|
14 / İBRÂHÎM - 1
Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li
tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni
rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
Elif lâm râ. Rab'lerinin izni ile insanları
karanlıklardan nura; Azîz, Hamîd olanın yoluna
çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır.
14 / İBRÂHÎM - 2
Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl
ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin
şedîd(şedîdin).
O Allah ki; semalarda ve yeryüzünde ne varsa
O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay
haline.
14 / İBRÂHÎM - 3
Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel
âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ
ivecâ(ivecen), ulâike fî dalâlin baîd(baîdin).
Onlar, dünya hayatını ahiret hayatına tercih
ederler. Ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Ve onu
eğriltmek isterler. İşte onlar, uzak bir dalâlet içindedirler.
14 / İBRÂHÎM - 4
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni
kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men
yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul
hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin
lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi
lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse
Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri)dalâlette
bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete
erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.
14 / İBRÂHÎM - 5
Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric
kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum
bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le
âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
Andolsun ki; Biz Musa (A.S)'ı: “Kavmini
karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın
günlerini hatırlat (onlara Allah'ın günleri boyunca
zikrettir).” diye âyetlerimizle (delillerimizle,
mucizelerimizle) gönderdik. Muhakkak ki; bunda
şükredip, sabredenlerin hepsi için âyetler
(deliller) vardır.
14 / İBRÂHÎM - 6
Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi
aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum
sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne
nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum
azîm(azîmun).
Ve Musa (A.S) kavmine şöyle demişti: “Allah'ın
üzerinizdeki ni'metini hatırlayın! Sizi firavun
ailesinden (hanedanından) kurtarmıştı. Sizi azabın
en kötüsüne maruz bırakıyorlar ve oğullarınızı
öldürüyorlar (boğazlıyorlar) ve kadınlarınızı sağ
bırakıyorlardı. Bunlarda Rabbinizden büyük bir
imtihan vardır.
14 / İBRÂHÎM - 7
Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le
ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le
şedîd(şedîdun).
Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer
şükrederseniz (ni'metlerinizi) artırırız, eğer
küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım
şiddetlidir.
14 / İBRÂHÎM - 8
Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı
cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd(hamîdun).
Musa (A.S) şöyle dedi: “Eğer siz ve yeryüzünde
bulunanların hepsi, inkâr etseniz (bile) muhakkak
ki; Allah Gani (şükrünüze muhtaç değil)dir,
Hamîd'dir.
14 / İBRÂHÎM - 9
E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum
kavmi nûhın ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne
min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh(illallâhu),
câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû
eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi
mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ
ted’ûnenâ ileyhi murîb(murîbin).
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad kavminin ve
Semud kavminin ve onlardan sonra gelenlerin haberi
size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilemez.
Onların resûlleri, onlara beyyinelerle (delillerle)
geldiler. Fakat onlar, ellerini ağızlarına
götürdüler (öfkelendiler). Ve şöyle dediler:
“Gerçekten biz onunla gönderildiğiniz şeyi inkâr
ettik. Ve muhakkak ki; biz, bizi kendisine (ona)
davet ettiğiniz şeye karşı tereddüt ediyoruz, şüphe
içindeyiz.”
14 / İBRÂHÎM - 10
Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs
semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire
lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin
musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun
mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu
âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
Onların resûlleri şöyle dedi: “Semaları ve arzı
yaratan Allah hakkında mı şüphedesiniz? Sizi,
günahlarınızı mağfiret etmek için davet ediyor ve
sizi belli bir zamana kadar tehir ediyor (mühlet
veriyor)”. Onlar da şöyle dediler: “Siz ancak bizim
gibi bir beşersiniz. Babalarımızın ibadet etmiş
olduğu şeylerden bizi alıkoymak (engellemek)
istiyorsunuz. Öyleyse bize açıkça bir mucize
getirin!”
14 / İBRÂHÎM - 11
Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun
mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu
min ibâdih(ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en
ne’tiyekum bi sultânin illâ bi
iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fel
yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Onlara resûlleri şöyle dedi: “Biz de ancak sizin
gibi beşeriz (insanız). Fakat Allah, kullarından
dilediğini ni'metlendirir. Bizim, Allah'ın izni
olmaksızın, bir sultan (mucize, delil) getirmemiz
olamaz. Artık mü'minler Allah'a tevekkül etsinler.”
14 / İBRÂHÎM - 12
Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad
hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ
âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil
mutevekkilûn (mutevekkilûne).
Ve biz niçin Allah'a tevekkül etmeyelim? Bizi,
yollarımıza hidayet etmiştir
(ulaştırmıştır). Sizin bize yaptığınız eziyetlere
elbette sabredeceğiz. Artık tevekkül edenler,
Allah'a tevekkül etsinler.
