|
22 / HAC - 1
Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum, inne zelzeletes sâati
şey’un azîm(azîmun).
Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun. O saatin (kıyâmetin)
zelzelesi (şiddetli sarsıntısı), muhakkak ki çok büyük bir
şeydir.
22 / HAC - 2
Yevme teravnehâ tezhelu kullu murdıatin ammâ erdaat
ve tedau kullu zâti hamlin hamlehâ ve teren nâse sukârâ
ve mâ hum bi sukârâ ve lâkinne azâballâhi şedîd(şedîdun).
Onu (kıyâmeti) gördüğünüz gün, emziren kadınların hepsi,
emzirdiğini unutup bırakır (ilgilenmez). Yük (bebek) taşıyan
kadınların hepsi, taşıdığı yükü (bebeğini) düşürür. Ve
insanları, sarhoş olmadıkları halde sarhoş görürsün. Ve
lâkin Allah'ın azabı (çok) şiddetlidir.
22 / HAC - 3
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve
yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).
Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın,
Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî
olur(lar).
22 / HAC - 4
Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu
yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).
Onun (şeytanın) üzerine yazıldı ki; kim, ona (şeytana)
dönerse, o taktirde onu mutlaka dalâlete
düşürür ve onu cehennem azabına götürür.
22 / HAC - 5
Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe
innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min
alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri
muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi
mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen
summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve
minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme
min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten
fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet
min kulli zevcin behîc(behîcin).
Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten)
şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan
edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve
organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan),
sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran
embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş
(bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve (sizi),
dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi,
ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve
sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız,
sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün
ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş
görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve
kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.
22 / HAC - 6
Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil
mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Muhakkak ki Allah, işte O, Hakk'tır. Ve muhakkak ki O,
ölüleri diriltir ve muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.
22 / HAC - 7
Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe
yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).
Ve onda (vuku bulacağında) şüphe olmayan o saat (kıyâmet)
mutlaka gelecektir. Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan
kimseleri beas edecektir (diriltecektir).
22 / HAC - 8
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve
lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye
ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah
hakkında mücâdele eder.
22 / HAC - 9
Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi),
lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel
harîk(harîkı).
Allah'ın yolundan saptırmak için onu (Allah'ın dînindeki
esasları) eğip büker (değiştirir). Onun için dünyada
rezillik vardır. Ve ona kıyâmet günü yakıcı bir azap
tattıracağız.
22 / HAC - 10
Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi
zallâmin lil abîd(abîdi).
İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler (yaptığın
zulümler) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler
(Allah'a kul olanlar) için zulmedici değildir.
22 / HAC - 11
Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe
in asâbehu hayrunıtmeenne bih(bihî), ve in asâbethu
fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel
âhıreh(âhırete), zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
İnsanlardan (öyle) kimseler vardır ki, Allah'a az (gönülsüz)
ibadet eder. Ona bir hayır isabet etse onunla tatmin olur.
Ve bir fitne isabet etse yüz geri döner. (Onlar), dünyada ve
ahirette hüsrandadır. İşte o, apaçık hüsrandır.
22 / HAC - 12
Yed’û min dûnillâhi mâ lâ yedurruhû ve mâ lâ
yenfeuh(yenfeuhu), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Kendilerine zarar ve fayda vermeyen, Allah'tan başka şeylere
dua ederler. İşte bu, uzak birdalâlettir.
22 / HAC - 13
Yed’û le men darruhû akrabu min nef’ıh(nef’ıhî), le
bi’sel mevlâ ve le bi’sel aşîr(aşîru).
Gerçekten, zararı yararından daha yakın (daha fazla) olana
dua ederler. (Onların taptıkları şeyler), ne kötü dost
(yardımcı) ve ne kötü arkadaştır.
22 / HAC - 14
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti
cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), innallâhe
yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
Muhakkak ki Allah, âmenû olanları
(ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat
(nefs tezkiyesi) yapanları, altından nehirler akan cennete
dahil edecektir. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.
22 / HAC - 15
Men kâne yezunnu en len yensurehullâhu fîd dunyâ vel
âhıreti felyemdud bi sebebin iles semâi summel yakta’
felyenzur hel yuzhibennekeyduhu mâ yagîz(yagîzu).
