|
17 / İSRA - 1
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil
harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li
nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i
Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya
yürüten Allah, Sübhan'dır (bütün noksanlıklardan
münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.
17 / İSRA - 2
Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî
isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ(vekîlen).
Ve Musa (A.S)'a kitap verdik. Ve O'nu, “Benden (Allah'tan)
başkasını vekil edinmeyin (tevekkül etmeyin).” diye
İsrailoğullarına hidayetçi
kıldık.
17 / İSRA - 3
Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne
abden şekûrâ(şekûren).
(Ey) Nuh (A.S) ile beraber taşıdıklarımızın zürriyyeti
(onların soyundan olanlar)! Muhakkak ki O (Nuh A.S), çok
şükreden bir kul idi.
17 / İSRA - 4
Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne
fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâ(kebîren).
İsrailoğullarına kitapta (Tevrat'ta), “Yeryüzünde iki kere
fesat çıkaracaksınız.” diye bildirdik. Ve gerçekten, büyük
bir üstünlükle gâlip geleceksiniz.
17 / İSRA - 5
Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ
ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyâr(diyâri), ve kâne
va’den mef’ûlâ(mef’ûlen).
Artık ikisinden birincisinin vadesi (zamanı) geldiği zaman,
(çok çetin) kuvvet sahibi kullarımızı sizin üzerinize
gönderdik. Böylece evlerin aralarına girip (sizi) aradılar
ve vaadedilen, yapılmış oldu.
17 / İSRA - 6
Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum
bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrâ(nefîren).
Sonra sizi, onlara karşı tekrar (yeniden zafere) döndürdük.
Mallarla ve oğullarla, size imdat (yardım) ettik. Ve sizi,
nefer (cemaat) olarak daha çok kıldık.
17 / İSRA - 7
İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe
lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li
yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li
yutebbirû mâ alev tetbîrâ(tetbîren).
Eğer ahsen davranırsanız, kendi nefsiniz için en iyisi olur.
Eğer kötü davranırsanız, artık (o da) ona (nefsinize)
aittir. Böylece sonrakinin (ikinci fesadınızın) vadesi
geldiği zaman yüzünüzü karartsınlar ve mescide ilk defa
girdikleri gibi girsinler. Ve üstünlük sağladığınız şeyleri
mahvedip, helâk etsinler (yok etsinler).
17 / İSRA - 8
Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve
cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâ(hasîren).
Rabbinizin size rahmet (merhamet) etmesi umulur. Ve şâyet
siz (fesada) dönerseniz, Biz de (cezalandırmaya) döneriz. Ve
cehennemi, kâfirler için kuşatıcı kıldık.
17 / İSRA - 9
İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve
yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne
lehum ecren kebîrâ(kebîren).
Muhakkak ki Bu Kur'ân, en kuvvetli olanı hidayete
erdirir (Allah'a ulaştırır). Ve amilüssalihat (nefsi ıslâh
edici ameller) yapan mü'minlere, onlar için büyük ecir
olduğunu müjdeler.
17 / İSRA - 10
Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum
azâben elîmâ(elîmen).
Ve onlar, muhakkak ki ahirete (Allah'a mülâki olmaya ve
kıyâmet gününe) inanmayan (kalplerinde îmân yazmayan)
kimselerdir. Onlar için elîm azap hazırladık.
17 / İSRA - 11
Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve
kânel insânu acûlâ(acûlen).
İnsan, (sanki) onun duası hayırmış (gibi) şerre dua eder.
İnsan, çok aceleci olmuştur.
17 / İSRA - 12
Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ
âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li
tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne
vel hisâb(hisâbe), ve kulle şey’in fassalnâhu
tafsîlâ(tafsîlen).
Senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için geceyi ve
gündüzü iki âyet (vasıta, alâmet) kıldık. Gecenin âyetini
(belirtisini) (gecenin içindekileri) görünmez kıldık.
Rabbinizden fazl istemeniz için gündüzün âyetini
(belirtisini) (gündüzün içindekileri) görünür kıldık. Ve
herşeyi detaylı olarak tafsil ettik (açıkladık).
17 / İSRA - 13
Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî
unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben
yelkâhu menşûrâ(menşûren).
Bütün insanların kuşunu (kazandıkları ve kaybettikleri
dereceleri) boynunda bağladık (boynuna astık). Ve kıyâmet
günü ona, neşredilmiş kitabı (üç boyutlu olarak boşlukta
oynayan hayat filmini) çıkarırız.
17 / İSRA - 14
Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme
aleyke hasîbâ(hasîben).
Kitabını oku (hayat filmini izle)! Bugün hasib (hesap
görücü) olarak (hayat filmindeki) nefsin(in cennete veya
cehenneme gideceğini gösteren negatif ve pozitif
derecelerinin neticeleri) sana kâfi oldu.
17 / İSRA - 15
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve
men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru
vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ
neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete
erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği
için) hidayete
erer. Öyleyse kimdalâlette
ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette
kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir
başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl
göndermedikçe azap edici olmadık.
17 / İSRA - 16
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe
fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ
tedmîrâ(tedmîren).
