (etrafını) gözleyerek çıktı:
"Rabbim, beni (bu) zalimler kavminden kurtar." dedi.
28 / KASAS - 22
Ve lemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle asâ rabbî en
yehdiyenî sevâes sebîl(sebîli).
Ve (Musa A.S), Medyen (şehri) tarafına döndüğü zaman
"Rabbimin beni sevva edilmiş yola hidayetetmesini
(ulaştırmasını) umarım." dedi.
28 / KASAS - 23
Ve lemmâ verede mâe medyene vecede aleyhi ummeten
minen nâsi yeskûn(yeskûne), ve vecede min
dûnihimumreeteyni tezûdân(tezûdâni), kâle mâ hatbukumâ,
kâletâ lâ neskî hattâ yusdirar riâu ve ebûnâ şeyhun
kebîr(kebîrun).
Ve Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan
topluluğu buldu ve onlardan başka, (hayvanlarını suya
gitmekten) engelleyen iki kadın buldu. Onlara: "Sizin
haliniz (derdiniz) nedir?" dedi. (O iki kadın): "Çobanlar
(sürüleriyle) çekilmedikçe biz (hayvanlarımızı) sulayamayız.
Ve bizim babamız çok ihtiyar." dediler.
28 / KASAS - 24
Fe sekâ lehumâ summe tevellâ ilez zılli fe kâle rabbi
innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr(fakîrun).
Böylece ikisinin (sürüsünü) suladı, sonra gölgeye döndü ve
"Rabbim muhakkak ki ben, bana hayır olarak indirdiğin
herşeye fakirim (muhtacım)." dedi.
28 / KASAS - 25
Fe câethu ıhdâhumâ temşî alestihyâin, kâlet inne ebî
yed’ûke li yecziyeke ecra mâ sekayte lenâ, fe lemmâ
câehu ve kassa aleyhil kasasa kâle lâ tehaf, necevte
minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
İkisinden biri, haya ederek (utanarak) ona geldi: "Muhakkak
ki babam, bizim (sürümüzü) sulamandan dolayı bir ecirle
mükâfatlandırmak için seni davet ediyor." dedi. Ve (Musa
A.S), ona geldiği zaman hikâyesini anlattı. (İhtiyar adam):
"Korkma! (Artık) sen, zalimler kavminden kurtuldun." dedi.
28 / KASAS - 26
Kâlet ıhdâhumâ yâ ebetiste’cirhu inne hayra
meniste’certel kaviyyul emîn(emînu).
İki kızdan biri: "Ey babacığım! Onu ücretle tut. Muhakkak ki
o, ücretle tuttuklarından daha hayırlı, sağlam ve emindir."
dedi.
28 / KASAS - 27
Kâle innî urîdu en unkihake ihdebneteyye hâteyni alâ
en te’curenî semâniye hıcec(hıcecin), fe in etmemte
aşran fe min indik(indike), ve mâ urîdu en eşukka
aleyk(aleyke), setecidunî in şâallâhu mines
sâlihîn(sâlihîne).
(Yaşlı adam): "Gerçekten ben, işte bu iki kızımdan birini
sana nikâhlamak istiyorum, bana ücretle sekiz yıl çalışmana
karşılık. Eğer on yılı tamamlarsan o da senden (bir
lütuftur). Ve ben, seni mecbur etmek istemem. İnşaallah beni
salihlerden bulacaksın."
28 / KASAS - 28
Kâle zâlike beynî ve beynek(beyneke), eyyemel
eceleyni kadaytu fe lâ udvâne aleyy(aleyye), vallâhu alâ
mâ nekûlu vekîl(vekîlun).
(Musa A.S): "Bu seninle benim aramdadır. İki süreden
hangisini kada edersem (yerine getirirsem), artık bana bir
düşmanlık oluşmasın. Ve Allah, konuştuklarımıza vekildir."
dedi.
28 / KASAS - 29
Fe lemmâ kadâ mûsel ecele ve sâre bi ehlihî ânese min
cânibit tûri nârâ(nâren), kâle li ehlihimkusû innî
ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi haberin ev cezvetin
minen nâri leallekum testalûn(testalûne).
Böylece Musa (A.S), süresini tamamladığı zaman ailesi ile
(yürüyerek) yola çıktı. Tur dağı tarafında bir ateş
farketti. Ailesine: "Durup bekleyin. Gerçekten ben bir ateş
gördüm. Belki size oradan bir haber veya alevli bir ateş
getiririm. Böylece siz ısınasınız diye." dedi.
