|
21 / ENBİYA - 1
Ikterebe lin nâsi hisâbuhum ve hum fî gafletin
mu’ridûn(mu’ridûne).
İnsanlar için hesap vakti yaklaştı. Ve onlar, gaflet içinde
yüz çevirenlerdir.
21 / ENBİYA - 2
Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin
illestemeûhu ve hum yel’abûn(yel’abûne).
Rabbinden, yeni bir zikir (uyarı) gelmeye görsün. Onu, ancak
oynayarak (alay ederek) dinlerler.
21 / ENBİYA - 3
Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû
hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve
entum tubsırûn(tubsırûne).
Onların kalpleri, (Allah'ın söylediklerine) önem vermemekte.
Ve zulmedenler, gizlice (şöyle) fısıldaştılar: “Bu (Hz.
Muhammed S.A.V), sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey
mi? Yoksa siz, görerek (göz göre göre) sihre mi
kapılıyorsunuz?”
21 / ENBİYA - 4
Kâle rabbî ya’lemul kavle fis semâi vel ardı ve huves
semîul alîm(alîmu).
(O şöyle) dedi: “Benim Rabbim, semadaki ve yerdeki sözü
bilir. Ve O, (en iyi) işiten, (en iyi) bilendir.”
21 / ENBİYA - 5
Bel kâlû adgâsu ahlâmin belifterâhu bel huve
şâır(şâırun), fel ye’tinâ bi âyetin kemâ ursilel
evvelûn(evvelûne).
“Hayır, karışık rüyalardır. Hayır, belki onu uydurdu. Hayır,
belki de o bir şairdir. Öyleyse evvelkilere gönderildiği
gibi bize (de) âyet (mucize) getirsin.” dediler.
21 / ENBİYA - 6
Mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâ, e fe hum
yu’minûn(yu’minûne).
Onlardan önce helâk ettiğimiz ülkelerden (hiç)biri îmân
etmediler. Öyleyse onlar mı îmân edecekler?
21 / ENBİYA - 7
Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim
fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını
göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin
sahiplerine) sorun.
21 / ENBİYA - 8
Ve mâ cealnâhum ceseden lâ ye’kulûnet taâme ve mâ
kânû hâlidîn(hâlidîne).
Ve Biz, onları (vahyettiğimiz ricalleri) yemek yemeyen bir
beden (vücut) kılmadık. Ve onlar, halidin (ebedî, ölümsüz)
değillerdir.
21 / ENBİYA - 9
Summe sadaknâhumul va’de fe enceynâhum ve men neşâu
ve ehleknel musrifîn(musrifîne).
Sonra onlara olan vaade, sadık kaldık. Böylece onları ve
dilediklerimizi kurtardık. Ve müsrifleri (haddi aşanları)
helâk ettik.
21 / ENBİYA - 10
Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ
ta’kılûn(ta’kılûne).
Andolsun ki; içinde, sizi zikreden (sizden bahseden) bir
kitap indirdik. Hâlâ akıl etmez misiniz?
21 / ENBİYA - 11
Ve kem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten ve
enşe’nâ ba’dehâ kavmen âharîn(âharîne).
Ve Biz, zalim olan nice ülkeleri kırdık (döktük, yok ettik).
Ve ondan sonra başka kavimler inşa ettik (yarattık).
21 / ENBİYA - 12
Fe lemmâ ehassû be’senâ izâ hum minhâ
yerkudûn(yerkudûne).
Böylece (şiddetli) azabımızı hissettikleri zaman onlar,
ondan kaçarlar.
21 / ENBİYA - 13
Lâ terkudû verciû ilâ mâ utriftum fîhi ve mesâkinikum
leallekum tus’elûn(tus’elûne).
Kaçmayın ve orada şımartıldığınız (her isteğinizin yerine
getirildiği) şeye (yere) ve meskenlerinize geri dönün ki
(orada), sorgulanacaksınız.
21 / ENBİYA - 14
Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
“Yazıklar olsun bize! Muhakkak ki biz, zalimler olmuştuk.”
dediler.
21 / ENBİYA - 15
Fe mâ zâlet tilke da’vâhum hattâ cealnâhum hasîden
hâmidîn(hâmidîne).
Böylece onların bu davaları (şikâyetleri); Biz onları,
biçilmiş ekin (gibi) sönmüş hale getirinceye (ölünceye)
kadar bitmedi.
21 / ENBİYA - 16
Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ
lâıbîn(lâıbîne).
Biz; yeri, göğü ve ikisinin arasındaki şeyleri, oyun
(eğlence) olsun diye yaratmadık.
