|
29 / ANKEBUT - 1
Elif lâm mîm.
Elif, Lâm, Mîm.
29 / ANKEBUT - 2
E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ
yuftenûn(yuftenûne).
İnsanlar, "amenna (îmân ettik)" demekle imtihan edilmeden
bırakılacaklarını mı sandılar?
29 / ANKEBUT - 3
Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le
ya’lemennellâhullezîne sadakû ve le ya’lemenel kâzibîn(kâzibîne).
Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah
sadıkları da (doğru söyleyenleri de) tekzip edenleri de
(yalancıları da) mutlaka bilir.
29 / ANKEBUT - 4
Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ,
sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim
imtihanımızı geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey
ne kötü!
29 / ANKEBUT - 5
Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi
leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı)
dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman
mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a
ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
29 / ANKEBUT - 6
Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî),
innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için
cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir
(hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
29 / ANKEBUT - 7
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nukeffiranne
anhum seyyiâtihim ve le necziyennehum ahsenellezî kânû
ya’melûn(ya’melûne).
Ve âmenû olanlar
(hayattayken Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel
(nefs tezkiyesi) yapanlar, onların seyyiatlerini
(günahlarını) mutlaka örteceğiz ve onları mutlaka
yaptıklarının daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.
29 / ANKEBUT - 8
Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi husnâ(husnen), ve in
câhedâke li tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ
tutı’humâ, ileyye merciukum fe unebbiukum bimâ kuntum
ta’melûn(ta’melûne).
Ve Biz insana, anne ve babasına güzel davranmasını vasiyet
ettik (emrettik). Ve eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir
şey ile Bana şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse o
taktirde, o ikisine itaat etme. Dönüşünüz, Banadır. O zaman
yapmış olduklarınızı size haber vereceğim.
29 / ANKEBUT - 9
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nudhılennehum
fîs sâlihîn(sâlihîne).
Ve âmenû olanları
(salâh makamına ulaşanları) ve salih amel (nefs tasfiyesi)
yapanları, mutlaka salihlerin arasına dahil edeceğiz.
29 / ANKEBUT - 10
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi fe izâ ûziye
fîllâhi ceale fitneten nâsi ke azâbillâh(azâbillâhî), ve
le in câe nasrun min rabbike le yekûlunne innâ kunnâ
meakum, e ve leysallâhu bi a’leme bi mâ fî sudûril
âlemîn(âlemîne).
Ve insanlardan, “biz Allah'a îmân ettik” diyenlere Allah
yolunda eziyet edildiği zaman, insanlara Allah'ın azabıymış
gibi fitne çıkardılar. Eğer Rabbinden yardım gelirse,
muhakkak: “Biz sizinle gerçekten beraberdik.” derler. Allah,
âlemlerin sinesinde olanları en iyi bilen değil mi?
29 / ANKEBUT - 11
Ve le ya’lemennallâhullezîne âmenû ve le ya’lemennel
munâfikîn(munâfikîne).
Ve muhakkak ki Allah, âmenû olanları
ve münafıkları mutlaka bilir.
29 / ANKEBUT - 12
Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûttebiû sebîlenâ
velnahmil hatâyâkum, ve mâ hum bi hâmilîne min hatâyâhum
min şey’(şey’in), innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Ve inkâr edenler, âmenû olanlara:
"Bizim yolumuza tâbî olun. Sizin hatalarınızı
(günahlarınızı) yüklenelim." dediler. Onlar, diğerlerinin
hatalarından bir şey yüklenecek değiller. Muhakkak ki onlar,
yalancılardır.
29 / ANKEBUT - 13
Ve le yahmilunne eskâlehum ve eskâlen mea eskâlihim
ve le yus’elunne yevmel kıyâmeti ammâ kânû
yefterûn(yefterûne).
Ve (yalancılar) kendi yükleri (günahları) ile beraber,
onların yüklerini (günahlarını) da mutlaka yüklenecekler.
Kıyâmet günü onlar, uydurdukları şeylerden mutlaka
sorgulanacaklar.
29 / ANKEBUT - 14
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim
elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut
tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).
Ve andolsun ki Biz, Nuh (A.S)'ı kavmine (Resûl olarak)
gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl
eksik olarak (950 yıl) kaldı. Sonra onları (Nuh (A.S)'ın
kavmini) tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.
29 / ANKEBUT - 15
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten
lil âlemîn(âlemîne).
