|
2 / BAKARA - 1
Elif, lâm, mim.
Elif, Lâm, Mim.
2 / BAKARA - 2
Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil
muttekîn(muttekîne).
İşte bu Kitap ki, O'nda hiçbir şüphe yoktur. Takva
sahipleri için bir hidayettir.
2 / BAKARA - 3
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes
salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte
Allah'a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve
kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk
ederler (başkalarına verirler).
2 / BAKARA - 4
Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ
unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum
yûkınûn(yûkınûne).
Onlar (takva sahipleri) ki, sana indirilene ve
senden önce indirilenlere (bütün semavî kitaplara)
îmân ederler ve onlar ahirete yakîn hasıl ederler
(yakîn seviyesinde kesin olarak inanırlar).
2 / BAKARA - 5
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul
muflihûn(muflihûne).
İşte onlar, Rab'lerinden bir hidayet üzeredirler.
Ve işte onlar,onlar muflihundurlar (felâha,
kurtuluşa erenlerdir).
2 / BAKARA - 6
İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e
enzertehum em lem tunzirhum lâ
yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de
etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü'min
olmazlar.
2 / BAKARA - 7
Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve
alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum
azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem'î)
hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar)
hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için
azîm (büyük) azap vardır.
2 / BAKARA - 8
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve
bil yevmil âhıri ve mâ hum bi
mu’minîn(mu’minîne).
Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz Allah'a ve
ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah'a ulaşacağı
güne) îmân ettik.” Ve onlar mü'min değillerdir.
2 / BAKARA - 9
Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ
yahdeûne illâ enfusehum ve mâ
yeş’urûn(yeş’urûne).
(Zannederler ki) Allah'ı ve âmenû olanları
aldatırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını
aldatmazlar ve farkında da olmazlar.
2 / BAKARA - 10
Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu
maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ
kânû yekzibûn(yekzibûne).
Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah
da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip
etmiş olmaları (Allah'a ulaşmayı yalanlamaları)
sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.
2 / BAKARA - 11
Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû
innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
Onlara (Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için,
kalpleri engelli ve başkalarını hidayetten
men ettikleri için Allah'ın hastalıklarını artırdığı
insanlara): “Yeryüzünde fesat çıkarmayın
(başkalarını Allah'ın yolundan men etmeyin)!”
denildiği zaman: “Biz sadece ıslâh ediciyiz.”
dediler.
2 / BAKARA - 12
E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ
yeş’urûn(yeş’urûne).
Gerçekten onlar, fesat çıkaranlar, onlar değil mi?
Ve lâkin farkında değiller.
2 / BAKARA - 13
Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû
e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum
humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve onlara: “İnsanların inandıkları gibi siz de âmenû olun
(Allah'a ulaşmayı dileyin).” denildiği zaman: “O
sefihlerin (akılsızların) îmân ettiği gibi mi âmenû olalım?”
dediler. Gerçekten onlar, kendileri sefih değiller
mi? Ve lâkin bilmiyorlar.
2 / BAKARA - 14
Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ
halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ
nahnu mustehziûn(mustehziûne).
Ve âmenû olanlarla
buluştukları zaman: “Biz îmân ettik.” dediler.
Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Muhakkak ki
biz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) sadece alay
eden kimseleriz.” dediler.
2 / BAKARA - 15
Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî
tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah da onlarla istihza (alay) eder ve onlara
mühlet verir. Onlar, kendi azgınlıkları (isyanları)
içinde bocalarlar.
2 / BAKARA - 16
Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe
mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû
muhtedîn(muhtedîne).
İşte onlar, o kimselerdir ki, hidayet ile dalâleti
satın aldılar. Fakat onların ticareti, onlara hiç
kâr sağlamadı ve hidayete
ermiş değillerdi.
2 / BAKARA - 17
Meseluhum ke meselillezistevkade nârâ(nâren),
fe lemmâ edâet mâ havlehu zeheballâhu bi nûrihim
ve terekehum fî zulumâtin lâ
yubsirûn(yubsirûne).
Onların durumu, ateş yakıp böylece çevresindeki
şeyleri aydınlattığı zaman Allah'ın nurlarını
giderdiği ve onları karanlıklar içinde bıraktığı
kimselerin durumu gibidir. (Artık) onlar göremezler.
2 / BAKARA - 18
Summun bukmun umyun fe hum lâ
yerciûn(yerciûne).
Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar
dönemezler.
2 / BAKARA - 19
Ev ke sayyibin mines semâi fîhi zulumâtun ve
ra’dun ve berk(berkun), yec’alûne esâbiahum fî
âzânihim mines savâiki hazaral mevt(mevti),
vallâhu muhîtun bil kâfirîn(kâfirîne).
Veya (onlar), gökten boşanan, içinde karanlıklar,
gök gürlemesi ve şimşek bulunan bir yağmura
(tutulmuş) gibidirler. Yıldırımların (dehşetinden)
ölüm korkusuyla kulaklarını parmaklarıyla tıkarlar.
Ve Allah, kâfirleri kuşatandır.
2 / BAKARA - 20
Yekâdul berku yahtafu ebsârehum kullemâ edâe
lehum meşev fîhi, ve izâ azleme aleyhim kâmû ve
lev şâellâhu le zehebe bi sem’ihim ve ebsârihim
innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Şimşek neredeyse onların gözlerini kamaştırır.
Onları her aydınlatmasında onun (ışığında) yürürler.
Ve onların üzerlerine karanlık çökünce de dikilip
kalırlar. Ve eğer Allah dileseydi, onların
duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi.
Muhakkak ki Allah, herşeye kâdirdir (herşeye gücü
yeter).
2 / BAKARA - 21
Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum
vellezîne min kablikum leallekum
tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden
öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva
sahibi olursunuz.
2 / BAKARA - 22
Ellezî ceale lekumul arda firâşen ves semâe
binââ(binâen), ve enzele mines semâi mâen fe
ahrece bihî mines semarâti rızkan lekum, fe lâ
tec’alû lillâhi endâden ve entum
ta’lemûn(tâ’lemune).
O (Allah) ki; yeryüzünü sizin için döşek ve göğü
bina kıldı. Ve gökten su indirdi. Ve böylece onunla
mahsullerden sizin için rızık çıkardı. Öyleyse bile
bile Allah'a eşler kılmayın (putlar edinmeyin).
2 / BAKARA - 23
Ve in kuntum fî reybin mimmâ nezzelnâ alâ
abdinâ fe’tû bi sûretin min mislihî, ved’û
şuhedâekum min dûnillâhi in kuntum
sâdıkîn(sâdıkîne).
Ve eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden (Kur'ân'dan)
şüphe içindeyseniz, o zaman o'nun mislinden bir sure
getirin ve Allah'tan başka şahitlerinizi de davet
edin, eğer siz sadıklarsanız.
2 / BAKARA - 24
Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekûn
nârelletî vakûduhân nâsu vel hicâratu, uiddet
lil kâfirîn(kâfirîne).
Fakat, eğer yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o
taktirde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar
ve taşlar olan ateşten sakının.
2 / BAKARA - 25
Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti
enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel
enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min
semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min
kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan),
ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ
hâlidûn(hâlidûne).
Ve âmenû olup,
ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amelde bulunanlar
için altlarından nehirler akan cennetler olduğunu
müjdele. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir
rızıkla her rızıklandırılışlarında “İşte bu bizim
daha önce de rızıklandırıldığımız (yediğimiz)
şeydir.” dediler. Ve ona (dünyadaki rızıklarına)
benzer (lezzet ve nefaset bakımından çok üstünü)
verilmiştir. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve
onlar orada ebedî kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 26
İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ
beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe
ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve
emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu
bi hâzâ meselâ(meselen), yudıllu bihî kesîran ve
yehdî bihî kesîrâ(kesîran) ve mâ yudıllu bihî
illel fâsıkîn(fâsıkîne).
Muhakkak ki Allah bir sivrisineği, hatta onun
üstünde olanı da misal vermekten çekinmez. Fakatâmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler), onun Rab'lerinden bir
hak olduğunu bilirler. Kâfirler (Allah'a ulaşmayı
dilemeyenler) ise: “Allah, bu misalle ne demek
istedi?” derler. (Allah) onunla birçoğunu dalâlette
bırakır, birçoğunu da onunla hidayete
erdirir. Ve onunla fâsıklardan başkasınıdalâlette
bırakmaz.
2 / BAKARA - 27
Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di
mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu
bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike
humul hâsirûn(hâsirûne).
Onlar (fâsıklar), (kâlû belâ günü Allah'a
verdikleri) misaklarından
sonra Allah'ın Ahdi`ni bozarlar. Ve Allah'ın, O'na
(Allah'a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler.
Ve (başka insanların, ruhlarını Allah'a
ulaştırmalarına da mani olurlar. Ve bu sebeple)
yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar
(kazandıkları pozitif dereceler negatif derecelerden
az olup) hüsranda olanlardır.
2 / BAKARA - 28
Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe
ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe
ileyhi turceûn(turceûne).
Allah'ı nasıl inkâr edersiniz? (Kıyamet günü sur'a
üfürüldükten sonra) siz ölü idiniz. Sonra sizi
(kıyamet günü) diriltti. Sonra sizi (sur'a ikinci
defa üfürüldüğünde) öldürecek. Sonra sizi (sur'a
üçüncü defa üfürüldüğünde) diriltecek. Sonra (İndi
İlâhi'de) O'na döndürüleceksiniz.
2 / BAKARA - 29
Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan
summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a
semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in
alîm(alîmun).
O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin
için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe
yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi.
Ve o, Alîm'dir (herşeyi en iyi bilendir).
2 / BAKARA - 30
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun
fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ
men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve
nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu
lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ
tâ’lemûn(tâ’lemûne).
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir
halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada
fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi
yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni
takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki
ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
2 / BAKARA - 31
Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum
alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi
in kuntum sadikîn(sadikîne).
Ve (Allah), Âdem'e, (Allah'ın) isimlerinin hepsini
(bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları
meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan
iseniz bunları isimleri ile bana haber verin
(söyleyin).”
2 / BAKARA - 32
Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ
inneke entel alîmul hakîm(hakîmu).
(Melekler): “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin
bize öğrettiğinden başka (hiç) bir ilmimiz yoktur.
Muhakkak ki Sen, Alîm'sin (en iyi bilensin),
Hakîm'sin (hikmet sahibisin).”
2 / BAKARA - 33
Kâle yâ âdemu enbi’hum bi esmâihim, fe lemmâ
enbeehum bi esmâihim, kâle e lem ekul lekum innî
a’lemu gaybes semâvâti vel ardı ve a’lemu mâ
tubdûne ve mâ kuntum tektumûn(tektumûne).
(Allah): “Ey Âdem! Bunları onlara, isimleriyle haber
ver (bildir).” dedi. Âdem onları isimleriyle onlara
bildirdiği zaman (Allah, meleklere): “Ben size
demedim mi, muhakkak ki Ben, göklerin ve yerin
bilinmeyenlerini bilirim.Ve sizin açıkladığınız ve
(içinizde) gizlemiş olduğunuz şeyleri de bilirim ?”
dedi.
2 / BAKARA - 34
Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe
secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ vestekbere ve
kâne minel kâfirîn(kâfirîne).
Ve meleklere: “Âdem'e secde edin.” dediğimiz zaman
İblis hariç, (onlar) hemen secde ettiler. (İblis)
direndi ve kibirlendi. Ve kâfirlerden oldu.
2 / BAKARA - 35
Ve kulnâ yâ âdemuskun ente ve zevcukel
cennete ve kulâ minhâ ragaden haysu şi’tumâ ve
lâ takrabâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez
zâlimîn(zâlimîne).
Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin.
Oradan (oradaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden
bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa
zalimlerden olursunuz.”
2 / BAKARA - 36
Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ
mimmâ kânâ fîh(fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li
ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı
mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı.
Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden
(ni'metten) çıkardı. Ve: “Birbirinize düşman olarak
(dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamana kadar
yeryüzünde oturma ve faydalanma (geçimini temin
etme) vardır.” dedik.
2 / BAKARA - 37
Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe
tâbe aleyh(aleyhi), innehu huvet tevvâbur
rahîm(rahîmu).
Sonra Âdem, Rabbinden kelimeleri telakki etti
(öğrendi) (ve Rabbine tövbe etti.). Bunun üzerine
(Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki
O, Tevvab'tır (tövbeleri kabul edendir), rahîm'dir
(rahmet nuru gönderendir).
2 / BAKARA - 38
Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ
ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe
lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden
size mutlaka hidayet gelecektir.
O zaman kimhidayetime
tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar
mahzun olmazlar.”
2 / BAKARA - 39
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike
ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte
onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 40
Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu
aleykum ve evfû bi ahdî ûfi bi ahdikum ve iyyâye
ferhebûn(ferhebûne).
Ey İsrailoğulları! Sizi ni'metlendirdiğim o
ni'metimi hatırlayın ve ahdimi
yerine getirin. Ve (böylece) Ben de size olan ahdimi
yerine getireyim (sizleri vaadettiğim cennetime
alayım). Ve(ahdinize sadık kalmakta) artık sadece
benden korkun.
2 / BAKARA - 41
Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ
meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve
lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye
fettekûni.
Sizin yanınızda olanı (Tevrat'ı) tasdik edici olarak
indirdiğim şeye (Kur'ân'a) îmân edin ve o'nu inkâr
edenlerin ilki siz olmayın. Ve âyetlerimi az bir
bedelle satmayın. Ve artık sadece Bana karşı takva
sahibi olun.
2 / BAKARA - 42
Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl
hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve hakkı bâtıl ile karıştırmayın (örtmeyin) ve hakkı
gizlemeyin. Ve (çünkü) siz biliyorsunuz.
2 / BAKARA - 43
Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear
râkiîn(râkiîne).
Ve namazı kılın (ikame edin) ve zekâtı verin. Ve
rükû edenlerle beraber rükû edin.
2 / BAKARA - 44
E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne
enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe) e fe
lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
İnsanlara birr'i (tezkiye ve teslim olmayı)
emrediyorsunuz da siz kendinizi unutuyor musunuz? Ve
siz, Kitab'ı okuduğunuz halde hâlâ akıl etmiyor
musunuz?
2 / BAKARA - 45
Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve
innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel
yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile
Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi
olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2 / BAKARA - 46
Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve
ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya
hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda
ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde
inanırlar.
2 / BAKARA - 47
Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu
aleykum ve ennî faddaltukum alel
âlemîn(âlemîne).
Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize en'am ettiğim o
ni'metimi hatırlayın. Ve muhakkak ki Ben, sizi
âlemlere üstün kıldım.
2 / BAKARA - 48
Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin
şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ
yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum
yunsarûn(yunsarûne).
Ve, bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin
ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin
kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye
alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden
sakının.
2 / BAKARA - 49
Ve iz necceynâkum min âli fir’avne
yesûmûnekum sûel azâbi yuzebbihûne ebnâekum ve
yestahyûne nisâekum ve fî zâlikum belâun min
rabbikum azîm(azîmun).
Ve sizi firavun ailesinden kurtarmıştık ki (onlar),
size kötü azap ediyorlar, oğullarınızı kesip
kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda sizin
için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.
2 / BAKARA - 50
Ve iz faraknâ bikumul bahre fe enceynâkum ve
agraknâ âle fir’avne ve entum
tenzurûn(tenzurûne).
Ve sizin için denizi yarmış, böylece sizi kurtarıp
firavun ailesini boğmuştuk. Ve siz de (bunu)
görüyordunuz.
2 / BAKARA - 51
Ve iz vâadnâ mûsâ erbaîne leyleten
summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum
zâlimûn(zâlimûne).
Ve Musa'ya (Tur dağı'nda) kırk gece (beraberlik)
vaadetmiştik. Sonra siz, hemen onun ardından
(Samiri'nin altından yaptığı) buzağıyı (tanrı)
edindiniz. Ve siz zâlimlersiniz .
2 / BAKARA - 52
Summe afevnâ ankum min ba’di zâlike leallekum
teşkurûn(teşkurûne).
Sonra sizi, bunun (buzağıyı ilâh edinmenin) ardından
affettik. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.
2 / BAKARA - 53
Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne
leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve, umulur ki siz hidayete
erersiniz diye Musa (a.s)'a kitap ve furkan vermiştik.
2 / BAKARA - 54
Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi innekum
zalemtum enfusekum bittihâzikumul icle fe tûbû
ilâ bâriikum faktulû enfusekum zâlikum hayrun
lekum inde bâriikum fe tâbe aleykum innehu huvet
tevvâbur rahîm(rahîmu).
Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh)
edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize
zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız'a tövbe edin. Artık
nefslerinizi (birbirinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız
katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti.
Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, O
tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.
2 / BAKARA - 55
Ve iz kultum yâ mûsâ len nu’mine leke hattâ
nerallâhe cehreten fe ehazetkumus sâikatu ve
entum tenzurûn(tenzurûne).
Ve: “Yâ Musa! Biz, Allah'ı açıkça görmedikçe asla
sana inanmayız.” demiştiniz. Bunun üzerine sizi
yıldırım yakaladı. Ve siz de (bunu) görüyordunuz.
2 / BAKARA - 56
Summe beasnâkum min ba’di mevtikum leallekum
teşkurûn(teşkurûne).
Sonra umulur ki böylece siz şükredersiniz diye
ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik.
2 / BAKARA - 57
Ve zallelnâ aleykumul gamâme ve enzelnâ
aleykumul menne ves selvâ kulû min tayyibâti mâ
razaknâkum ve mâ zalemûnâ ve lâkin kânû
enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Ve bulutu sizin üstünüze gölgeledik. Size kudret
helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi
rızıklandırdığımız temiz şeylerden yeyin. Ve onlar,
bize zulmetmediler, fakat onlar, kendi nefslerine
zulmediyorlardı.
2 / BAKARA - 58
Ve iz kulnâdhulû hâzihil karyete fe kulû
minhâ haysu şi’tum ragaden vedhulûl bâbe
succeden ve kûlû hıttatun nagfir lekum hatâyâkum
ve senezîdul muhsinîn(muhsinîne).
Ve o zaman demiştik ki: “Bu kasabaya girin, böylece
onun (ni'metlerinden) dilediğiniz yerden bol bol
yeyin. Kapıdan secde ederek girin ve “hıtta”
(günahlarımızın bağışlanmasını diliyoruz) deyin. Biz
de sizin hatalarınızı mağfiret edelim (günahlarnızı
sevaba çevirelim). Ve muhsinlere (ni'metlerimizi)
artıracağız.”
2 / BAKARA - 59
Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî
kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen
mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).