21 / ENBİYA - 17
Lev erednâ en nettehıze lehven lettehaznâhu min
ledunnâ in kunnâ fâ’ılîn(fâ’ılîne).
Eğer Biz, eğlence edinmek isteseydik, (bunu) yapacak
olsaydık mutlaka onu, Kendi katımızdan edinirdik.
21 / ENBİYA - 18
Bel nakzifu bil hakkı alel bâtıli fe yedmeguhu fe izâ
huve zâhik(zâhikun), ve lekumul veylu mimmâ
tasıfûn(tasıfûne).
Hayır, Biz, hakkı bâtılın üzerine atarız. Böylece onu
mahveder. O zaman o (bâtıl), zail olmuştur. Vasfettiğiniz
(Allah'a isnat ettiğiniz) şeylerden dolayı size yazıklar
olsun.
21 / ENBİYA - 19
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), ve men indehu
lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ
yestahsirûn(yestahsirûne).
Semalardaki (göklerdeki) ve arzdaki (yerdeki) bütün kişiler,
O'nundur. Ve O'nun katında olan kişiler (huzur namazını
kılanlar), O'na ibadet etmekten kibirlenmezler ve onlar
yorulmazlar.
21 / ENBİYA - 20
Yusebbihûnel leyle ven nehâre lâ yefturûn(yefturûne).
Onlar, gece ve gündüz ara vermeden (Allah'ı) tesbih ederler
(daimî zikrin sahibidirler).
21 / ENBİYA - 21
Emittehazu âliheten minel ardı hum
yunşirûn(yunşirûne).
Yoksa onlar, arzdan (yerden) ilâhlar mı edindiler? Onları (o
ilâhlar mı) diriltecek?
21 / ENBİYA - 22
Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe
subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn(yasıfûne).
Eğer ikisinde de (semada ve arzda), Allah'tan başka ilâhlar
olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) mutlaka fesada uğrardı.
Arşın Rabbi Allah, onların vasıflandırdığı (isnat ettikleri)
şeylerden münezzehtir.
21 / ENBİYA - 23
Lâ yus’elu ammâ yef’alu ve hum yus’elûn(yus’elûne).
O (Allah), yaptığı şeylerden mesul (sorumlu) değildir. Ve
onlar, (yaptıklarından) mesuldür (sorgulanırlar).
21 / ENBİYA - 24
Emittehazû min dûnihî âliheh(âliheten), kul hâtû
burhânekum, hâzâ zikru men maiye ve zikru men kablî, bel
ekseruhum lâ ya’lemûnel hakka fehum mu’ridûn(mu’ridûne).
Yoksa O'ndan (Allah'tan) başka ilâhlar mı edindiler? “Haydi
burhanınızı (kesin delilinizi) getirin. (İşte) bu, benimle
beraber olanların ve benden öncekilerin zikridir
(kitabıdır).” de. Fakat onların çoğu, hakkı bilmezler. Bu
sebeple onlar, yüz çevirenlerdir.
21 / ENBİYA - 25
Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin illâ nûhî
ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ ene fa’budûn(fa’budûni).
Ve senden önce: “Benden başka ilâh yoktur.” diye (kendisine)
vahyetmediğimiz bir resûl göndermedik. Öyleyse (sadece) Bana
kul olun!
21 / ENBİYA - 26
Ve kâlûttehazer rahmânu veleden subhâneh(subhânehu),
bel ıbâdun mukremûn(mukremûne).
Ve: “Rahmân evlât edindi.” dediler. O, Sübhan'dır
(münezzehtir). Hayır, (onlar, kendilerine) ikram edilmiş
kullardır.
21 / ENBİYA - 27
Lâ yesbikûnehu bil kavli ve hum bi emrihî
ya’melûn(ya’melûne).
Onlar, söz ile O'nun (Allah'ın önüne) geçmezler. Ve onlar,
O'nun (Allah'ın) emriyle amel ederler.
21 / ENBİYA - 28
Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ
yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî
muşfikûn(muşfikûne).
Onların önünde ve arkasında olan şeyleri (muhafız melekleri)
bilir. Ve onlar, (Allah'ın) rızasına ermiş olanlardan
başkasına şefaat etmezler. Ve onlar, O'nun (Allah'ın)
haşyetinden korkanlardır.
21 / ENBİYA - 29
Ve men yekul minhum innî ilâhun min dûnihî fe zâlike
neczîhi cehennem(cehenneme), kezâlike neczîz
zâlimîn(zâlimîne).
Ve onlardan kim: “Muhakkak ki ben, O'ndan başka bir ilâhım.”
derse, işte o zaman onu cehennem ile cezalandırırız.
Zalimleri işte böyle cezalandırırız.