Bir ülkeyi helâk etmek istediğimiz zaman onun (o ülkenin)
mutrafilerine (refah içinde olan ileri gelenlerine,
zenginlerine) emrettik. Buna rağmen orada fesat çıkardılar.
Böylece (Allah'ın) söz(ü) üzerlerine hak oldu. Ve onu (o
ülkeyi ve halkını) helâk ederek, yok ettik (dumura
uğrattık).
17 / İSRA - 17
Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûh(nûhin) ve
kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren
basîrâ(basîren).
Nuh (A.S)'tan sonra asırlarca nice nesiller helâk ettik. Ve
senin Rabbin, kullarının günahlarını gören ve (onlardan)
haberdar olarak kâfidir.
17 / İSRA - 18
Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu
li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme),
yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren).
Kim acele (bu dünyada acil) olarak isterse, istediğimiz
kimseye, dilediğimiz şeyi ona orada acele verdik. Sonra onu
cehennem ehli kıldık. Zemmedilmiş (ayıplanmış) ve
(rahmetten) kovulmuş olarak, ona (cehenneme) atılır.
17 / İSRA - 19
Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve
mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâ(meşkûren).
Kim mü'min olarak ahireti istedi ise ve onun (ahiret) için,
onun gerektirdiği şekilde çalıştı ise işte onların
çalışması, böylece meşkur (şükrün, karşılığını hakeden)
oldu.
17 / İSRA - 20
Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi
rabbik(rabbike), ve mâ kâne atâu rabbike
mahzûrâ(mahzûren).
Bunları herkese (dünyayı isteyene de ahireti isteyene de)
veririz. Ve bunlar, Rabbinin atâ (ihsan)larındandır.
Rabbinin atâları (ihsanları) mahzur (sınırlı, kısıtlı, men
edilmiş) değildir.
17 / İSRA - 21
Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve
lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu
tafdîlâ(tafdîlen).
Bak, nasıl onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.
Muhakkak ki ahiret, dereceler bakımından daha büyüktür ve
üstünlük bakımından da daha büyüktür.
17 / İSRA - 22
Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen
mahzûlâ(mahzûlen).
Allah ile beraber başka bir ilâh kılma! O zaman zemmedilmiş
(kınanmış) ve hor görülmüş olarak kalırsın.
17 / İSRA - 23
Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil
vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel
kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin
ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).
Rabbin, ondan başkasına kul olmamanızı ve anne ve babaya
ihsanla davranmanızı kaza etti (taktir etti, hükmetti). Eğer
ikisinden birisi veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa
onlara (ikisine) “öf” deme. Ve onları (ikisini) azarlama ve
onlara kerim (güzel, yumuşak) söz söyle!
17 / İSRA - 24
Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul
rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).
Ve onlara (ikisine), merhamet ederek ve tevazu ile kanat
ger! Ve “Rabbim, onların beni yetiştirdiği gibi ikisine de
merhamet et!” de.
17 / İSRA - 25
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû
sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).
Rabbiniz, nefslerinizde olanı (niyetinizi) daha iyi bilir.
Eğer salihler olursanız, o taktirde muhakkak ki O, evvab
olanlar (O'na yönelip, tövbe ederek ulaşanlar) için mağfiret
edici olur.
17 / İSRA - 26
Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve
lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren).
Akrabaya, miskinlere (çalışamayacak durumda olan
ihtiyarlara) ve yolda olanlara hakkını ver! Ve savurarak,
israf etme!
17 / İSRA - 27
İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve
kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki israf edenler (gereksiz yere savuranlar,
haksızlık ve fesat çıkarmak için kullananlar), şeytanların
kardeşleri oldular. Ve şeytan, Rabbine (karşı) çok nankör
oldu.
17 / İSRA - 28
Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike
tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).
Rabbinden ümit ettiğin rahmeti isterken, onlardan (mecbur
kalarak) yüz çevirirsen (bir şey veremezsen), o zaman onlara
yumuşak söz söyle!
17 / İSRA - 29
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ
tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen
mahsûrâ(mahsûren).
Ve boynuna elini bağlama (cimrilik yapma) ve hepsini açıp
saçma (israf etme)! Aksi halde kınanmış ve malı tükenmiş
olarak kalırsın.
17 / İSRA - 30
İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve
yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran
basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Rabbin, dilediğine rızkı genişletir ve
(ölçüsünü) taktir eder (daraltır). O, mutlaka kullarını
gören ve (onlardan) haberdar olandır.
17 / İSRA - 31
Ve lâ taktulû evlâdekum haşyete imlâk(imlâkın), nahnu
nerzukuhum ve iyyâkum, inne katlehum kâne hıt’en
kebîrâ(kebîren).
Yoksulluk korkusu ile evlâtlarınızı öldürmeyin! Onları ve
sizleri sadece Biz rızıklandırırız. Muhakkak ki onların
öldürülmesi, (kasıtla işlenen) büyük suç oldu.
17 / İSRA - 32
Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeh(fâhışeten),
ve sâe sebîlâ(sebîlen).
Ve zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, fuhuş (hayasızlık) ve kötü
bir yoldur.