Böylece o zalimler, sözleri, kendilerine söylenenden
başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine Biz de, fıska
düştüklerinden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten
korkunç bir azap indirdik.
2 / BAKARA - 60
Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi
asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ
aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin
meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ
ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).
Ve Musa (a.s), kavmi için su istemişti. Bunun
üzerine: “Asânla taşa (kayaya) vur.” dedik. Böylece
ondan (kayadan) on iki pınar fışkırdı. İnsanların
hepsi kendi içeceği yeri (pınarını) bilmiğti.
Allah'ın rızkından yeyin, için ve sakın azıp
yeryüzünde fesat çıkaranlar olmayın.
2 / BAKARA - 61
Ve iz kultum yâ mûsâ len nasbira alâ taâmin
vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ
tunbitulardu min baklihâ ve kıssâiha ve fûmihâ
ve adesihâ ve basalihâ, kâle e testebdilûnellezî
huve ednâ billezî huve hayr(hayrun), ihbitû
mısran fe inne lekum mâ seeltum ve duribet
aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bâu bi
gadabin minallâh(minallâhi), zâlike bi ennehum
kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen
nebiyyîne bi gayril hak(hakkı), zâlike bi mâ
asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Ve siz: “Ey Musa! Biz bir (çeşit) yemek (yemeye)
asla sabredemeyiz. Artık bizim için Rabbine dua et.
Bize yeryüzünün yetiştirdiği şeylerden, sebzesinden,
kabağından, sarımsağından, mercimeğinden ve
soğanından çıkarsın.” demiştiniz. (Musa a.s):
“Hayırlı olanı, daha değersiz olanla mı değiştirmek
istiyorsunuz? (Öyle ise) Mısır'a inin, sizin
istediğiniz şeyler muhakkak ki orada var.” demişti.
(Sonra da) onların üzerlerine zillet (sefalet) ve
fakirlik (damgası) vuruldu. Ve onlar, Allah'tan bir
gazaba uğradılar. İşte bu, Allah'ın âyetlerini inkâr
etmeleri ve peygamberleri haksız yere
öldürmelerinden dolayıdır. İşte bu (ceza), asi olup
(isyan edip), haddi aşmış olmaları sebebiyledir.
2 / BAKARA - 62
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ
ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri
ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim,
ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum
yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki, âmenû olanlar
ve yahudi, hristiyan ve sabii olanlardan kim,
Allah'a ve ahiret gününe inandı ve ıslâh edici
ameller işlediyse (nefsini tezkiye etti ise ), artık
onların mükâfatları Rab'lerinin katındadır. Onlara
korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
2 / BAKARA - 63
Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut
tûr(tûra) huzû mâ ateynâkum bi kuvvetin vezkurû
mâ fîhi leallekum tettekûn(tettekûne).
Sizin misâkinizi (yeminlerinizi) aldığımız zaman Tur
Dağı'nı üstünüze kaldırmıştık. Siz verdiğimiz
şeyleri kuvvetle alın (sarılın) ve onun içindeki
şeyleri zikredin (hatırlayın), umulur ki böylece siz
takva sahibi olursunuz.
2 / BAKARA - 64
Summe tevelleytum min ba’di zâlik(zâlike), fe
lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu le kuntum
minel hâsirîn(hâsirîne).
Sonra, bunun (misâkın) arkasından siz döndünüz.Buna
rağmen eğer Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti sizin
üzerinize olmasaydı, siz mutlaka hüsrana
uğrayanlardan olurdunuz.
2 / BAKARA - 65
Ve lekad alimtumullezîne’tedev minkum fîs
sebti fe kulnâ lehum kûnû kıradeten
hâsiîn(hasiîne).
Ve andolsun ki siz, içinizden cumartesi günündeki
(avlanma yasağını) çiğneyenleri biliyordunuz. O
zaman onlara: “Hakir (aşağılık) maymunlar olun.”
dedik.
2 / BAKARA - 66
Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ
halfehâ ve mev’ızaten lil muttakîn(muttakîne).
Böylece onu (bu cezayı), hayatta olanlara ve onların
arkasından gelecek olanlara bir ibret ve takva
sahipleri için bir öğüt kıldık.
2 / BAKARA - 67
Ve iz kâle mûsâ li kavmihî innallâhe
ye’murukum en tezbehû bakarah(bakaraten), kâlû e
tettehızunâ huzuvâ(huzuven), kâle eûzu billâhi
en ekûne minel câhilîn(câhilîne).
Ve Musa (a.s) kavmine: “Muhakkak ki Allah sizin bir
inek kesmenizi emrediyor.” demişti. (Onlar):
“Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. (Musa a.s)
onlara: “Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım.”
dedi.
2 / BAKARA - 68
Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ
hiy(hiye), kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun
lâ fâridun ve lâ bikr(bikrun), avânun beyne
zâlik(zalike) fef’alû mâ tu’merûn(tu’merune).
(Onlar) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et, onun
ne (vasıfta) olduğunu bize açıklasın.” (Musa a.s)
dedi ki: “Muhakkak ki O (Allah) buyuruyor ki, o
mutlaka ne genç, ne de yaşlı, ikisinin ortası yaşta
bir inektir. Artık emrolunduğunuz şeyi yapın.”
2 / BAKARA - 69
Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ
levnuhâ, kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun
safrâu, fâkiun levnuhâ tesurrun
nâzırîn(nâzirîne).
(Onlar) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et ,
onun rengi nedir, bize açıklasın.” (Musa a.s) dedi
ki: “Muhakkak ki O (Allah) buyuruyor ki, o mutlaka
görenlerin hoşuna gidecek parlak sarı renkte bir
inektir.”
2 / BAKARA - 70
Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiye,
innel bakara teşâbehe aleynâ, ve innâ in
şâallâhu le muhtedûn(muhtedûne).
(Onlar) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et, onun
nasıl olduğunu bize açıklasın. Gerçekten o inek,
bize göre, diğerlerine benziyor. Ve eğer Allah
dilerse, muhakkak ki biz (kesilmesi emrolunan ineğe)
mutlaka ulaşırız.”
2 / BAKARA - 71
Kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ
zelûlun tusîrul arda ve lâ teskıl hars(harse),
musellemetun lâ şiyete fîhâ kâlûl’âne ci’te bil
hakk(hakkı), fe zebehûhâ ve mâ kâdû
yef’alûn(yef’alûne).
(Musa a.s) dedi ki: “Muhakkak ki O (Allah),
buyuruyor ki, o mutlaka boyunduruk altına alınmamış
bir inektir. Toprağı sürmez, ekin sulamaz, salmadır,
onda alaca (leke) yoktur.” Dediler ki: “İşte şimdi
hakikati getirdin (tam tarifini yaptın).” Bunun
üzerine onu (o vasıfta olan ineği bulup) kestiler.
Ve az kalsın bunu yapmayacaklardı.
2 / BAKARA - 72
Ve iz kateltum nefsen feddâre’tum fîhâ
vallâhu muhricun mâ kuntum tektumûn(tektumûne).
Ve siz, bir adam öldürmüştünüz sonra da (katilini
saklayarak) onun hakkındaki (suçu) birbirinize
yüklemiştiniz. (Oysa) Allah gizlemiş olduğunuz şeyi
açığa çıkarandır.
2 / BAKARA - 73
Fe kulnâdribûhu bi ba’dıhâ kezâlike
yuhyîllâhul mevtâ ve yurîkum âyâtihî leallekum
ta’kılûn(ta’kılûne).
Bunun üzerine Biz: “Onun (ineğin) bir parçasıyla ona
(öldürülen adama) vurun.” dedik. (O zaman ölen kişi
dirilip katilini söyledi). Allah, işte böyle ölüleri
diriltir ve size âyetlerini (kudretini) gösterir.
Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.
2 / BAKARA - 74
Summe kaset kulûbukum min ba’di zâlike fe
hiye kel hıcâreti ev eşeddu kasveh(kasveten), ve
inne minel hıcâreti lemâ yetefecceru minhul
enhâr(enhâru), ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku fe
yahrucu minhul mâu, ve inne minhâ lemâyehbitu
min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve mâllâhu bi
gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Sonra, bunun (bu mucizenin) arkasından kalpleriniz
(gene) kasiyet bağladı (katılaştı ve karardı), öyle
ki taş gibi hatta daha da katı oldu. Ve gerçekten,
taşlardan öyleleri vardır ki, ondan nehirler
fışkırır. Ve gerçekten, onlardan (taşlardan)
öyleleri vardır ki, yarılır, böylece içinden su
çıkar. Ve mutlaka onlardan (taşlardan) öyleleri
vardır ki, Allah'a karşı duyduğu huşûdan yuvarlanıp
aşağı düşer. Ve Allah yaptıklarınızdan gâfil
değildir.
2 / BAKARA - 75
E fe tatmeûne en yu’minû lekum ve kad kâne
ferîkun minhum yesmeûne kelâmallâhi summe
yuharrifûnehu min ba’di mâ akalûhu ve hum
ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ey mü'minler)! Hâlâ onların size inanacaklarını mı
umuyorsunuz? Onlardan bir fırka (grup) vardı ki,
Allah'ın kelâmını işitirler, sonra onu akıl
ettikleri (anladıkları) halde, bile bile tahrif
ederler.
2 / BAKARA - 76
Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ
halâ ba’duhum ilâ ba’din kâlû e tuhaddisûnehum
bi mâ fetehallâhu aleykum li yuhâccûkum bihî
inde rabbikum e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Ve onlar, âmenû olanlarla
(Allah'a ulaşmayı dileyenlerle) mülâki oldukları
(karşılaştıkları) zaman: “Âmenû olduk.” dediler.
Yalnız kaldıkları zaman birbirlerine: “Allah'ın size
açtığı şeyleri (Resûlallah hakkında
bildirdiklerini), Rabbinizin katında size karşı onu
“hüccet (delil) göstersinler” diye mi onlara
(mü'minlere) anlatıyorsunuz? Hâlâ akıl etmiyor
musunuz?” dediler.
2 / BAKARA - 77
E ve lâ ya’lemûne ennallâhe ya’lemu mâ
yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne).
Ve onlar, gizlenen ve açıklanan şeyleri “Allah'ın
bildiğini” bilmiyorlar mı?
2 / BAKARA - 78
Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ
emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın)
Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin
yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda
bulunuyorlar.
2 / BAKARA - 79
Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi
eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li
yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun
lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum
mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı
yazanların vay haline! Sonra da onu (bu
yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için:
“Bu Allah'ın indindendir.” derler. İşte onlara
yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden
dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler
sebebiyle.
2 / BAKARA - 80
Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen
ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi
ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em
tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı
günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız
kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki:
“Allah'ın katından bir ahd mi
edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız)
Allah, ahdinden
asla dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir
şey mi söylüyorsunuz?
2 / BAKARA - 81
Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî
hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ
hâlidûn(hâlidûne).
Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış
da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık
ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 82
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ulâike
ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ
hâlidûn(hâlidûne).
Ve âmenû olup
(Allah'a ulaşmayı dileyip), ıslâh edici (nefsi
tezkiye edici) amel işleyenler, işte onlar, cennet
ehlidir. Ve orada (cennette) devamlı kalacak
olanlardır.
2 / BAKARA - 83
Ve iz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’budûne
illâllâhe ve bil vâlideyni ihsânen ve zil
kurbâvel yetâmâ vel mesâkîni ve kûlû lin nâsi
husnen ve ekîmûs salâte ve âtûz zekât(zekâte),
summe tevelleytum illâ kalîlen minkum ve entum
mu’ridûn(mu’ridûne).
Biz, İsrailoğulları'ndan: “Allah'tan başkasına kul
olmayın, ana-babaya, yakınlara (akrabaya), yetimlere
ve miskinlere ihsanda bulunun, insanlara güzel söz
söyleyin, namazı (hakkıyla) kılın, zekâtı verin.”
diye misak almıştık.
Sonra da sizden pek azınız hariç, (misakınızdan
geri) döndünüz. Ve siz, yüz çeviren kimselersiniz.
2 / BAKARA - 84
Ve iz ehaznâ mîsâkakum lâ tesfikûne dimâekum
ve lâ tuhricûne enfusekum min diyârikum summe
ekrartum ve entum teşhedûn(teşhedûne).
Ve “Birbirinizin kanlarını dökmeyin, birbirinizi
yurdunuzdan çıkarmayın.” diye sizden misak almıştık.
Siz de bunu (misakınızı) ikrar etmiştiniz (kabul
etmiştiniz) ve sizler (buna) şahitsiniz.
2 / BAKARA - 85
Summe entum hâulâi taktulûne enfusekum ve
tuhricûne ferîkan minkummin diyârihim,
tezâharûne aleyhim bil ismi vel udvân(udvâni),
ve in ye’tûkum usârâ tufâdûhum ve huve
muharremun aleykum ihrâcuhum e fe tu’minûne bi
ba’dil kitâbive tekfurûne bi ba’d(ba’dın), fe mâ
cezâu men yef’alu zâlike minkum illâ hızyun fîl
hayâtid dunyâ, ve yevmel kıyâmeti yureddûne ilâ
eşeddil azâb(azâbi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ
ta’melûn(ta’melûne).
Sonra siz, öyle kimselersiniz ki birbirinizi
öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından
çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta
yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak
gelseler, onların yurtlarından çıkarılmaları size
haram kılınmış olduğu halde (onların yurtlarında
kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı
değiştirirsiniz. Yoksa Kitab'ın bir kısmına inanıp,
bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle
yapanların cezası, dünya hayatında ancak
rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en
şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah, yaptığınız
şeylerden gâfil değildir.
2 / BAKARA - 86
Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil
âhireti, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum
yunsarûn(yunsarûne).
İşte onlar öyle kimselerdir ki, dünya hayatını
ahirete karşı satın almışlardır. Bu sebeple azap
onlardan hafifletilmez ve onlar yardım da olunmazlar
.
2 / BAKARA - 87
Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min
ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel
beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e
fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ
enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve
ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan
sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu
İsa'ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu
Ruh'ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin
hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her
defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını
yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.
2 / BAKARA - 88
Ve kâlû kulûbunâ gulf(gulfun), bel
leanehumullâhu bi kufrihim fe kalîlen mâ
yu’minun(yu’minûne).
Ve dediler ki: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.”
Hayır, Allah, küfürleri (sebebi) ile onları
lânetledi. Bu sebeble ne kadar az îmân ediyorlar.
2 / BAKARA - 89
Ve lemmâ câehum kitâbun min indillâhi
musaddikun limâ meahum, ve kânû min kablu
yesteftihûne alellezîne keferû, fe lemmâ câehum
mâ arafû keferû bihî, fe la’netullâhi alel
kâfirîn(kâfirîne).
Ve onlara, Allah katından onların beraberindeki şeyi
(Tevrat'ı) tasdik eden bir Kitap, (Kur'ân) geldiği
zaman (o'nu kabul etmediler). (Kur'ân gelmeden) önce
kâfirlere karşı (zor durumda kaldıklarında,
Tevrat'ta bahsi geçen ahir zaman Peygamberi adına) fetih ve
zafer için (Allah'tan) yardım istiyorlardı. Oysa, O
bildikleri (Tevrat'ta vasfı bildirilen Peygamber)
onlara gelince O'nu inkâr ettiler. Bu yüzden
Allah'ın lâneti kâfirlerin üzerinedir.
2 / BAKARA - 90
Bi’semeşterav bihî enfusehum en yekfurû bi mâ
enzelallâhu bagyen en yunezzilallâhu min fadlihî
alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), fe bâû bi
gadabin alâ gadab(gadabin), ve lil kâfirîne
azâbun muhîn(muhînun).
Onların, Allah'ın kullarından dilediği kimse
üzerine, fazlından indirmekte olduğuna (vahye),
haset ederek Allah'ın indirdiği şeyi inkâr etmeleri
ve onunla kendilerini sattıkları şey ne kötü.
Böylece gazaptan gazaba uğradılar ve kâfirler için
“alçaltıcı azap” vardır.
2 / BAKARA - 91
Ve izâ kîle lehum âminû bi mâ enzelallâhu
kâlû nu’minu bi mâ unzile aleynâ ve yekfurûne bi
mâ verâehu ve huvel hakku musaddikan limâ meahum
kul fe lime taktulûne enbiyâallâhi min kablu in
kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve onlara: “Allah'ın indirdiğine îmân edin.”
denildiği zaman: “Biz, bize indirilene îmân ederiz.”
dediler. Ve, onun arkasındakini (ondan sonra geleni)
inkâr ederler. Ve, o haktır ve onların yanındakini
tasdik edicidir. De ki: “Eğer siz, mü'minler iseniz
bundan önce niye Allah'ın peygamberlerini
öldürüyordunuz?”
2 / BAKARA - 92
Ve lekad câekum mûsâ bil beyyinâti
summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum
zâlimûn(zâlimûne).
Ve andolsun ki, Musa (a.s) size beyyineler (açık
deliller) ile geldi. Sonra siz onun ardından
buzağıyı (ilâh) edindiniz ve siz zalimlersiniz.
2 / BAKARA - 93
Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut
tûr(tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû
kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimul
icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî
îmânukum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve sizden, misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik. Size verdiğimiz
şeyi (Tevrat'ı) kuvvetle alın ve (emirlerimizi)
işitin (demiştik). “İşittik ve isyan ettik.”
dediler. Küfürleri sebebiyle buzağı (sevgisi)
onların kalplerine içirildi (yerleştirildi). De ki:
“Eğer siz mü'min kimseler iseniz, îmânınızın onunla
size emrettiği şey ne kötü.
2 / BAKARA - 94
Kul in kânet lekumud dârul âhiretu indallâhi
hâlisaten min dûnin nâsi fe temennevûl mevte in
kuntum sâdikîn(sâdikîne).
De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu, başka
insanların değil de sadece size has (özel) ise, o
halde eğer (sözünüzde) sadıklarsanız ölümü temenni
edin!”
2 / BAKARA - 95
Ve len yetemennevhu ebeden bimâ kaddemet
eydîhim vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).
Ve elleriyle takdim ettikleri (günahları) sebebiyle
onu (ölümü), ebediyyen asla temenni etmezler. Ve
Allah, zâlimleri en iyi bilendir.
2 / BAKARA - 96
Ve le tecidennehum ahrasan nâsi alâ hayâtin,
ve minellezîne eşrakû yeveddu ehaduhum lev
yuammeru elfe seneh(senetin), ve mâ huve bi
muzahzihıhî minel azâbi en yuammer(yuammere),
vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve onları, hayata karşı insanların en hırslısı
bulursun. Ve (hatta) o şirk koşanlardan herbiri
şâyet bin sene ömürlendirilse, (yaşamayı) ister.