28 / KASAS - 30
Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl
buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî
enallâhu rabbul âlemîn(âlemîne).
Böylece oraya geldiği zaman vadinin sağ tarafından, mübarek
yerdeki ağaçtan nida edildi: "Ey Musa! Muhakkak ki Ben,
âlemlerin Rabbi Allah'ım."
28 / KASAS - 31
Ve en elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu
keennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ
akbil ve lâ tehaf, inneke minel âminîn(âminîne).
"Ve asanı at!" Bunun üzerine (asasını atınca), onun yılan
gibi hareket ettiğini gördü. Arkasına bakmadan dönüp kaçtı.
"Ey Musa, (geri) dön! Ve korkma, muhakkak ki sen emniyette
olanlardansın!"
28 / KASAS - 32
Usluk yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri
sû(sûin), vadmum ileyke cenâhake miner rehbi fe zânike
burhânâni min rabbike ilâ fir’avne ve melâih(melâihî),
innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
Elini koynuna sok, onu kusursuz beyaz olarak çıkar. Korkudan
(emin ol), kanatlarını (kollarını) kendine çek. Bu ikisi,
senin Rabbinden, firavuna ve onun (kavminin) ileri
gelenlerine iki burhandır (delildir). Muhakkak ki onlar,
fasık bir kavimdir.
28 / KASAS - 33
Kâle rabbi innî kateltu minhum nefsen fe ehâfu en
yaktulûn(yaktulûni).
(Musa A.S): "Rabbim, ben gerçekten onlardan birisini
öldürdüm. Bu sebeple beni öldürmelerinden korkuyorum." dedi.
28 / KASAS - 34
Ve ahî hârûnu huve efsahu minnî lisânen fe ersilhu
maiye rid’en yusaddıkunî, innî ehâfu en
yukezzibûn(yukezzibûni).
Ve kardeşim Harun ki o, lisan bakımından benden daha
fasihtir. Ve onu, beni tasdik edici ve yardımcı olarak
benimle beraber gönder. Ben, gerçekten beni tekzip
etmelerinden (yalanlamalarından) korkuyorum.
28 / KASAS - 35
Kâle se neşuddu adudeke bi ahîke ve nec’alu lekumâ
sultânen fe lâ yasılûne ileykumâ bi âyâtinâ, entumâ ve
menittebeakumel gâlibûn(gâlibûne).
(Allahû Tealâ): "Kardeşinle senin gücünü arttıracağız ve
ikinizi sultan kılacağız. Ve böylece onlar, âyetlerimize
(mucizelerimize) ulaşamayacaklar (onlara karşı
koyamayacaklar). Siz ikiniz ve size tâbî olanlar, gâlip
olanlarsınız." dedi.
28 / KASAS - 36
Fe lemmâ câehum mûsâ bi ayâtinâ beyyinâtin kâlû mâ
hâzâ illâ sihrun mufteren ve mâ semi’nâ bi hâzâ fî
âbâinel evvelîn(evvelîne).
Böylece Musa (A.S), apaçık âyetlerimizi getirdiği zaman:
"Bu, uydurulmuş sihirden başka bir şey değil ve biz evvelki
atalarımızdan bunu duymadık." dediler.
28 / KASAS - 37
Ve kâle mûsâ rabbî a’lemu bi men câe bil hudâ min
indihî ve men tekûnu lehu âkıbetud dâr(dârı), innehu lâ
yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Ve Musa (A.S): "Rabbim, kimin kendi katından hidayet ile
geldiğini ve dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını daha
iyi bilir. Muhakkak ki zalimler, felâha
(kurtuluşa) ermezler." dedi.
28 / KASAS - 38
Ve kâle fir’avnu yâ eyyuhel meleu mâ alimtu lekum min
ilâhin gayrî, fe evkıd lî yâ hâmânu alet tîni fec’al lî
sarhan leallî attaliu ilâ ilâhi mûsâ ve innî le ezunnuhu
minel kâzibîn(kâzibîne).
Ve firavun: "Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka
bir ilâh bilmiyorum. Benim için ıslak toprak üzerine ateş
yak (tuğla pişir). Böylece bana (yüksek) bir kule yap. Belki
ben Musa'nın ilâhına muttali olurum. Ve ben, onun mutlaka
yalancılardan olduğunu zannediyorum." dedi.