21 / ENBİYA - 30
E ve lem yerellezîne keferû ennes semâvâti vel arda
kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle
şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).
İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik
olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden)
ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar
mı?
21 / ENBİYA - 31
Ve cealnâ fîl ardı revâsiye en temîde bihim ve cealnâ
fîhâ ficâcen subulen leallehum yehtedûn(yehtedûne).
Ve arzda (yeryüzünde), onları sarsar diye (sarsmaması için)
dağlar kıldık. Ve orada geniş yollar oluşturduk. Umulur ki
(böylece) onlar, hidayete
ererler (ulaşırlar).
21 / ENBİYA - 32
Ve cealnes semâe sakfen mahfûzâ(mahfûzen), ve hum an
âyâtihâ mu’ridûn(mu’ridûne).
Ve semayı (gökleri) muhafaza edilmiş bir tavan kıldık. Ve
onlar, O'nun âyetlerinden yüz çevirenlerdir.
21 / ENBİYA - 33
Ve huvellezî halakal leyle ven nehâre veş şemse vel
kamer(kamere), kullun fî felekin yesbehûn(yesbehûne).
Geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Hepsi
feleklerinde (yörüngelerinde) yüzerler.
21 / ENBİYA - 34
Ve mâ cealnâ li beşerin min kablikel huld(hulde), e
fe in mitte fe humul hâlidûn(hâlidûne).
Ve senden önce bir beşeri, ebedî (ölümsüz) kılmadık. Öyleyse
sen ölürsen, o zaman onlar, ebedî mi olacaklar (ölmeyecekler
mi)?
21 / ENBİYA - 35
Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş
şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ
turceûn(turceûne).
Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şerr
fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.
21 / ENBİYA - 36
Ve izâ reâkellezîne keferû in yettehızûneke illâ
huzuvâ(huzuven), e hâzellezî yezkuru âlihetekum, ve hum
bi zikrir rahmâni hum kâfirûn(kâfirûne).
Ve inkâr edenler (kâfirler), seni gördükleri zaman: “Sizin
ilâhlarınızı zikreden (onlar hakkında konuşan) bu mu?”
diyerek, seni sadece alay konusu edinirler. Ve onlar,
Rahmân'ın Zikri'ni (Kitabı'nı) inkâr edenlerdir.
21 / ENBİYA - 37
Hulikal insânu min acel(acelin), seurîkum âyâtî fe lâ
testa’cilûn(testa’cilûni).
İnsan aceleci olarak yaratıldı. Size âyetlerimi
göstereceğim. Artık Benden acele istemeyin.
21 / ENBİYA - 38
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum
sâdıkîn(sâdıkîne).
“Eğer siz doğru söyleyenlerseniz, bu vaad ne zaman (yerine
getirilecek)?” derler.
21 / ENBİYA - 39
Lev ya’lemullezîne keferû hîne lâ yekuffûne an
vucûhihimun nâre ve lâ an zuhûrihim ve lâ hum
yunsarûn(yunsarûne).
İnkâr edenler, (cehennem) ateşini yüzlerinden ve
sırtlarından gideremeyecekleri ve yardım olunmayacakları
zamanı keşke bilselerdi.
21 / ENBİYA - 40
Bel te’tîhim bagteten fe tebhetuhum fe lâ yestetî’ûne
reddehâ ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
Hayır, onlara (azap) ansızın gelecek. Böylece onları
dehşette bırakacak. Artık onu reddetmeye (geri çevirmeye)
güçleri yetmeyecek. Ve de onlara bakılmayacak.
21 / ENBİYA - 41
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka
billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî
yestehziûn(yestehziûne).
Andolsun ki senden önce (de) resûllerle alay edildi. Sonra
alay etmiş oldukları şey, alay edenleri kuşattı.
21 / ENBİYA - 42
Kul men yekleukum bil leyli ven nehâri miner
rahmân(rahmâni), bel hum an zikri rabbihim
mu’ridûn(mu’ridûne).
“Sizi, gündüz ve gece Rahmân'dan (Allah'ın azabından) kim
korur?” de. Hayır, onlar Rab'lerinin zikrinden yüz
çevirenlerdir.
21 / ENBİYA - 43
Em lehum âlihetun temneuhum min dûninâ, lâ yestetîûne
nasre enfusihim ve lâ hum minnâ yushabûn(yushabûne).
Yoksa onların, Bizden men eden (azabımızdan onları koruyan)
ilâhları mı var? Onların, kendilerine dahi yardım etmeye
güçleri yetmez. Ve onlara, Bizim tarafımızdan sahip
çıkılmaz.