Onun ömrünün uzatılması, onu azaptan uzaklaştırıcı
değildir. Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.
2 / BAKARA - 97
Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu
nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan
limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil
mu’minîn(mu’minîne).
Kim Cibril'e düşman oldu ise (ona) de ki: “Halbuki
muhakkak ki o (Cebrail a.s), onların ellerindeki
(kitapları) tasdik eden O (Kur'ân'ı), Allah'ın
izniyle, mü'minlere bir hidayet (rehberi)
ve müjde olarak senin kalbine indirdi.”
2 / BAKARA - 98
Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve
rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe
aduvvun lil kâfirîn(kâfirîne).
Kim, Allah'a ve O'nun meleklerine ve O'nun
resûllerine ve Cebrail'e ve Mikail'e düşman oldu
ise, o taktirde muhakkak ki Allah kâfirlere
düşmandır.
2 / BAKARA - 99
Ve lekad enzelnâ ileyke âyâtin
beyyinât(beyyinâtin), ve mâ yekfuru bihâ illel
fâsikûn(fâsikûne).
Ve andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. Ve
bunları fâsıklardan başka kimse inkâr etmez.
2 / BAKARA - 100
E ve kullemâ âhedû ahden nebezehu ferîkun
minhum bel ekseruhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ve onlardan bir kısmı, bir ahd yaptıkları
zaman, her defasında onu nakzettiler mi (bozmadılar
mı)? Evet (bozdular), onların çoğu îmân etmezler.
2 / BAKARA - 101
Ve lemmâ câehum resûlun min indillâhi
musaddikun limâ meahum nebeze ferîkun
minellezîne ûtûl kitâb(kitâbe), kitâballâhi
verâe zuhûrihim ke ennehum lâ
ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve onlara Allah'ın katından yanlarındaki (Kitab'ı)
tasdik eden (doğrulayan) bir resûl geldiği zaman,
kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış
gibi, Allah'ın Kitab'ını arkalarına attılar.
2 / BAKARA - 102
Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki
suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve
lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses
sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile
hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min
ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ
tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne
bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum
bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi
iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ
yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le
menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve
le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû
ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlar Süleyman (a.s)'ın mülkü üzerine şeytanların
tilavet ettiği (okuduğu) şeylere tâbî oldular
(uydular). Süleyman (a.s), inkâr etmedi (sihir
yapmadı ve kâfir olmadı). Fakat şeytanlar insanlara,
sihri ve Babil şehri'ndeki iki meleğe, Harut ve
Marut'a indirilen şeyleri öğretmekle kâfir oldular.
Ve oysa onlar, “Biz sadece bir fitneyiz (sizin için
bir imtihanız). O halde (sakın sihir ilmini
öğrenerek) kâfir olmayın.” demedikçe hiç kimseye
bunu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden, bir erkek ile
onun karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı
ve de onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle)
hiç kimseye zarar verebilecek değillerdir. Ve onlar
kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri
öğreniyorlar. Ve andolsun ki onlar, onu (sihri ve
ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir
nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Elbette
onunla (sihre karşılık) nefslerini sattıkları şey ne
kötü, keşke bilselerdi.
2 / BAKARA - 103
Ve lev ennehum âmenû vettekav le mesûbetun
min indillâhi hayr(hayrun), lev kânû
ya’lemûn(ya’lemûne).
Eğer onlar âmenû olup
(Allah'a ulaşmayı dileyip) ve takva sahibi
olsalardı, mutlaka Allah'ın katından (kendilerine
verilecek) sevap, elbette daha hayırlı olurdu, keşke
bilselerdi.
2 / BAKARA - 104
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûlû râinâ ve
kûlûnzurnâ vesmeû ve lil kâfirîne azâbun
elîm(elîmun).
Ey âmenu olanlar! “Raina (bizi gözet)” demeyin. ve
“unzurna (bize bak)” deyin. ve (Allah'ın hükmünü)
dinleyin (işitin). ve kâfirler için “elîm azap”
vardır..
2 / BAKARA - 105
Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve
lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin
min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men
yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler,
Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve
fazl) indirilmesini istemezler. Ve Allah, rahmetini
dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, “büyük
fazıl” sahibidir.
2 / BAKARA - 106
Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi
hayrin minhâ ev mislihâ e lem ta’lem ennallâhe
alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Biz bir âyetten neyi neshedersek (kaldırırsak ve
değiştirirsek) veya neyi unutturursak, ondan daha
hayırlısını veya onun mislini getiririz. Allah'ın
herşeye kaadir olduğunu bilmiyor musun?
2 / BAKARA - 107
E lem ta’lem ennellâhe lehu mulkus semâvâti
vel ard(ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min
veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Göklerin ve yerin mülkünün O'na, Allah'a ait
olduğunu bilmiyor musun? Ve sizin için Allah'tan
başka dost ve yardımcı yoktur.
2 / BAKARA - 108
Em turîdûne en tes’elû resûlekum kemâ suile
mûsâ min kabl(kablu), ve men yetebeddelil kufra
bil îmâni fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Yoksa siz de, daha önceden Musa (a.s)'a sorulduğu
gibi, resulunuzu (ondan şüpheye düşerek) sorguya mı
çekmek istiyorsunuz? Ve kim îmânı küfür ile
değiştirirse, artık o doğru yoldan (Sıratı
Mustakîm'den) (Allah'a ulaştıran yoldan) sapmıştır.
2 / BAKARA - 109
Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev
yeruddûnekum min ba’di îmânikum
kuffârâ(kuffâran), haseden min indi enfusihim
min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakk(hakku),
fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi
emrih(emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in
kadîr(kadîrun).
Ehli kitaptan çoğu, hak kendilerine apaçık beyan
olduktan sonra, nefslerindeki hasetten dolayı, sizi
îmânınızdan sonra küfre döndürebilmeyi (fıska
düşürmeyi) isterler. Artık, Allah (bu husustaki)
emrini getirinceye kadar bağışlayın ve hoşgörün.
Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir.
2 / BAKARA - 110
Ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), ve mâ
tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu
indallâh(indallâhi) innallâhe bi mâ ta’melûne
basîr(basîrun).
Ve, namazı ikâme edin (kılın), ve zekâtı verin.
Nefsleriniz için hayır olarak ne takdim ettiniz
(sundunuz) ise , onu Allah'ın indinde bulursunuz.
Muhakkak ki Allah, amellerinizi en iyi görendir.
2 / BAKARA - 111
Ve kâlû len yedhulel cennete illâ men kâne
hûden ev nasâr(nasârâ), tilke emâniyyuhum kul
hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Ve dediler ki: “Cennete yahudi veya hristiyan olan
kimselerden başkası asla girmeyecektir.” Bu, onların
emaniyesidir (zan ve kuruntularıdır). “Eğer siz
sadıklar iseniz delillerinizi getirin.” de.
2 / BAKARA - 112
Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve
muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ
havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu)
Allah'a teslim ederse, o muhsin olur. Artık Rabbinin
katında onun ecri vardır. Onlara korku yoktur ve
onlar mahzun olmazlar.
2 / BAKARA - 113
Ve kâletil yahûdu leysetin nasârâ alâ
şey’(şey’in) ve kâletin nasârâ leysetil yahûdu
alâ şey’in ve hum yetlûnel kitâb(kitâbe),
kezâlike kâlellezine lâ ya’lemûne misle
kavlihim, fallâhu yahkumu beynehum yevmel
kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Ve yahudiler dedi ki: “Hristiyanlar bir şey (hak bir
dîn) üzere değildir.” Hristiyanlar dedi ki:
“Yahudiler bir şey (hak bir dîn) üzere değildir.”
Halbuki onlar (her iki taraf da) Kitab'ı tilâvet
ediyorlar (okuyorlar). Bunun gibi bilmeyenler de
onların sözleri gibi sözler söylediler.Artık Allah,
ihtilaf ettikleri şey hakkında, kıyâmet günü hüküm
verecektir.
2 / BAKARA - 114
Ve men azlemu mimmen menea mesâcidallâhi en
yuzkere fîhesmuhu ve seâ fî harâbihâ ulâike mâ
kâne lehum en yedhulûhâ illâ hâifîn(hâifîne)
lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhireti
azâbun azîm(azîmun).
Ve Allah'ın mescidlerinde, O'nun adının
zikredilmesini men eden (yasaklayan) ve onların
(mescidlerin) harap olmasına çalışan kimseden daha
zalim kim vardır? İşte onların, korkmadan oraya
(mescidlere) girmesi olamaz (ancak korka korka
girebilirler.) Onlar için dünyada rezillik, ahirette
de “azîm azap” (en büyük azap) vardır.
2 / BAKARA - 115
Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ
tuvellû fe semme vechullâh(vechullâhi) innallâhe
vâsiun alîm(alîmun).
Ve doğu da Allah'ındır batı da. Artık hangi tarafa
dönerseniz dönün, Allah'ın Vechi (Zat'ı) işte
oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi'dir (rahmeti ve
lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır).
2 / BAKARA - 116
Ve kâlûttehazellâhu veleden,
subhâneh(subhânehu), bel lehu mâ fîs semâvâti
vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Ve “Allah çocuk edindi.” dediler. O, (bundan)
münezzehtir (berîdir). Hayır, göklerde ve yerde ne
varsa (hepsi) O'nundur. Hepsi de O'na boyun eğmiştir
(emrine amadedir).
2 / BAKARA - 117
Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ
emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe
yekûn(yekûnu).
Gökleri ve yeri bedî olarak (örneksiz) yaratandır.
Bir işi kadâ ettiği (olmasını istediği) zaman, o
şeye sadece “Ol!” der. O, hemen olur.
2 / BAKARA - 118
Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ
yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun),
kezâlike kâlellezîne min kablihim misle
kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal
âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Ve (gerçeği) bilmeyenler: “Keşke Allah bizimle
konuşsa” veya “Bize de bir âyet gelse” dediler.
Bunun gibi onlardan öncekiler de, onların sözlerine
benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri birbirine
benzedi. Âyetlerimizi, yakîn hasıl eden bir kavim
için beyan etmiştik.
2 / BAKARA - 119
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîren,
ve lâ tus’elu an ashâbil cahîm(cahîmi).
Muhakkak ki Biz seni, hak ile müjdeleyici ve uyarıcı
olarak gönderdik. Ve ashabı cehîmden
(cehennemliklerden) sana sorulmaz (sen cehenneme
gideceklerden sorumlu tutulmazsın ).
2 / BAKARA - 120
Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ
tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel
hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke
minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ
nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne
yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı
olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak
(Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”
. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların
hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve
bir yardımcı yoktur.
2 / BAKARA - 121
Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka
tilâvetih(tilâvetihî) ulâike yu’minûne
bih(bihî), ve men yekfur bihî fe ulâike humul
hâsirûn(hâsirûne).
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (nebîler), (ve
resûller), onu hakiki bir tilâvet ile tilâvet
ederler (okuyup açıklarlar). İşte onlar, ona
(kitaba) îmân ederler. Ve kim onu inkâr ederse, işte
onlar hüsranda olanlardır.
2 / BAKARA - 122
Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu
aleykum ve ennî faddaltukum alel
âlemîn(âlemîne).
Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize en'am ettiğim o
ni'metimi hatırlayın. Ve muhakkak ki Ben, sizi
âlemlere üstün kıldım.
2 / BAKARA - 123
Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin
şey’en ve lâ yukbelu minhâ adlun ve lâ tenfeuhâ
şefâatun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir
fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine
şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım
olunmayacağı bir günden sakının.
2 / BAKARA - 124
Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhu bi kelimâtin fe
etemmehun(etemmehunne), kâle innî câiluke lin
nâsi imâmâ(imâmen), kâle ve min zurriyyetî kâle
lâ yenâlu ahdiz zâlimîn(zâlimîne).
Ve İbrâhîm'i Rabbi kelimelerle imtihan etmişti.
Nihayet (imtihan) tamamlanınca da (Allah şöyle)
buyurdu: “Muhakkak ki Ben, seni insanlara imam
kılacağım.” (İbrâhîm a.s): “Benim zürriyetimden de
(imamlar kıl).” deyince; (Allah): “Benim ahdime
(imamlık ve önderlik rahmetime, senin zürriyetinden
olan) zâlimler nail olamaz.” buyurdu.
2 / BAKARA - 125
Ve iz cealnâl beyte mesâbeten lin nâsi ve
emnâ(emnen), vettehizû min makâmı ibrâhîme
musallâ(musallen) ve ahidnâ ilâ ibrâhîme ve
ismâîle en tahhirâ beytiye lit tâifîne vel
âkifîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
Ve Biz beyt'i (Kâbe'yi) insanlar için sevap
(kazanılan) ve emin olan (bir yer) kılmıştık. Ve
siz, İbrâhîm'in makamından bir namaz yeri ittihaz
edinin. Ve Biz, İbrâhîm (a.s)'a ve İsmail (a.s)'a:
“Tavaf edenler, âkifler (ibadet için kalanlar), rükû
ve secde edenler için beytim'i temiz tutsunlar.”
diyeahdettik.
2 / BAKARA - 126
Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzâ beleden
âminen verzuk ehlehu mines semerâti men âmene
minhum billâhi vel yevmil âhir(âhiri), kâle ve
men kefere fe umettiuhu kalîlen summe adtarruhu
ilâ azâbin nâr(nâri), ve bi’sel masîr(masîru).
Ve İbrâhîm: “Rabbim burayı emin (güvenli) bir belde
kıl. Onun halkından Allah'a ve yevmil âhire îmân
edenleri semerelerinden (çeşitli ürün ve
meyvelerden) rızıklandır.” dediği zaman (Allah)
şöyle buyurdu: “Kâfir olan kimseyi biraz
metalandırırım (geçindiririm) ve sonra onu ateşin
azabına maruz bırakırım, orası ne kötü bir varış
yeridir.”
2 / BAKARA - 127
Ve iz yerfeu ibrâhîmul kavâide minel beyti
veismâîl(ismâîlu) rabbenâ tekabbel minnâ inneke
entes semîul alîm(alîmu).
İbrâhîm (a.s) ve İsmail (a.s), beyt'in (Kâbe'nin)
temellerini yükseltiyorlardı (ve şöyle dua
ediyorlardı): “Rabbimiz, bizden (bunu) kabul buyur.
Muhakkak ki Sen, Sen, en iyi işiten ve en iyi
bilensin.”
2 / BAKARA - 128
Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min
zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ
menâsikenâ ve tub aleynâ, inneke entet tevvâbur
rahîm(rahîmu).
Rabbimiz, bizim ikimizi sana teslim olanlardan kıl,
zürriyetimizden de sana teslim olan bir ümmet (kıl)
ve bize (hac) ibadetinin yerlerini (ve kurallarını)
göster ve tövbemizi kabul et. Muhakkak ki Sen, Sen,
tövbeleri kabul edensin, rahmet edensin (rahmet nuru
gönderensin).
2 / BAKARA - 129
Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû
aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel
hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul
hakîm(hakîmu).
Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara
Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup
açıklayacak), onlara Kitap'ı (Kuranı Kerim'i) ve
hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve
tasfiye) edecek bir resûl beas et (hayata getir).
Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz'sin, Hakîm'sin.
2 / BAKARA - 130
Ve men yergabu an milleti ibrâhîme illâ men
sefihe nefseh(nefsehu), ve lekadistafeynâhufîd
dunyâ, ve innehu fîlâhireti le mines
sâlihîn(sâlihîne).
Ve, nefsini sefih kılan kişi hariç kim, İbrâhîm'in
dîninden yüz çevirir ? Andolsun ki Biz, onu dünyada
seçtik. Muhakkak ki o, ahirette de salihlerdendir.
2 / BAKARA - 131
İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li
rabbil âlemîn(âlemîne).
Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Ben, âlemlerin
Rabbine teslim oldum.” dedi
2 / BAKARA - 132
Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve
ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ
lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum
muslimûn(muslimûne).
Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah'a teslim olmayı) kendi
oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey
oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için
seçti. Artık siz, Allah'a teslim olmadan ölmeyin.”
diye (vasiyet etti)..
2 / BAKARA - 133
Em kuntum şuhedâe iz hadara ya’kûbel mevtu,
iz kâle li benîhi mâ ta’budûne min ba’dî kâlû
na’budu ilâheke ve ilâhe âbâike ibrâhîme ve
ismâîle ve ishâka ilâhen vâhidâ(vahiden) ve
nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Yoksa siz Yâkub (a.s), öleceği zaman (ona): “şahit
mi oldunuz?” O (Yâkub a.s.), oğullarına: “Bundan
(ben öldükten) sonra neye (kime) kul olacaksınız?”
demişti. (Onlar): “Senin ilâhına ve senin ataların
İbrâhîm (as), İsmail (as) ve İshak (as)'ın ilâhı
olan tek İlâh'a kul olacağız. Ve biz, O'na teslim
olanlarız.” dediler.
2 / BAKARA - 134
Tilke ummetun kad halet, lehâ mâ kesebet ve
lekum mâ kesebtum, ve lâ tus’elûne ammâ kânû
ya’melûn(ya’melûne).
İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların
kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandıklarınız
sizedir. Onların yapmış olduklarından size sorulmaz
(siz sorumlu değilsiniz).
2 / BAKARA - 135
Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû kul bel
millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne
minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve dediler ki: “Yahudi veya hristiyan olun ki, hidayete
eresiniz.” De ki: “Hayır. İbrâhîm'in dîni haniftir
(hidayete ermiştir).” Ve o, müşriklerden olmadı.”
2 / BAKARA - 136
Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ
unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve
ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ
ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku
beyne ehadin minhum ve nahnu lehu
muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm
(as.)'a, İsmail (as.)'a, İshak (as.)'a, Yâkub (as.)
ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa
(as.)'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri
tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere)
îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız
(fark gözetmeyiz). Ve biz, O'na teslim olanlarız.”
2 / BAKARA - 137
Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe
kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî
şikâk(şikâkın) fe se yekfîke
humullâh(humullâhu), ve huves semîul
alîm(alîmu).
Bundan sonra eğer onlar da, sizin O'na (Allah'a)
îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi o takdirde hidayete
ermiş olurlardı. Ve eğer dönerlerse (yüz
çevirirlerse), böylece o taktirde onlar, sadece bir
ayrılık içinde olurlar (Allah'ın yolundan ayrılmış
olurlar). Allah, (onlara karşı) sana kâfi
gelecektir. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.
2 / BAKARA - 138
Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu
minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu
âbidûn(âbidûne).