Kim Allah'ın, ona dünyada ve ahirette asla yardım
etmeyeceğini zannediyorsa, o zaman semaya (gökyüzüne) bir
sebep uzatsın. Sonra da onu (o sebebi, irtibatı) kessin. O
taktirde baksın, O'nun hilesi, onun öfkelendiği şeyi (başına
gelen musîbeti) giderir mi?
22 / HAC - 16
Ve kezâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin ve ennallâhe
yehdî men yurîd(yurîdu).
Ve işte böylece Biz, onu apaçık âyetler (halinde) indirdik.
Ve muhakkak ki Allah, dilediği kimseyihidayete
erdirir (Kendisine ulaştırır).
22 / HAC - 17
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven
nasârâ vel mecûse vellezîne eşrekû innallâhe yafsılu
beynehum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innallâhe alâ kulli
şey’in şehîd(şehîdun).
Gerçekten âmenû olan
(Allah'a ulaşmayı dileyen) kimseler ile haduların
(yahudilerin), sabiinlerin (yıldızlara tapanların),
hristiyanların, mecusilerin (ateşe tapanların) ve şirk
koşanların (putlara tapanların); (onların) arasını Allah,
kıyâmet günü mutlaka (cennet ve cehennem ehli olarak)
ayıracaktır. Muhakkak ki Allah, herşeye şahittir.
22 / HAC - 18
E lem tera ennallâhe yescudu lehu men fis semâvâti ve
men fîl ardı veş şemsu vel kameru ven nucûmu vel cibâlu
veş şeceru ved devabbu ve kesîrun minen nâs(nâsi), ve
kesîrun hakka aleyhil azâb(azâbu), ve men yuhinillâhu fe
mâ lehu min mukrim(mukrimin), innallâhe yef’alu mâ
yeşâ’(yeşâu).(SECDE ÂYETİ)
Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler, Güneş, Ay ve
yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve (yürüyen) hayvanlar ve
insanlardan çoğu; görmüyor musun (görmedin mi) ki Allah'a
secde ediyorlar. (İnsanların) çoğunun üzerine azap hak oldu
ve Allah, kimi zayıf düşürürse (alçaltırsa) artık ona ikram
eden yoktur. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.
22 / HAC - 19
Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim fellezîne keferû
kuttıat lehum siyâbun min nâr(nârin), yusabbu min fevkı
ruûsihumul hamîm(hamîmu).
Bu ikisi (mü'minler ve kâfirler), Rab'leri hakkında mücâdele
eden iki hasımdır. O inkâr edenler ki onlar için ateşten
elbiseler biçilmiştir. Onların başlarının üzerinden kaynar
su dökülecek.
22 / HAC - 20
Yusheru bihî mâ fî butûnihim vel culûd(culûdu).
Onunla, onların karınlarındakiler (iç organları) ve ciltleri
(derileri) eritilecek.
22 / HAC - 21
Ve lehum makâmıu min hadîd(hadîdin).
Ve onlar için demirden kamçılar vardır.
22 / HAC - 22
Kullemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ
ve zûkû azâbel harîk(harîkı).
Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya
(geri) iade edilirler. Ve (kendilerine): “Yakıcı azabı
tadın!” (denir).
22 / HAC - 23
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilus sâlihâti
cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yuhallevne fîhâ min
esâvira min zehebin ve lu’luâ(lu’luen), ve libâsuhum
fîhâ harîr(harîrun).
Muhakkak ki Allah, âmenû olanları
(Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve salih amel işleyenleri
(nefs tezkiyesi yapanları) altından nehirler akan cennetlere
dahil eder. (Onlar), orada altın bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Orada onların libası (elbiseleri) ipektendir.
22 / HAC - 24
Ve hudû ilet tayyibî minel kavli ve hudû ilâ sırâtıl
hamîd(hamîdi).
(Onlar), sözün güzeline (Allahû Tealâ'ya ulaşmayı dilemeye)
yöneltildiler ve Sıratı Hamîd'e (İslâm'ın 7 safhasından
birincisinin yoluna) hidayet olundular
(ulaştırıldılar).
22 / HAC - 25
İnnellezîne keferû ve yasuddûne an sebîlillâhi vel
mescidil harâmillezî cealnâhu lin nâsi sevâenil âkıfu
fîhi vel bâd(bâdı), ve men yurid fîhi bi ilhâdin bi
zulmin nuzıkhu min âzâbin elîm(elîmin).
