|
15 / HİCR - 1
Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin
mubîn(mubînin).
Elif, lâm, râ. İşte bunlar, Kitab'ın ve Kur'ân-ı
Mübîn'in (açıkça beyan edilmiş Kur'ân'ın)
âyetleridir.
15 / HİCR - 2
Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû
muslimîn(muslimîne).
İhtimal ki; kâfirler “Keşke müslüman (teslim
olanlar) olsaydık.” diye temenni edecekler.
15 / HİCR - 3
Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul
emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Onları terket (bırak). Yesinler ve metalansınlar
(faydalansınlar) ve emel(ler) onları oyalasın
(meşgul etsin). Fakat yakında bilecekler.
15 / HİCR - 4
Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ
kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
Ve Biz hiçbir ülkeyi, onun malûm (bilinen) bir
kitabı olmaksızın helâk etmedik.
15 / HİCR - 5
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ
yeste’hırûn(yeste’hırune).
Hiçbir ümmet, ecelini evvele alamaz ve tehir edemez
(geciktiremez, sonraya alamaz).
15 / HİCR - 6
Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru
inneke le mecnûn(mecnûnun).
Ve: “Ey kendisine zikir indirilen! Gerçekten sen,
mutlaka mecnunsun (delisin).” dediler.
15 / HİCR - 7
Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas
sâdıkîn(sâdıkîne).
Eğer sen sadıklardansan, bize melekleri getirmen
gerekmez miydi?
15 / HİCR - 8
Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ
kânû izen munzarîn(munzarîne).
Biz hak ile olmaksızın melekleri indirmeyiz. O
taktirde onlara mühlet de (zaman da) verilmez.
15 / HİCR - 9
İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le
hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim'i), Biz indirdik.
O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.
15 / HİCR - 10
Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl
evvelîn(evvelîne).
Ve andolsun senden önce, evvelki toplumlara da
(resûller) gönderdik.
15 / HİCR - 11
Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî
yestehziûn(yestehziûne).
Onlara (hiç) bir resûl gelmedi ki; onunla alay etmiş
olmasınlar.
15 / HİCR - 12
Kezâlike neslukuhu fî kulûbil
mucrimîn(mucrimîne).
İşte böylece onu (alay etmeyi), mücrimlerin
kalplerine sokarız.
15 / HİCR - 13
Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul
evvelîn(evvelîne).
Evvelkilerin sünneti (adeti) gelip geçtiği halde
onlar, ona (resûle) îmân etmezler.
15 / HİCR - 14
Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe
zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
Ve onlara semadan bir kapı açsak, böylece oradan
yükselseler (çıksalar) bile.
15 / HİCR - 15
Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu
kavmun meshûrûn(meshûrûne).
Mutlaka: “Sadece gözlerimiz bağlandı (engellendi,
gerçeği göremiyoruz). Hayır, biz büyülenmiş bir
kavimiz.” demiş olacaklar.
15 / HİCR - 16
Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve
zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
Andolsun ki; Biz semada burçlar kıldık. Ve bakanlar
için onu süsledik.
15 / HİCR - 17
Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin
recîm(recîmin).
Ve Biz, onu taşlanmış (kovulmuş) şeytan(lar)ın
hepsinden muhafaza ettik.
15 / HİCR - 18
İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun
mubîn(mubînun).
Ancak kim duyma hırsızlığı yaptıysa (gaybî bilgileri
çalmak istediyse), o zaman onu açıkça yakıcı bir
ateş parçası takip etti.
15 / HİCR - 19
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye
ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in
mevzûn(mevzûnin).
Ve yeryüzü; onu uzattık (yaydık) ve oraya büyük
dağlar koyduk. Ve orada her şeyden (bütün
bitkilerden) mevzun (birbiriyle orantılı) olarak
bitkiler yetiştirdik.
15 / HİCR - 20
Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum
lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
Sizin için de, sizin rızıklandırılanlar olmadığınız
kimseler için de, maişetler (geçim kaynakları)
kıldık.