Allah'ın boyası; Allah'ın boyası ile boyanandan daha
ahsen (daha güzel) olan kim vardır? Ve biz, O'na kul
olanlarız.
2 / BAKARA - 139
Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve
rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve
nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi
ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de
Rabbinizdir. Ve, bizim amellerimiz bize, sizin
amelleriniz de size aittir. Ve biz, ona muhlis
olanlarız (dîni O'na hâlis kılanlarız).”
2 / BAKARA - 140
Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve
ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev
nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve
men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu
minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ
ta’melûn(ta’melûne).
Yoksa siz: “Muhakkak ki İbrâhîm (as.), İsmail (as.),
İshak (as.), Yakup (as.) ve torunları yahudi veya
hristiyan'dılar ” mı diyorsunuz. De ki: “Sizler mi
daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah
tarafından verilen, onun yanındaki şahitliği
gizleyen kimseden daha zalim kim vardır? Allah,
yaptıklarınızdan gâfil değildir.
2 / BAKARA - 141
Tilke ummetun kad halet lehâ mâ kesebet ve
lekum mâ kesebtum ve lâ tus’elûne ammâ kânû
ya’melûn(ya’melûne).
İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların
kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandıklarınız
sizedir. Onların yapmış olduklarından size sorulmaz
(siz sorumlu değilsiniz).
2 / BAKARA - 142
Se yekûlus sufehâu minen nâsi mâ vellâhum an
kıbletihimulletî kânû aleyhâ kul lillâhil
meşrıku vel magrıb(magrıbu), yehdî men yeşâu ilâ
sırâtın mustakîm(mustakîmin).
İnsanlardan sefih olanlar diyecekler ki: “Onları,
üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” De
ki: “Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini Sıratı
Mustakîm'e hidayet eder
(ulaştırır).”
2 / BAKARA - 143
Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li
tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûner resûlu
aleykum şehîdâ(şehîden), ve mâ cealnâl
kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men
yettebiur resûle mimmen yenkalibu alâ
akibeyh(akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ
alellezîne hedallâh(hedallâhu) ve mâ kânallâhu
li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun
rahîm(rahîmun).
Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şahitler
olmanız için Biz, sizi vasat (ikisi arasında)
(hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de
sizin üzerinize şahit olsun.Ve Biz, sadece Resûl'e
uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp
bilmemiz(belirtmemiz) için, halen o üzerine
(yönelmekte) olduğunuz (Kâbe'yi) kıble yaptık. Ve
bu, elbette zor bir iştir, ancak Allah'ın hidayete
erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve
Allah sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak
ki Allah, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.
2 / BAKARA - 144
Kad nerâ tekallube vechike fîs semâi, fe le
nuvelliyenneke kıbleten terdâhâ, fe velli
vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu
mâ kuntum fe vellû vucûhekum şatrah(şatrahu), ve
innellezîne ûtûl kitâbe le ya’lemûne ennehul
hakku min rabbihim ve mâllâhu bi gâfilin ammâ
ya’melûn(ya’melûne).
Biz, senin (ilâhi emri bekleyerek), yüzünü göğe
çevirdiğini görüyorduk. Artık mutlaka seni razı
(hoşnut) olacağın kıbleye döndüreceğiz. Bundan sonra
yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve siz nerede
olursanız (namazda) yüzlerinizi o yöne çevirin. Ve
muhakkak ki kendilerine kitap verilenler, bunun
Rab'lerinden bir hak (gerçek) olduğunu elbette
bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz
değildir.
2 / BAKARA - 145
Ve le in eteytellezîne ûtûl kitâbe bi kulli
âyetin mâ tebiû kıbletek(kıbleteke) ve mâ ente
bi tâbîın kıbletehum, ve mâ ba’duhum bi tâbîın
kıblete ba’d(ba’dın), ve le initteba’te ehvâehum
min ba’di mâ câeke minel ilmi inneke izen le
minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve eğer gerçekten, kendilerine kitap verilenlere
âyetlerin (mucizelerin) hepsini getirsen (yine de)
senin kıblene tâbî olmazlar. Ve sen de onların
kıblesine tâbî olacak değilsin. Ve onların bir kısmı
da diğerlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen
ilimden sonra gerçekten onların hevalarına uyacak
olursan, o zaman muhakkak ki sen, zâlimlerden
olursun.
2 / BAKARA - 146
Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ
ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le
yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'na (Hz. Muhammed
(S.A.V)'e) kendi oğullarına arif oldukları
(tanıdıkları) gibi ariftirler (tanıyıp bilirler). Ve
muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile
bile gizliyor .
2 / BAKARA - 147
El hakku min rabbike fe lâ tekûnenne minel
mumterîn(mumterîne).
Hak, Rabbinden'dir. Bundan sonra sakın şüpheye
düşenlerden olma!
2 / BAKARA - 148
Ve li kullin vichetun huve muvellîhâ
festebikûl hayrât(hayrâti), eyne mâ tekûnû ye’ti
bikumullâhu cemîâ(cemîan), innallâhe alâ kulli
şey’in kadîr(kadîrun).
(Ümmetlerin) hepsinin döndükleri (yöneldikleri) bir
yönü vardır. Artık hayırlarda yarışın. Nerede
olursanız olun, Allah sizin hepinizi biraraya
getirir. Muhakkak ki Allah herşeye kaadirdir.
2 / BAKARA - 149
Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral
mescidil harâm(harâmi), ve innehu lel hakku min
rabbik(rabbike), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ
ta’melûn(ta’melûne).
Ve nereden çıkarsan çık, bundan sonra (namazda)
vechini (yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Ve
muhakkak ki o Rabbinden mutlaka bir hakdır. Ve
Allah, yaptıklarınızdan gâfil (habersiz) değildir.
2 / BAKARA - 150
Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral
mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe
vellûvucûhekum şatrahu li ellâ yekûne lin nâsi
aleykum hucceh(huccetun), illellezîne zalemû
minhum fe lâ tahşevhum vahşevnî ve li utimme
ni’metî aleykum ve leallekum
tehtedûn(tehtedûne).
Nereden çıkarsan çık, bundan sonra (namazda) vechini
(yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Ve nerede
olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin ki,
insanlarınsizin aleyhinizde (kullanabilecekleri)
delil olmasın. Onlardan zulmedenler hariç, artık
onlardan korkmayın. Benden (sizin üzerinizdeki
sevgimin azalacağından) korkun ki, sizin
üzerinizdeki ni'metimi tamamlayayım da böylece hidayete
eresiniz.
2 / BAKARA - 151
Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû
aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul
kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû
ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden
(kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki,
âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın)
ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size
Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve
(hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri
öğretsin..
2 / BAKARA - 152
Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ
tekfurûn(tekfurûni).
Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve
Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.
2 / BAKARA - 153
Yâ eyyuhellezîne âmenustainû bis sabri ves
salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).
Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane (özel
yardım) isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle
beraberdir.
2 / BAKARA - 154
Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi
emvât(emvâtun), bel ehyâun ve lâkin lâ
teş’urûn(teş’urûne).
Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler”
demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz,
farkında olmazsınız.
2 / BAKARA - 155
Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel
cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves
semerât(semerâti), ve beşşiris
sâbirîn(sâbirîne).
Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve
ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri
müjdele.
2 / BAKARA - 156
Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ
lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği
zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak
ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na
döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
2 / BAKARA - 157
Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve
rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte onlar (dünya hayatında Allah'a mutlaka
döneceklerinden emin olanlar) ki Rab'lerinden
salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar,
onlar hidayete
ermiş olanlardır.
2 / BAKARA - 158
İnnes safâ vel mervete min
şeâirillâh(şeâirillâhi), fe men haccel beyte
evı’temera fe lâ cunâha aleyhi en yettavvefe bi
himâ ve men tetavvaa hayran, fe innallâhe
şâkirun alîm(alîmun).
Muhakkak ki Safa ve Merve, Allah'ın (ibadet
yerlerini gösterir dîni) şiarlarındandır
(işaretlerindendir). Artık kim beyt'i (Kâbe'yi)
hacceder veya umre (niyetiyle) ziyareti yaparsa, o
taktirde, iki (niyetle) tavaf etmesinde bir günah
yoktur. Her kim de isteyerek (kendiliğinden) hayır
olarak (fazladan tavaf) yaparsa mutlaka Allah
Şakir'dir (şükrün karşılığını verendir) ve Alîmdir
(en iyi bilendir).
2 / BAKARA - 159
İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el
beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin
nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve
yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti
(ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını)
Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra
gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet
ediciler de onlara lânet eder.
2 / BAKARA - 160
İllellezîne tâbû ve aslahû ve beyyenû fe
ulâike etûbu aleyhim, ve enet tevvâbur
rahîm(rahîmu).
Tövbe edenler, ıslâh olanlar (nefsleri tezkiye
olanlar) ve beyan edenler (açıklayanlar) hariç
(onlara lânet olunmaz). O taktirde, işte onların
tövbelerini kabul ederim. Ve Ben tövbeleri kabul
eden, rahîm esmasıyla tecelli edenim.
2 / BAKARA - 161
İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun
ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven
nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Muhakkak ki (Allah'a ruhun ölmeden ulaşmasını, yani hidayeti)
küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenler, işte
onlar, Allah'ın, meleklerin ve insanların hepsinin
lâneti onların üzerinedir.
2 / BAKARA - 162
Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve
lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
(Onlar), onun (lânetin) içinde ebediyyen kalacak
olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara
bakılmaz.
2 / BAKARA - 163
Ve ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), lâ ilâhe
illâ huver rahmânur rahîm(rahîmu).
Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O'ndan başka ilâh
yoktur. O, rahmân'dır rahîm'dir.
2 / BAKARA - 164
İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil
leyli ven nehâri vel fulkilletî tecrî fîl bahri
bimâ yenfeun nâse ve mâ enzelallâhu mines semâi
min mâin fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve
besse fîhâ min kulli dâbbe(dâbbetin), ve
tasrîfir riyâhı ves sehâbil musahhari beynes
semâi vel ardı le âyâtin li kavmin
ya’kılûn(ya’kılûne).
Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve
gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar
sağlayarak denizde akıp giden o gemilerde, O'nun
(Allah'ın) gökten su indirip böylece onunla,
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, orada bütün
hayvanlardan yaymasında, rüzgârların (değişik
yönlerden) esmesinde ve yerle gök arasında musahhar
(emre amade) kılınmış bulutlarda, akıl eden kavim
için mutlaka âyetler (deliller) vardır.
2 / BAKARA - 165
Ve minen nâsi men yettehızu min dûnillâhi
endâden yuhıbbûnehum ke hubbillâh(hubbillâhi),
vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh(lillâhi),
ve lev yerâllezîne zalemû iz yeravnel azâbe,
ennel kuvvete lillâhi cemîan, ve ennellâhe
şedîdul azâb(azâbi).
Ve insanlardan bir kısmı, Allah'tan başka “eş ve
ortak (putlar)” edinenler, onları (eş ve ortak
edindikleri şeyleri), Allah'ı sever gibi severler.
(Oysa) âmenû olanların
Allah'a olan sevgileri çok daha kuvvetlidir. Ve
zulmedenler, azap görecekleri (azaba uğrayacakları)
zaman, bütün kuvvetin tamamen Allah'a ait olduğunu
ve Allah'ın şiddetli azabı olduğunu keşke görselerdi
(bilselerdi).
2 / BAKARA - 166
İz teberreellezînettubiû minellezînettebeû ve
reavûl azâbe ve takattaat bihimul esbâb(esbâbu).
O zaman tâbî olunanlar, (kendilerine) tâbî
olanlardan berî oldular(uzaklaştılar) ve azabı
gördüler. Ve (artık) onlarla (aralarındaki) bütün
sebepler (bağlar) koparıldı.
2 / BAKARA - 167
Ve kâlellezînettebeû lev enne lenâ kerreten
fe neteberree minhum kemâ teberreû minnâ
kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin
aleyhim ve mâ hum bi hâricîne minen nâr(nâri).
Ve o (Allah'tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki:
“Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş
olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de
onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara
amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini)
gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.
2 / BAKARA - 168
Yâ eyyuhen nâsu kulû mimmâ fîl ardı halâlen
tayyiben, ve lâ tettebiû hutuvâtiş
şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun
mubîn(mubînun).
Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden
yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın (izinden
gitmeyin). Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir
düşmandır.
2 / BAKARA - 169
İnnemâ ye’murukum bis sûi vel fahşâi ve en
tekûlû alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
O size sadece kötülüşü, fuhşu (hayasızlığı) ve
Allah'a karşı (Allah hakkında) bilmediğiniz şeyleri
söylemenizi emreder.
2 / BAKARA - 170
Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû
bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev
kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ
yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah'ın indirdiği şeye tâbî olun!”
denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde
bulduğumuz şeye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve
eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete
ermemiş olsalar bile mi?
2 / BAKARA - 171
Ve meselullezîne keferû ke meselillezî
yen’ıku bi mâ lâ yesmeû illâ duâen ve
nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ
ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve o inkâr edenlerin (kâfirlerin) hali, haykırması
sebebiyle bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen
(anlamayan) kimsenin durumu gibidir. (Onlar) sağır,
dilsiz ve kördürler. Bu yüzden onlar akıl edemezler
(idrak edemezler).
2 / BAKARA - 172
Yâ eyyuhellezîne âmenû kulû min tayyibâti mâ
razaknâkum veşkurû lillâhi in kuntum iyyâhu
ta’budûn(ta’budûne).
Ey âmenû olanlar!
Sizi rızıklandırdığımız temiz (helâl) şeylerden
yeyin. Ve eğer sadece O'na kul iseniz, Allah'a
şükredin.
2 / BAKARA - 173
İnnemâ harrame aleykumul meytete ved deme ve
lahmel hınzîri ve mâ uhille bihî li
gayrillâh(gayrillâhi), fe menidturra gayra bâgin
ve lâ âdin fe lâ isme aleyh(aleyhi), innallâhe
gafûrun rahîm(rahîmun).
Fakat (Allah) size, sadece ölü hayvan etini, kanı ve
domuz etini haram kıldı. Ve Allah'tan başkası için
olanı (putlar ve şahıslar adına kesilen hayvanı)
helâl kılmadı. Ama kim zarurette (açlıkta ve zor
durumda) kalırsa, o taktirde (başkasının) hakkına el
uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak (şartıyla)
onun üzerine günah yoktur. Muhakkak ki Allah,
Gafur'dur, Rahîm'dir.
2 / BAKARA - 174
İnnellezîne yektumûne mâ enzelallâhu minel
kitâbî ve yeşterûne bihî semenen kalîlen, ulâike
mâ ye’kulûne fî butûnihim illen nâre ve lâ
yukellimuhumullâhu yevmel kıyâmeti ve lâ
yuzekkîhim, ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Muhakkak ki onlar, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir
şeyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar.
İşte onların yedikleri (bu rüşvet), karınlarında
ateşten başka bir şey olmaz. Ve kıyâmet günü Allah,
onlarla konuşmayacak ve onları tezkiye de etmeyecek
(temize de çıkarılmayacaklar). Ve onlar için elîm
bir azap vardır.
2 / BAKARA - 175
Ulâikellezîneşteravud dalâlete bil hudâ vel
azâbe bil magfireh(magfireti), fe mâ asberehum
alen nâr(nâri).
İşte onlar ki hidayet karşılığında dalâleti,
mağfiret karşılığında da azabı satın alanlardır.
Öyleyse onları ateşe karşı bu kadar sabırlı kılan
nedir?
2 / BAKARA - 176
Zâlike bi ennellâhe nezzelel kitâbe bil
hakk(hakkı), ve innellezînahtelefû fîl kitâbi le
fî şikâkin baîd(baîdin).
İşte bu (azap), Allah'ın, Kitap'ı hak ile indirmiş
olması sebebiyledir.Ve muhakkak ki Kitap hakkında
ihtilâfa düşenler, mutlaka uzak bir ayrılık
içindedirler.
2 / BAKARA - 177
Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel
maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene
billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel
kitâbi ven nebiyyîn(nebiyyîne), ve âtel mâle alâ
hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne
vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb(rıkâbi),
ve ekâmes salâte ve âtez zekât(zekâte), vel
mûfûne bi ahdihim izâ âhed(âhedû), ves sâbirîne
fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’s(be’si)
ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul
muttekûn(muttekûne).
Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki
îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi)
değildir. Lâkin birr, kişinin, Allah'a, yevm'il
âhire (Allah'a ulaşılan sonraki güne, hidayetgününe,
vuslat gününe) meleklere, Kitab'a ve peygamberlere
îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık
sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz
durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara,
isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için)
esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı
vermesidir. Ve (Allah'a ve insanlara) ahd verdikleri
zaman ahdlerine
vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve
darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte
onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir
(takva sahibi olanlardır).
2 / BAKARA - 178
Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumul
kısâsu fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil
abdi vel unsâ bil unsâ fe men ufiye lehu min
ahîhi şey’un fettibâun bil ma’rûfi ve edâun
ileyhi bi ihsân(ihsânin), zâlike tahfîfun min
rabbikum ve rahmeh(rahmetun), fe meni’tedâ ba’de
zâlike fe lehu azâbun elîm(elîmun).
Ey âmenû olanlar!
Katl (öldürülme) konusunda kısas üzerinize yazıldı
(size farz kılındı). Hüre hür, köleye köle, dişiye
dişi (kısas olunur), fakat kim, onun (öldürülenin)
kardeşi tarafından bir şey ile (bir diyet karşılığı)
affolunursa (bağışlanırsa), o taktirde gereken, örfe
tâbî olunması ve ona (affedene), (diyetin) ihsanla
ödenmesidir. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve
bir rahmettir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa
(saldırıya kalkarsa) o zaman onun için elîm bir azap
vardır.
2 / BAKARA - 179
Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi
leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey ulûl elbab! Kısasta sizin için hayat vardır.
Umulur böylece ki siz, takva sahibi olursunuz.
2 / BAKARA - 180
Kutibe aleykum izâ hadara ehadekumul mevtu in
tereke hayrâ(hayran), el vasiyyetu lil vâlideyni
vel akrabîne bil ma’rûf(ma’rûfi), hakkan alel
muttekîn(muttekîne).
Sizden birinize ölüm geldiği zaman eğer bir hayır
(mal v.s) bırakırsa, anne-babaya ve yakınlarına
(akrabalarına) marufla (örf ve adete uygun olarak)
vasiyet etmek, siz muttekilerin (takva sahiplerinin)
üzerine (yerine getirilmesi gereken) bir hakk (bir
borç) olarak farz kılındı.