Böylece onu ve gemi halkını kurtardık. Ve onu, âlemlere âyet
(ibret) kıldık.
29 / ANKEBUT - 16
Ve ibrâhîme iz kâle li kavmihî’budûllâhe
vettekûh(vettekûhu), zâlikum hayrun lekum in kuntum
ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve İbrâhîm (A.S), kavmine: "Allah'a kul olun ve O'na karşı
takva sahibi olun. Eğer siz biliyorsanız, bu sizin için daha
hayırlıdır." demişti.
29 / ANKEBUT - 17
İnnemâ ta’budûne min dûnillâhi evsânen ve tahlukûne
ifkâ(ifken), innellezîne ta’budûne min dûnillâhi lâ
yemlikûne lekum rızkân, febtegû indallâhir rızka
va’budûhu veşkurû leh(lehu), ileyhi turceûn(turceûne).
Fakat siz, Allah'tan başka putlara tapıyorsunuz ve yalan
uyduruyorsunuz. Muhakkak ki sizin, Allah'tan başka
taptıklarınız, size rızık vermeye malik değillerdir.
Öyleyse rızkı, Allah'ın katından isteyin ve O'na kul olun ve
O'na şükredin. O'na döndürüleceksiniz.
29 / ANKEBUT - 18
Ve in tukezzibû fe kad kezzebe umemun min kablikum,
ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).
Ve eğer tekzip ederseniz (yalanlarsanız), sizden önceki
ümmetler de tekzip etmiştiler. Resûllerin üzerine apaçık
tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur.
29 / ANKEBUT - 19
E ve lem yerev keyfe yubdiullâhul halka, summe yuîduh
(yuîduhu), inne zâlike alallâhi yesîr(yesîrun).
Allah'ın ilk yaratışını görmüyorlar mı? Sonra onu geri iade
edecek. Muhakkak ki bu, Allah için kolaydır.
29 / ANKEBUT - 20
Kul sîrû fîl ardı fânzurû keyfe bedeel halka,
summallâhu yunşîun neş’etel âhıreh(âhırete), innallâhe
alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
"Yeryüzünde dolaşın ve böylece ilk yaratılışın nasıl
olduğuna bakın. Sonra Allah, ahiretin yaratılışını inşa
edecek (gerçekleştirecek). Muhakkak ki Allah, herşeye
kaadirdir." de.
29 / ANKEBUT - 21
Yuazzibu men yeşâu ve yerhamu men yeşâ’(yeşâu), ve
ileyhi tuklebûn(tuklebûne).
(Allah), dilediği kişiye azap eder ve dilediği kişiye rahmet
eder (Rahîm esmasıyla tecelli eder). Ve O'na, (halden hale
çevrilip) döndürüleceksiniz.
29 / ANKEBUT - 22
Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ardı ve lâ fîs semâi ve
mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ
nasîr(nasîrin).
Ve siz, (Allah'ı) yerde ve gökte aciz bırakacak değilsiniz.
Sizin Allah'tan başka velîniz (dostunuz) ve yardımcınız
yoktur.
29 / ANKEBUT - 23
Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike
yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).
Allah'ın âyetlerini ve O'na (Allah'a) mülâki olmayı
(ruhlarını hayatta iken Allah'a ulaştırmayı) inkâr edenler;
işte onlar, rahmetimden ümidi kestiler. Ve işte onlar ki;
onlar için elîm azap vardır.
29 / ANKEBUT - 24
Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlûktulûhu ev
harrýkûhu fe encâhullâhu minen nâr(nâri), inne fî zâlike
le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Buna rağmen onun kavminin (İbrâhîm (A.S)'a) cevabı: "Onu
öldürün veya yakın!" demekten başka bir şey olmadı. Bunun
üzerine Allah, onu ateşten kurtardı. Bunda muhakkak ki
mü'min kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır.
29 / ANKEBUT - 25
Ve kâle innemettehaztum min dûnillâhi evsânen
meveddete beynikum fîl hayâtid dunyâ, summe yevmel
kıyâmeti yekfuru ba’dukum bi ba’dın ve yel’anu ba’dukum
ba’dan ve me’vâkumun nâru ve mâ lekum min
nâsırîn(nâsırîne).
Ve (İbrâhîm A.S): “Muhakkak ki siz, dünya hayatında aranızda
sevgi oluşan Allah'tan başka putlar edindiniz. Sonra kıyâmet
günü, bir kısmınız bir kısmınızı inkâr edecek ve bir
kısmınız da bir kısmınızı lânetleyecek. Sizin dönüş yeriniz
ateştir. Ve sizin için bir yardımcı yoktur.” dedi.