17 / İSRA - 33
Ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil
hakk(hakkı), ve men kutile mazlûmen fe kad cealnâ li
veliyyihî sultânen fe lâ yusrif fîl katl(katli), innehu
kâne mensûrâ(mensûran).
Allah'ın haram kıldığı bir nefsi (kişiyi), haksız yere
öldürmeyin! Kim mazlum olarak (haksız yere) öldürülürse, o
taktirde onun velîsini sultan (hak sahibi) kıldık. Artık
öldürmede haddi aşmasın. Çünkü o, yardım görmüş olandır.
17 / İSRA - 34
Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu
hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfû bil ahd(ahdi),
innel ahde kâne mes’ûlâ(mes’ûlen).
En kuvvetli çağına (bulûğa) erişinceye kadar, yetimin malına
en güzel şekilde olmadıkça yaklaşmayın! Ve ahdi
ifa ediniz (yerine getiriniz)! Muhakkak ki ahd,
mes'ul (sorumlu) kılar.
17 / İSRA - 35
Ve evfûl keyle izâ kiltum vezinû bil kıstâsil
mustekîm(mustekîmi), zâlike hayrun ve ahsenu
te’vîlâ(te’vîlen).
Ve ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam ifa edin (yerine getirin)!
Doğru olarak ve adaletle (doğru ölçü ile) tartın! İşte bu,
daha hayırlı ve tevîl (yorum) bakımından daha güzeldir.
17 / İSRA - 36
Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilm(ilmun), innes
sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu
mes’ûlâ(mes’ûlen).
Ve (hakkında) ilmin olmayan bir şeyin ardına düşme (karışma)
(açıklamaya çalışma)! Muhakkak ki işitme, görme ve idrak,
onların hepsi, ondan (takfu'dan) mesul (sorumlu) oldu
(mesuldürler).
17 / İSRA - 37
Ve lâ temşi fîl ardı merehâ(merehan), inneke len
tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâ(tûlen).
Ve yeryüzünde azametle (gururla) yürüme! Muhakkak ki sen,
yeryüzünü asla tahrik edemezsin (hareket ettiremezsin). Ve
asla dağların boyuna erişemezsin (dağ kadar yüksek
olamazsın).
17 / İSRA - 38
Kullu zâlike kâne seyyiuhu inde rabbike
mekrûha(mekrûhen).
İşte bütün bu seyyiatler (derecat kaybettirici şeyler),
Rabbinin indinde (katında) mekruh (kerih) oldu.
17 / İSRA - 39
Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbuke minel
hikmeh(hikmeti), ve lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe
tulkâ fî cehenneme melûmen medhûrâ(medhûren).
İşte bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettiği
şeylerdendir. Allah ile beraber başka ilâh kılma (edinme)!
Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
17 / İSRA - 40
E fe asfâkum rabbukum bil benîne vettehaze minel
melâiketi inâsâ(inâsen), innekum le tekûlûne kavlen
azîmâ(azîmen).
Rabbiniz, oğulları size mi seçti ve meleklerden kadınlar
(kızlar) mı edindi? Muhakkak ki siz, gerçekten büyük söz
söylüyorsunuz.
17 / İSRA - 41
Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur’âni li yezzekkerû, ve
mâ yezîduhum illâ nufûrâ(nufûren).
Ve andolsun ki Biz, tezekkür (idrak) etsinler diye, bu
Kur'ân'da tekrar tekrar (hakikatleri) açıkladık. Oysa bu
(açıklamalar), nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı.
17 / İSRA - 42
Kul lev kâne meahû âlihetun kemâ yekûlûne izen
lebtegav ilâ zîl arşı sebîlâ(sebîlen).
De ki: “Eğer onların söyledikleri gibi onunla beraber
(başka) ilâhlar olsaydı, o zaman onlar da (başka ilâhlar da)
mutlaka arşın sahibine (ulaşmak için) bir yol ibtiga
ederlerdi (ararlardı).”
17 / İSRA - 43
Subhânehu ve teâlâ ammâ yekûlûne uluvven
kebîrâ(kebîren).
O (Allah), onların söylediklerinden Sübhan'dır (münezzehtir)
ve Üstün'dür, Yüce'dir, Büyük'tür.
17 / İSRA - 44
Tusebbihu lehus semâvâtus seb’u vel ardu ve men
fîhinn(fîhinne), ve in min şey’in illâ yusebbihu bi
hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne
halîmen gafûrâ(gafûren).
7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O'nu
(Allah'ı) tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen bir
şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkıh
edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz). Muhakkak ki
O; Hakîm'dir, Gafûr'dur (mağfiret edendir).
17 / İSRA - 45
Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve
beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben
mestûrâ(mestûren).
Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle
ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe)
inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin
üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir
perde koyduk).
17 / İSRA - 46
Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî
âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl
kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh
edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların
kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da
Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına
döndüler.
17 / İSRA - 47
Nahnu a’lemu bimâ yestemiûne bihî iz yestemiûne
ileyke ve iz hum necvâ iz yekûluz zâlimûne in tettebiûne
illâ raculen meshûrâ(meshûran).