28 / KASAS - 39
Vestekbere huve ve cunûduhu fîl ardı bi gayril hakkı
ve zannû ennehum ileynâ lâ yurceûn(yurceûne).
Ve o ve onun orduları, yeryüzünde haksız yere kibirlendiler.
Ve kendilerinin, bize rücu ettirilmeyeceklerini
(döndürülmeyeceklerini) zannettiler.
28 / KASAS - 40
Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl
yemm(yemmi), fanzur keyfe kâne âkıbetuz
zâlimîn(zâlimîne).
Sonra onu ve onun ordularını, yakalayıp denize attık. Bunun
üzerine zalimlerin akıbetinin nasıl olduğuna bak!
28 / KASAS - 41
Ve cealnâhum eimmeten yed’ûne ilen nâr(nârı), ve
yevmel kıyâmeti lâ yunsarûn(yunsarûne).
Ve Biz, onları ateşe davet eden imamlar (önderler) kıldık.
Ve kıyâmet günü onlara yardım olunmaz.
28 / KASAS - 42
Ve etba’nâhum fî hâzihid dunyâ la’neh(la’neten) ve
yevmel kıyâmeti hum minel makbûhîn(makbûhîne).
Ve bu dünyada arkalarından lâneti onlara ulaştırdık. Ve
kıyâmet günü onlar, (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış
olanlardandır.
28 / KASAS - 43
Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe min ba’di mâ ehleknel
kurûnel ûlâ besâire lin nâsi ve huden ve rahmeten
leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Ve andolsun ki evvelki nesilleri helâk ettikten sonra Musa
(A.S)'a, insanlar için basiretleri açılsın (kalp gözleri
görmeye başlasın) ve hidayet rehberi
ve rahmet olsun (Rahîm esması tecelli etsin) diye Kitab'ı
(Tevrat'ı) verdik. Umulur ki böylece onlar, tezekkür
ederler.
28 / KASAS - 44
Ve mâ kunte bi cânibil garbiyyi iz kadaynâ ilâ mûsel
emre ve mâ kunte mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve sen (ey Muhammed)! Musa'ya emri kada ettiğimiz zaman,
garb tarafında değildin. Ve sen, şahitlerden (olayı
görenlerden) de değildin.
28 / KASAS - 45
Ve lâkinnâ enşe’nâ kurûnen fe tetâvele aleyhimul
umur(umuru), ve mâ kunte sâviyen fî ehli medyene tetlû
aleyhim âyâtinâ, ve lâkinnâ kunnâ mursilîn(mursilîne).
Ve lâkin (birçok) nesiller inşa ettik (oluşturduk). Onların
ömürleri uzun oldu. Sen Medyen halkı arasında olmadığın
(halde), onlara (sahâbeye) âyetlerimizi okuyorsun. Fakat (o
haberleri sana) gönderen, Biziz.
28 / KASAS - 46
Ve mâ kunte bi cânibit tûri iz nâdeynâ, ve lâkin
rahmeten min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min
nezîrin min kablike leallehum
yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Ve Biz, (Hz. Musa'ya) nida ettiğimiz zaman, sen Tur Dağı'nın
yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden
önce kendilerine bir nezir (uyarıcı, peygamber) gelmemiş
olan bir kavmi inzar etmen (uyarman) içindir. Umulur ki
böylece onlar tezekkür ederler.
28 / KASAS - 47
Ve lev lâ en tusîbehum musîbetun bimâ kaddemet
eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen
fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle
onlara bir musîbet isabet ederse: "Rabbimiz keşke bize bir
resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur
ve mü'minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni
Nebî-Resûl olarak göndermezdik).
28 / KASAS - 48
Fe lemmâ câehumul hakku min indinâ kâlû lev lâ ûtiye
misle mâ ûtıye mûsâ, e ve lem yekfurû bimâ ûtiye mûsâ
min kabl(kablu), kâlû sihrâni tezâher(tezâhera), ve kâlû
innâ bi kullin kâfirûn(kâfirûne).
Böylece onlara katımızdan hak geldiği zaman: "Musa'ya
verilenler (mucizeler) gibi ona da verilseydi olmaz mıydı?"
dediler. Musa'ya verilenleri daha önce inkâr etmediler mi?
"İki büyü birbirini güçlendirdi (destekledi). Ve muhakkak ki
biz hepsini inkâr edenleriz." dediler.