2 / BAKARA - 181
Fe men beddelehu ba’de mâ semiahu fe innemâ
ismuhu alellezîne yubeddilûneh(yubeddilûnehu),
innallâhe semîun alîm(alîmun).
Artık kim onu (vasiyeti) işittikten sonra
değiştirirse, o taktirde onun günahı(vebali), sadece
onu değiştirenlerin üzerinedir. Muhakkak ki Allah
Sem'î'dir (en iyi işitendir), Alîm'dir (en iyi
bilendir).
2 / BAKARA - 182
Fe men hâfe min mûsın cenefen ev ismen fe
aslaha beynehum fe lâ isme aleyh(aleyhi),
innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Fakat kim, vasiyet edenin, haktan uzaklaşacağından
veya günaha gireceğinden korkarsa, bu sebeple
onların aralarını ıslâh ederse (düzeltirse), bu
durumda, onun üzerine bir günah (vebal) yoktur.
Muhakkak ki Allah, Gafur'dur (mağfiret edendir),
Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
2 / BAKARA - 183
Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumus
sıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum
leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey âmenû olanlar!
Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz
kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz
kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi
olursunuz.
2 / BAKARA - 184
Eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), fe men kâne
minkum marîdan ev alâ seferin fe iddetun min
eyyâmin uhar(uhara) ve alellezîne yutîkûnehu
fidyetun taâmu miskîn(miskînin), fe men tatavvaa
hayran fe huve hayrun leh(lehu), ve en tesûmû
hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
(Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Fakat sizden
kim hasta veya yolculukta olursa, o taktirde
(tutamadığı günlerin sayısı), diğer (başka)
günlerden (oruç tutarak) tamamlanır. (İhtiyarlıktan
veya iyileşmesi umulmayan bir hastalıktan dolayı)
ona (oruç tutmaya) güç yetiremeyenlerin, bir yoksulu
(sabah, akşam) doyuracak (kadar) bir fidye vermesi
(gerekir).Artık kim isteyerek (gönülden) bir hayır
yaparsa (orucunu veya fidyeyi artırırsa),işte o,
kendisi için bir hayırdır.Oruç tutmak sizi için daha
hayırlıdır, keşke bilseydiniz.
2 / BAKARA - 185
Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu
huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel
furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra
fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ
seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara)
yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul
usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe
alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete
erdirici (hidayete erme, Allah'a ulaşma vesilesi) ve
beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve
Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur'ân, Hüda
tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık
içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını
görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak
geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o
taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde
(oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık
diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı
tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği
şeye karşılık (sizin de) Allah'ı tekbir etmeniz
(yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün
bu kolaylıklara) şükredersiniz.
2 / BAKARA - 186
Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî
karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel
yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum
yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki
Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin
duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da
Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar
(Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar
irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
2 / BAKARA - 187
Uhılle lekum leyletes sıyâmir refesu ilâ
nisâikum hunne libâsun lekum ve entum libâsun
lehun(lehunne) alîmallâhu ennekum kuntum
tahtânûne enfusekum fe tâbe aleykum ve afâ
ankum, fel âne bâşirûhunne vebtegû mâ
keteballâhu lekum, ve kulû veşrabû hattâ
yetebeyyene lekumul haytul ebyadu minel haytıl
esvedi minel fecri, summe etimmus sıyâme ilel
leyli, ve lâ tubâşirûhunne ve entum âkifûne fîl
mesâcid(mesâcidi), tilke hudûdullâhi fe lâ
takrabûhâ kezâlike yubeyyinullâhu âyâtihî lin
nâsi leallehum yettekûn(yettekûne).
Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helâl
kılındı. Onlar sizin için, siz de onlar için birer
elbisesiniz. Allah, sizin nefslerinize ihanet
ettiğinizi bildi. Bunun üzerine tövbelerinizi kabul
etti ve sizi affetti. Şimdi artık onlara
(eşlerinize) yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı
(takdir ettiği) şeyleri isteyin. Fecr vaktinde beyaz
iplik, siyah iplikten tebeyyün edinceye (size belli
oluncaya, gündüzün aydınlığı, gecenin karanlığından
sıyrılıncaya) kadar yeyin ve için. Sonra orucu
geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikâfta iseniz
onlarla (kadınlarınızla) mübaşeret etmeyin. Bu
Allah'ın hudududur (yasaklarıdır). Artık ona
(yasaklara) yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara
işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece onlar takva
sahibi olurlar.
2 / BAKARA - 188
Ve lâ te’kulû emvâlekum beynekum bil bâtılı
ve tudlû bihâ ilel hukkâmi li te’kulû ferîkan
min emvâlin nâsi bil ismi ve entum
ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve birbirinizin mallarınızı aranızda bâtıl ile
(haksızlıkla) yemeyin.Ve insanların mallarından bir
kısmını, bildiğiniz halde günahla yemeniz için, onu
hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
2 / BAKARA - 189
Yes’elûneke anil ehilleh(ehilleti), kul hiye
mevâkîtu lin nâsi vel hacc(haccı), ve leysel
birru bi en te’tûl buyûte min zuhûrihâ ve
lâkinnel birre menittekâ, ve’tûl buyûte min
ebvâbihâ, vettekûllâhe leallekum
tuflihûn(tuflihûne).
Sana hilâllerden (ay'ın hilâle dönüşen hallerinden)
soruyorlar. De ki: “O, insanlar için vakitleri ve
hac zamanını bildiren bir “vakit ölçüsü”dür.” Birr
(kişiyi ebrar yapan güzel davranışlar), (cahiliyet
devrinde olduğu gibi) evlere arkalarından girmek
değildir. Oysa birr, kişinin takva sahibi olmasıdır.
Ve evlere kapılarından girin. Ve Allah'a karşı takva
sahibi olun. Umulur ki böylece siz felâha
erersiniz.
2 / BAKARA - 190
Ve kâtilû fî sebîlillâhillezîne yukâtilûnekum
ve lâ ta’tedû innallâhe lâ yuhıbbul
mu’tedîn(mu’tedîne).
Ve sizinle savaşanlarla (sizi öldürenlerle),
Allah'ın yolunda savaşın (siz de öldürün) ve aşırı
gitmeyin. Muhakkak ki Allah, aşırı gidenleri (haddi
aşanları) sevmez.
2 / BAKARA - 191
Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum
min haysu ahracûkum vel fitnetu eşeddu minel
katli, ve lâ tukâtilûhum indel mescidil harâmi
hattâ yukâtilûkum fîh(fîhî), fe in kâtelûkum
faktulûhum kezâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).
Onları (size savaş açanları), bulduğunuz
(yakaladığınız) yerde öldürün. Sizi çıkardıkları
yerden (Mekke'den) siz de onları çıkarın. Fitne
(çıkarmak), (adam) öldürmekten daha şiddetlidir
(kötüdür). Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle
savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat
eğer (orada) sizinle savaşırlarsa (sizi öldürmeye
kalkarlarsa), o taktirde (siz de) onlarla savaşın
(onları öldürün). Kâfirlerin cezası işte böyledir.
2 / BAKARA - 192
Fe inintehev fe innallâhe gafûrun
rahîm(rahîmun).
Bundan sonra eğer (inkârdan ve savaştan)
vazgeçerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah,
Gafûr'dur (mağfiret edendir), Rahîm'dir (rahmet
sahibidir).
2 / BAKARA - 193
Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve
yekûned dînu lillâh(lillâhi), fe inintehev fe lâ
udvâne illâ alez zâlimîn(zâlimîne).
Ve fitne kalmayıncaya ve dîn, Allah için oluncaya
kadar onlarla savaşın (onları öldürün). Bundan sonra
eğer vazgeçerlerse o zaman zâlimlerden başkasına
karşı düşmanlık yoktur.
2 / BAKARA - 194
Eş şehrul harâmu biş şehril harâmi vel
hurumâtu kısâs(kısâsun), fe meni’tedâ aleykum
fa’tedû aleyhi bi misli ma’tedâ aleykum,
vettekûllâhe va’lemû ennellâhe meal
muttekîn(muttekîne).
Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler
(yasaklar) karşılıklıdır. O halde kim size
saldırırsa o zaman onun size saldırdığı kadar siz de
ona saldırın. Allah'a karşı takva sahibi olun ve
Allah'ın takva sahipleriyle beraber olduğunu bilin!
2 / BAKARA - 195
Ve enfikû fî sebîlillâhi ve lâ tulkû bi
eydîkum ilet tehluketi, ve ahsinû, innallâhe
yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Ve (mallarınızı) Allah yolunda infâk edin
(başkalarına verin)! Ve de kendi elinizle
(kendinizi) tehlikeye atmayın! Ve ahsen olun!
Muhakkak ki Allah, muhsinleri sever.
2 / BAKARA - 196
Ve etimmûl hacce vel umrete lillâh(lillâhi),
fe in uhsirtum fe mesteysera minel hedyi ve lâ
tahlikû ruûsekum hattâ yeblugal hedyu
mahilleh(mahillehu), fe men kâne minkum marîdan
ev bihî ezen min ra’sihî fe fidyetun min sıyâmin
ev sadakatin ev nusuk(nusukin) fe izâ emintum,
fe men temettea bil umreti ilel haccı fe
mesteysera minel hedyi, fe men lem yecid fe
sıyâmu selâseti eyyâmin fîl haccı ve seb’atin
izâ reca’tum tilke aşaratun kâmileh(kâmiletun),
zâlike li men lem yekun ehluhu hâdırıl mescidil
harâm(harâmi), vettekûllâhe va’lemû ennellâhe
şedîdul ikâb(ikâbi).
Hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Fakat eğer
(elde olmayan bir nedenle) alıkonursanız, o zaman
kolayınıza gelen kurbandan (gönderin). Kurban
(kesim) yerine ulaşıncaya kadar da başlarınızı traş
etmeyin. Fakat sizden hasta olan veya başından bir
ezası olan (ve bundan dolayı kurban yerine varmadan
önce traı olmak zorunda kalan) kimsenin bu durumda,
oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye
vermesi(gerekir). Artık emin olduğunuzda (güvene
kavuştuğunuzda) o zaman kim, hac (zamanına) kadar
umreden faydalanırsa, o taktirde kolayına gelen
kurbandan (keser). Fakat kim bunu bulamazsa, o zaman
üç gün hacta, (evinize) döndüğünüz zaman da yedi
(gün) oruç tutması gerekir ki bunların tamamı on
(gündür). Bu, ailesi Mescid-i Haram'da hazır olmayan
(oturmayan) kimseler içindir.Ve Allah'a karşı takva
sahibi olun.Ve Allah'ın ikabının (cezasının)
şiddetli olduğunu bilin!
2 / BAKARA - 197
El haccu eşhurun ma’lûmât(ma’lûmâtun), fe men
farada fîhinnel hacca fe lâ refese ve lâ fusûka
ve lâ cidâle fîl hacc(haccı), ve mâ tef’alû min
hayrın ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve tezevvedû
fe inne hayraz zâdit takvâ, vettekûni yâ ulîl
elbâb(elbâbi).
Hac, bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda),
(ihrama girerek) haccı (kendine) farz edinirse,
artık hacta kadına yaklaşmak (ve benzeri
davranışlar), fâsıklık (günaha sapmak), cedelleşmek
(sürtüşmek, kavga etmek) yoktur. Siz hayırdan ne
yaparsanız Allah onu bilir. Ve (hayırlarla)
(kendinize) azık hazırlayın. Fakat azığın en
hayırlısı muhakkak ki takva sahibi olmaktır. Ve ey
ulûl elbab! Bana karşı takva sahibi olun.
2 / BAKARA - 198
Leyse aleykum cunâhun en tebtegû fadlan min
rabbikum fe izâ efadtum min arafâtin
fezkurûllâhe indel meş’aril harâm(harâmi),
vezkurûhu kemâ hedâkum, ve in kuntum min kablihî
le mined dâllîn(dâllîne).
Rabbinizden fazl istemeniz size günah değildir.
Artık Arafat'tan akın akın geldiğiniz zaman Meş'aril
Haram'ın yanında Allah'ı zikredin. Ve sizi hidayete
erdirdiği şekilde siz de O'nu zikredin. Ve siz ondan
(hidayetten) önce ise, elbette dalâlette
kalanlardandınız.
2 / BAKARA - 199
Summe efîdû min haysu efâdan nâsu
vestagfirûllâh(vestagfirûllâhe), innallâhe
gafûrun rahîm(rahîmun).
Sonra insanların akın akın geldikleri yerden, akın
akın gelin ve Allah'a istiğfar edin (mağfiret
dileyin). Muhakkak ki Allah, Gafûr'dur (mağfiret
edendir), Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli
edendir).
2 / BAKARA - 200
Fe izâ kadaytum menâsikekum fezkurûllâhe ke
zikrikum âbâekum ev eşedde zikrâ(zikren), fe
minen nâsi men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ ve
mâ lehu fîl ahirati min halâk(halâkın).
Böylece (hacca ait) ibadetlerinizi (ve kuralları)
tamamladığınız zaman, artık atalarınızı
zikrettiğiniz gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle
Allah'ızikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz
bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi
yoktur.
2 / BAKARA - 201
Ve minhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ
haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ
azâben nâr(nâri).
Ve onlardan (insanlardan) kim: “Rabbimiz bize
dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve
ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi
ateşin azabından koru.” derse...
2 / BAKARA - 202
Ulâike lehum nasîbun mimmâ kesebû vallâhu
serîul hısâb(hısâbi).
İşte onlar ki, onların, kazandıklarından
(kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve
Allah, hesabı çabuk görendir.
2 / BAKARA - 203
Vezkurûllâhe fî eyyâmin ma’dûdât(ma’dûdâtin),
fe men teaccele fî yevmeyni fe lâ isme
aleyh(aleyhi), ve men teahhara fe lâ isme
aleyhi, li menittekâ vettekûllâhe va’lemû
ennekum ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ve sayılı günlerde Allah'ı (tekbir ile) zikredin.
Fakat kim, iki gün içinde (Mina'dan dönmek için)
acele ederse, bundan sonra onun üzerine bir günah
yoktur. Ve kim de tehir ederse (geriye kalırsa), o
taktirde de onun üzerine bir günah yoktur. (Tabii
bu) takva sahibi (olan) kimseler içindir. Ve,
Allah'a karşı takva sahibi olun. Ve sizin, O'na
(Allah'a) haşrolunacağınızı (huzurunda
toplanacağınızı) bilin!
2 / BAKARA - 204
Ve minen nâsi men yu’cibuke kavluhu fîl
hayâtid dunyâ ve yuşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî,
ve huve eleddul hısâm(hısâmi).
Ve insanlardan, dünya hayatında sözü senin hoşuna
giden kimseler vardır. Ve kalbinde olana, Allah'ı
şahit tutar, (oysa) O, hasımların (düşmanların) en
azılısıdır.
2 / BAKARA - 205
Ve izâ tevellâ seâ fîl ardı li yufside fîhâ
ve yuhlikel harse ven nesl(nesle), vallâhu lâ
yuhıbbul fesâd(fesâda).
Ve dönüp (gittiği) zaman, yeryüzünde fesat çıkarmak,
ekini ve nesli helâk etmek (yok etmek) için çalışır.
Ve Allah fesadı sevmez.
2 / BAKARA - 206
Ve izâ kîle lehuttekıllâhe ehazethul izzetu
bil ismi fe hasbuhu cehennem(cehennemu), ve le
bi’sel mihâd(mihâdu).
Ve ona: “Allah'a karşı takva sahibi ol.” denildiği
zaman, izzet (nefsin gururu) onu günahla tutar (mani
olup onu günaha sokar). Artık ona cehennem yeter ve
elbette (o) kötü bir döşektir.
2 / BAKARA - 207
Ve minen nâsi men yeşrî nefsehubtigâe
mardâtillâh(mardâtillâhi), vallâhu raûfun bil
ıbâd(ıbâdi).
Ve insanlardan, Allah'ın rızasını dileyerek
(Allah'ın rızası karşılığında) kendi nefsini satan
kimseler vardır. Ve Allah, kullarna Rauf'tur (çok
şefkatlidir).
2 / BAKARA - 208
Yâ eyyuhellezîne âmenûdhulû fîs silmi
kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş
şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun
mubîn(mubînun).
Ey âmenû olanlar!
Hepiniz silm'e dahil olun (Allah'a teslim olun)! Ve
şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o,
size apaçık düşmandır.
2 / BAKARA - 209
Fe in zeleltum min ba’di mâ câetkumul
beyyinâtu fa’lemû ennallâhe azîzun
hakîm(hakîmun).
Artık size beyyineler geldikten sonra eğer hâlâ
(Allah'a ulaşan yoldan) saparsanız, o zaman Allah'ın
azîz (üstün), Hakîm (hüküm sahibi) olduğunu bilin!
2 / BAKARA - 210
Hel yenzurûne illâ en ye’tiyehumullâhu fî
zulelin minel gamâmi vel melâiketu ve kudiyel
emr(emru), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Onlar mutlaka Allah'ın ve meleklerin, kendilerine
buluttan gölgeler içinde gelmesini ve emrin (işin)
bitirilmesini mi gözlüyorlar (bekliyorlar)? (Oysa)
bütün emirler (işler) Allah'a döndürülür.
2 / BAKARA - 211
Sel benî isrâîle kem âteynâhum min âyetin
beyyineh(beyyinetin), ve men yubeddil
ni’metallâhi min ba’di mâ câethu fe innallâhe
şedîdul ikâb(ikâbi).
Onlara nice açık âyetler (deliller, mucizeler)
verdiğimizi İsrailoğulları'na sor. Ve kim, kendisine
(açık âyetler) geldikten sonra Allah'ın nimetini
değiştirirse, o taktirde muhakkak ki Allah, ikâbı
(cezası) şiddetli olandır .
2 / BAKARA - 212
Zuyyine lillezîne keferûl hayâtud dunyâ ve
yesharûne minellezîne âmenû, vellezînettekav
fevkahum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), vallâhu
yerzuku men yeşâu bi gayrihisâb(hisâbin).
İnkâr edenlere, dünya hayatı müzeyyen kılındı (süslü
gösterildi) ve onlar, âmenû olanların
bir kısmı ile alay ediyorlar (fakir olanları
küçümsüyorlar). (Oysa) takva sahibi olanlar, kıyâmet
günü onların üstündedir. Ve Allah, dilediği kimseyi
hesapsız rızıklandırır.