15 / HİCR - 21
Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ
nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Hazinesi bizim yanımızda olmayan hiçbir şey yoktur.
Malûm (bilinen) bir kaderi (takdir edilmiş miktarı)
olmaksızın onu indirmeyiz.
15 / HİCR - 22
Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines
semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ
entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik.
Böylece semadan su indirdik de, sizi onunla suladık.
Ve onun (suyun) hazinelerini (denizleri, nehirleri,
toprak altı ve toprak üstü su kaynaklarını, gölleri)
oluşturan siz değilsiniz.
15 / HİCR - 23
Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul
vârisûn(vârisûne).
Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve
Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.
15 / HİCR - 24
Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le
kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
Andolsun ki; sizden evvelkileri biliyoruz. Ve
andolsun ki; sonrakileri de biliyoruz.
15 / HİCR - 25
Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu
hakîmun alîm(alîmun).
Ve muhakkak ki; senin Rabbin, O, onları haşreder
(huzurunda toplar). Muhakkak ki; O, Hakîm'dir,
Alîm'dir.
15 / HİCR - 26
Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min
hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan
salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve
organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
15 / HİCR - 27
Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris
semûm(semûmi).
Ve cânn; onu, daha önce semûm'un ateşinden yarattık.
15 / HİCR - 28
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun
beşeren min salsâlin min hamein
mesnûn(mesnûnin).
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben mutlaka,
“hamein mesnûn olan salsalin”den (standart insan
şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış
salsalinden) bir beşer (insan) halkedeceğim.”
15 / HİCR - 29
Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî
fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim
zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!
15 / HİCR - 30
Fe secedel melâiketu kulluhum
ecmaûn(ecmaûne).
Böylece meleklerin hepsi birden, toplu olarak secde
etti.
15 / HİCR - 31
İllâ iblîs(iblîse), ebâ en yekûne meas
sâcidîn(sâcidîne).
İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan
(direnerek) kaçındı.
15 / HİCR - 32
Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas
sâcidîn(sâcidîne).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “Ey iblis! Sen niçin
secde edenlerle beraber olmadın?”
15 / HİCR - 33
Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu
min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
(İblis:) “Ben, hamein mesnun (standart bir şekil
verilmiş, organik dönüşüme uğramış) olan salsalinden
halkettiğin bir beşere secde etmem (eden olmam).”
dedi.
15 / HİCR - 34
Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm(recîmun).
(Allahû Tealâ şöyle) buyurdu: “Hemen oradan çık!
Muhakkak ki; sen bu sebeple kovuldun."
15 / HİCR - 35
Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn(dîni).
Ve muhakkak ki; lânet, dîn gününe (karşılıkların,
ceza veya mükâfatın verildiği güne) kadar senin
üzerinedir.
15 / HİCR - 36
Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi
yub’asûn(yub’asûne).
(İblis): “Rabbim, öyleyse bana beas gününe
(diriltilecekleri güne) kadar zaman ver.” dedi.
15 / HİCR - 37
Kâle fe inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Öyleyse sen,
gerçekten mühlet (süre) verilenlerdensin.”
15 / HİCR - 38
İlâ yevmil vaktil ma’lûm(ma’lûmi).
Malûm olan (bilinen) vaktin gününe kadar.
15 / HİCR - 39
Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne
lehum fil ardı ve le ugviyennehum
ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan
dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı)
süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.
15 / HİCR - 40
İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.
15 / HİCR - 41
Kâle hâzâ sırâtun aleyye
mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana
yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”
15 / HİCR - 42
İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ
menittebeake minel gâvîn(gâvîne).
Azgın olanlardan (iğvaya düşürdüklerinden) sana tâbî
olan kimseler hariç, muhakkak ki; benim kullarım
üzerinde senin bir sultanlığın (gücün) yoktur.