Muhakkak ki kâfir olanlara ve Allah'ın yolundan alıkoyanlara
ve yerlilere de dışarıdan gelenlere de eşit kıldığımız
Mescid-i Haram'dan men edenlere ve orada zulüm ile (Hakk
yolundan) saptırmak isteyen kimselere elîm azaptan
tattıracağız.
22 / HAC - 26
Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik
bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver
rukkais sucûd(sucûdi).
Hz. İbrâhîm'e Beyt'in mekânını (Kâbe'nin yerini)
indirdiğimiz (gösterdiğimiz) zaman: “Bana hiçbir şeyi ortak
koşma! Ve Beytim'i (Evim'i) tavaf edenler, kaim olanlar
(ayakta duranlar), rükû edenler ve secde edenler için temiz
tut.” (dedik).
22 / HAC - 27
Ve ezzin fîn nâsi bil hacci ye’tûke ricâlen ve alâ
kulli dâmirin ye’tîne min kulli feccin amîk(amîkın).
Ve insanların arasında haccı ilân et ki, yaya olarak ve
develer üzerinde uzak dağ yollarının hepsinden sana
gelsinler.
22 / HAC - 28
Li yeşhedû menâfia lehum ve yezkurusmallâhi fî
eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ rezakahum min behîmetil
en’âm(en’âmi), fe kulû minhâ ve at’ımul bâisel
fakîr(fakîre).
Kendilerinin menfaatlerine (faydalandıkları şeylere) şahit
olsunlar. Ve onları, rızıklandırdığı hayvanların üzerine
belli günlerde Allah'ın İsmi'ni ansınlar (kurban kessinler).
Böylece ondan yeyiniz ve muhtaç fakir(ler)i doyurunuz!
22 / HAC - 29
Summel yakdû tefesehum vel yûfû nuzûrahum vel
yettavvefû bil beytil atîk(atîkı).
Sonra kirlerini gidersinler (ihrama girsinler). Ve
nezirlerini (adaklarını) ifa etsinler (yerine getirsinler).
Ve Beyt-i Atik'i (ilk ev Kâbe'yi) tavaf etsinler.
22 / HAC - 30
Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun
lehu inde rabbih(rabbihî), ve uhıllet lekumul en’âmu
illâ mâ yutlâ aleykum fectenibûr ricse minel evsâni
vectenibû kavlez zûr(zûri).
İşte böyle, kim Allah'ın haramlarına (yasaklarına) hürmet
ederse, o zaman bu, Rabbinin katında kendisi için
hayırlıdır. Ve size okunanlar (yasak olduğu bildirilen
hayvanlar) hariç, hayvanlar size helâl kılındı. Artık
putların pisliğinden ve yalan sözden içtinap edin (kaçının).
22 / HAC - 31
Hunefâe lillâhi gayre muşrikîne bih(bihî), ve men
yuşrik billâhi fe ke ennemâ harre mines semâi fe
tahtafuhut tayru ev tehvî bihir rîhu fî mekânin
sahîk(sahîkın).
Hanifler (tek Allah'a teslim olan kullar), onunla
(putlarla), O'na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah'a şirk
koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece
onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna (yere)
atmış gibidir.
22 / HAC - 32
Zâlike ve men yuazzım şeâirallâhi fe innehâ min
takvâl kulûb(kulûbi).
Ve işte kim, Allah'ın şiarlarına (emirlerine, farzlarına)
hürmetle uyarsa bunun sebebi muhakkak ki onların kalplerinin
takva sahibi olmasındandır.
22 / HAC - 33
Lekum fîhâ menâfiu ilâ ecelin musemmen summe
mahılluhâ ilel beytil atîk(atîki).
Onda, sizin için belli bir süreye (kesilme zamanına) kadar
menfaatler (sütünde, yününde faydalar) vardır. Sonra onun
yeri, Beyt-i Atik (Kâbe)'dir.
22 / HAC - 34
Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li
yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil
en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû
ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).
Ve Biz, bütün ümmetler için (kurban konusunda aynı) usulleri
tayin ettik ki onlara, (Allah'ın) rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın İsmi'ni zikretsinler
(Allah'ın İsmi ile kurbanları kessinler). O halde, sizin
İlâhınız Tek Bir İlâh'tır. Öyleyse O'na teslim olun! Ve
muhbitleri müjdele.