Onların dinledikleri şeyi ve seni dinliyorlarken, zalimlerin
“Büyülenmiş bir adama tâbî oluyorsunuz.” diyerek
fısıldaştıklarını Biz çok iyi biliyoruz.
17 / İSRA - 48
Unzur keyfe darabû lekel emsâle fe dallû fe lâ
yestetîûne sebîlâ(sebîlen).
Bak, senin için nasıl misaller getirdiler (sana büyülenmiş,
mecnun, deli, şair dediler) ve böylecedalâlette
kaldılar. Artık yola (Sıratı Mustakîm'e) ulaşmaya güçleri
yetmez.
17 / İSRA - 49
Ve kâlû e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le
meb’ûsûne halkan cedîdâ(cedîden).
Ve “Biz, kemik ve kırıntı (ufalanmış toprak) olduğumuz zaman
mı? Gerçekten biz, mutlaka yeni bir yaratılışla mı beas
edileceğiz (diriltileceğiz)?” dediler.
17 / İSRA - 50
Kul kûnû hicâreten ev hadîdâ(hadîden).
De ki: “Taş veya demir olun (olsanız bile)!”
17 / İSRA - 51
Ev halkan mimmâ yekburu fî sudûrikum, fe se yekûlûne
men yuîdun(yuîdunâ), kulillezî fetarakum evvele
merreh(merretin), fe se yungıdûne ileyke ruûsehum ve
yekûlûne metâ hûv(hûve), kul asâ en yekûne
karîbâ(karîben).
“Veya gönlünüzde büyüyen (daha büyük ve çok kuvvetli, güçlü
olarak hayal ettiğiniz) başka bir yaratılış olsun. O zaman
da bizi, kim (hayata) geri çevirecek?” diyecekler. “Sizi ilk
defa yaratan.” de! Bunun üzerine sana başlarını (alaylı bir
tarzda) sallayarak: “O, ne zaman?” diyecekler. De ki:
“(Onun) yakın olması muhtemeldir.”
17 / İSRA - 52
Yevme yed’ûkum fe testecîbûne bi hamdihî ve tezunnûne
in lebistum illâ kalîlâ(kalîlen).
(Allah'ın) sizi çağıracağı gün, hemen O'nun hamdi ile (O'na
hamd ile) icabet edeceksiniz. Ve ancak (kabirde) pek az
kaldığınızı zannedeceksiniz.
17 / İSRA - 53
Ve kul li ibâdî yekûlûlletî hiye ahsen(ahsenu), inneş
şeytâne yenzegu beynehum, inneş şeytâne kâne lil insâni
aduvven mubînâ(mubînen).
Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak
ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak
ki o, insana apaçık düşmandır.
17 / İSRA - 54
Rabbukum a’lemu bikum, in yeşa’ yerhamkum ev in yeşa’
yuazzibkum, ve mâ erselnâke aleyhim vekîlâ(vekîlen).
Rabbiniz, sizi iyi bilir. Dilerse size rahmet eder (Rahîm
esması ile tecelli eder) veya dilerse size azap eder. Ve
seni, onlara vekil olarak göndermedik.
17 / İSRA - 55
Ve rabbuke a’lemu bi men fîs semâvâti vel ard(ardı),
ve lekad faddalnâ ba’dan nebiyyîne alâ ba’dın ve âteynâ
dâvude zebûrâ(zebûren).
Ve Rabbin, semalarda (7 kat göklerde) ve yeryüzünde olan
kimseleri iyi bilir. Andolsun ki bir kısım nebîleri,
diğerlerine üstün kıldık. Ve Dâvud (a.s)'a Zebur'u verdik.
17 / İSRA - 56
Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnihî fe lâ yemlikûne
keşfed durri ankum ve lâ tahvîlâ(tahvîlen).
(Onlara) de ki: “O'ndan (Allah'tan) başka (ilâh edinerek)
zanda bulunduklarınızı çağırın.” Oysa onlar, sizden bir
darlığı giderme ve onu değiştirme gücüne malik (sahip)
değillerdir.
17 / İSRA - 57
Ulâikellezîne yed’ûne yebtegûne ilâ rabbihimul
vesîlete eyyuhum akrebu ve yercûne rahmetehu ve yehâfûne
azâbeh(azâbehu), inne azâbe rabbike kâne
mahzûrâ(mahzûren).
İşte o çağırdıkları (da), kendi Rab'lerine “onların hangisi
daha yakındır” diye (O'na en yakın) vesileyi ararlar ve
O'nun rahmetini ümit ederler, O'nun azabından korkarlar.
Muhakkak ki Rabbinin azabı, hazer edilendir (korkulandır).
17 / İSRA - 58
Ve in min karyetin illâ nahnu muhlikûhâ kable yevmil
kıyâmeti ev muazzibûhâ azâben şedîdâ(şedîden), kâne
zâlike fîl kitâbi mestûrâ(mestûran).
Eğer bir şehir (helâk olacaksa), kıyâmet gününden önce onun
helâk edicisi ancak Biziz. Veya onun (şehir halkının)
şiddetli azap edicisi Biziz. İşte bu, Kitap'ta yazılıdır.