15 / HİCR - 43
Ve inne cehenneme le mev’ıduhum
ecmaîn(ecmeîne).
Ve onların hepsine vaadedilen yer, elbette, mutlaka
cehennemdir.
15 / HİCR - 44
Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin
minhum cuz’un maksûm(maksûmun).
Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Her kapı için
onlardan taksim edilmiş (bölünmüş) bir grup vardır.
15 / HİCR - 45
İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Muhakkak ki; takva sahipleri, cennetlerin içinde ve
pınarlar başındadırlar.
15 / HİCR - 46
Udhulûhâ bi selâmin âminîn(âminîne).
Emin olarak, selâm ile oraya (cennete) girin!
15 / HİCR - 47
Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen
alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
Ve onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip
çıkardık. Onlar, kardeş olarak karşılıklı tahtlar
üzerindedirler.
15 / HİCR - 48
Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi
muhrecîn(muhrecîne).
Onlara, orada bir yorgunluk dokunmaz. Ve onlar,
oradan çıkarılacak değildirler.
15 / HİCR - 49
Nebbî’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm(rahîmu).
Kullarıma haber ver. Muhakkak ki; Ben Gafur'um
(mağfiret edenim) ve Rahîm'im (rahmet edenim, rahmet
nuru gönderenim).
15 / HİCR - 50
Ve enne azâbî huvel azâbul elîm(elîmu).
Ve muhakkak ki; Benim azabım; o, elîm (çok acı) bir
azaptır.
15 / HİCR - 51
Ve nebbi’hum an dayfi ibrâhîm(ibrâhîme).
Ve onlara, İbrâhîm (A.S)'ın misafirlerinden haber
ver.
15 / HİCR - 52
İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen),
kâle innâ minkum vecilûn(vecilûne).
Onun yanına girdikleri zaman: “Selâm (olsun)”
dediler. (İbrâhîm A.S) şöyle dedi: “Gerçekten biz
sizden korkuyoruz.”
15 / HİCR - 53
Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin
alîm(alîmin).
(İbrâhîm (A.S)'ın misafirleri) şöyle dediler: “(Siz)
korkmayın! Muhakkak ki; biz seni, bir âlim (erkek)
çocuk ile müjdeliyoruz.”
15 / HİCR - 54
Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu
fe bime tubeşşirûn(tubeşşirûne).
“Bana ihtiyarlık gelmişken mi beni müjdeliyorsunuz?
Böyleyken ne ile müjdeliyorsunuz?” dedi.
15 / HİCR - 55
Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel
kânıtîn(kânıtîne).
“Biz seni hak ile müjdeledik. Artık 'ümit
kesenler'den olma.” dediler.
15 / HİCR - 56
Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad
dâllûn(dâllûne).
"Dalâlette olanlardan başka, kim Rabbinin
rahmetinden ümidini keser?" dedi.
15 / HİCR - 57
Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel
murselûn(murselûne).
Şöyle dedi: “Ey elçiler! Bundan sonra sizin
konuşacağınız konu nedir?”
15 / HİCR - 58
Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin
mucrimîn(mucrimîne).
"Muhakkak ki; biz, mücrim (günahkâr) bir kavme
gönderildik." dediler.
15 / HİCR - 59
İllâ âle lût(lûtın), innâ le muneccûhum
ecma’în(ecma’îne).
Lut'un ailesi hariç, muhakkak ki; Biz onların
hepsini mutlaka kurtaracağız.
15 / HİCR - 60
İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel
gâbirîn(gâbirîne).
Onun hanımı (kadını) hariç. Çünkü onun mutlaka
geride kalanlardan (helâk olacaklardan) olmasını
takdir ettik.
15 / HİCR - 61
Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn(murselûne).
Böylece, gönderilmiş olan resûller (elçiler), Lut'un
ailesine geldiği zaman...
15 / HİCR - 62
Kâle innekum kavmun munkerûn(munkerûne).