14 / İBRÂHÎM - 13
Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le
nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî
milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le
nuhlikennez zâlimîn(zâlimîne).
Kâfirler, resûllerine dediler ki: “Sizi mutlaka
arzımızdan (ülkemizden) çıkaracağız veya mutlaka
bizim dînimize döneceksiniz.” Bunun üzerine onlara
Rab'leri: “Mutlaka zalimleri helâk edeceğiz.” diye
vahyetti.
14 / İBRÂHÎM - 14
Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim,
zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd(vaîdi).
Sizi onlardan sonra mutlaka yeryüzünde
yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan ve tehditimden
(vaadimden) korkan kimse içindir.
14 / İBRÂHÎM - 15
Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin
anîd(anîdin).
(Resûller) fetih istediler
ve bütün zorba inatçılar kaybettiler.
14 / İBRÂHÎM - 16
Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin
sadîd(sadîdin).
Onun arkasında cehennem vardır ve irinli sudan
içirilir.
14 / İBRÂHÎM - 17
Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve
ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi
meyyit(meyyitin), ve min verâihî azâbun
galîz(galîzun).
Onu yutmaya çalışacak ve (fakat) onu boğazından
kolayca geçiremeyecek. Bütün mekânlardan ona ölüm
(öldürücü sebepler) gelecek ve (fakat) o ölemeyecek
(ölmek istediği halde ölmesi mümkün olmayacak). Ve
onun arkasından galiz (ağır) bir azap vardır.
14 / İBRÂHÎM - 18
Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke
remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin
âsıf(âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ
şey’(şey’in), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Rab'lerini inkâr edenlerin amellerinin durumu,
şiddetli rüzgârın savurduğu kül gibidir. İktisab
ettiklerinden (kazandıklarından) bir şeye kaadir
olamazlar. İşte o “uzak dalâlet”tir.
14 / İBRÂHÎM - 19
E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel
arda bil hakk(hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve
ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Allah'ın, semaları ve yeryüzünü hak ile yarattığını
görmüyor musun? Eğer O, dilerse sizi yok eder ve
yeni bir halketme (yaratma) ile (yeni bir toplum)
getirir.
14 / İBRÂHÎM - 20
Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz(azîzin).
Ve bu, Allah için büyük (güç bir iş) değildir.
14 / İBRÂHÎM - 21
Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu
lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel
entum mugnûne annâ min azâbillâhi min
şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le
hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ
lenâ min mahîs(mahîsın).
Hepsi Allah'ın huzuruna çıktılar. Ve zayıf (güçsüz)
olanlar kibirlenenlere şöyle dediler: “Muhakkak ki;
biz size tâbî olduk. Şimdi siz, Allah'ın azabından
bir şeyi bizden giderebilir misiniz?” Onlar: “Eğer
Allah, bizi hidayete
erdirseydi elbette biz de sizi hidayete
erdirirdik. Sabretsek de, sabretmesek de bizim için
aynıdır. Bizim için kaçacak bir yer yoktur.”
dediler.
14 / İBRÂHÎM - 22
Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe
veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe
ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin
illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî
ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ
entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi
mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne
lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi:
“Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini”
vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben,
vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce
(sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece
sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz.
Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben,
sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım
değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak
koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki;
zalimlere acı azap vardır.”
14 / İBRÂHÎM - 23
Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti
cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ
bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ
selâm(selâmun).
Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı
dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi ıslâh edici
amel) yapanlar, altlarından nehirler akan cennetlere
dahil edilirler (konulurlar). Orada Rab'lerinin izni
ile ebedî kalırlar. Orada onların tahiyyeleri
(temennileri) “selâm”dır.
14 / İBRÂHÎM - 24
E lem tere keyfe daraballâhu meselen
kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin
asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ(semâi).
Allah nasıl örnek verdi, görmedin mi? Güzel bir söz,
güzel bir ağaç gibidir. Onun aslı sabittir (kökü
topraktadır). Ve onun dalları semadadır.
14 / İBRÂHÎM - 25
Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve
yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum
yetezekkerûn(yetezekkerûne).
O her zaman Rabbinin izni ile meyvesini verir. Ve
Allah, insanlara örnek (darb-ı misal) verir. Böylece
(umulur ki;) onlar tezekkür ederler.
14 / İBRÂHÎM - 26
Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin
habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min
karâr(karârin).
Habis (kötü, çirkin) sözün durumu, yerin üstünden
kökü koparılmış, kararsız (dayanaksız) habis (kötü)
ağaç gibidir.
14 / İBRÂHÎM - 27
Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti
fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh(âhıreti), ve
yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ
yeşâ’(yeşâu).
Allah âmenû olanları
(ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) sabit
sözle dünya ve ahiret hayatında sebat ettirir. Ve
zalimleri dalâlette
bırakır. Allah dilediği şeyi yapar.