17 / İSRA - 59
Ve mâ meneanâ en nursile bil âyâti illâ en kezzebe
bihel evvelûn(evvelûne), ve âteynâ semûden nâkate
mubsıraten fe zalemû bihâ, ve mâ nursilu bil âyâti illâ
tahvîfâ(tahvîfen).
Bizim âyet (mucize) göndermemize mani olan şey, ancak
evvelkilerin onu (mucizeleri) yalanlamış olmalarıdır. Semud
kavmine (gözle) görünen (bir mucize olarak) dişi deve
verdik. Sonra ona zulmettiler. Ve Biz, âyetleri
(mucizeleri), korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz.
17 / İSRA - 60
Ve iz kulnâ leke inne rabbeke ehâta bin nâs(nâsi), ve
mâ cealner ru’yâlletî ereynâke illâ fitneten lin nâsi
veş şeceretel mel’ûnete fîl kur’ân(kur’âni), ve
nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen
kebîrâ(kebîren).
Rabbinin, insanları muhakkak (rahmeti ve ilmiyle) ihata
ettiğini (kapladığını) sana söylemiştik. Sana (kalp gözü
ile) gösterdiğimiz o rüyeti ve Kur'ân-ı Kerim'deki
lânetlenmiş ağacı (zakkum ağacı), insanlara sadece fitne
(imtihan) kıldık. Ve Biz, onları korkutuyoruz. Fakat (bu)
onların büyük azgınlıklarından (büyük günahlarından) başka
bir şeyi arttırmıyor.
17 / İSRA - 61
Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû
illâ iblîs(iblîse), kâle e escudu li men halakte
tînâ(tînen).
Ve meleklere: “Âdem (A.S)'a secde edin!” dediğimiz zaman
iblis hariç hemen secde ettiler. (İblis): “Ben, senin
topraktan yarattığın kimseye mi secde edeyim?” dedi.
17 / İSRA - 62
Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aley(aleyye), le
in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne
zurriyyetehû illâ kalîlâ(kalîlen).
(İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden
daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu
mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen
(ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç,
mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.”
17 / İSRA - 63
Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme
cezâukum cezâen mevfûrâ(mevfûren).
(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana
tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir
ceza olarak cehennemdir.”
17 / İSRA - 64
Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib
aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli
vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ
gurûrâ(gurûren).
“Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve
yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket).
Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan
şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan
başka bir şey değildir.
17 / İSRA - 65
İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve
kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın
(yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak
kâfidir (yeter).
17 / İSRA - 66
Rabbukumullezî yuzcî lekumul fulke fîl bahri li
tebtegû min fadlih(fadlihî), innehu kâne bi kum
rahîmâ(rahîmen).
Sizin Rabbiniz ki; O, onun fazlından (nasip) arayasınız diye
denizde gemileri sizin için sevkeder (yüzdürür). Çünkü O,
size rahmet edicidir.
17 / İSRA - 67
Ve izâ messekumud durru fîl bahri dalle men ted’ûne
illâ iyyâh(iyyâhu), fe lemmâ neccâkum ilel berri
a’radtum, ve kânel insânu kefûrâ(kefûren).
Ve size, denizde bir darlık (tehlike) dokunduğu zaman,
sadece o hariç, dua ettikleriniz sapıp gider. Fakat sizi,
karaya çıkarınca (kurtarınca) yüz çevirirsiniz. Ve insan çok
nankördür.
17 / İSRA - 68
E fe emintum en yahsife bikum cânibel berri ev
yursile aleykum hâsiben summe lâ tecidû lekum
vekîlâ(vekîlen).
Öyleyse sizi, kara tarafında yere geçirmesinden
(geçirmeyeceğinden) veya sizin üzerinize, taş yağdıran bir
fırtına göndermesinden (göndermeyeceğinden) emin mi oldunuz?
Sonra sizin için bir vekil (koruyucu) bulamazsınız.
17 / İSRA - 69
Em emintum en yuîdekum fîhi târeten uhrâ fe yursile
aleykum kâsıfen miner rîhı fe yugrikakum bimâ kefertum
summe lâ tecidû lekum aleynâ bihî tebîâ(tebîan).
Başka bir sefer sizi oraya (geri) döndürmesinden böylece
sizin üzerinize kâsif (şiddetli, deviren) bir fırtına
gönderip, inkârlarınızdan dolayı sizi (denizde) boğmasından
emin mi oldunuz? Sonra Bize karşı (boğulmamanız) için (sizi
koruyacak) bir yardımcı bulamazsınız.
17 / İSRA - 70
Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri
vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum
alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen).
Ve andolsun ki; Âdemoğlunu kerem sahibi (şerefli) kıldık.
Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden
rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın çoğundan fazilet
(açısından) üstün kıldık.
17 / İSRA - 71
Yevme ned’û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye
kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ
yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile
çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece
kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez
(haksızlığa uğratılmaz).
17 / İSRA - 72
Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe huve fîl âhıreti a’mâ
ve edallu sebîlâ(sebîlen).