21 / ENBİYA - 44
Bel metta’nâ hâulâi ve âbâehum hattâ tâle aleyhimul
umur(umuru), e fe lâ yerevne ennâ ne’til arda nenkusuhâ
min etrâfihâ, e fehumul gâlibûn(gâlibûne).
Hayır, onlara da uzun gelen bir ömür boyunca onları ve
babalarını, Biz metalandırdık (faydalandırdık). Arza gelip,
onu etrafından nasıl eksilttiğimizi hâlâ görmüyorlar mı?
Öyleyse gâlip gelenler (üstün olanlar) onlar mı?
21 / ENBİYA - 45
Kul innemâ unzirukum bil vahyi ve lâ yesmeus summud
duâe izâ mâ yunzerûn(yunzerûne).
De ki: “Ben, sizi sadece vahiy ile uyarıyorum.” Ve sağırlar,
uyarıldıkları zaman (uyarıldıkları) şeye daveti işitmezler.
21 / ENBİYA - 46
Ve le in messethum nefhatun min azâbi rabbike le
yekûlunne yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
Ve eğer, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunursa,
mutlaka: “Bize yazıklar olsun, gerçekten biz, zalimler
olduk.” derler.
21 / ENBİYA - 47
Ve nedaul mevâzînel kısta li yevmil kıyâmeti fe lâ
tuzlemu nefsun şey’â(şey’en) ve in kâne miskâle habbetin
min hardelin eteynâ bihâ, ve kefâ binâ
hâsibîn(hâsibîne).
Ve Biz, kıyâmet günü adalet mizanlarını koyarız. O zaman,
kimseye hiçbir şeyle zulmedilmez. Ve hardal tanesi kadar bir
ağırlık olsa, onu getiririz (hayat filminde gösteririz). Ve
Bize, hesap görücüler kâfidir.
21 / ENBİYA - 48
Ve lekad âteynâ mûsâ ve hârûnel furkâne ve dıyâen ve
zikren lil muttekîn(muttekîne).
Ve andolsun ki Biz, Musa (A.S)'a ve Harun (A.S)'a, takva
sahipleri için Furkan'ı (Tevrat'ı), bir Işık (Nur) ve Zikir
olarak verdik.
21 / ENBİYA - 49
Ellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve hum mines
sâati muşfikûn(muşfikûne).
Onlar, gaybde (görmedikleri halde) Rab'lerine huşû duyarlar.
Ve onlar, o saatten (kıyâmet saatinden) korkanlardır.
21 / ENBİYA - 50
Ve hâzâ zikrun mubârekun enzelnâh(enzelnâhu), e fe
entum lehu munkirûn(munkirûne).
Ve bu, Bizim indirdiğimiz Mübarek Bir Zikir'dir. Siz, hâlâ
O'nu inkâr edenler misiniz?
21 / ENBİYA - 51
Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ
bihî âlimîn(âlimîne).
Ve andolsun ki daha önce İbrâhîm (A.S)'a rüşdünü (irşad
yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irşada ehil olduğunu)
bilenlerdik.
21 / ENBİYA - 52
İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâ hâzihit temâsîlulletî
entum lehâ âkifûn(âkifûne).
(İbrâhîm A.S), babasına ve kavmine şöyle demişti: “Sizin
ibadet ettiğiniz bu heykeller nedir?”
21 / ENBİYA - 53
Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ âbidîn(âbidîne).
“Babalarımızı ona (onlara) ibadet ediyor bulduk.” dediler.
21 / ENBİYA - 54
Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin
mubîn(mubînin).
(İbrâhîm A.S): “Andolsun ki siz ve babalarınız, apaçık dalâlettesiniz.”
dedi.
21 / ENBİYA - 55
Kâlû e ci’tenâ bil hakkı em ente minel
lâıbîn(lâıbîne).
“Sen, bize hakkı mı getirdin yoksa sen (bizimle) oyun mu
oynuyorsun?” dediler.
21 / ENBİYA - 56
Kâle bel rabbukum rabbus semâvâti vel ardıllezî
fatarahunne ve ene alâ zâlikum mineş şâhidîn(şâhidîne).
“Hayır sizin Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir ve onları
yaratandır. Ve ben, buna şahit olanlardanım.” dedi.
21 / ENBİYA - 57
Ve tallâhi le ekîdenne asnâmekum ba’de en tuvellû
mudbirîn(mudbirîne).
Allah'a yemin olsun,
siz arkanızı döndükten (gittikten) sonra ben mutlaka sizin
putlarınıza hile yapacağım.
21 / ENBİYA - 58
Fe cealehum cuzâzen illâ kebîren lehum leallehum
ileyhi yerciûn(yerciûne).