(Lut (A.S) şöyle) dedi: “Muhakkak ki; siz tanınmayan
bir kavimsiniz (yabancı bir topluluksunuz).”
15 / HİCR - 63
Kâlû bel ci’nâke bi mâ kânû fîhi
yemterûn(yemterûne).
“Hayır, biz, onların hakkında şüphe ettikleri şey
ile sana geldik.” dediler.
15 / HİCR - 64
Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le
sâdikûn(sâdikûne).
Ve biz sana hakkı getirdik. Ve muhakkak ki; biz
sadıklarız (doğru söyleyenleriz).
15 / HİCR - 65
Fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli
vettebı’ edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun
vamdû haysu tu’merûn(tu’merûne).
Hemen ailenle, gecenin bir kısmında yürüyerek yola
çıkın! Onların arkasından, onları takip et. Sizden
hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın. Ve
emrolunacağınız yere gidin.
15 / HİCR - 66
Ve kadaynâ ileyhi zâlikel emre enne dâbire
hâulâi maktûun musbihîn(musbihîne).
Ve onların “arkası kesilmiş (nesli tükenmiş)” olarak
sabahlayacakları (helâk olup yok olacakları) emrini,
ona bildirdik.
15 / HİCR - 67
Ve câe ehlul medîneti
yestebşirûn(yestebşirûne).
Ve şehir halkı, birbirini müjdeleyerek geldi.
15 / HİCR - 68
Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ
tefdahûn(tefdahûni).
(Lut A.S) şöyle dedi: "Muhakkak ki; bunlar benim
misafirlerimdir. Artık beni mahçup
etmeyin(utandırmayın)."
15 / HİCR - 69
Vettekullâhe ve lâ tuhzûn(tuhzûni).
Allah'a karşı takva sahibi olun, sakının. Beni
alçaltmayın (rezil etmeyin).
15 / HİCR - 70
Kâlû e ve lem nenheke anil âlemîn(âlemîne).
Biz seni elâlemin (başkalarının) işine karışmaktan
nehyetmedik (men etmedik) mi?
15 / HİCR - 71
Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn(fâilîne).
Şöyle dedi: “Eğer düşündüğünüzü yapacaksanız işte
bunlar, benim kızlarım.”
15 / HİCR - 72
Le amruke innehum le fî sekretihim
ya’mehûn(ya’mehûne).
Ömrüne andolsun ki; muhakkak ki, onlar sarhoşlukları
içinde bocalıyorlardı.
15 / HİCR - 73
Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn(muşrikîne).
Böylece, müşrikleri (güneş doğduğu vakit orada
bulunanları) bir sayha (korkunç bir ses dalgası)
aldı, yakaladı.
15 / HİCR - 74
Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim
hıcâreten min siccîl(siccîlin).
Böylece onun (o beldenin) üstünü altına getirdik.
Onların üzerine siccîl'den (öldürücü) taşlar
yağdırdık.
15 / HİCR - 75
İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn
(mutevessimîne).
İşte bunda, ibretle izleyenler için, elbette
deliller vardır.
15 / HİCR - 76
Ve innehâ le bi sebîlin mukîm(mukîmîn).
Ve muhakkak ki o gerçekten, yol üzerinde mukîmdir
(hâlâ durmaktadır).
15 / HİCR - 77
İnne fî zâlike le âyeten lil
mu’minîn(mu’minîne).
Muhakkak ki; bunda mü'minler (nefslerinin kalbine
îmân yazılmış olanlar) için elbette deliller
(ibretler) vardır.
15 / HİCR - 78
Ve in kâne ashâbul eyketi le zâlimîn
(zâlimîne).
Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.
15 / HİCR - 79
Fentekamnâ minhum, ve innehumâ le bi imâmin
mubîn(mubînin).
Bu sebeple onlardan da intikam aldık ve muhakkak ki;
ikisi de (iki şehir de) gerçekten, açıkça bir
rehberdir (gelecek nesillere ibrettir).