Ve burada (bu dünyada), kim kör ise artık o ahirette de
kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.
17 / İSRA - 73
Ve in kâdû le yeftinûneke anillezî evhaynâ ileyke li
tefteriye aleynâ gayreh(gayrehu) ve izen lettehazûke
halîlâ(halîlen).
Ve neredeyse sana vahyettiğimiz şeyden başkası ile Bize
iftira etmen için gerçekten seni fitneye düşürüyorlardı. Ve
o taktirde seni mutlaka dost edinirlerdi.
17 / İSRA - 74
Ve lev lâ en sebbetnâke lekad kidte terkenu ileyhim
şey’en kalîlâ(kalîlen).
Ve seni sebat ettirmeseydik, andolsun ki sen, onlara biraz
meylederdin.
17 / İSRA - 75
İzen le ezaknâke di’fal hayâti ve di’fal memâti summe
lâ tecidu leke aleynâ nasîrâ(nasîran).
O taktirde, elbette hayatın ve ölümün di'fasını
(sıkıntılarını, üzüntülerini, acılarını) kat kat sana
tattırırdık. Sonra senin için Bize karşı bir yardımcı
bulunmazdı.
17 / İSRA - 76
Ve in kâdû le yestefizzûneke minel ardı li yuhricûke
minhâ ve izen lâ yelbesûne hilâfeke illâ
kalîlâ(kalîlen).
Neredeyse gerçekten, seni dünyada bulunduğun yerden çıkarmak
için tedirgin ediyorlardı (edeceklerdi). Ve eğer öyle
olsaydı, onlar da senden sonra sadece az bir süre
kalabilirlerdi.
17 / İSRA - 77
Sunnete men kad erselnâ kableke min rusulinâ ve lâ
tecidu li sunnetinâ tahvîlâ(tahvîlen).
Senden önce de gönderdiğimiz resûllerimizin sünneti
(sünnetullah: Allah'ın kanunu) budur. Ve sünnetimizde
(kanunumuzda) bir değişiklik bulamazsın.
17 / İSRA - 78
Ekımis salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve
kur’ânel fecr(fecri), inne kur’ânel fecri kâne
meşhûdâ(meşhûden).
Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl.
Fecrin Kur'ân'ını (fecr vakti okunan Kur'ân'ı) ikame et
(yerine getir)! Çünkü fecrin Kur'ân'ı şahitlidir.
17 / İSRA - 79
Ve minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lek(leke),
asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ(mahmûden).
Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nafile (ilâve) olarak
O'nunla (Kur'ân'la) teheccüd namazı kıl! Rabbinin seni
Makam-ı Mahmut'a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.
17 / İSRA - 80
Ve kul rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî
muhrece sıdkın vec’al lî min ledunke sultânen
nasîrâ(nasîren).
Ve de ki: “Rabbim beni sıdk ile dahil et ve beni sıdk ile
çıkar. Ve bana senin katından (gizli ilminden) bir yardımcı
sultan kıl.”
17 / İSRA - 81
Ve kul câel hakku ve zehekal bâtıl(bâtılu), innel
bâtıle kâne zehûkâ(zehûkan).
De ki: “Hak geldi, bâtıl zail oldu (yok oldu). Muhakkak ki
bâtıl yok olacaktır (yok olmaya mahkûmdur).”
17 / İSRA - 82
Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun
lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ
hasârâ(hasâran).
Kur'ân'dan indirdiğimiz şeyler, mü'minler için şifadır ve
rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını (kaybettiği
dereceleri) arttırır.
17 / İSRA - 83
Ve izâ en’amnâ alel insâni a’rada ve neâbi
cânibih(cânibihî), ve izâ messehuş şerru kâne
yeûsâ(yeûsen).
Ve insanı ni'metlendirdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan
çizerek uzaklaşır. Ve ona bir şerr dokunduğu zaman yeise
düşer.
17 / İSRA - 84
Kul kullun ya’melu alâ şâkiletih(şâkiletihî), fe
rabbukum a’lemu bi men huve ehdâ sebîlâ(sebîlen).
De ki: “Herkes kendi şekline (hüviyetine, karakterine) göre
amel eder.” Öyleyse kimin daha çokhidayet yolunda
olduğunu en iyi Rabbiniz bilir.
17 / İSRA - 85
Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri
rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.”
Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.
17 / İSRA - 86
Ve lein şi’nâ le nezhebenne billezî evhaynâ ileyke
summe lâ tecidu leke bihî aleynâ vekîlâ(vekîlen).
Ve eğer Biz dileseydik, sana vahyettiklerimizi mutlaka
giderirdik (silip yok ederdik). Sonra onu (yok etmememiz
için) Bize karşı sana (seni müdafaa edecek) bir vekil
bulamazsın.
17 / İSRA - 87
İllâ rahmeten min rabbik(rabbike), inne fadlehu kâne
aleyke kebîrâ(kebîren).
(Bu) sadece Rabbinden bir rahmettir. Muhakkak ki O'nun
(Rabbinin), senin üzerindeki fazlı büyüktür.