Sonra onları (putları) cüz cüz (parça parça) yaptı. Onların
büyük olanı hariç. Umulur ki böylece onlar, ona rücu ederler
(dönerler).
21 / ENBİYA - 59
Kâlû men feale hâzâ bi âlihetinâ innehu le minez
zâlimîn(zâlimîne).
“Bizim ilâhlarımıza bunu kim yaptı? Muhakkak ki o, gerçekten
zalimlerdendir.” dediler.
21 / ENBİYA - 60
Kâlû semi’nâ feten yezkuruhum yukâlu lehû
ibrâhîm(ibrâhîmu).
“Ona (kendisine), İbrâhîm denen gencin, onları zikrettiğini
(putlardan bahsettiğini) işittik.” dediler.
21 / ENBİYA - 61
Kâlû fe’tû bihî alâ a’yunin nâsi leallehum
yeşhedûn(yeşhedûne).
“Öyleyse onu, insanların gözü önüne getirin! Böylece onlar
şahit olurlar.” dediler.
21 / ENBİYA - 62
Kâlû e ente fealte hâzâ bi âlihetinâ yâ
ibrahîm(ibrahîmu).
“Ey İbrâhîm! Bizim ilâhlarımıza bunu sen mi yaptın?”
dediler.
21 / ENBİYA - 63
Kâle bel fealehu kebîruhum hâzâ fes’elûhum in kânû
yentıkûn(yentıkûne).
(İbrâhîm A.S) şöyle dedi: “Hayır, bunu onların büyüğü yaptı.
Haydi eğer onlar konuşuyorlarsa (konuşabiliyorlarsa) onlara
sorun!”
21 / ENBİYA - 64
Fe receû ilâ enfusihim fe kâlû innekum entumuz
zâlimûn(zâlimûne).
Bunun üzerine kendilerine geldiler, sonra da (kendileri
için); “Muhakkak ki siz; siz zalimlersiniz.” dediler.
21 / ENBİYA - 65
Summe nukisû alâ ruûsihim, lekad alimte mâ hâulâi
yentıkûn(yentıkûne).
Sonra onların başları öne eğildi. (Hz. İbrâhîm'e): “Andolsun
ki sen, bunların konuşmadığını (konuşamadığını) biliyordun.”
(dediler).
21 / ENBİYA - 66
Kâle e fe ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yenfeukum
şey’en ve lâ yadurrukum.
(İbrâhîm A.S): “Hâlâ size bir faydası ve zararı olmayan,
Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz?” dedi.
21 / ENBİYA - 67
Uffin lekum ve li mâ ta’budûne min
dûnillâh(dûnillâhi), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Size ve Allah'tan başka taptığınız şeylere yazıklar olsun.
Hâlâ akıl etmiyor musunuz?
21 / ENBİYA - 68
Kâlû harrikûhu vansurû âlihetekum in kuntum
fâılîn(fâılîne).
“Eğer yapabilirseniz, onu (İbrâhîm A.S'ı) yakın! Ve
ilâhlarınıza yardım edin.” dediler.
21 / ENBİYA - 69
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ
ibrahîm(ibrahîme).
“Ey ateş! İbrâhîm (A.S)'a (karşı) soğuk ve selâmet
(zararsız) ol.” dedik.
21 / ENBİYA - 70
Ve erâdû bihî keyden fe cealnâ humul
ahserîn(ahserîne).
Ve ona tuzak kurmak istediler. Fakat Biz, onları daha çok
hüsrana düşürdük.
21 / ENBİYA - 71
Ve necceynâhu ve lûtan ilel ardılletî bâraknâ fîhâ
lil âlemîn(âlemîne).
Âlemler içinde bereketli kıldığımız arz'a, onu ve Hz. Lut'u
(ulaştırıp) kurtardık.
21 / ENBİYA - 72
Ve vehebnâ lehu ishâk(ishâka), ve ya’kûbe
nâfileh(nâfileten), ve kullen cealnâ sâlihîn(sâlihîne).
Ve ona, İshak (A.S)'ı ve nafileten (ilâveten) Yâkub (A.S)'ı
vehbî (armağan) olarak verdik. Ve hepsini salihler kıldık.
21 / ENBİYA - 73
Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ
ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez
zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
Ve onları, emrimizle hidayete
erdiren (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştıran) imamlar
kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât
vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
21 / ENBİYA - 74
Ve lûtan âteynâhu hukmen ve ılmen ve necceynâhu minel
karyetilletî kânet ta’melul habâis(habâise), innehum
kânû kavme sev’in fâsikîn(fâsikîne).