14 / İBRÂHÎM - 28
E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi
kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr(bevâri).
Allah'ın ni'metini küfürle değiştirenleri ve kendi
kavimlerini helâk yurduna götürenleri görmedin mi?
14 / İBRÂHÎM - 29
Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel
karâr(karâru).
Cehennem; ona yaslanırlar. Karar kılınan yer ne
kötü!
14 / İBRÂHÎM - 30
Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an
sebîlih(sebîlihî), kul temetteû fe inne
masîrekum ilen nâr(nâri).
Onun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular.
“Metalanın (refah içinde yaşayın)” de. Artık sizin
dönüşünüz ateşedir.
14 / İBRÂHÎM - 31
Kul li ibâdiyellezîne âmenû yukîmus salâte ve
yunfikû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten
min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ
hilâl(hilâlun).
Âmenû olan (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyen)
kullarıma söyle: “ Dostluk ve alışverişin olmadığı o
günün gelmesinden önce namazı ikame etsinler! Onları
rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve aleni (açık)
olarak infâk etsinler!”
14 / İBRÂHÎM - 32
Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve
enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines
semerâti rızkan lekum, ve sehhare lekumul fulke
li tecriye fil bahri bi emrih(emrihî), ve
sehhare lekumul enhâr(enhâra).
Semaları ve arzı yaratan ve semadan suyu indiren,
böylece onunla sizin için ürünlerden rızık çıkaran
ve denizlerde emri ile akıp gitmesi için gemileri
size musahhar kılan ve nehirleri de sizin emrinize
veren Allah'tır.
14 / İBRÂHÎM - 33
Ve sehhare lekumuş şemse vel kamere dâibeyn(dâibeyni),
ve sehhare lekumul leyle ven nehâr(nehâra).
Ve ikisi de (adetleri üzere sünnetullah ile) devamlı
hareket halinde olan güneşi ve ay'ı size musahhar
kıldı. Geceyi ve gündüzü de size musahhar kıldı.
14 / İBRÂHÎM - 34
Ve âtâkum min kulli mâ se’eltumûh(se’eltumûhu),
ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ,innel
insâne le zalûmûn keffâr(keffârun).
Ve ondan istediğiniz herşeyden size verdi. Ve eğer
Allah'ın ni'metini saysanız onu sayamazsınız.
Muhakkak insan, gerçekten çok zalim ve çok nankördür
(inkârcıdır).
14 / İBRÂHÎM - 35
Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzel belede
âminen vecnubnî ve beniyye en na’budel asnâm(asnâme).
İbrâhîm (A.S) şöyle demişti: “Rabbim, bu beldeyi
emin kıl. Beni ve oğullarımı, putlara tapmaktan
içtinap ettir (uzaklaştır)."
14 / İBRÂHÎM - 36
Rabbi innehunne adlelne kesîren minen nâs(nâsi),
fe men tebianî fe innehu minnî, ve men asânî fe
inneke gafûrun rahîm(rahîmun).
Rabbim gerçekten onlar (putlar), insanların çoğunu dalâlete
düşürdüler. Artık kim bana tâbî olursa, bu sebeple o
mutlaka bendendir. Ve kim bana asi olursa, o zaman
muhakkak ki; Sen Gafur'sun, Rahîm'sin.
14 / İBRÂHÎM - 37
Rabbenâ innî eskentu min zurriyyetî bi vâdin
gayri zî zer’ın inde beytilkel muharremi rabbenâ
li yukîmus salâte fec’al ef’ideten minen nâsi
tehvî ileyhim verzukhum mines semerâti leallehum
yeşkurûn(yeşkurûne).
Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını ekin
bitmeyen bir vadiye, Senin Beyt-i Haram'ının yanında
iskân ettim (yerleştirdim). Ey Rabbimiz! Namazı
ikame etsinler. Bir kısım insanların kalbini onlara
meylettir. Ve onları ürünlerden rızıklandır. Böylece
onlar şükrederler.
14 / İBRÂHÎM - 38
Rabbenâ inneke ta’lemu mâ nuhfî ve mâ
nu’lin(nu’linu), ve mâ yahfâ alallâhi min
şey’infil ardı ve lâ fis semâ(semâi).
Rabbimiz, muhakkak ki Sen, bizim gizlediğimiz şeyi
de gizlemediğimiz (alenî olan) şeyi de bilirsin.
Yeryüzünde ve sema(lar)da hiçbir şey, Allah'a gizli
değildir.
14 / İBRÂHÎM - 39
Elhamdulillâhillezî vehebe lî alel kiberi
ismâîle ve ishâk(ishâka), inne rabbî le semîud
duâ(duâi).
Hamd, ihtiyarlık halinde bana İsmail ve İshak'ı
bağışlayan Allah'a mahsustur. Muhakkak ki; benim
Rabbim, duayı mutlaka işitendir.