17 / İSRA - 88
Kul leinictemeâtil insu vel cinnu alâ en ye’tû bi
misli hâzel kur’âni lâ ye’tûne bi mislihî ve lev kâne
ba’duhum li ba’dın zahîrâ(zahîran).
De ki: “Eğer ins ve cin (insanlar ve cinler) bu Kur'ân'ın
bir benzerini getirmek için içtima etseler (biraraya
gelseler); onların bir kısmı, bir kısmına yardımcı olsa bile
onun bir benzerini getiremezler.”
17 / İSRA - 89
Ve lekad sarrafnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli
meselin fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâ(kufûran).
Ve andolsun ki Biz, bu Kur'ân'da bütün meselelerden
(misallerden) açıklama yaptık. Buna rağmen insanların çoğu
sadece inkâr ederek direndi.
17 / İSRA - 90
Ve kâlû len nu’mine leke hattâ tefcure lenâ minel
ardı yenbûâ(yenbûan).
Ve dediler ki: “Sen, bize yerden bir memba (pınar)
çıkarmadıkça (fışkırtmadıkça) sana asla inanmayız.”
17 / İSRA - 91
Ev tekûne leke cennetun min nahîlin ve inebin fe
tufeccirel enhâre hılâlehâ tefcîrâ(tefcîren).
Veya senin, hurma ve üzüm bağlarından bir bahçen olsun. Öyle
ki onun aralarından, fışkırarak akan nehirler akıt (çıkar).
17 / İSRA - 92
Ev tuskıtas semâe kemâ zeamte aleynâ kisefen ev
te’tiye billâhi vel melâiketi kabîlâ(kabîlen).
Veya iddia ettiğin gibi semayı parça parça üzerimize
düşürürsün. Veya Allah'ı ve melekleri açıkça (karşımıza)
getirirsin.
17 / İSRA - 93
Ev yekûne leke beytun min zuhrufin ev terkâ fîs
semâ(semâi), ve len nu’mine li rukıyyike hattâ tunezzile
aleynâ kitâben nakreuh(nakreuhu), kul subhâne rabbî hel
kuntu illâ beşeren resûlâ(resûlen).
Veya senin altından bir evin olsun veya semaya yüksel. Bize
okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine
(miracına) asla inanmayız. De ki: “Benim Rabbim, Sübhan'dır
(O, noksan sıfatlardan münezzehtir). Ben, insan resûlden
başka bir şey miyim?”
17 / İSRA - 94
Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ illâ
en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâ(resûlen).
Onlara hidayet geldiği
zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü
gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.
17 / İSRA - 95
Kul lev kâne fîl ardı melâiketun yemşûne mutmainnîne
le nezzelnâ aleyhim mines semâi meleken resûlâ(resûlen).
De ki: “Eğer yeryüzünde mutmain olarak yürüyenler melekler
olsaydı, elbette onlara semadan melek resûl indirirdik.”
17 / İSRA - 96
Kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum, innehu
kâne bi ıbâdihî habîren basîrâ(basîren).
De ki: “Benimle sizin aranızda, Allah şahit olarak yeter.”
Muhakkak ki O, kullarından haberdar olandır, (onları)
görendir.
17 / İSRA - 97
Ve men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men
yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnih(dûnihî), ve
nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen
ve summâ(summen), me’vâhum cehennem(cehennemu), kullemâ
habet zidnâhum saîrâ(saîren).
Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete
ermiştir. Ve kimi dalâlette
bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar
için O'ndan (Allah'tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet
günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek)
haşrederiz. Onların me'vası (kalacakları yer) cehennemdir.
Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli
ateşi) arttırdık (arttırırız).
17 / İSRA - 98
Zâlike cezâuhum bi ennehum keferû bi âyâtinâ ve kâlû
e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le meb’ûsûne halkan
cedîdâ(cedîden).
İşte bu, onların âyetlerimizi inkâr etmelerinden ve “Biz
kemik ve toz haline gelmiş (toprak) olduğumuz zaman mı? Biz
mi gerçekten yeni (bir) yaratılışla mutlaka beas edileceğiz
(diriltileceğiz)?” demeleri sebebiyle onların cezasıdır.
17 / İSRA - 99
E ve lem yerev ennallâhellezî halakas semâvâti vel
arda kâdirun alâ en yahluka mislehum ve ceale lehum
ecelen lâ reybe fîh(fîhi), fe ebâz zalimûne illâ
kufûrâ(kufûren).
Ve onlar; Allah'ın, semaları ve yeryüzünü yarattığını ve
onların bir mislini daha yaratmaya kaadir (muktedir)
olduğunu görmüyorlar mı? Onlar için, onda (hakkında) şüphe
olmayan bir ecel kıldı (belli bir süre taktir etti). Buna
rağmen zulmedenler, sadece inkâr ederek direndiler.
17 / İSRA - 100
Kul lev entum temlikûne hazâine rahmeti rabbî izen le
emsektum haşyetel infâk(infâkı), ve kânel insânu
katûrâ(katûren).
De ki: “Eğer siz, Rabbimin rahmet hazineleri(ne) malik (sahip)
olsaydınız, o zaman infâk (harcanıp tükenecek) korkusu ile
(onu) mutlaka (elinizde) tutardınız.” İnsan çok cimridir.