28 / KASAS - 49
Kul fe’tû bi kitâbin min indillâhi huve ehdâ min humâ
ettebi’ hu in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
(Onlara) de ki: "Eğer siz, sadıklardan (doğru
söyleyenlerden) iseniz Allah'ın katından, o ikisinden daha
çok hidayete
erdiren bir kitap getirin, ona tâbî olayım."
28 / KASAS - 50
Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne
ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri
huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez
zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete
erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine
tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi
olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî
olandan daha çok dalâlette
kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete
erdirmez.
28 / KASAS - 51
Ve lekad vassalnâ lehumul kavle leallehum
yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Ve andolsun ki, tezekkür etsinler diye sözü (âyetlerimizi)
ardarda onlara ulaştırdık.
28 / KASAS - 52
Ellezîne âteynâhumul kitâbe min kablihî hum bihî
yu’minûn(yu’minûne).
Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, O'na (Kur'ân-ı
Kerim'e) îmân ederler.
28 / KASAS - 53
Ve izâ yutlâ aleyhim kâlû âmennâ bihî innehul hakku
min rabbinâ innâ kunnâ min kablihî muslimîn(muslimîne).
Ve onlara (Kur'ân) okunduğu zaman: "O'na îmân ettik,
muhakkak ki O, Rabbimizden haktır. Biz, ondan önce de
muhakkak ki (Allah'a) teslim olanlardık." dediler.
28 / KASAS - 54
Ulâike yu’tevne ecrehum merreteyni bimâ saberû ve
yedraûne bil hasenetis seyyiete ve mimmâ razaknâhum
yunfikûn(yunfikûne).
İşte onlardır ki; onlara sabırları sebebiyle ecirleri
(sevapları) iki kat verilir. Ve onlar, seyyiati (kötülüğü)
hasenat (iyilik) ile savarlar. Ve onlara verdiğimiz (manevî)
rızıktan infâk ederler.
28 / KASAS - 55
Ve izâ semiûllagve a’radû anhu, ve kâlû lenâ a’mâlunâ
ve lekum a’mâlukum selâmun aleykum lâ nebtegîl
câhilîn(câhilîne).
Ve onlar, boş lâf işittikleri zaman yüz çevirdiler ve:
"Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir. Selâm sizin
üzerinize olsun. Biz cahillerle (beraber olmak) istemeyiz
(ilgilenmeyiz)." dediler.
28 / KASAS - 56
İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men
yeşâ’(yeşâu), ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).
Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete
erdiremezsin (onun ruhunu Allah'a ulaştıramazsın). Fakat
Allah, dilediğini hidayete
erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi
bilir.
28 / KASAS - 57
Ve kâlû in nettebiıl hudâ meake nutehattaf min
ardınâ, e ve lem numekkin lehum haremen âminen yucbâ
ileyhi semerâtu kulli şey’in rızkan min ledunnâ ve
lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve: "Eğer seninle beraber hidayete
tâbî olursak (Allah'a ulaşmayı dilersek), yerimizden
atılırız (yurdumuzdan kovuluruz)." dediler. Onları,
katımızdan rızık olarak her çeşit üründen toplanıp, onlara
getirildiği haram kılınan (hürmet edilen yerde, haremde)
yerde emin olarak yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu
(Allah tarafından olduğunu) bilmezler.
28 / KASAS - 58
Ve kem ehleknâ min karyetin batırat maîşetehâ, fe
tilke mesâkinuhum lem tusken min ba’dihim illâ
kalîlâ(kalîlen), ve kunnâ nahnul vârisîn(vârisîne).
Ve azarak, maişetlerine şükretmeyen nice ülkeyi helâk ettik.
İşte bunlar, onların meskenleri, onlardan sonra (çok) az bir
süre hariç, iskân edilmedi (oturulmadı). Ve Biz, onların
varisleri, Biziz.
28 / KASAS - 59
Ve mâ kâne rabbuke muhlikel kurâ hattâ yeb’ase fî
ummihâ resûlen yetlû aleyhim âyâtinâ, ve mâ kunnâ
muhlikîl kurâ illâ ve ehluhâ zâlimûn(zâlimûne).
Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara
âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici
olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe)
ülkeleri helâk edici olmadık.
28 / KASAS - 60
Ve mâ ûtîtum min şey’in fe metâul hayâtid dunyâ ve
zînetuhâ ve mâ indallâhi hayrun ve ebkâ, e fe lâ
ta’kılûn(ta’kılûne).