2 / BAKARA - 213
Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun
nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele
meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi
fî mâhtelefû fîh(fîhi), ve mâhtelefe fîhi
illellezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul
beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne
âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi
iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ
sırâtın mustakîm(mustakîmin).
İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici
ve uyarıcı peygamberler beas etti (gönderdi). Ve
onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa
düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile
kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler
(belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki
çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında
ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden
başkası değildir . Bu sebeple âmenû olan
(Allah'a ulaşmayı dileyen) o kimselerin, haktan yana
ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları
için Allah, Kendi izniyle onları hidayete
erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı
Mustakîm'e ulaştırır.
2 / BAKARA - 214
Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ
ye’tikum meselullezîne halev min kablikum
messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ
yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ
nasrullâh(nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi
karîb(karîbun).
Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına
gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete
gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara (öyle) şiddetli
belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve
onun yanındaki âmenû olanlar:
“Allah'ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar
sarsıldılar. Allah'ın yardımı gerçekten yakın değil
mi?
2 / BAKARA - 215
Yes’elûneke mâzâ yunfikûn(yunfikûne), kul mâ
enfaktum min hayrin fe lil vâlideyni vel
akrabîne vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis
sebîl(sebîli), ve mâ tef’alû min hayrin fe
innallâhe bihî alîm(alîmun).
Sana (Allah yolunda) ne infâk edeceklerini
soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne infâk ederseniz
(Allah yolunda verirseniz) işte o, anne-baba,
akrabalar, yetimler, yoksullar ve (yolda kalmış)
yolcular içindir. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o
taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.”
2 / BAKARA - 216
Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum,
ve asâ en tekrehû şey’en ve huve hayrun lekum,
ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum
vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese
de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir
şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve
seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir
şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz
bilmezsiniz.
2 / BAKARA - 217
Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin
fîh(fîhi), kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve
saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel
mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu
indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel
katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ
yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid
minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe
ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel
âhireh(âhireti), ve ulâike ashâbun nâr(nâri),
hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan
savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda)
savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) Allah
yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O'nu inkâr etmek,
(mü'minlere) Mescid-i Haram'ı (yasaklamak) ve onun
halkını oradan (Mekke'den sürüp) çıkarmak ise Allah
katında daha büyüktür (büyük günahtır). Ve fitne,
(adam) öldürmekten de daha büyüktür (bir suç ve
günahtır). Eğer onların güçleri yetse
(yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar
sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim
dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür.
Bu sebeple işte onlar, amelleri dünyada ve ahirette
boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ehlidir.
ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.”
2 / BAKARA - 218
İnnellezîne âmenû vellezîne hâcerû ve câhedû
fî sebîlillâhi, ulâike yercûne
rahmetallâh(rahmetallâhi), vallâhu gafûrun
rahîm(rahîmun).
Muhakkak ki âmenû olanlar
ve hicret (göç) edenler ve Allah yolunda cihad
edenler, işte onlar, Allah'ın rahmetini dilerler. Ve
Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir.
2 / BAKARA - 219
Yes’elûneke anil hamri vel meysir(meysiri),
kul fîhimâ ismun kebîrun ve menâfiu lin nâsi, ve
ismuhumâ ekberu min nef’ihimâ ve yes’elûneke
mâzâ yunfikûn(yunfikûne) kulil afve, kezâlike
yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum
tetefekkerûn(tetefekkerûne).
Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: “O
ikisinde de hem büyük günah hem de insanlar için
(bazı) faydalar vardır. (Fakat) onların günahları,
faydalarından daha büyüktür.” Ve sana (Allah için)
neyi infâk edeceklerini (vereceklerini) soruyorlar.
De ki: “Afv ettiklerinizi (vazgeçtiklerinizi,
ihtiyaç fazlasını) (infâk edin).” Allah, âyetleri
size işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz
tefekkür edersiniz (bunlardaki hikmetleri
düşünürsünüz).
2 / BAKARA - 220
Fîd dunyâ vel âhirah(âhirati) ve yes’elûneke
anil yetâmâ kul ıslâhun lehum hayr(hayrun) ve in
tuhâlitûhum fe ıhvânukum vallâhu ya’lemul
mufside minel muslih(muslihi) ve lev şâallâhu le
a’netekum innallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Dünya ve ahiret hakkında ve yetimlerden sana
soruyorlar. De ki: “Onları ıslah etmek (durumlarını
düzeltmek) hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız
(birarada yaşarsanız), artık onlar sizin
kardeşlerinizdir. Ve Allah, fesat çıkaranı,ıslâh
edenden (ayırıp) bilir. Eğer Allah dileseydi,
elbette sizi sıkıntıya sokardı. Muhakkak ki Allah,
Azîz'dir (üstündür), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet
sahibidir).
2 / BAKARA - 221
Ve lâ tenkihûl muşrikâti hattâ
yu’minn(yu’minne), ve le emetun mu’minetun
hayrun min muşriketin ve lev a’cebetkum, ve lâ
tunkihûl muşrikîne hattâ yu’minû ve le abdun
mu’minun hayrun min muşrikin ve lev a’cebekum,
ulâike yed’ûne ilen nâr(nâri), vallâhu yed’û
ilel cenneti vel magfireti bi iznih(iznihi), ve
yubeyyinu âyâtihî lin nâsi leallehum
yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınları, (onlar)
mü'min oluncaya kadar nikâhlamayın. Mü'min bir
cariye müşrik (hür) bir kadından elbette daha
hayırlıdır, hoşunuza gitse bile. (Kadınlarınızı da)
müşrik erkeklerle, (onlar) mü'min oluncaya kadar
nikâhlamayın. Mü'min bir köle, müşrik (hür) birinden
hoşlansanız bile elbette daha hayırlıdır. ışte
onlar, (sizi) ateşe davet ederler. Allah ise kendi
izni ile (sizi) cennete ve mağfirete davet ediyor ve
insanlara âyetlerini açıklıyor. Umulur ki onlar
böylece tezekkür ederler.
2 / BAKARA - 222
Ve yes’elûneke anil mahîd(mahîdi), kul huve
ezen, fa’tezilûn nisâe fîl mahîdi, ve lâ
takrabûhunne hattâ yathurn(yathurne) fe izâ
tetahherne fe’tûhunne min haysu
emerekumullâh(emerekumullâhu) innallâhe yuhıbbut
tevvâbîne ve yuhibbul
mutetahhirîn(mutetahhirîne).
Sana hayz halinden (kadınların belirli günlerinden)
soruyorlar. De ki: “O bir ezadır. Bu yüzden hayz
zamanında (belirli günlerinde) kadınlardan (cinsel
olarak) uzak durun ve temizleninceye kadar onlara
yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman ise artık
Allah'ın emrettiği yerden onlarla biraraya gelin.
Muhakkak ki Allah, tevvabin olanları (tövbe
edenleri) sever ve temizlenenleri sever.
2 / BAKARA - 223
Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ
şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe
va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril
mu’minîn(mu’minîne).
Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza
nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve kendiniz için
(derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve
Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na mülâki
olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü'minleri
müjdele.
2 / BAKARA - 224
Ve lâ tec’alûllâhe urdaten li eymânikum en
teberrû ve tettekû ve tuslihû beynen nâs(nâsi),
vallâhu semîun alîm(alîmun).
Ebrar olmanız, takva sahibi olmanız ve insanların
arasını ıslâh etmeniz için (sizi alıkoyan) yeminleriniz
sebebiyle, Allah'ı engel kılmayın (Allah'ı kendinize
siper etmeyin). Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi
işitendir), Alîm'dir (en iyi bilendir).
2 / BAKARA - 225
Lâ yuâhızukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve
lâkin yuâhızukum bi mâ kesebet kulûbukum vallâhu
gafûrun halîm(halîmun).
Allah sizi, yeminlerinizdeki
boş sözlerden dolayı muaheze etmez (sorumlu tutmaz).
fakat, kalplerinizin kazandığı şeylerden (negatif
derecelerden, şerlerden, günahlardan) sizi muaheze
eder (sorumlu tutar). Ve Allah, Gafûr'dur,
Halîm'dir.
2 / BAKARA - 226
Lillezîne yu’lûne min nisâihim terabbusu
erbaati eşhur(eşhurin), fe in fâû fe innallâhe
gafûrun rahîm(rahîmun).
Kadınlarına (yaklaşmamaya) yemin edenler,
dört ay (ayrı kalıp) beklerler. Fakat eğer
(erkekler, bu süre dolmadan kefaret verip de
kadınlarına) dönerlerse, o taktirde muhakkak ki
Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir.
2 / BAKARA - 227
Ve in azemût talâka fe innallâhe semîun
alîm(alîmun).
Ve (bu tür yemin edenler),
eğer boşamaya azmederlerse (kesin karar verirlerse),
o taktirde muhakkak ki Allah Sem'î'dir, Alîm'dir.
2 / BAKARA - 228
Vel mutallakâtu yeterabbasne bi enfusihinne
selâsete kurûin, ve lâ yahıllu lehunne en
yektumne mâ halakallâhu fî erhâmihinne in kunne
yu’minne billâhi vel yevmil âhır(âhıri), ve
buûletuhunne ehakku bi reddihinne fî zâlike in
erâdû ıslâhâ(ıslâhan), ve lehunne mislullezî
aleyhinne bil ma’rûf(ma’rûfi), ve lir ricâli
aleyhinne dereceh(derecetun), vallâhu azîzun
hakîm(hakîmun).
Boşanmış kadınlar üç kur (üç ay hali müddeti) kendi
kendilerine beklerler (hamile olup olmadıklarına
bakarlar). Eğer Allah'a ve yevm'il âhire îmân
ediyorlarsa, rahimlerinde Allah'ın yaratmış olduğu
şeyi gizlemeleri onlar için helâl olmaz. Şâyet
onların kocaları barışmak (arayı düzeltmek)
isterlerse, bu (bekleme süresi) içinde onlara tekrar
geri dönmeye (başkasından) daha çok hak
sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde
(hakları) olduğu gibi, kadınların da erkekleri
üzerinde maruf (hakları) vardır. Erkeklerin,
kadınların üzerindeki (hakkı) bir derece daha
üstündür. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
2 / BAKARA - 229
Et talâku merratân(merratâni), fe imsâkun bi
ma’rûfin ev tesrîhun bi ihsân(ihsânin), ve lâ
yahıllu lekum en te’huzû mimmâ âteytumûhunne
şey’en illâ en yehâfâ ellâ yukîmâ
hudûdallâh(hudûdallâhi), fe in hıftum ellâ
yukîmâ hudûdallâhi, fe lâ cunâha aleyhimâ fî
meftedet bih(bihî), tilke hudûdullâhi fe lâ
ta’tedûhâ, ve men yeteadde hudûdallâhi fe ulâike
humuz zâlimûn(zâlimûne).
Boşanma iki keredir. Bundan sonra (kadın) ya
ma'rufla (örf ve adete uygun olarak) iyilikle
tutulur veya ihsanla serbest bırakılır.
Kadınlarınıza verdiklerinizden bir şey (geri)
almanız sizin için helâl olmaz. Ancak ikisi de,
Allah'ın (evlilik hakkındaki) hududunu gereği üzere
yerine getiremeyeceklerinden (ayakta
tutamayacaklarından) korkmaları hariç. O zaman siz
de eğer, Allah'ın bu hududunu ikame
edemeyeceklerinden (gereği üzere yerine
getirimeyeceklerinden) korkarsanız, bu durumda
kadının (ayrılmak için) verdiği fidye konusunda her
ikisinin üzerine de günah yoktur. İşte bunlar
Allah'ın hudutlarıdır.Artık onları (Allah'ın
hudutlarını) aşmayın. Kim Allah'ın hudutlarını
aşarsa işte onlar, onlar zâlimlerdir.
2 / BAKARA - 230
Fe in tallakahâ fe lâ tahıllu lehu min ba’du
hattâ tenkiha zevcen gayrah(gayrahu), fe in
tallakahâ fe lâ cunâha aleyhimâ en yeterâceâ in
zannâ en yukîmâ hudûdallâh(hudûdallâhi), ve
tilke hudûdullâhi yubeyyinuhâ li kavmin
ya’lemûn(ya’lemûne).
Bundan sonra eğer (koca), karısını (iki kere
boşadıktan sonra üçüncü kere) boşarsa artık o kadın
başka bir zevceye (erkeğe) nikâhlanmadıkça (ve sonra
da o nikâhtan boşanmadıkça) kendisi için helâl
olmaz. Eğer (ikinci eş de) onu boşarsa, Allah'ın
(koyduğu) hudutları ikame edeceklerine (gereği üzere
yerine getirip ayakta tutacaklarına) inanırlarsa o
taktirde onların, (eski karı-kocanın tekrar)
birbirine dönmelerinde, ikisinin de üzerine bir
günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın hudutlarıdır.
Allah bunları, bilen bir kavim için açıklıyor.
2 / BAKARA - 231
Ve izâ tallaktumun nisâe fe belagne
ecelehunne fe emsikûhunne bi ma’rûfin ev
serrihûhunne bi ma’rûf(ma’rûfin), ve lâ
tumsikûhunne dırâran li ta’tedû, ve men yef’al
zâlike fe kad zaleme nefseh(nefsehu), ve lâ
tettehızû âyâtillâhi huzuvâ(huzuven), vezkurû
ni’metallâhi aleykum ve mâ enzele aleykum minel
kitâbi vel hikmeti yeızukum bih(bihî),
vettekûllâhe va’lemû ennallâhe bi kulli şey’in
alîm(alîmun).
Ve kadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini
tamamladıktan sonra, artık onları marufla (örf ve
adete uygun olarak iyilikle) tutun veya onları
marufla (örf ve adete uygun olarak iyilikle) serbest
bırakın. Haklarını çiğneyerek haddi aşıp, sakın
zararlarına olarak onları tutmayın. Kim bunu
yaparsa, o taktirde, kendisine zulmetmiştir.
Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin.Ve
Allah'ın üzerinizdeki ni'metini, kitaptan size
indirdiğini ve hikmeti hatırlayın ki onunla, size
öğüt veriyor. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun,
Allah'ın herşeyi çok iyi bildiğini bilin!
2 / BAKARA - 232
Ve izâ tallaktumun nisâe fe belagne
ecelehunne fe lâ ta’dulûhunne en yenkıhne
ezvâcehunne izâ terâdav beynehum bil
ma’rûf(ma’rûfi), zâlike yûazu bihî men kâne
minkum yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri),
zâlikum ezkâ lekum ve ather(atheru), vallâhu
ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve kadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini
tamamladıktan sonra artık onlar kendi aralarında
marufla (örf ve adete uygun olarak iyilikle) razı
olurlarsa, o taktirde onların (kadınların) eşleri
ile nikâhlamalarına engel olmayın. ışte böyle sizden
Allah'a ve yevm'il âhire îmân etmiş olan kimseye
bununla öğüt veriliyor ışte bunlar, sizin daha çok
tezkiye olmanız ve daha iyi temizlenmeniz içindir.
Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz.
2 / BAKARA - 233
Vel vâlidâtu yurdı’ne evlâdehunne havleyni
kâmileyni li men erâde en yutimmer
radâah(radâate), ve alel mevlûdi lehu rızkuhunne
ve kisvetuhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), lâ
tukellefu nefsun illâ vus’ahâ, lâ tudârra
vâlidetun bi veledihâ ve lâ mevlûdun lehu bi
veledihî ve alel vârisi mislu zâlik(zâlike), fe
in erâdâ fısâlen an terâdın min humâ ve
teşâvurin fe lâ cunâha aleyhimâ ve in eradtum en
testerdıû evlâdekum fe lâ cunâha aleykum izâ
sellemtum mâ âteytum bil ma’rûf(ma’rûfi),
vettekullâhe va’lemû ennellâhe bi mâ ta’melûne
basîr(basîrun).
Anneler, (nikâhlı olsun veya boşanmış olsun, doğan)
çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) süt
emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir.
(Annelerin) yiyecekleri ve giyecekleri marufla (örf
ve adete uygun olarak) kendisi için doğurulmuş
olanın (babanın) üzerinedir. (Hiç) kimse kendi
gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef (sorumlu)
tutulmasın. Ne bir anne çocuğu ile, ne de kendisi
için doğurulmuş olan (baba), çocuğu ile zarara
uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki (sorumluluk)
da bunun gibidir. Fakat eğer (ana ile baba) müşavere
ederek (görüşerek) rızalarıyla çocuğu sütten kesmek
isterlerse, o taktirde onların ikisi üzerine bir
günah yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (süt anne tutup)
emzirtmek isterseniz, vereceğinizi (taktir ettiğiniz
emzirme ücretini), marufla (örf ve adete uygun
olarak süt anneye) teslim ettiğiniz zaman artık
sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve Allah'a karşı
takva sahibi olun. Allah'ın yaptıklarınızı çok iyi
gördüğünü bilin!
2 / BAKARA - 234
Vellezîne yuteveffevne minkum ve yezerûne
ezvâcen yeterabbasne bi enfusihinne erbeate
eşhurin ve aşrâ(aşran), fe izâ belagne
ecelehunne fe lâ cunâhe aleykum fî mâ fealne fî
enfusihinne bil ma’rûf(ma’rûfi), vallâhu bi mâ
ta’melûne habîr(habîrun).
Ve sizden vefat ettirilenlerin, geriye bıraktığı
eşleri dört ay on gün kendi kendilerine beklerler.
Böylece onların bekleme süresi tamamlandığı zaman
artık, kendileri hakkında marufla (örf ve adete
uygun olarak) yaptıkları şeylerden sizin üzerinize
bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
2 / BAKARA - 235
Ve lâ cunâhe aleykum fîmâ arradtum bihî min
hitbetin nisâi ev eknentum fî enfusikum,
alimallâhu ennekum se tezkurûnehunne ve lâkin lâ
tuvâıdûhunne sirran illâ en tekûlû kavlen
ma’rûfâ(ma’rûfen), ve lâ ta’zimû ukdeten nikâhı
hattâ yeblugal kitâbu eceleh(ecelehu), va’lemû
ennallâhe ya’lemu mâ fî enfusikum
fahzerûh(fahzerûhu), va’lemû ennallâhe gafûrun
halîm(halîmun).