Ve Lut (A.S)'a hikmet ve ilim verdik. Ve habaîs (kötülükler,
ahlâksızlıklar) işleyen ülkeden onu kurtardık. Muhakkak ki
onlar, fasık olan kötü bir kavimdi.
21 / ENBİYA - 75
Ve edhalnâhu fî rahmetinâ, innehu mines
sâlihîn(sâlihîne).
Ve onu rahmetimizin içine dahil ettik. Muhakkak ki o,
salihlerdendir.
21 / ENBİYA - 76
Ve nûhan iz nâdâ min kablu festecebnâ lehu fe
necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm(azîmi).
Ve Nuh (A.S), daha önce nida etmişti (seslenmiş, dua
etmişti). Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul
ettik). Böylece onu ve ehlini (ailesini) büyük bir üzüntüden
kurtardık.
21 / ENBİYA - 77
Ve nasarnâhu minel kavmillezîne kezzebû bi âyâtinâ,
innehum kânû kavme sev’in fe agraknâhum ecmaîn(ecmaîne).
Ve âyetlerimizi yalanlayan bir kavme karşı ona yardım ettik.
Muhakkak ki onlar, kötü bir kavim oldu. Böylece onların
hepsini boğduk.
21 / ENBİYA - 78
Ve dâvude ve suleymâne iz yahkumâni fîl harsi iz
nefeşet fîhi ganemul kavm(kavmi), ve kunnâ li hukmihim
şâhidîn(şâhidîne).
Dâvud (a.s) ve Süleyman (a.s), bir kavmin koyunlarının gece
(çobansız olarak) içinde yayılıp otladığı ekinler hakkında
hüküm veriyorlardı. Ve Biz, onların hükmüne şahittik.
21 / ENBİYA - 79
Fe fehhemnâhâ suleymân(suleymâne), ve kullen âteynâ
hukmen ve ılmen ve sehharnâ mea dâvudel cibâle
yusebbihne vet tayr(tayre), ve kunnâ fâılîn(fâılîne).
Böylece onu (bu hükmü), Süleyman (a.s)'a anlattık. Ve
hepsine hikmet ve ilim verdik. Dâvud (a.s)'la beraber tesbih
eden (etsinler diye) dağları ve kuşları musahhar (emrine
amade) kıldık. Ve (bunları) yapan, Biziz.
21 / ENBİYA - 80
Ve allemnâhu san’ate lebûsin lekum li tuhsınekum min
be’sikum, fe hel entum şâkirûn(şâkirûne).
Sizin için ona, şiddetli çarpışmalarınızda sizi korusun diye
elbise (zırh) yapmayı öğrettik. Öyleyse siz şükredenler(den)
misiniz?
21 / ENBİYA - 81
Ve li suleymâner rîha âsıfeten tecrî bi emrihî ilel
ardılletî bâreknâ fîhâ ve kunnâ bi kulli şey’in
âlimîn(âlimîne).
Ve fırtınalı rüzgâr, Hz. Süleyman içindi. (Rüzgâr),
bereketli kıldığımız oradaki yerlere onun emriyle giderdi.
Ve Biz, herşeyi bileniz (biliriz).
21 / ENBİYA - 82
Ve mineş şeyâtîni men yegûsûne lehu ve ya’melûne
amelen dûne zâlik(zâlike), ve kunnâ lehum
hâfızîn(hâfızîne).
Ve şeytanlardan, onun için denize dalanlar ve bundan başka
işler yapanlar (da) vardı. Ve onları (onun emrinde) muhafaza
eden, Bizdik.
21 / ENBİYA - 83
Ve eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyed durru ve
ente erhamur râhimîn(râhimîne).
Ve Hz. Eyüp, Rabbine (şöyle) nida etmişti: “Muhakkak ki,
bana bir zarar isabet etti (hastalık geldi). Ve Sen, rahmet
edenlerin en çok rahmet edenisin.”
21 / ENBİYA - 84
Festecebnâ lehu fe keşefnâ mâ bihî min durrin ve
âteynâhu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten min ındinâ
ve zikrâ lil âbidîn(âbidîne).
Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik).
Böylece zarar veren şeyi giderdik (hastalığı iyileştirdik).
Kullara bir zikir (öğüt) ve katımızdan bir rahmet olsun
diye. Ona ehlini (ailesini) ve onlarla beraber bir mislini
daha verdik.
21 / ENBİYA - 85
Ve ismâîle ve idrîse ve zelkifl(zelkifli), kullun
mines sâbirîn(sâbirîne).
Ve Hz. İsmail ve Hz. İdris ve Hz. Zelkifli; hepsi
sabredenlerdendir.