22 / HAC - 35
Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas
sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ
razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir
(Allah'tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları
sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere)
sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve
onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.
22 / HAC - 36
Vel budne cealnâhâ lekum min şeâirillâhi lekum fîhâ
hayr(hayrun), fezkurûsmallâhi aleyhâ savâff(savâffe), fe
izâ vecebet cunûbuhâ fe kulû minhâ ve at’ımûl kânia vel
mu’terr(mu’terra), kezâlike sahharnâhâ lekum leallekum
teşkurûn(teşkurûne).
Bedeneleri (deve ve sığır cinsi hayvanları), sizin için
Allah'ın şiarlarından (emirlerinden, farzlarından) kıldık.
Onda (onların kurban edilmesinde) sizin için hayır vardır.
Onların (kurbanlarının) üzerine saf dururken (ayaktayken
tekbir getirin), (kurban kesilirken) Allah'ın İsmi'ni
zikredin (besmele ile kesin). Yanları üzerine düşünce
(kesilince), artık ondan yeyin ve isteyeni de istemeyeni de
doyurun. İşte böylece onu, size musahhar kıldık (boyun
eğdirdik). Umulur ki, böylece siz şükredersiniz.
22 / HAC - 37
Len yenâlellâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin
yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li
tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril
muhsinîn(muhsinîne).
Onun (kurbanların), etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz.
Fakat sizden O'na, takva (Allah'a teslim olma) ulaşır. İşte
böylece size, onu musahhar kıldı. Sizi hidayete
erdirdiği şey üzerine (hidayete erdirmesi sebebiyle) Allah'ı
tekbir etmeniz için. Ve muhsinleri (Allah'a fizik
vücutlarını teslim edenleri) müjdele!
22 / HAC - 38
İnnallâhe yudâfiu anillezîne âmenû, innallâhe lâ
yuhıbbu kulle havvânin kefûr(kefûrin).
Muhakkak ki Allah, âmenû olanlardan
(Allah'a ulaşmayı dileyenlerden) (belâları) defeder
(uzaklaştırır). Muhakkak ki Allah, hain ve kâfirlerin
hiçbirini sevmez.
22 / HAC - 39
Uzine lillezîne yukâtelûne bi ennehum zulim(zulimû),
ve innallâhe alâ nasrihim le kadîr(kadîrun).
Zulme uğramaları sebebiyle savaşanlara (savaşmaları için)
izin verildi. Ve şüphesiz Allah, onlara yardıma muhakkak ki
kaadirdir.
22 / HAC - 40
Ellezîne uhricû min diyârihim bi gayri hakkın illâ en
yekûlû rabbunallâh(rabbunallâhu), ve lev lâ def’ullâhin
nâse ba’dahum bi ba’dın lehuddimet savâmıu ve biyaun ve
salavâtun ve mesâcidu yuzkeru fîhesmullâhi
kesîrâ(kesîran), ve le yansurennallâhu men
yansuruh(yansuruhu), innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).
Onlar, sadece “Rabbimiz Allah'tır” dedikleri için haksız
yere yurtlarından çıkarıldılar. Ve eğer, Allah'ın insanları
birbiriyle defetmesi olmasaydı, (rahiplerin) mabetleri,
(hristiyanların) kiliseleri, (yahudilerin) havraları ve
içinde Allah'ın isminin çok zikredildiği (müslümanların)
mescidleri mutlaka harap olup yıkılırdı. O'na (Allah'a)
yardım edene, Allah mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah,
elbette Kaviyy'dir (kuvvetli, güçlü) Azîz'dir (yüce).
22 / HAC - 41
Ellezîne in mekkennâhum fîl ardı ekâmûs salâte ve
âtevuz zekâte ve emerû bil ma’rûfi ve nehev anil
munker(munkeri), ve lillâhi âkıbetul umûr(umûri).
Yeryüzünde onlara imkânlar verseydik, namazı ikame ederler
(kılarlar), zekâtı verirler, maruf ile emrederler ve
münkerden nehyederlerdi (yasaklarlardı). Bütün işlerin
akıbeti (sonucu), Allah'a aittir (hüküm ve takdir
Allah'ındır).
22 / HAC - 42
Ve in yukezzibûke fe kad kezzebet kablehum kavmu
nûhın ve âdun ve semûd(semûdun).