29 / ANKEBUT - 26
Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ
rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bundan sonra Lut (A.S), O'na (İbrâhîm (A.S)'a) îmân etti
(tâbî oldu) ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbime hicret
edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah'a ulaştıracağım).
Muhakkak ki O; Azîz'dir (çok yücedir), Hakîm'dir (hüküm
sahibidir)."
29 / ANKEBUT - 27
Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûbe ve cealnâ fî
zurriyyetihin nubuvvete vel kitâbe, ve âteynâhu ecrehu
fîd dunyâ, ve innehu fîl âhıreti le mines
sâlihîn(sâlihîne).
Ve Biz O'na İshak'ı, Yâkub'u vehbî olarak verdik. O'nun
zürriyetine peygamberlik ve kitap verdik. Dünyada O'nun
ücretini verdik. O, ahirette şüphesiz salihlerden olacaktır.
29 / ANKEBUT - 28
Ve lûtan iz kâle li kavmihî innekum le te’tûnel
fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel
âlemîn(âlemîne).
Ve Lut (A.S), kavmine şöyle demişti: "Muhakkak ki siz,
mutlaka sizden önce geçmiş olan âlemlerden hiçbirinin
yapmadığı kötülüğe (fahişeliğe) geliyorsunuz."
29 / ANKEBUT - 29
E innekum le te’tûner ricâle ve taktaûnes sebîle ve
te’tûne fî nâdîkumulmunker(munkere), fe mâ kâne cevâbe
kavmihî illâ en kâlû’tinâ bi azâbillâhi in kunte mines
sâdikîn(sâdikîne).
Gerçekten siz erkeklere gelecek, yol kesecek ve
toplantılarınızda hayasızlık mı yapacaksınız? Bunun üzerine
onun kavminin cevabı: "Eğer sadıklardansan, bize Allah'ın
azabını getir." demekten başka bir şey olmadı.
29 / ANKEBUT - 30
Kâle rabbinsurnî alel kavmil mufsidîn(mufsidîne).
(İbrâhîm A.S): "Rabbim, müfsidler kavmine karşı bana yardım
et." dedi.
29 / ANKEBUT - 31
Ve lemmâ câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ, kâlû innâ
muhlikû ehli hâzihil karyeh(karyeti), inne ehlehâ kânû
zâlimîn(zâlimîne).
Ve Bizim resûllerimiz İbrâhîm'e müjde ile geldikleri zaman,
dediler ki: "Muhakkak ki biz, bu ülkenin halkını helâk
edeceğiz. Çünkü bu belde halkı zalim oldular."
29 / ANKEBUT - 32
Kâle inne fîhâ lûtâ(lûten), kâlû nahnu a’lemu bi men
fîhâ le nunecciyennehu ve ehlehû illemreetehu kânet
minel gâbirîn(gâbirîne).
(İbrâhîm A.S): "Orada Lut (A.S) var." dedi. (Resûller):
"Orada kim var, biz daha iyi biliriz. O'nu ve O'nun hanımı
hariç, ailesini mutlaka kurtaracağız. (O'nun hanımı) geride
kalanlardan olacak." dediler.
29 / ANKEBUT - 33
Ve lemmâ en câet rusulunâ lûtan sîe bihim ve dâka
bihim zer’ân, ve kâlû lâ tehaf ve lâ tahzen, innâ
muneccûke ve ehleke illemreeteke kânet minel
gâbirîn(gâbirîne).
Ve resûllerimiz Lut (A.S)'a geldiği zaman üzüldü, telâşlandı
ve onlarla içi daraldı. (Resûller): "Korkma ve mahzun olma
(üzülme). Muhakkak ki biz, seni ve hanımın hariç, aileni
mutlaka kurtaracağız. (Senin hanımın) geride kalanlardan
olacak." dediler.
29 / ANKEBUT - 34
İnnâ munzilûne alâ ehli hâzihil karyeti riczen mines
semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).
Muhakkak ki biz, fısk yapmış
oldukları şey (ahlâksızlık) sebebiyle bu beldenin halkı
üzerine semadan ricz (azap) indirecek olanlarız.
29 / ANKEBUT - 35
Ve lekad tereknâ minhâ âyeten beyyineten li kavmin
ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve andolsun ki Biz, akıl edecek kavim için, ondan
(indirdiğimiz riczten) açıkça âyet (delil) bıraktık..