Ve size verilmiş olan herşey aslında dünya hayatının
meta'ıdır (malıdır) ve ziynetidir (süsüdür). Ve Allah'ın
katında olanlar daha hayırlı ve daha bakîdir (kalıcıdır).
Hâlâ akıl etmez misiniz?
28 / KASAS - 61
E fe men vaadnâhu va’den hasenen fe huve lâkîhi ke
men metta’nâhu metâal hayâtid dunyâ summe huve yevmel
kıyâmeti minel muhdarîn(muhdarîne).
Öyleyse güzel vaadde bulunduğumuz ve böylece ona kavuşan
kimse, dünya hayatının meta'ı (malı) ile metalandırdığımız,
sonra kıyâmet günü (hesaba çekilmek üzere) hazır
bulundurulanlardan olan kimse gibi midir?
28 / KASAS - 62
Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu eyne şurekâiyellezîne
kuntum tez’umûn(tez’umûne).
Ve o gün onlara (Allah) nida edecek: "Zanda bulunduğunuz
Benim ortaklarım nerede?" diyecek.
28 / KASAS - 63
Kâlellezîne hakka aleyhimul kavlu rabbenâ
hâulâillezîne agveynâ, agveynâhum kemâ gaveynâ,
teberre’nâ ileyke mâ kânû iyyânâ ya’budûn(ya’budûne).
Üzerlerine azap sözü hak olanlar: "Rabbimiz, azdırdıklarımız
işte bunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık.
Onlardan berî olduğumuzu (kurtulduğumuzu) Sana arz ederiz.
Onlar, bize tapmıyorlardı (nefslerine uyuyorlardı)."
dediler.
28 / KASAS - 64
Ve kîled’û şurekâekum fe deavhum fe lem yestecîbû
lehum ve reavul azâb(azâbe), lev ennehum kânû
yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: "Ortaklarınızı çağırın!" dendi. Bunun üzerine
onlar çağırdılar. Fakat onlara icabet etmediler ve azabı
gördüler. Keşke onlar, hidayete
ermiş olsalardı.
28 / KASAS - 65
Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu mâzâ ecebtumul
murselîn(murselîne).
Ve o gün Allah, onlara nida edecek: "O zaman (hayattayken)
mürsellere (resûllere), ne cevap verdiniz?" diyecek.
28 / KASAS - 66
Fe amiyet aleyhimul enbâu yevme izin fe hum lâ
yetesâelûn(yetesâelûne).
İzin günü artık onlara haberler (amel defterleri, rakamlı
kitap) kapanmıştır. Bundan sonra onlara sorulmaz
(sorgulanmazlar).
28 / KASAS - 67
Fe emmâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihân fe asâ en
yekûne minel muflihîn(muflihîne).
Artık (mürşidin önünde) tövbe eden ve (ikinci defa) âmenû olup,
salih amel (nefs tezkiyesi) yapanın, bu sebeple felâha
erenlerden olması umulur.
28 / KASAS - 68
Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâr(yahtâru), mâ
kâne lehumul hıyarat(hıyaratu), subhânallâhi ve teâlâ
ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı
onlara ait değildir. Allah Sübhan'dır (münezzehtir) ve
(onların) şirk koştukları şeylerden yücedir.
28 / KASAS - 69
Ve rabbuke ya’lemu mâ tukinnu sudûruhum ve mâ
yu’linûn(yu’linûne).
Ve senin Rabbin, onların sinelerinde gizli olan şeyi ve
alenî olan (gizlemedikleri) şeyi bilir.
28 / KASAS - 70
Ve huvallâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul hamdu fîl ûlâ
vel âhırati ve lehul hukmu ve ileyhi turceûn(turceûne).
Ve O Allah'tır ki; O'ndan başka İlâh yoktur. Evvelde ve
ahirde (dünyada ve ahirette) hamd, O'na aittir. Ve hüküm,
O'nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
28 / KASAS - 71
Kul e reeytum in cealallâhu aleykumul leyle sermeden
ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bi
dıyâ’(dıyâin), e fe lâ tesme’ûn(tesme’ûne).
De ki: "Gördünüz mü (düşündünüz mü)? Eğer Allah geceyi sizin
üzerinizde kıyâmet gününe kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan
başka size ışığı getirecek İlâh kimdir? Hâlâ işitmeyecek
misiniz?