Ve eğer seni yalanlıyorlarsa (bil ki), onlardan önce Nuh
kavmi, Adn kavmi ve Semud kavmi de (peygamberlerini)
yalanlamışlardı.
22 / HAC - 43
Ve kavmu ibrâhîme ve kavmu lût(lûtın).
Ve İbrâhîm (A.S)'ın kavmi de ve Lut (A.S)'ın kavmi de
(yalanlamıştı).
22 / HAC - 44
Ve ashâbu medyen(medyene), ve kuzzibe mûsâ fe emleytu
lil kâfirîne summe ehaztuhum, fe keyfe kâne
nekîr(nekîri).
Ve Medyen halkı da (yalanladı) ve Musa (A.S) da yalanlandı.
Fakat kâfirlere, mühlet (zaman) verdim. Sonra (da) onları
aldım. O zaman benim cezalandırmam nasıl oldu?
22 / HAC - 45
Fe ke eyyin min karyetin ehleknâhâ ve hiye zâlimetun
fe hiye hâviyetun alâ urûşihâ ve bi’rin muattalatin ve
kasrın meşîd(meşîdin).
Böylece (halkı) zalim olan nice ülkeler gibi onu da helâk
ettik. Artık o (ülke), çatıları yıkılmış, kuyuları ve yüksek
sarayları terkedilmiş (bir halde)dir.
22 / HAC - 46
E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun
ya’kılûne bihâ ev âzânunyesmeûne bihâ, fe innehâ lâ
ta’mal ebsâru ve lâkin ta’mal kulûbulletî fîs
sudûr(sudûri).
Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl
ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun.
Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör
olur.
22 / HAC - 47
Ve yesta’cilûneke bil azâbi ve len yuhlifallâhu
va’deh(va’dehu), ve inne yevmen inde rabbike ke elfi
senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden
dönmez. Ve Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin
sene gibidir.
22 / HAC - 48
Ve ke eyyin min karyetin emleytu lehâ ve hiye
zâlimetun summe ehaztuhâ, ve ileyyel masîr(masîru).
(Halkı) zalim olan nice ülkeler gibi, ona mühlet verdim.
Sonra onu aldım (yakaladım). Ve dönüş, Banadır.
22 / HAC - 49
Kul yâ eyyuhen nâsu innemâ ene lekum nezîrun
mubîn(mubînun).
De ki: “Ey insanlar, sizin için ben sadece bir nezirim
(uyarıcıyım)!”
22 / HAC - 50
Fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun
ve rızkun kerîm(kerîmun).
Âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat
(nefsi tezkiye eden ameller) yapanlar; onlar için mağfiret
(günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim bir rızık vardır.
22 / HAC - 51
Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike ashâbul
cehîm(cehîmi).
Ve âyetlerimiz hakkında onları aciz bırakma gayretinde
olanlar, işte onlar, ashabı cehîm (cehennem ehli)dir.
22 / HAC - 52
Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin
illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî
umniyyetih(umniyyetihî), fe yensehullâhu mâ yulkış
şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtih(âyâtihî), vallâhu
alîmun hakîm(hakîmun).
Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki;
(bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun
temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış)
olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder
(kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar
(sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm'dir, Hakîm'dir (ilim ve
hikmet sahibidir).
22 / HAC - 53
Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî
kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez
zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin).
Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet
bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka
ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve
muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler
(Sıratı Mustakîm'den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır).
22 / HAC - 54
Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min
rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve
innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın
mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının,
Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir
hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların
kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden
ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin
mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları
(Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı
Mustakîm'e hidayetedendir.
22 / HAC - 55
Ve lâ yezâlullezîne keferû fî miryetin minhu hattâ
te’tiyehumus sâatu bagteten ev ye’tiyehum azâbu yevmin
akîm(akîmin).
Ve o saat (kıyâmet saati), ansızın onlara gelinceye veya
akîm (hedefine ulaşılamamış) günün (ölüm gününün) azabı
onlara gelinceye kadar, kâfirlerin ondan şüphesi zail olmaz
(yok olmaz).
22 / HAC - 56
El mulku yevme izin lillâh(lillâhi), yahkumu
beynehum, fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî cennâtin
naîm(naîmi).
Mülk, izin günü Allah'ındır. Onların arasında hüküm
verecektir. Böylece âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve salih (nefsi tezkiye edici)
amel (salâh makamına ulaştıracak amel) yapanlar, naim
cennetlerindedirler.