29 / ANKEBUT - 36
Ve ilâ medyene ehâhum şuayben fe kâle yâ
kavmi’budûllâhe vercûl yevmel âhıre ve lâ ta’sev fîl
ardı mufsidîn(mufsidîne).
Ve Medyen (halkına), onların kardeşi Şuayb'ı (gönderdik). O
zaman onlara: "Ey kavmim! Allah'a kul olun ve ahiret gününü
(Allah'a ulaşma gününü) dileyin. Yeryüzünde fesat çıkaranlar
olarak azgınlık etmeyin (Allah'a ulaşmaya mani olmayın)."
dedi.
29 / ANKEBUT - 37
Fe kezzebûhu fe ehazethumur recfetu fe asbehû fî
dârihim câsimîn(câsimîne).
Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple onları şiddetli bir
sarsıntı yakaladı. Böylece kendi diyarlarında diz üstü
çökmüş olarak sabahladılar (helâk oldular).
29 / ANKEBUT - 38
Ve âden ve semûde ve kad tebeyyene lekum min
mesâkinihim, ve zeyyene lehumuş şeytânu a’mâlehum fe
saddehum anis sebîli ve kânû mustebsırîn(mustebsırîne).
Ve Ad ve Semud kavmi, size beyan edildi (gösterildi).
Onların meskenlerinden (bahsedilerek) ve şeytan onlara
amellerini süsledi. Böylece onları (Allah'ın) yolundan
alıkoydu. Ve onlar görebilenlerdi (görerek inkâr edenlerdi).
29 / ANKEBUT - 39
Ve kârûne ve fir’avne ve hâmâne ve lekad câehum mûsâ
bil beyyinâti festekberû fîl ardı ve mâ kânû
sâbikîn(sâbikîne).
Ve andolsun ki Karun, firavun ve Haman'a, Musa (A.S)
beyyinelerle (açık delillerle) geldi. Fakat onlar,
yeryüzünde kibirlendiler. Ve onlar, (azabımızdan)
kurtulanlar olmadılar.
29 / ANKEBUT - 40
Fe kullen ehaznâ bi zenbih(zenbihi), fe minhum men
erselnâ aleyhi hâsıbâ(hâsıben), ve minhum men
ehazethussayhah(sayhatu), ve minhum men hasefnâbihil
ard(arda), ve minhum men agraknâ, ve mâ kânâllâhu li
yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Bunun üzerine hepsini günahlarıyla yakaladık. Böylece
onların bir kısmının üzerine kasırga gönderdik. Ve bir
kısmını sayha (şiddetli ses dalgası) yakaladı, bir kısmını
yerin dibine geçirdik ve bir kısmını da (suda) boğduk.
Allah, onlara zulmedici olmadı. Ve lâkin onlar, nefslerine
zulmediyorlardı.
29 / ANKEBUT - 41
Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meselil
ankebût(ankebûti), ittehazet beytâ(beyten) ve inne
evhenel buyûti le beytul ankebût(ankebûti), lev kânû
ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, (kendisine) ev
edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en
dayanıksızı örümceğin yuvasıdır. Keşke onlar bilselerdi.
29 / ANKEBUT - 42
İnnallâhe ya’lemu mâ yed’ûne min dûnihî min
şey’(şey’in), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Muhakkak ki Allah, onların, O'ndan (Kendinden) başka
taptıkları şeyleri bilir. Ve O; Azîz'dir (çok yüce)
Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibi).
29 / ANKEBUT - 43
Ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâs(nâsi) ve mâ
ya’kıluhâ illel âlimûn(âlimûne).
Ve işte bu örnekleri insanlar için veriyoruz. Ve onu,
âlimlerden başkası akıl (idrak) edemez.
29 / ANKEBUT - 44
Halakallâhus semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), inne
fî zâlike le âyeten lil mu’minîn(mu’minîne).
Allah, semaları ve arzı hak ile halketti. Muhakkak ki bunda,
mü'minler için mutlaka deliller vardır.
29 / ANKEBUT - 45
Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs
salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel
munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu
ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı
kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden
nehyeder (men eder). Ve Allah'ı zikretmek mutlaka en
büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.