(Bekleme süresi içindeki kadınlara), onlarla evlenme
istediğinizi ima etmenizde veya kendi içinizde
(böyle bir arzuyu) gizlemenizde sizin üzerinize
günah yoktur. Allah, sizin onları daima
hatırlayacağınızı bildi. Fakat onlara (örf ve adete
uygun) bir söz söylemeniz hariç (üstü kapalı evlenme
isteğiniz dışında), sakın onlarla gizlice
sözleşmeyin. Farz olan bekleme süresi sona erinceye
kadar nikâh akdine azmetmeyin. Ve Allah'ın, içinizde
olanı bildiğini bilin! Artık O'ndan sakının.
Allah'ın, Gafûr (ve) Halîm olduğunu bilin!
2 / BAKARA - 236
Lâ cunâha aleykum in tallaktumun nisâe mâ lem
temessûhunne ev tefridû lehunne
farîdâh(farîdâten) ve mettiûhunne alel mûsiı
kaderuhu ve alel muktiri kaderuh(kaderuhu)
metâan bil ma’rûf(ma’rûfi), hakkan alel
muhsinîn(muhsinîne).
Eğer henüz kendilerine dokunmadığınız veya kendileri
için (farz olarak) bir mehir takdir etmediğiniz
kadınları boşarsanız, sizin üzerinize günah yoktur.
Eli geniş (zengin) olanın kendi takdirine
(kudretine), eli dar (fakir) olanın da kendi
takdirine (kudretine) göre marufla (örf ve adete
uygun) bir meta verererek faydalandırmaları,
muhsinlerin üzerine bir haktır.
2 / BAKARA - 237
Ve in tallaktumûhunne min kabli en
temessûhunne ve kadfaradtum lehunne farîdaten fe
nısfu mâ faradtum illâen ya’fûne ev ya’fuvellezî
bi yedihî ukdetun nikâh(nikâhı), ve en ta’fû
akrabu lit takvâ ve lâ tensevul fadla beynekum
innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ve onlar için bir mehir taktir ettiyseniz ve eğer
onlara dokunmadan önce boşarsanız, o zaman onlar
için (farz olarak) takdir edilen mehirin yarısını
vermek size farz kılınmıştır. (Kadınların) bunu
affetmesi (vazgeçmesi) veya nikâh ahdi
elinde bulunanın (erkeğin) affetmesi (diğer yarısını
da kadına bağışlaması) hariç. Sizin affetmeniz
(diğer yarısını da vermeniz) takvaya daha yakındır.
Aranızdaki fazileti unutmayın. Muhakkak ki Allah,
yaptıklarınızı çok iyi görendir.
2 / BAKARA - 238
Hâfizû alâs salavâti ves salâtil vustâ ve
kûmû lillâhi kânitîn(kânitîne).
Salâvât'a (Allah'tan gelen nurlara, namazlara) ve
salât-ı vusta'ya hafîz olun (koruyun, bu namaza
kesintisiz devam edin). Ve kalkın, Allah için
kânitin olun (Allah'ın huzurunda huşû içinde ve
saygı ile uzun süre durun)!
2 / BAKARA - 239
Fe in hıftum fe ricâlen ev rukbânâ(rukbânen),
fe izâ emintum, fezkurûllâhe kemâ allemekum mâ
lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Fakat eğer (hayatî bir tehlikeden) korkarsanız, o
zaman yaya yürürken veya binekte iken (namazınızı
kılın). Nihayet emin olduğunuz zaman, (Allah'ı nasıl
zikredeceğinizi) siz bilmiyorken size öğrettiği
şekilde, artık Allah'ı zikredin.
2 / BAKARA - 240
Vellezîne yuteveffevne minkum ve yezerûne
ezvâcâ(ezvâcen), vasıyyeten li ezvâcihim metâan
ilel havli gayre ıhrâc(ıhrâcın), fe in harecne
fe lâ cunâha aleykum fî mâ fealne fî enfusihinne
min ma’rûf(ma’rûfin), vallâhu azîzun
hakîm(hakîmun).
Ve içinizden vefat ettirilen ve geriye eşler
bırakanların, eşleri için, (evlerinden)
çıkarılmaksızın bir seneye kadar geçiminin
sağlamasını vasiyet etmesi gerekir. Buna rağmen eğer
(eşleri, kendi arzularıyla evlerinden) çıkarlarsa, o
taktirde, kendileri için maruf olarak (örf ve adete
uygun olarak) yaptıkları şeyler konusunda, artık
sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve Allah,
Azîz'dir(üstündür), Hakîm'dir (hüküm sahibidir).
2 / BAKARA - 241
Ve lil mutallakâti metâun bil ma’rûf(ma’rûfi)
hakkan alel muttekîn(muttekîne).
Ve boşanmış kadınların, marufla (örf ve adete uygun
olarak) metalandırılması (faydalandırılması), takva
sahiplerinin üzerine bir haktır (borçtur).
2 / BAKARA - 242
Kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî
leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor. Umulur
ki böylece siz akıl edersiniz.
2 / BAKARA - 243
E lem tera ilellezîne haracû min diyârihim ve
hum ulûfun hazaral mevti, fe kâle lehumullâhu
mûtû summe ahyâhum innallâhe le zû fadlin alen
nâsi ve lâkinne ekseren nâsi lâ
yeşkurûn(yeşkurûne).
Ölüm korkusuyla kendi diyarlarından çıkan binlerce
kişiyi görmedin mi? Oysa Allah onlara: “Ölün.” dedi
(böylece öldüler). Sonra da onları diriltti.
Muhakkak ki Allah, insanlar üzerine elbette fazlın
sahibidir. Lâkin insanların çoğu şükretmezler.
2 / BAKARA - 244
Ve kâtilû fî sebîlillâhi va’lemû ennallâhe
semîun alîm(alîmun).
Allah'ın yolunda savaşın. Allah'ın Sem'î (en iyi
işiten), Alîm (en iyi bilen) olduğunu bilin!
2 / BAKARA - 245
Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe
yudâifehu lehû ed’âfen kesîrah(kesîraten),
vallâhu yakbidu ve yebsut(yebsutu) ve ileyhi
turceûn(turceûne).
Kim Allah'a güzel bir borç verirse, o taktirde, o
(verdiği) kendisine kat kat çoğaltılarak ödenir. Ve
Allah, (ilâhi kanun gereği kişinin rızkını) daraltır
ve genişletir. Ve O'na döndürüleceksiniz.
2 / BAKARA - 246
E lem tera ilel melei min benî isrâîle min
ba’di mûsâ, iz kâlû li nebiyyin lehumub’as lenâ
meliken nukâtil fî sebîlillâh(sebîlillâhi), kâle
hel aseytum in kutibe aleykumul kıtâlu ellâ
tukâtil(tukâtilû), kâlû ve mâ lenâ ellâ nukâtile
fî sebîlillâhi ve kad uhricnâ min diyârinâ ve
ebnâinâ fe lemmâ kutibe aleyhimul kıtâlu
tevellev illâ kalîlen minhum vallâhu alîmun biz
zâlimîn(zâlimîne).
Hz. Musa'dan sonra, İsrailoğulları'ndan ileri
gelenleri görmedin mi? Kendi peygamberlerine: “Bizim
için bir melik beas et (görevlendir) de Allah'ın
yolunda savaşalım.” demişlerdi. (O Peygamber de)
dedi ki: “Eğer savaş sizin üzerinize yazılırsa (farz
kılınırsa) sizin savaşmamanızdan korkulur." (İleri
gelenler): “Biz niçin Allah'ın yolunda savaşmayalım?
Yurtlarımızdan ve oğullarımız (arasından)
çıkarılmıştık.” dediler. Fakat savaş onların üzerine
yazılınca (farz kılınınca) onlardan pek azı hariç,
hepsi yüz çevirdiler. Ve Allah zâlimleri en iyi
bilendir.
2 / BAKARA - 247
Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease
lekum tâlûtemelikâ(meliken), kâlû ennâ yekûnu
lehul mulku aleynâ ve nahnu ehakku bil mulki
minhu ve lem yu’te seaten minel mâl(mâli), kâle
innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fîl
ilmi vel cism(cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men
yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Onların Peygamber'i onlara dedi ki: “Muhakkak ki
Allah, sizin için melik olarak Talut'u beas etmişti
(görevlendirmişti).” Dediler ki: “Bizim üzerimize
onun melikliği nasıl olur? Melikliğe biz ondan daha
çok hak sahibiyiz (daha çok lâyıkız). Ve de ona
maldan bir genişlik (servetçe bolluk)
verilmedi.”(Peygamber de) “Muhakkak ki Allah, onu
sizin üzerinize (melik) seçti ve onun ilmini
(bilgisini) ve cismini (kuvvetini) artırdı.î Ve
Allah, mülkünü dilediği kimseye verir. Ve Allah,
Vâsi'dir (rahmeti ve ilmi herşeyi ihata eder),
Alîm'dir (en iyi bilendir).
2 / BAKARA - 248
Ve kâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihî
en ye’tiyekumut tâbûtu fîhi sekînetun min
rabbikum ve bakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ ve
âlu hârûne tahmiluhul melâikeh(melâiketu), inne
fî zâlike le âyeten lekum in kuntum
mu’minîn(mu’minîne).
Ve onların Peygamberi, onlara dedi ki: “Muhakkak ki
onun melikliğinin âyeti (delili), içinde Rabbinizden
sekînet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin
bıraktığı şeylerden bakiye (kalıntı) bulunan,
meleklerin taşıdığı bir tabutun (tahta sandığın)
size gelmesidir. Muhakkak ki bunda, sizin için
elbette âyet (delil) vardır, eğer siz
mü'minlerseniz.”
2 / BAKARA - 249
Fe lemmâ fesale tâlûtu bil cunûdi, kâle
innallâhe mubtelîkum bi neher(neherin), fe men
şeribe minhu fe leyse minnî, ve men lem yat’amhu
fe innehu minnî illâ menigterafe gurfeten bi
yedih(yedihî), fe şeribû minhu illâ kalîlen
minhum fe lemmâ câvezehu huve vellezîne âmenû
meahu, kâlû lâ tâkate lenâl yevme bi câlûte ve
cunûdih(cunûdihî), kâlellezîne yezunnûne ennehum
mulâkûllâhi, kem min fietin kalîletin galebet
fieten kesîraten bi iznillâh(iznillâhi), vallâhu
meas sâbirîn(sâbirîne).
Böylece Talut, askerlerle (ordu ile) (Kudüs'ten)
ayrıldığı zaman dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizi
bir nehir ile imtihan edecek. Bundan sonra kim ondan
içerse, artık (o kimse) benden değildir. Ve kim
ondan (doyacak kadar) içmez ise sadece eliyle bir
avuç avuçlayıp içen hariç, o taktirde muhakkak ki o
bendendir.”Fakat onlardan ancak pek azı hariç, (o
sudan doyasıya) içtiler. Nitekim o (Talut) ve îmân
edenler birlikte (nehri) geçtikleri zaman: “Bugün
bizim, Calut ve onun askerleri ile (ordusuyla)
(savaşacak) takatimiz (gücümüz) yok.”dediler. O
kendilerinin muhakkak Allah'a mülâki olacaklarını
kesin olarak bilenler (yakîn hasıl edenler) ise
şöyle dediler: “Nice az bir topluluk, Allah'ın
izniyle çok bir topluluğa gâlip gelmiştir. Ve Allah,
sabredenlerle beraberdir.”
2 / BAKARA - 250
Ve lemmâ berazû li câlûte ve cunûdihî kâlû
rabbenâ efrig aleynâ sabren ve sebbit ekdâmenâ
vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Ve (Talut'un askerleri), Calut ve onun askerlerinin
(ordusunun) karşısına çıktıkları zaman şöyle
dediler: “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır,
ayaklarımızı (düşman karşısında) sabit kıl ve
kâfirler kavmine karşı bize yardım et.”
2 / BAKARA - 251
Fe hezemûhum bi iznillâhi, ve katele dâvudu
câlûte ve âtâhullâhul mulke vel hikmete ve
allemehu mimmâ yeşâu, ve lev lâ def’ullâhin
nâse, bâ’dahum bi ba’din le fesedetil ardu ve
lâkinnallâhe zû fadlin alel âlemîn(âlemîne).
Nihayet Allah'ın izniyle onları hezimete uğrattılar.
Ve Davut, Calut'u öldürdü. Ve Allah ona (Davut'a),
meliklik (hükümdarlık) ve hikmet verdi ve ona
dilediği şeylerden öğretti. Ve eğer Allah'ın,
insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde
mutlaka fesat çıkardı (yeryüzünün düzeni bozulurdu).
Lâkin Allah, âlemlerin üzerine fazl sahibidir.
2 / BAKARA - 252
Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil
hakk(hakkı), ve inneke le minel
murselîn(murselîne).
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir , O'nu sana, hak
ile tilâvet ediyoruz (okuyoruz). Ve muhakkak ki sen,
elbette gönderilen resûllerdensin.
2 / BAKARA - 253
Tilker rusulu faddalnâ ba’dahum alâ
ba’d(ba’din), minhum men kellemallâhu ve rafea
ba’dahum derecât(derecâtin), ve âteynâ îsâbne
meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhıl
kudus(rûhıl kudusi), ve lev şâallâhu
maktetelellezîne min ba’dihim min ba’di mâ
câethumul beyyinâtu ve lâkinihtelefû fe minhum
men âmene ve minhum men kefer(kefere), ve lev
şâallâhu maktetelû ve lâkinnallâhe yef’alu mâ
yurîd(yurîdu).
İşte Biz, o resûllerden bir kısmını, diğerlerinin
üzerine faziletli kıldık. Allah, onlardan kimiyle
konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Ve Biz,
Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler verdik. Ve onu
Ruh'ûl Kudüs ile destekledik (doğruladık). Eğer
Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler,
kendilerine beyyineler (ispat vasıtaları) geldikten
sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin ayrılığa
düştüler. O zaman onlardan kimi îmân etti, kimi de
inkâr etti. Eğer Allah dileseydi, birbirlerini
öldürmezlerdi. Lâkin Allah, dilediği şeyi yapar.
2 / BAKARA - 254
Yâ eyyûhellezîne âmenû enfikû mimmâ
razaknâkum min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un
fîhi ve lâ hulletun ve lâ şefâah(şefâatun), vel
kâfirûne humuz zâlimûn(zâlimûne).
Ey âmenû olanlar!
İçinde, ne bir alışverişin ne bir dostluğun ve ne de
bir şefaatin bulunmadığı gün (kıyâmet günü) gelmeden
önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin (Allah
için verin). Ve kâfirler, onlar zâlimlerdir.
2 / BAKARA - 255
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul
kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ
nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil
ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi
iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ
halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî
illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel
ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel
aliyyul azîm(azîmu).
Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur (Sadece O
vardır). Hayy'dır Kayyum'dur. O'nu ne bir uyuklama
ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde
olan herşey O'nundur. Onun izni olmadan, O'nun
katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların
önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve
geleceklerini) bilir. Ve O'nun lminden, O'nun
dilediğinden başka bir şey ihata edemezler
(kavrayamazlar). O'nun kürsüsü gökleri ve yeri
kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin
ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), kendisine
zor gelmez ve O Alâ'dır (çok yücedir), Azîm'dir (çok
büyüktür).
2 / BAKARA - 256
Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel
gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min
billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ,
lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu,
Allah'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet
yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan)
açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu
(şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de
Allah'a îmân ederse (mü'min olur, Allah'a ulaştıran
yolu tercih ederse), böylece o, (Allah'tan) kopması
mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba,
mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem'î'dir,
Alîm'dir.
2 / BAKARA - 257
Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez
zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû
evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz
zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum
fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların
(Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları
(onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura
çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar,
şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz),
onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan
zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar,
orada ebedî kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 258
E lem tera ilellezî hâcce ibrâhîme fî rabbihî
en âtâhullâhul mulk(mulke), iz kâle ibrâhîmu
rabbiyellezî yuhyî ve yumîtu, kâle ene uhyî ve
umît(umîtu), kâle ibrâhîmu fe innallâhe ye’tî
biş şemsi minel maşrıkı fe’ti bihâ minel magribi
fe buhitellezî kefer(kefere), vallâhu lâ yehdil
kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Allah'ın kendisine meliklik (hükümdarlık) vermesi
sebebiyle (azarak) Rabbi hakkında İbrâhîm ile
tartışan kimseyi görmedin mi? İbrâhîm (a.s) (ona):
“Benim Rabbim ki O, diriltir ve öldürür.”demişti. (O
da): “Ben de diriltir ve öldürürüm.”dedi. İbrâhîm
(a.s): “Öyleyse muhakkak ki Allah, Güneş'i doğudan
getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.”dedi. O
zaman (Allah'ı) inkâr eden kimse şaşırıp kaldı
(cevap veremedi). Allah zâlimler kavmini hidayete
erdirmez.
2 / BAKARA - 259
Ev kellezî merra alâ karyetin ve hiye
hâviyetun alâ urûşihâ, kâle ennâ yuhyî
hâzihillâhu ba’de mevtihâ, fe emâtehullâhu miete
âmin summe beaseh(beasehu), kâle kem
lebist(lebiste), kâle lebistu yevme ev ba’da
yevm(yevmin), kâle bel lebiste miete âmin fenzur
ilâ taâmike ve şerâbike lem yetesenneh, venzur
ilâ hımârike ve li nec’aleke âyeten lin nâsi
venzur ilâl izâmi keyfe nunşizuhâ summe neksûhâ
lahmâ(lahmen), fe lemmâ tebeyyene lehu, kâle
a’lemu ennallâhe alâ kulli şey’in
kadîr(kadîrun).
Veya çatıları üzerine çökmüş (altı üstüne gelmiş)
bir karyeye uğrayan kimsenin, “Allah bunu (bu
kasabayı) ölümünden sonra nasıl diriltecekî demesi
gibi. Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü.
Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir
vaziyette) kaldın?”dedi. (O da): “Bir gün veya günün
bir kısmı kadar.” dedi. (Allah): “Hayır, yüz yıl
kaldın. Haydi yiyecek ve içeceğine bak, bozulup
kokuşmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni insanlara
bir âyet (canlı bir ibret) kılmamız içindir. Ve
kemiklere bak. Onları nasıl inşa ediyoruz (kemikleri
birleştirerek iskeleti kuruyoruz) sonra ona et
giydiriyoruz.“Böylece (merkep dirilip, eski haline
gelince ve herşey) ona açıkça belli olunca:
“Allah'ın, herşeye kaadir olduğunu biliyorum.”dedi.
2 / BAKARA - 260
Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyil
mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li
yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten minet tayri
fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin
minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke
sa’yâ(sa’yen), va’lem ennallâhe azîzun
hakîm(hakîmun).