28 / KASAS - 72
Kul e reeytum in cealallâhu aleykumun nehâre sermeden
ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bi
leylin teskunûne fîh(fîhi), e fe lâ tubsırûn(tubsırûne).
De ki: "Gördünüz mü (düşündünüz mü?) Eğer Allah, gündüzü
sizin üzerinizde kıyâmete kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan
başka size, içinde sükûn bulduğunuz (dinlendiğiniz) geceyi
getirecek İlâh kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz?"
28 / KASAS - 73
Ve min rahmetihî ceale lekumul leyle ven nehâre li
teskunû fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum
teşkurûn(teşkurûne).
Ve rahmetinden (olmak üzere) sizin için, içinde sükûn
bulasınız (dinlenesiniz) diye ve O'nun fazlından isteyesiniz
diye geceyi ve gündüzü kıldı (yarattı). Ve umulur ki siz
böylece şükredersiniz.
28 / KASAS - 74
Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu eyne şurekâiyellezîne
kuntum tez’umûn(tez’umûne).
Ve o gün (Allah) onlara nida edecek (seslenecek): "Zanda
bulunduğunuz ortaklarım nerede?" diyecek.
28 / KASAS - 75
Ve neza’nâ min kulli ummetin şehîden fe kulnâ hâtû
burhânekum fe alimû ennel hakka lillâhi ve dalle anhum
mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Ve bütün ümmetlerden bir şahit çekip çıkardık (seçtik).
Sonra da: "Burhanlarınızı (delillerinizi) getirin." dedik.
Böylece hakkın Allah'a ait olduğunu bildiler (anladılar). Ve
uydurmuş oldukları şeyler onlardan sapıp uzaklaştı.
28 / KASAS - 76
İnne kârûne kâne min kavmi mûsâ, fe begâ aleyhim, ve
âteynâhu minel kunûzi mâ inne mefâtihahu le tenûu bil
usbeti ulil kuvveh(kuvveti), iz kâle lehu kavmuhu lâ
tefrah innallâhe lâ yuhıbbul ferihîn(ferihîne).
Karun, Musa (A.S)'ın kavmindendi. Sonra onlara karşı azdı.
Ona hazineler verdik. Öyle ki gerçekten onun anahtarlarını
mutlaka kuvvetli bir topluluk zor taşıyordu. Kavmi ona
"Sevinme (gururlanma), muhakkak ki Allah şımaranları
(gururlananları) sevmez." demişti.
28 / KASAS - 77
Vebtegı fîmâ âtâkellâhud dârel âhırete ve lâ tense
nasîbekemined dunyâ ve ahsin kemâ ahsenallâhu ileyke ve
lâ tebgıl fesâde fîl ard(ardı), innallâhe lâ yuhıbbul
mufsidîn(mufsidîne).
Ve Allah'ın sana verdiği şeylerin içinde bulunan ahiret
yurdunu iste. Ve dünyadan nasibini (de) unutma. Allahû
Tealâ'nın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et
(karşılıksız ver). Ve yeryüzünde fesat isteme (çıkartma).
Muhakkak ki Allah, müfsidleri (fesat çıkaranları) sevmez.
28 / KASAS - 78
Kâle innemâ ûtîtuhu alâ ilmin indî, e ve lem ya’lem
ennellâhe kad ehleke min kablihî minel kurûni men huve
eşeddu minhu kuvveten ve ekseru cem’â(cem’an), ve lâ
yus’elu an zunûbihimul mucrimûn(mucrimûne).
(Karun): "O (servet) ancak bendeki ilim sebebiyle bana
verildi." dedi. Ondan önce, "Allah'ın ondan daha kuvvetli
(güçlü) olan ve ondan daha çok şey toplayan nesilleri
(zenginleri) helâk etmiş olduğunu" bilmiyor mu? Ve
mücrimlere günahlarından sorulmaz.
28 / KASAS - 79
Fe harece alâ kavmihî fî zînetih(zînetihî),
kâlellezîne yurîdûnel hayâted dunyâ yâ leyte lenâ misle
mâ ûtiye kârûnu innehu le zû hazzın azîm(azîmin).
Böylece ziyneti ile (büyük bir ihtişam ile) kavminin
karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a
verilenler kadar bizim de olsaydı. Muhakkak ki o gerçekten
en büyük hazzın sahibidir." dediler.