22 / HAC - 57
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ fe ulâike
lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ve âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar, işte onlar;
onlar için alçaltıcı azap vardır.
22 / HAC - 58
Vellezîne hâcerû fî sebîlillâhi summe kutilû ev mâtû
le yerzukannehumullâhu rızkan hasenâ(hasenen), ve
innallâhe le huve hayrur râzikîn(râzikîne).
Ve Allah yolunda hicret edip sonra da öldürülen veya ölen
kimseleri Allah, mutlaka güzel bir rızıkla
rızıklandıracaktır. Ve muhakkak ki Allah, rızık verenlerin
mutlaka en hayırlısıdır.
22 / HAC - 59
Le yudhılennehum mudhalen yerdavneh(yerdavnehu), ve
innallâhe le alîmun halîm(halîmun).
(Allah), onları mutlaka razı olacakları bir yere dahil
edecektir. Ve şüphesiz ki Allah, mutlaka en iyi bilendir,
Halim'dir.
22 / HAC - 60
Zâlik(zâlike), ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî
summe bugıye aleyhi le
yansurennehullâh(yansurennehullâhu), innallâhe le
afuvvun gafûr(gafûrun).
Ve işte böyle, kim maruz kaldığı şey kadarı ile ikab eder
(karşılık, ceza verir), sonra da ona azgınlık yapılırsa
(haklarına tecavüz edilirse) Allah ona mutlaka yardım eder.
Muhakkak ki Allah, af ve mağfiret edicidir (günahları sevaba
çevirendir).
22 / HAC - 61
Zâlike bi ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve
yûlicun nehâre fîl leyli ve ennallâhe semîun
basîr(basîrun).
İşte böyle, çünkü geceyi gündüzün içine ve gündüzü gecenin
içine sokar (katar). Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten, en
iyi görendir.
22 / HAC - 62
Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne
min dûnihî huvel bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul
kebîr(kebîru).
İşte böyle, çünkü O, “Hakk”tır. Ve Muhakkak ki O'ndan
(Allah'tan) başka dua ettiğiniz (taptığınız) şeyler, onlar
bâtıldır. Muhakkak ki Allah, O, Âli (yüce)'dir, Kebir'dir
(büyüktür).
22 / HAC - 63
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe
tusbihul ardu muhdarreh(muhdarreten), innallâhe latîfun
habîr(habîrun).
Allah'ın semadan su indirdiğini ve böylece yeryüzünün
yeşerdiğini görmedin mi? Muhakkak ki Allah, Lâtif'tir (lütûf
sahibidir), Habîr'dir (herşeyden haberdardır).
22 / HAC - 64
Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve
innallâhe le huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Semalarda ve yeryüzünde olan herşey, O'nundur. Muhakkak ki
Allah, O, mutlaka Ganî'dir (mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayandır), Hamîd (hamdedilen)'dir.
22 / HAC - 65
E lem tere ennallâhe sahhara lekum mâ fîl ardı vel
fulke tecrî fîl bahri bi emrih(emrihî), ve yumsikus
semâe en tekaa alel ardı illâ bi iznih(iznihî),
innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).
Allah'ın yeryüzündeki herşeyi size musahhar (emrinize amade)
kıldığını görmedin mi? Ve gemiler, denizde onun emri ile
akıp gider. Ve Allah'ın izni olmadıkça semanın, arz üzerine
(yeryüzüne) düşmesini önler (semayı arzın üzerine düşmemesi
için tutar). Muhakkak ki Allah, insanlara Rauf'tur,
Rahîm'dir.
22 / HAC - 66
Ve huvellezî ahyâkum summe yumîtukum summe yuhyîkum,
innel insâne le kefûr(kefûrun).
Ve size hayat veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra da
sizi diriltecek olan, O'dur. Muhakkak ki insan, gerçekten
nankördür.
22 / HAC - 67
Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ
yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke
le alâ huden mustekîm(mustekîmin).
Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin
ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler).
Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler
(çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen,
mutlaka mustakîm (Allah'a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
22 / HAC - 68
Ve in câdelûke fe kulillâhu a’lemu bimâ
ta’melûn(ta’melûne).
Ve eğer seninle mücâdele ederlerse o taktirde (onlara):
“Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” de.