21 / ENBİYA - 86
Ve edhalnâhum fî rahmetinâ, innehum mines
sâlihîn(sâlihîne).
Ve onları, rahmetimizin içine dahil ettik. Muhakkak ki
onlar, salihlerdendir.
21 / ENBİYA - 87
Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len
nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ
ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve Zennûn (Yunus A.S), gadaba gelerek (öfkelenerek)
gitmişti. Böylece ona muktedir olamayacağımızı
(hükmedemeyeceğimizi) zannetti. Sonra karanlıklar içinde
(şöyle) nida etti: “Senden başka İlâh yoktur. Sen Sübhan'sın
(herşeyden münezzehsin). Muhakkak ki ben, zalimlerden
oldum.”
21 / ENBİYA - 88
Festecebnâ lehu ve necceynâhu minel gamm(gammi), ve
kezâlike nuncil mu’minîn(mu’minîne).
Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik). Ve
onu, gamdan (üzüntüden, kederden) kurtardık. Ve Biz,
mü'minleri işte böyle kurtarırız.
21 / ENBİYA - 89
Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden
ve ente hayrul vârisîn(vârisîne).
Ve Hz. Zekeriya, Rabbine (şöyle) nida etmişti: “Rabbim, beni
tek başıma bırakma ve Sen, varislerin en hayırlısısın.”
21 / ENBİYA - 90
Festecebnâ leh(lehu), ve vehebnâ lehu yahyâ ve
aslahnâ lehu zevceh(zevcehu), innehum kânû yusâriûne fil
hayrâti ve yed’ûnenâ regaben ve rehebâ(reheben), ve kânû
lenâ hâşiîn(hâşiîne).
Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik). Ve
ona, Yahya (A.S)'ı hibe (armağan) ettik. Ve onun için,
zevcesini de ıslâh ettik (çocuğu olabilecek duruma
getirdik). Muhakkak ki onlar, hayırlarda yarışırlardı. Ve
Bize, rağbet ederek ve korkarak dua ederlerdi. Ve onlar,
Bize huşû duyanlardı.
21 / ENBİYA - 91
Velletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhâ min rûhinâ ve
cealnâhâ vebnehâ âyeten lil âlemîn(âlemîne).
Ve o (Hz. Meryem), ırzını korudu. O zaman Biz, ruhumuzdan
onun içine üfledik. Onu ve oğlunu, âlemlere âyet (ibret)
kıldık.
21 / ENBİYA - 92
İnne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene
rabbukum fa’budûn(fa’budûni).
Muhakkak ki bu sizin ümmetiniz (topluluğunuz, dîniniz), tek
bir ümmettir (dîndir). Ve Ben, sizin Rabbinizim. Öyleyse
Bana kul olun!
21 / ENBİYA - 93
Ve tekattaû emrehum beynehum, kullun ileynâ
râciûn(râciûne).
Ve emirlerini (uygulamalarını), kendi aralarında böldüler
(fırkalara ayrıldılar). Hepsi Bize dönecek olanlardır.
21 / ENBİYA - 94
Fe men ya’mel mines sâlihâti ve huve mu’minun fe lâ
kufrâne li sa’yih(sa’yihî), ve innâ lehu
kâtibûn(kâtibûne).
O halde kim mü'min olarak salihat (nefs tezkiyesi) yaparsa,
bundan sonra onun gayretleri (kazandığı dereceler) örtülmez
(eksilmez, yok olmaz). Ve muhakkak ki Biz, onu yazanlarız.
21 / ENBİYA - 95
Ve harâmun alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ
yerciûn(yerciûne).
Ve helâk ettiğimiz bir kasaba halkının, oraya dönmesi
(yeniden hayata getirilmesi) haramdır (imkânsızdır).
21 / ENBİYA - 96
Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli
hadebin yensilûn(yensilûne).
Nihayet yecüc ve mecüc, (sedleri) açıldığı zaman tepelerin
hepsinden saldırırlar.
21 / ENBİYA - 97
Vakterabel va’dul hakku fe izâ hiye şahısatun
ebsârullezîne keferû, yâ veylenâ kad kunnâ fî gafletin
min hâzâ bel kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
Ve hak vaad yaklaştı. İşte o zaman kâfir olanların gözleri
(korku ile) büyür. (Derler ki): “Bize yazıklar olsun. Biz
bundan gaflet içindeydik. Meğer biz zalimler olmuşuz
(kendimize zulmetmişiz).”
21 / ENBİYA - 98
İnnekum ve mâ ta’budûne min dûnillâhi hasabu
cehennem(cehenneme), entum lehâ vâridûn(vâridûne).