15 / HİCR - 80
Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril
murselîn(murselîne).
Andolsun ki; Hicr halkı, gönderilen resûlleri
yalanladı.
15 / HİCR - 81
Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ
mu’rıdîn(mu’rıdîne).
Onlara âyetlerimizi (mucizelerimizi, delillerimizi)
verdik. Fakat onlar, ondan yüz çevirdiler.
15 / HİCR - 82
Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten
âminîn(âminîne).
Ve onlar, dağlardan (sağlamlığına) güvenilir evler
(yontarak) oyuyorlardı.
15 / HİCR - 83
Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn(musbıhîne).
Böylece sabah vaktine erenleri (sabaha çıkanları),
bir sayha (korkunç bir ses) yakaladı.
15 / HİCR - 84
Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Böylece, iktisab ettikleri (kazanmış oldukları)
şeyler, onlara bir fayda vermedi.
15 / HİCR - 85
Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ
beynehumâ illâ bil hakk(hakkı), ve innes sâate
le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl(cemîle).
Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki
şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak
ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet)
mutlaka gelecektir. Artık onlardan güzellikle yüz
çevir.
15 / HİCR - 86
İnne rabbeke huvel hallâkul alîm(alîmu).
Muhakkak ki; senin Rabbin, O; yaratan ve bilendir.
15 / HİCR - 87
Ve le kad âteynâke seb’an minel mesânî vel
kur’ânel azîm(azîme).
Ve andolsun ki; sana mesânî(ikinci)den 7'yi (7'liyi,
7'li olarak) ve Kur'ân-ul Azîm'i verdik.
15 / HİCR - 88
Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî
ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd
cenâhake lil mu’minîn(mu’minîne).
Onlardan bir kısmına çifter çifter (bol bol) met'a
olarak verdiğimiz şeylere gözlerini dikme. Onlar
için mahzun olma. Mü'minlere (kalplerine îmân
yazılmış olan kimselere) kanatlarını indir (mutevazi
ol, himaye et).
15 / HİCR - 89
Ve kul innî enen nezîrul mubîn(mubînu).
“Ve muhakkak ki; ben apaçık (uyaran, açıklayan,
beyan eden) bir nezirim.” de.
15 / HİCR - 90
Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn(muktesimîne).
Muktesimlere (kısım kısım ayıranlara) indirdiğimiz
gibi.
15 / HİCR - 91
Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn(ıdîne).
Onlar, Kur'ân-ı Kerim'i parça parça kıldılar.
15 / HİCR - 92
Fe ve rabbike le nes’elennehum
ecmaîn(ecmaîne).
Artık Rabbine andolsun ki; onların hepsine mutlaka
soracağız.
15 / HİCR - 93
Ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Yapmış oldukları şeylerden.
15 / HİCR - 94
Fasda’ bi mâ tu’meru ve a’rıd anil
muşrikîn(muşrikîne).
Artık emrolunduğun şeyi açıkça bildir. Ve
müşriklerden yüz çevir.
15 / HİCR - 95
İnnâ kefeynâkel mustehziîn(mustehziîne).
Muhakkak ki; Biz, alay edenlere karşı sana kâfiyiz
(yeteriz).
15 / HİCR - 96
Ellezîne yec’alûne meallâhi ilâhen
âhar(âhare), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah ile beraber başka ilâh kılanlar (kabul
edenler), artık yakında bilecekler (öğrenecekler).
15 / HİCR - 97
Ve le kad na’lemu enneke yadîku sadruke bi mâ
yekûlûn(yekûlûne).
Andolsun ki; Biz, onların söylediklerinden dolayı
senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
15 / HİCR - 98
Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines
sâcidîn(sâcidîne).
Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve secde
edenlerden ol.
15 / HİCR - 99
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel
yakîn(yakînu).
Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk'ul
yakîne, Allah'a köle olmaya ulaşıncaya) kadar
Rabbine kul ol! |