14 / İBRÂHÎM - 40
Rabbic’alnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî
rabbenâ ve tekabbel duâ(duâi).
Rabbim, beni ve zürriyetimi namazı ikame edenlerden
kıl. Rabbimiz, duamı kabul buyur.
14 / İBRÂHÎM - 41
Rabbenagfirlî ve li vâlideyye ve lil
mu’minîne yevme yekûmul hisâb(hisâbu).
Rabbimiz, hesap yapıldığı (görüldüğü) gün beni,
annemi, babamı ve mü'minleri mağfiret et
(günahlarımızı affet).
14 / İBRÂHÎM - 42
Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz
zâlimûn(zâlimûne), innemâ yuahhıruhum li yevmin
teşhasu fîhil ebsâr(ebsâru).
Ve Allah'ı, zalimlerin yaptığı şeylerden gâfil
sanma. Sadece onları, gözlerin dehşetten açılacağı
güne tehir eder (erteler).
14 / İBRÂHÎM - 43
Muhtıîne mukniî ruûsihim lâ yerteddu ileyhim
tarfuhum, ve ef’idetuhum hevâ’(hevâun).
Başlarını dik tutarak (gökyüzüne doğru devamlı
bakarak) koşanlar! Onların bakışları, kendilerine
dönemez. Ve onların kalpleri heva ile (nefsin
afetleriyle) doludur (nefsin afetlerinden
ibarettir).
14 / İBRÂHÎM - 44
Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe
yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin
karîbin nucib da’veteke ve nettebiır
rusul(rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min
kablu mâ lekum min zevâl(zevâlin).
Azabın onlara geleceği gün ile insanları uyar. O
zaman zalimler şöyle diyecek: “Rabbimiz, bizi yakın
bir süreye kadar tehir et (bize zaman ver). Senin
davetine icabet edelim ve resûllere tâbî olalım.”
Daha önce “sizin için bir zeval olmadığına” yemin eden
siz değil misiniz?
14 / İBRÂHÎM - 45
Ve sekentum fî mesâkinillezîne zalemû
enfusehum ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ
bihimve darabnâ lekumul emsâl(emsâle).
Ve siz, nefslerine zulmedenlerin meskenlerine
(yerlerine) yerleştiniz ve onlara neler yaptığımız
size açıklandı. Ve size örnekler verdik.
14 / İBRÂHÎM - 46
Ve kad mekerû mekrehum ve indallâhi mekruhum,
ve in kâne mekruhum li tezûle minhul cibâl(cibâlu).
Onlar tuzaklarını (hilelerini) kurmuşlardı. Ve
onların tuzakları (hileleri) Allah'ın indindedir
(Allah onların tuzaklarını bilir), onların tuzakları
(hileleri), dağları yok edecek (güçte) olsa bile...
14 / İBRÂHÎM - 47
Fe lâ tahsebennallâhe muhlife va’dihî rusuleh(rusulehu),
innallâhe azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
Öyleyse Allah'ı sakın resûllerine karşı vaadini
yerine getirmez sanma. Muhakkak ki; Allah, azîzdir,
intikam sahibidir.
14 / İBRÂHÎM - 48
Yevme tubeddelul ardu gayrel ardı ves
semâvâtu ve berezû lillâhil vâhıdil
kahhâr(kahhâri).
O gün arz (yeryüzü) ve semalar, başka bir hale
döndürülür (döndürülmüş olur). Ve onlar, Vahid (bir)
ve Kahhar olan Allah'ın huzuruna çıkmış olurlar.
14 / İBRÂHÎM - 49
Ve terel mucrimîne yevme izin mukarrenîne fil
asfâd(asfâdi).
Ve izin günü, mücrimleri kelepçelenmiş, birbirine
zincirlerle bağlanmış görürsün.
14 / İBRÂHÎM - 50
Serâbîluhum min katırânin ve tagşâ
vucûhehumun nâr(nâru).
Onların gömlekleri katrandandır ve onların yüzlerini
ateş sarar.
14 / İBRÂHÎM - 51
Li yecziyallâhu kulle nefsin mâ kesebet,
innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
(Bu azap), Allah'ın bütün nefslerin kazandığının
karşılığını (ceza veya mükâfat) vermesi içindir.
Muhakkak ki; Allah, hesabı çabuk görendir.
14 / İBRÂHÎM - 52
Hâzâ belâgun lin nâsi ve li yunzerû bihî ve
li ya’lemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li
yezzekkere ûlul elbâb(elbâbi).
Bu (Kur'ân-ı Kerim), O'nunla uyarılmaları ve O'nun
(Allah'ın) tek bir İlâh olduğunun bilinmesi ve
ulûl'elbabın (sırların sahiplerinin) tezekkür etmesi
için insanlara bir açıklamadır. |