28 / KASAS - 80
Ve kâlellezîne ûtûl ilme veylekum sevâbullâhi hayrun
li men âmene ve amile sâlihâ(sâlihan) ve lâ yulekkâhâ
illes sâbirûn(sâbirûne).
Ve ilim verilenler: "Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve
salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah'ın sevabı
daha hayırlıdır. Buna (hayırlı sevaba), sabredenlerden
başkası mülâki olmaz (kavuşturulmaz)." dediler.
28 / KASAS - 81
Fe hasefnâ bihî ve bidârihil arda fe mâ kâne lehu min
fietin yensurûnehu min dûnillâhi ve mâ kâne minel
muntasırîn(muntasırîne).
Sonra, onu ve onun sarayını yere geçirdik. Onun Allah'tan
başka yardım edecek bir (dost) grubu yoktu ve yardım
edilenlerden olmadı.
28 / KASAS - 82
Ve asbehallezîne temennev mekânehu bil emsi yekûlûne
vey keennellâhe yebsutur rızka li men yeşâu min ıbâdihî
ve yakdir(yakdiru), lev lâ en mennallâhu aleynâ le
hasefe binâ, vey keennehu lâ yuflihul kâfirûn(kâfirûne).
Ve dün onun yerinde olmayı temenni edenler, sabahlayınca
"Vay! Öyleyse Allah, kullarından dilediğinin rızkını
genişletir ve daraltır (takdir eder). Eğer Allah bizi
ni'metlendirmiş olmasaydı, mutlaka bizi de yere geçirirdi.
Vay! Demek ki kâfirler, felâha
ermez." dediler.
28 / KASAS - 83
Tilked dârul âhıretu nec’aluhâ lillezîne lâ yurîdûne
uluvven fîl ardı ve lâ fesâdâ(fesâden), vel âkıbetu lil
muttekîn(muttekîne).
İşte bu ahiret yurdu ki onu, yeryüzünde üstün olmak ve fesat
çıkarmak istemeyenlere tahsis ederiz. Akıbet (güzel sonuç)
muttekîlerindir (takva sahiplerinindir).
28 / KASAS - 84
Men câe bil haseneti fe lehu hayrun minhâ ve men câe
bis seyyieti fe lâ yuczellezîne amilûs seyyiâti illâ mâ
kânû ya’melûn(ya’melûne).
Kim hasenat ile (pozitif dereceler ile) gelirse o taktirde
ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve kim seyyiat ile
(negatif dereceler ile) gelirse, işte o zaman kötü amel
yapanlar "yaptıklarından başkası (fazlası) ile
cezalandırılmazlar. (Derecat kaybedenlerin cezası
kazandıkları dereceler kaybettikleri derecelerden
çıkarıldıktan sonra kalan dereceşer kadardır.)
28 / KASAS - 85
İnnellezî farada aleykel kur’âne le râdduke ilâ
meâd(meâdin), kul rabbî a’lemu men câe bil hudâ ve men
huve fî dalâlin mubîn(mubînin).
Muhakkak ki Kur'ân'ı sana farz kılan, elbette seni dönülecek
yere döndürecek olandır. De ki: "Kiminhidayet ile
geldiğini ve kimin apaçık dalâlette
olduğunu, Rabbim daha iyi bilir."
28 / KASAS - 86
Ve mâ kunte tercû en yulkâ ileykel kitâbu illâ
rahmeten min rabbike fe lâ tekûnenne zahîren lil
kâfirîn(kâfirîne).
Ve Rabbin tarafından sadece bir rahmet olarak, bu kitabın
sana ilka edileceğini (ulaştırılacağını) sen ümit etmezdin.
Öyleyse sakın kâfirlere yardımcı olma!
28 / KASAS - 87
Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet
ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel
muşrikîn(muşrikîne).
Ve Sana indirildikten sonra, Allah'ın âyetlerinden sakın
seni alıkoymasınlar. Ve Rabbine davet et (Allah'a ulaşmaya
çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
28 / KASAS - 88
Ve lâ ted’u meallâhi ilâhen âhar(âhara), lâ ilâhe
illâ hû(hûve), kullu şey’in hâlikun illâ
vecheh(vechehu), lehul hukmu ve ileyhi
turceûn(turceûne).
Ve Allah ile beraber başka bir İlâh'a dua etme (ibadet
etme). O'ndan başka İlâh yoktur. O'nun Zat'ı hariç herşey
helâk olucudur. Hüküm O'nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz. |