Hz. İbrâhîm: “Rabbim, ölüleri nasıl dirilteceğini
bana göster.” demişti. (Allah) “İnanmıyor musun?”
buyurdu. (Hz. İbrâhîm de): “Evet (inanıyorum). Fakat
kalbimin tatmin olması için.” dedi. “Öyleyse
kuşlardan dört tane tut, sonra onları kendine
alıştır (parçalayıp) her dağın üzerine onlardan bir
parça koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak
gelirler. Ve Allah'ın, Azîz (ve) Hakîm olduğunu bil!
2 / BAKARA - 261
Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî
sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a
senâbile fî kulli sunbuletin mietu
habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu,
vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her
sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak
üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun
durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun
rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi'dir,
Alîm'dir.
2 / BAKARA - 262
Ellezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi
summe lâ yutbiûne mâ enfekû mennen ve lâ ezen
lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun
aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Mallarını Allah yolunda infâk ettikten (verdikten)
sonra verdikleri şeyin arkasından minnet
ettirmeyenlerin (başa kakmayanların) ve onlara eza
etmeyenlerin ecirleri (mükâfatları), Rab'lerinin
katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmazlar.
2 / BAKARA - 263
Kavlun ma’rûfun ve magfiretun, hayrun min
sadakatin yetbeuhâ ezâ(ezen), vallâhu ganiyyun
halîm(halîmun).
Güzel bir söz ve mağfiret (bağışlayıp iyi davranma),
arkasından eza gelen (başa kakılan) bir sadakadan
daha hayırlıdır. Allah Gani'dir, Halîm'dir.
2 / BAKARA - 264
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tubtılû sadakâtikum
bil menni vel ezâ, kellezî yunfiku mâlehu riâen
nâsi ve lâ yu’minu billâhi vel yevmil
âhır(âhıri), fe meseluhu ke meseli safvânin
aleyhi turâbun fe esâbehu vâbilun fe terakehu
saldâ(salden), lâ yakdirûne alâ şey’in mimmâ
kesebû vallâhu lâ yehdîl kavmel
kâfirîn(kâfirîne).
Ey âmenû olanlar!
Allah'a ve yevm'il âhire inanmayarak, malını
insanlara riya (gösteriş) için infâk eden (veren)
kişi gibi, sadakalarınızı minnetle (başa kakarak) ve
eza ile bâtıl etmeyin (boşa çıkartmayın). ışte onun
durumu, üzerinde toprak bulunan sert bir kayaya
benzer ki, ona kuvvetli bir yağmur isabet edince,
böylece (üzerindeki toprağın gidip), onu (tekrar)
sert (verimsiz) bir kaya halinde bırakması gibidir.
Onlar kazandıklarından bir şey elde edemezler.
Allah, kâfirler kavminihidayete
erdirmez.
2 / BAKARA - 265
Ve meselullezîne yunfikûne emvâlehumubtigâe
mardâtillâhi ve tesbîten min enfusihim ke meseli
cennetin bi rabvetin esâbehâ vâbilun fe âtet
ukulehâ dı’feyn(dı’feyni), fe in lem yusıbhâ
vâbilun fe tall(tallun), vallâhu bimâ ta’melûne
basîr(basîrun).
Allah'ın rızasını talep ederek (isteyerek) ve kendi
nefslerinde (bunu) sabit kılarak (sebat ederek)
mallarını infâk edenlerin (verenlerin) durumu,
münbit bir tepe üzerinde bulunan bahçeye benzer ki,
ona kuvvetli bir yağmur isabet edince, böylece
ürününü iki kat verir. Hatta kuvvetli bir yağmur ona
isabet etmese, çiselese bile. Ve Allah,
yaptıklarınızı en iyi görendir.
2 / BAKARA - 266
E yeveddu ehadukum en tekûne lehu cennetun
min nahîlin ve a’nâbin tecrî min tahtihel
enhâru, lehû fîhâ min kullis semarâti ve
esâbehul kiberu ve lehu zurriyyetun duafâu fe
esâbehâ ı’sârun fîhi nârun fahterakat kezâlike
yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum
tetefekkerûn(tetefekkerûne).
Sizden biriniz temenni eder mi ki, onun altından
nehirler akan hurmalık ve üzümlükten bir bahçesi
olsun onun, orada her türlü ürünü (meyvesi) bulunsun
ve ona yaşlılık isabet etsin (ihtiyarlasın) ve onun
zayıf (güçsüz) çocukları bulunsun. Sonra da ona
(bahçeye), içinde ateş bulunan bir kasırga isabet
etsin, böylece onu yaksın. Allah size âyetleri, işte
böyle beyan ediyor (açıklıyor). Umulur ki böylece
siz tefekkür edersiniz.
2 / BAKARA - 267
Yâ eyyuhellezîne âmenû enfikû min tayyibâti
mâ kesebtum ve mimmâ ahracnâ lekum minel
ard(ardı), ve lâ teyemmemûl habîse minhu
tunfikûne ve lestum bi âhızîhı illâ en tugmidû
fîh(fîhî), va’lemû ennallâhe ganiyyun
hamîd(hamîdun).
Ey âmenû olanlar!
Kazandıklarınızın ve yerden sizin için
çıkardıklarımızın temizlerinden infâk edin (ihtiyacı
olanlara verin). ve sakın onun kötüsünden ve
kendiniz için gözü kapalı (gönül rahatlığıyla)
alamayacağınız (ucuz ve düşük evsaflı) şeyleri infâk
etmeye meyletmeyin (kalkışmayın). Ve Allah'ın, Gani
(ve) Hamîd olduğunu bilin!
2 / BAKARA - 268
Eş şeytânu yeidukumul fakra ve ye’murukumbil
fahşâi vallâhu yeidukum magfireten minhuve
fadlâ(fadlan), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Şeytan size fakirlik vaadeder ve size fuhşuyatı
emreder. Ve Allah ise, size kendinden mağfiret ve
fazl vaadediyor. Allah, Vâsi'dir, Alîm'dir.
2 / BAKARA - 269
Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel
hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve
mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet
verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve
ulûl elbabtan başkası tezekkür edemez.
2 / BAKARA - 270
Ve mâ enfaktum min nafakatin ev nezertum min
nezrin fe innallâhe ya’lemuh(ya’lemuhu), ve mâ
liz zâlimîne min ensâr(ensârın).
Ve nafakadan ne infâk ettinizse (verdinizse) veya
adaktan ne adadınızsa, o taktirde muhakkak ki Allah,
onu bilir. Ve zâlimler için bir yardımcı yoktur.
2 / BAKARA - 271
İn tubdûs sadakâti fe niimmâ hiy(hiye), ve in
tuhfûhâ ve tu’tûhâl fukarâe fe huve hayrun lekum
ve yukeffiru ankum min seyyiâtikum vallâhu bi mâ
ta’melûne habîr(habîrun).
Eğer sadakaları açıkça verirseniz, işte o
(davranışınız) ne güzel! Ve eğer o (sadakaları)
gizleyerek fakirlere verirseniz artık o sizin için
daha da hayırlıdır. (Böylece Allah), günahlarınızdan
(bir kısmını) örter (bağışlar). Allah,
yaptıklarınızdan haberdar olandır.
2 / BAKARA - 272
Leyse aleyke hudâhum ve lâkinnallâhe yehdî
men yeşâu, ve mâ tunfikû min hayrin fe li
enfusikum, ve mâ tunfikûne illebtigâe
vechillâh(vechillâhi), ve mâ tunfikû min hayrin
yuveffe ileykum ve entum lâ tuzlemûn(tuzlemûne).
Onların hidayete
ermesi senin üzerine (vazife) değildir. Fakat Allah,
dilediği kimseyi hidayete
erdirir. Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, işte o
sizin kendi nefsiniz içindir. Siz (ey mü'minler),
sadece Allah'ın vechini (Zat'ını, Allah'ın Zat'ına
ulaşmayı) dileyerek infâk edersiniz (verirsiniz). Ve
hayır olarak ne infâk ederseniz, (o) size tamamen
ödenir ve siz zulmedilmezsiniz (size haksızlık
yapılmaz).
2 / BAKARA - 273
Lil fukarâillezîne uhsirû fî sebîlillâhi lâ
yestatîûne darben fîl ardı, yahsebuhumul câhilu
agniyâe minet teaffuf(teaffufi), ta’rifuhum bi
sîmâhum, lâ yes’elûnen nâse ilhâfâ(ilhâfen), ve
mâ tunfikû min hayrin fe innallâhe bihî
alîm(alîmun).
(İnfâklarınız ve sadakalarınız), kendilerini Allah
yoluna hasreden (adayan), yeryüzünde dolaşmaya
(ticaret yapıp kazanmaya) gücü yetmeyen fakirler
içindir. Onların durumlarını bilmeyen, onları
iffetlerinden dolayı zengin zanneder. Onları sen,
yüzlerinden tanırsın. Zorla insanlardan bir şey
istemezler. Hayır olarak ne infâk ederseniz
(verirseniz), o taktirde muhakkak ki Allah, onu en
iyi bilendir.
2 / BAKARA - 274
Ellezîne yunfikûne emvâlehum bil leyli ven
nehâri sirran ve alâniyeten fe lehum ecruhum
inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum
yahzenûn(yahzenûne).
Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr (Allah
yolunda) infâk edenler (verenler), işte onların
ecirleri (mükâfatları) Rab'lerinin katındadır.
Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
2 / BAKARA - 275
Ellezîne ye’kulûner ribâ lâ yekûmûne illâ
kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel
mess(messi), zâlike bi ennehum kâlû innemal
bey’u mislur ribâ, ve ehallallâhul bey’a ve
harramer ribâ fe men câehu mev’izatun min
rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef(selefe), ve
emruhû ilâllâh(ilâllâhi), ve men âde fe ulâike
ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Riba (faiz) yiyenler, kabirlerinden ancak şeytan
çarpmasından hırpalanmış bir kimse gibi kalkarlar.
ışte bu, onların: “Oysa alışveriş riba gibidir."
demeleri sebebiyledir. Ve Allah, alışverişi helâl,
ribayı (faizi) haram kılmıştır. Bundan sonra,
Rabbinden kendisine öğüt gelen kimse (ona uyarak)
artık (faizden) vazgeçerse, o taktirde geçmiş olan
(önceden aldığı faiz) onundur ve onun işi (onun
hakkındaki hüküm) Allah'a aittir. Ve kim de
(faizciliğe) dönerse, işte onlar, ateş ehlidir. Ve
onlar orada ebedî kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 276
Yemhakullâhur ribâ ve yurbîs
sadakât(sadakâti), vallâhu lâ yuhıbbu kulle
keffârin esîm(esîmin).
Allah, ribayı eksiltir (onun bereketini giderir) ve
sadakayı artırır (onu bereketlendirir). Ve Allah
günahkâr kâfirlerin hiçbirini sevmez.
2 / BAKARA - 277
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve
ekâmûs salâte ve âtevûz zekâte lehum ecruhum
inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum
yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki âmenû olanların
(Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) ve ıslâh edici
(nefsi tezkiye edici) amel işleyenlerin, namazı
ikame edenlerin (yerine getirenlerin) ve zekâtı
verenlerin ecirleri (mükâfatları), Rab'lerinin
katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmazlar.
2 / BAKARA - 278
Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve zerû mâ
bakiye miner ribâ in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ey âmenû olanlar!
Allah'a karşı takva sahibi olun. Eğer (gerçek)
mü'minlerseniz, ribadan (faizden) arta kalan şeyi
(faizin bakiyesini) bırakın (bakiyeyi almayın).
2 / BAKARA - 279
Fe in lem tef’alû fe’zenû bi harbin minallâhi
ve resûlih(resûlihî), ve in tubtum fe lekum
ruûsu emvâlikum, lâ tazlimûne ve lâ
tuzlemûn(tuzlemûne).
Bundan sonra eğer (bunu) yapmazsanız, o zaman Allah
ve O'nun Resûl'ü tarafından savaşa maruz
kalacağınızı bilin (savaşa hazır olun). Ve şâyet
tövbe ederseniz o taktirde ana malınız (sermayeniz)
sizindir. Ve zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz.
2 / BAKARA - 280
Ve in kâne zû usratin fe naziratun ilâ
meysereh(meyseretin) ve en tesaddekû hayrun
lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
Eğer (borçlu) zor durumda ise (ödeyemeyecekse) o
taktirde durumu kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir.
Ve (alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız, sizin
için daha hayırlıdır. Keşke bilseydiniz.
2 / BAKARA - 281
Vettekû yevmen turceûne fîhî ilâllâhi summe
tuveffâ kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ
yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve Allah'a döndürüleceğiniz ve sonra herkese
kazandığının (iktisap ettiği derecelerin
karşılığının) tam olarak ödeneceği günden sakının.
Ve onlar zulmedilmezler (haksızlığa uğramazlar).
2 / BAKARA - 282
Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ tedâyentum bi
deynin ilâ ecelin musemmen fektubûh(fektubûhu),
velyektub beynekum kâtibun bil adl(adli), ve lâ
ye’be kâtibun en yektube kemâ allemehullâhu
felyektub, velyumlilillezî aleyhil hakku
velyettekıllâhe rabbehû ve lâ yebhas minhu
şey’â(şey’en), fe in kânellezî aleyhil hakku
sefîhan ev daîfen ev lâ yestatîu en yumille huve
felyumlil veliyyuhu bil adl(adli), vesteşhidû
şehîdeyni min ricâlikum, fe in lem yekûnâ
raculeyni fe raculun vemraetâni mimmen terdavne
mineş şuhedâi en tedılle ıhdâhumâ fe tuzekkire
ıhdâhumâl uhrâ ve lâ ye’beş şuhedâu izâ mâ duû,
ve lâ tes’emû en tektubûhu sagîran ev kebîran
ilâ ecelih(ecelihî), zâlikum aksatu indallâhi ve
akvemu liş şehâdeti ve ednâ ellâ tertâbû illâ en
tekûne ticâreten hâdıraten tudîrûnehâ beynekum
fe leyse aleykum cunâhun ellâ tektubûhâ ve
eşhidû izâ tebâya’tum, ve lâ yudârra kâtibun ve
lâ şehîd(şehîdun), ve in tef’alû fe innehu
fusûkun bikum, vettekûllâh(vettekûllâhe), ve
yuallimukumullâh(yuallimukumullâhu), vallâhu bi
kulli şey’in alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar!
Birbirinize belirli bir süreye kadar borç verdiğiniz
zaman onu yazın (senet yapın). Aranızda bir kâtip
onu adaletle yazsın. Ve kâtip, Allah'ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, aynı şekilde
yazsın. İzerinde hak bulunan (borçlu) da yazdırsın.
Ve Rabbi olan Allah'a karşı takva sahibi olsun (ve
emirlerinden sakınsın) ve ondan bir şey eksiltmesin.
Fakat, eğer üzerinde hak olan (borçlu) olan kişi,
sefih (aklı ermeyen) veya zayıf (küçük, güçsüz) ise
veya kendisi onu (söyleyip) yazdıramayacak bir
durumda ise o taktirde velisi onu adaletle
yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kişiyi şahit
tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o zaman
şahitlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını
(şahit) tutun ki ikisinden biri unutursa o taktirde,
diğeri ona hatırlatır. Şahitler çağrıldıkları zaman
(şahitlikten) kaçınmasınlar. Borç büyük olsun, küçük
olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. İşte
bu, Allah'ın katında en adil ve şahitlik için en
sağlam, şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Ancak
aranızda devretmeye hazır olan peşin bir ticaret
(alım-satım) ise, o zaman bunu yazmamanızdan dolayı
sizin üzerinize bir günah yoktur. alım-satım
yaptığınız zaman da şahit tutun. Kâtibe (yazıcıya)
ve şahitlere bir zarar verilmesin. eğer bunu
yaparsanız (bir zarar verirseniz) bundan sonra o
mutlaka sizin için bir fısk olur.
Allah'a karşı takva sahibi olun. Allah size
öğretiyor. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.
2 / BAKARA - 283
Ve in kuntum alâ seferin ve lem tecidû
kâtiben fe rihânun makbûdah(makbûdatun), fe in
emine ba’dukum ba’dan felyueddillezî’tumine
emânetehu velyettekıllâhe rabbeh(rabbehu), ve lâ
tektumûş şehâdeh(şehâdete), ve men yektumhâ fe
innehû âsimun kalbuh(kalbuhu), vallâhu bi mâ
ta’melûne alîm(alîmun).
Ve eğer siz yolculukta iseniz ve bir kâtip de
bulamazsanız o zaman (borçludan) alınan rehinler
(yeter), birbirinizden emin olduğunuz taktirde
(güven duyuyorsanız), o halde güven duyulan kişi
onun emanetini (borcunu) ödesin. Ve Rabbi olan
Allah'a karşı takva sahibi olsun (ve sakınsın).
Şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu (şahit olduğu
şeyi) gizlerse o taktirde muhakkak ki onun kalbi
günahkârdır. Allah yaptıklarınızı en iyi bilendir.
2 / BAKARA - 284
Lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı),
ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuhfûhu
yuhâsibkum bihillâh(bihillâhu), fe yagfiru limen
yeşâu ve yuazzibu men yeşâu, vallâhu alâ kulli
şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerde bulunanlar ve yerde bulunanlar (herşey)
Allah'a aittir. Ve eğer siz nefslerinizde (içinizde)
olanı açıklasanız veya onu gizleseniz de Allah, sizi
onunla hesaba çeker. Artık dilediği kimseyi mağfiret
eder, dilediği kimseyi azaplandırır. Ve Allah
herşeye kaadirdir.
2 / BAKARA - 285
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî
vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve
melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ
nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve
kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve
ileykel masîr(masîru).
Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve
mü'minler de, hepsi Allah'a, O'nun meleklerine,
kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O'nun
resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden
ayırmayız.” Ve “ışittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz,
Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış)
Sana'dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana
ulaşırız).” dediler.
2 / BAKARA - 286
Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ
kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ
in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil
aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min
kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate
lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ,
verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil
kâfirîn(kâfirîne).
Allah kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla
mükellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandığı
(dereceler) onundur ve iktisap ettiği (kazandığı
negatif dereceler) de onundur (sorumluluğu onun
üzerindedir). Rabbimiz! Şâyet unuttuysak veya hata
yaptıysak bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz,
bizden öncekilere yüklediğin gibi bizim üzerimize
ağır yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç)
yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Ve bizi af ve
mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esması ile bize
tecelli et, rahmet nurunu gönder). sen bizim
Mevlâmız'sın. Artık kâfirler kavmine karşı bize
yardım et. |