Muhakkak ki siz ve sizin Allah'tan başka taptıklarınız,
cehennem yakıtısınız (odunusunuz). Siz, ona girecek
olanlarsınız.
21 / ENBİYA - 99
Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ
hâlidûn(hâlidûne).
Eğer onlar gerçekten ilâhlar olsaydılar, oraya (cehenneme)
girmeyeceklerdi. Ve hepsi orada ebediyyen kalacak
olanlardır.
21 / ENBİYA - 100
Lehum fîhâ zefîrun ve hum fîhâ lâ yesmeûn(yesmeûne).
Onlar, orada (ızdırap ile) inlerler. Ve onlar, orada (bir
şey) işitmezler.
21 / ENBİYA - 101
İnnellezîne sebekat lehum minnel husnâ ulâike anhâ
mub’adûn(mub’adûne).
Muhakkak ki Bizden kendilerine hüsna (güzellikler) ulaşanlar
(yazılanlar), işte onlar, ondan (cehennemden)
uzaklaştırılanlardır.
21 / ENBİYA - 102
Lâ yesme’ûne hasîsehâ, ve hum fî meştehet enfusuhum
hâlidûn(hâlidûne).
Onun (cehennemin) uğultusunu işitmezler. Ve onlar,
istedikleri şeyler içinde ebedî kalacak olanlardır.
21 / ENBİYA - 103
Lâ yahzunuhumul fezeul ekberu ve tetelakkâhumul
melâikeh(melâiketu), hâzâ yevmukumullezî kuntum
tûadûn(tûadûne).
O en büyük dehşet (korku), onları mahzun etmez. Ve melekler,
onları karşılar (ve derler ki): “Bu, sizin vaadolunduğunuz
gününüzdür.”
21 / ENBİYA - 104
Yevme natvis semâe ke tayyis sicilli lil
kutub(kutubi), kemâ bede’nâ evvele halkın
nuîduh(nuîduhu), va’den aleynâ, innâ kunnâ
fâılîn(fâılîne).
O gün, kitapların yazılı sayfalarını dürer gibi semayı
düreceğiz. Onu ilk defa halketmeye başladığımız gibi (eski
durumuna) iade edeceğiz (geri döndüreceğiz). Bizim
üzerimizde bir vaaddir. Muhakkak ki (bunu) yapacak olan,
Biziz.
21 / ENBİYA - 105
Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel
arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn(sâlihûne).
Andolsun ki; zikirden (Tevrat'tan) sonra Zebur'da, arza
salih kullarımızın varis olacağını, yazdık.
21 / ENBİYA - 106
İnne fî hâzâ le belâgan li kavmin âbidîn(âbidîne).
Muhakkak ki abidler (Allah'a kul olanlar) kavmi için bunda,
elbette tebliğ (açıklamalar) vardır.
21 / ENBİYA - 107
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne).
Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.
21 / ENBİYA - 108
Kul innemâ yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun
vâhid(vâhidun), fe hel entum muslimûn(muslimûne).
De ki: “Bana, sizin ilâhınızın sadece tek bir ilâh olduğu
vahyedildi.” Öyleyse siz müslümanlar mısınız (Allah'a teslim
olanlar) mısınız?
21 / ENBİYA - 109
Fe in tevellev fe kul âzentukum alâ sevâ’(sevâin), ve
in edrî e karîbun em baîdun mâ tûadûn(tûadûne).
Bundan sonra dönerlerse, o zaman de ki: “Size müsavi olarak
(herkese eşit şekilde), (Allah'ın emirlerini) bildirdim
(ilân ettim). Vaadolunduğunuz şey (azap) uzak mı yoksa yakın
mı (eğer) ben bilseydim (bilmiyorum).”
21 / ENBİYA - 110
İnnehu ya’lemul cehre minel kavli ve ya’lemu mâ
tektumûn(tektumûne).
Muhakkak ki O, sözün cehrî olanını (açıkça söylenenini) ve
ketmettiklerinizi (gizlediklerinizi) bilir.
21 / ENBİYA - 111
Ve in edrî leallehu fitnetun lekum ve metâun ilâ
hîn(hînin).
Eğer bilsem (bilmiyorum), belki de o (erteleme), sizin için
bir imtihandır. Ve belli bir zamana kadar bir meta
(faydalanma)dır.
21 / ENBİYA - 112
Kâle rabbıhkum bil hakk(hakkı), ve rabbuner rahmânul
musteânu alâ mâ tasıfûn(tasıfûne).
Dedi ki: “Rabbim hak ile hüküm ver. Ve bizim Rabbimiz, sizin
(yanlış) vasıflandırmalarınıza rağmen yardım istenilen
Rahmân (Allah)'dır.” |