22 / HAC - 69
Allâhu yahkumu beynekum yevmel kıyâmeti fîmâ kuntum
fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Allah, kıyâmet günü, hakkında ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler
konusunda sizin aranızda hükmedecek.
22 / HAC - 70
E lem ta’lem ennallâhe ya’lemu mâ fis semâi vel
ard(ardı), inne zâlike fî kitâb(kitâbin), inne zâlike
alâllâhi yesîr(yesîrun).
Allah'ın semalarda ve arzda olan şeyleri mutlaka bildiğini
bilmiyor musun? Muhakkak ki bunlar, Kitap'tadır. Muhakkak ki
bunlar, Allah için kolaydır.
22 / HAC - 71
Ve ya’budûne min dûnillâhi mâ lem yunezzil bihî
sultânen ve mâ leyse lehum bihî ılm(ılmun), ve mâ liz
zâlimîne min nasîr(nasîrin).
Ve (onlar), kendilerine bir sultan (delil, yaptırım gücü)
indirilmeyen Allah'tan başka şeylere tapıyorlar. Ve onların,
ona (taptıkları şeylere) ait ilimleri yoktur. Ve zalimler
için yardımcı da yoktur.
22 / HAC - 72
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin ta’rifu fî
vucûhillezîne keferûl munker(munkere), yekâdûne yestûne
billezîne yetlûne aleyhim âyâtinâ, kul e fe unebbiukum
bi şerrin min zâlikum, en nâr(nâru), vaadehallâhullezîne
keferû, ve bi’sel masîr(masîru).
Onlara açıklanmış âyetlerimiz okunduğu zaman münkeri
(inkârı, reddi), inkâr edenlerin yüzlerinden tanırsın
(farkedersin). Neredeyse, âyetlerimizi onlara okuyanlara
saldıracaklar. De ki: “Size bundan daha şerrlisini haber
vereyim mi?” Allah'ın kâfirlere vaadettiği o (şey), ateştir.
Ne kötü masir (gidilecek yer)dir.
22 / HAC - 73
Yâ eyyuhen nâsu duribe meselun festemiû leh(lehu),
innellezîne ted’ûne min dûnillâhi len yahlukû zubâben ve
levictemeû leh(lehu), ve in yeslubhumuz zubâbu şey’en lâ
yestenkızûhu minh(minhu), daufat tâlibu vel
matlûb(matlûbu).
Ey insanlar! (Size), bir örnek verildi. Öyleyse onu
dinleyin. Muhakkak ki Allah'tan başka taptıklarınız, bir
sinek dahi yaratamazlar, onun için (onu yaratmak için)
biraraya gelip toplansalar bile. Ve eğer sinek, onlardan bir
şey kapıp kaçsa, onu ondan (sinekten) alamazlar. Talip
(isteyen) de talep edilen (istenen) de aciz.
22 / HAC - 74
Mâ kaderûllâhe hakka kadrih(kadrihî), innallâhe le
kaviyyun azîz(azîzun).
Allah'ın kadrini de (kudretini de) hakkıyla takdir
edemediler. Muhakkak ki Allah, mutlaka Kaviyy'dir
(kuvvetli), Azîz'dir (yüce).
22 / HAC - 75
Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen
nâs(nâsi), innallâhe semîun basîr(basîrun).
Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. Muhakkak
ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir.
22 / HAC - 76
Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve ilallâhi
turceul umûr(umûru).
O, onların önündekileri ve arkalarındakini (muhafız
melekleri) bilir. Ve emirler Allah'a döndürülür.
22 / HAC - 77
Yâ eyyuhellezîne âmenûrkeû vescudû va’budû rabbekum
vef’alûl hayre leallekum tuflihûn(tuflihûne). (Secde
Ayeti)
Ey âmenû olanlar!
Rükû edin ve secde edin. Ve Rabbinize kulluk edin. Ve hayır
işleyin. Umulur ki böylece siz felâha
eresiniz.
22 / HAC - 78
Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî),
huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min
harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve
semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner
resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi),
fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû
billâh(billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve
ni’men nasîr(nasîru).
Ve Allah'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin
için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)'ın
dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah'a teslim
olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur'ân-ı Kerim'de
de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler
olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı
verin, Allah'a sarılın (Allah'ın Zat'ında yok olun). O,
sizin Mevlâ'nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel
yardımcı. |