17 / İSRA - 101
Ve lekad âteynâ musa tis’a âyâtin beyyinâtin fes’el
benî isrâîle iz câehum fe kâle lehu fir’avnu innî le
ezunnuke yâ musa meshûrâ(meshûren).
Andolsun Biz, Musa (A.S)'a apaçık 9 âyet (mucize) verdik.
Bunları benî İsraile (İsrailoğullarına) sor. Onlara (Musa
A.S) gelmişti. O zaman firavun şöyle demişti: “Ey Musa! Ben,
sana mutlaka sihir yapıldığına kesin şekilde inanıyorum.”
17 / İSRA - 102
Kâle lekad alimte mâ enzele hâulâi illâ rabbus
semâvâti vel ardı basâir(basâire), ve innî le ezunnuke
yâ fir’avnu mesbûrâ(mesbûran).
““Andolsun bunları (9 mucizeyi), görünür bir şekilde,
semaların ve arzın Rabbinden başkasının indirmediğini sen
biliyordun. Ve ey firavun! Muhakkak ki ben, senin helâk
olacağına kesin şekilde inanıyorum.” dedi.
17 / İSRA - 103
Fe erâde en yestefizzehum minel ardı fe agraknâhu ve
men meahu cemîâ(cemîan).
Bundan sonra onları arzdan (bulundukları yerden) çıkarmak
istedi. Bunun üzerine Biz, onu ve beraberindekilerin hepsini
boğduk.
17 / İSRA - 104
Ve kulnâ min ba’dihî li benî isrâîleskunûl arda fe
izâ câe va’dul âhıreti ci’nâ bikum lefîfâ(lefîfen).
Ondan sonra benî İsraile, “Arzda (orada) iskân olun
(yerleşin)!” dedik. Ahiretin vadesi (vaadi) gelince sizi
biraraya getireceğiz.
17 / İSRA - 105
Ve bil hakkı enzelnâhu ve bil hakkı nezel(nezele), ve
mâ erselnâke illâ mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
Ve Hakk'ı (Kur'ân'ı), O'nu, Biz indirdik. Ve Hakk ile indi.
Seni, müjdeleyici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için
göndermedik.
17 / İSRA - 106
Ve kur’ânen faraknâhu li takreehu alen nâsi alâ
muksin ve nezzelnâhu tenzîlâ(tenzîlen).
Ve Kur'ân-ı Kerim; onu kısımlara (sure sure ve âyet âyet)
ayırdık. İnsanlara, onu muksin olarak (uzun sürede) okuman
için tenzîlen (kısımlara ayırıp, uzun sürede okunabilecek
şekilde), bir indirişle indirdik.
17 / İSRA - 107
Kul âminû bihî ev lâ tu’minû, innellezîne ûtul ilme
min kablihî izâ yutlâ aleyhim yahırrûne lil ezkâni
succedâ(succeden). (SECDE ÂYETİ)
De ki: “O'na inanılsın veya inanılmasın, O'ndan önce
kendilerine ilim verilen kimseler, onlara (Kur'ân'ın secde
âyetleri) okunduğu zaman, secde ederek çeneleri (alınları)
üstüne kapanırlar.”
17 / İSRA - 108
Ve yekûlûne subhâne rabbinâ in kâne va’du rabbinâ le
mef’ûlâ(mef’ûlen).
Ve derler ki: “Rabbimiz, Sübhan'dır (herşeyden münezzehtir).
Eğer Rabbimiz vaadettiyse, (o) mutlaka ifa edilmiştir.”
17 / İSRA - 109
Ve yahırrûne lil ezkâni yebkûne ve yezîduhum
huşûâ(huşûan).
Ve çeneleri (alınları) üstüne kapanırlar. Ve huşûları
artarak ağlarlar.
17 / İSRA - 110
Kulid’ullâhe evid’ur rahmân(rahmâne), eyyen mâ ted’û
fe lehul esmâul husnâ, ve lâ techer bi salâtike ve lâ
tuhâfit bihâ vebtegı beyne zâlike sebîlâ(sebîlen).
De ki: “Allah diye çağırın veya Rahmân diye çağırın. Nasıl
çağırırsanız hepsi O'nun Esmaül Hüsnası'dır (Allah'ın en
güzel isimleridir).” Namazında (sesini) yükseltme ve onu
(sesini) alçaltma. Bu ikisi arasında bir yol tut.
17 / İSRA - 111
Ve kulil hamdu lillâhillezî lem yettehız veleden ve
lem yekun lehu şerîkun fîl mulki ve lem yekun lehu
veliyyun minez zulli ve kebbirhu tekbîrâ(tekbîren).
Ve de ki: “Hamd, çocuk edinmeyen Allah'a mahsustur ve O'nun
mülkte ortağı olmamıştır (yoktur). Ve (O, zillete düşmez)
O'nun, Kendisini zilletten (kurtaracak) bir dosta (ihtiyacı)
yoktur.” O'nu tekbir ile (üstün kılarak) yücelt (büyüklüğünü
ifade et). |