29 / ANKEBUT - 46
Ve lâ tucâdilû ehlel kitâbi illâ billetî hiye ahsenu
illellezîne zalemû minhum ve kûlû âmennâ billezî unzile
ileynâ ve unzile ileykum ve ilâhunâ ve ilâhukum vâhıdun
ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Ve kitap ehli ile onlardan zulmedenler hariç, en güzel
olandan başka bir şekilde mücâdele etmeyin. Ve "Biz, bize
indirilene ve size indirilene îmân ettik. Bizim İlâhımız ve
sizin İlâhınız birdir (aynıdır). Ve biz, O'na teslim
olanlarız." deyin.
29 / ANKEBUT - 47
Ve kezâlike enzelnâ ileykel kitâb(kitâbe), fellezîne
âteynâ humul kitâbe yu’minûne bih(bihî), ve min hâulâi
men yu’minu bih(bihî), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illel
kâfirûn(kâfirûne).
Ve iþte böylece sana Kitab'ı indirdik. Kendilerine kitap
verdiklerimiz O'na inanırlar. Ve bunlardan O'na (Kur'ân-ı
Kerim'e) inananlar, kâfirler hariç, âyetlerimizi bile bile
inkâr etmezler.
29 / ANKEBUT - 48
Ve mâ kunte tetlû min kablihî min kitâbin ve lâ
tehuttuhu bi yemînike izen lertâbel mubtılûn(mubtılûne).
Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O'nu elinle de
yazmıyorsun. Öyle olsaydı, batılda olanlar (boş konuşanlar)
elbette şüphe ederlerdi.
29 / ANKEBUT - 49
Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûrillezîne ûtûl
ilm(ilme), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illez
zâlimûn(zâlimûne).
Hayır O (Kur'ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde
beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar
âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.
29 / ANKEBUT - 50
Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi âyâtun min
rabbih(rabbihî), kul innemel âyâtu indallâh(indallâhi),
ve innemâ ene nezîrun mubîn(mubînun).
Ve: "Ona Rabbinden âyetler (mucizeler) indirilseydi olmaz
mıydı?" dediler. De ki: "Muhakkak ki âyetler (mucizeler),
ancak Allah'ın katındadır. Ve ben, sadece apaçık bir nezirim
(uyarıcıyım)."
29 / ANKEBUT - 51
E ve lem yekfihim ennâ enzelnâ aleykel kitâbe yutlâ
aleyhim, inne fî zâlike le rahmeten ve zikrâ li kavmin
yu’minûn(yu’minûne).
Onlara okunmakta olan Kitab'ı, sana nasıl indirdiğimiz
kendilerine kâfi gelmedi mi? Muhakkak ki mü'min olan bir
kavim için bunda elbette rahmet ve zikir vardır.
29 / ANKEBUT - 52
Kul kefâ billâhi beynî ve beynekum şehîdâ(şehîden),
ya’lemu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), vellezîne âmenû
bil bâtılı ve keferû billâhi ulâike humul
hâsirûn(hâsirûne).
De ki: "Sizinle benim aramda şahit olarak Allah, kâfidir.
Göklerde ve yerde ne varsa bilir." Batıla inananlar ve
Allah'ı inkâr edenler, işte onlar hüsranda olanlardır.
29 / ANKEBUT - 53
Ve yesta’cilûneke bil azâb(azâbi), ve lev lâ ecelun
musemmen le câehumul azâb(azâbu), ve le ye’tiyennehum
bagteten ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve azabı senden acele istiyorlar. Eğer zamanı belirlenmiş
olmasaydı, azap onlara mutlaka (hemen) gelirdi. Ve (azap),
onlara mutlaka ansızın ve onlar farkında değilken gelecek.
29 / ANKEBUT - 54
Yesta’cilûneke bil azâb(azâbi), ve inne cehenneme le
muhîtatun bil kâfirîn(kâfirîne).
Azabı senden acele istiyorlar. Muhakkak ki cehennem,
kâfirleri mutlaka ihata edicidir (kuşatıcıdır).
29 / ANKEBUT - 55
Yevme yagşâhumul azâbu min fevkıhim ve min tahti
erculihim ve yekûlu zûkû mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
O gün azap, üstlerinden ve ayaklarının altından onları
kaplayacak. Ve (Allah), "Yapmış olduğunuz şeyleri (cezasını)
tadın!" diyecek.
29 / ANKEBUT - 56
Yâ ıbâdıyellezîne âmenû inne ardî vâsiatun fe iyyâye
fa’budûn(a’budûni).
Ey âmenû olan
(Bana ulaşmayı dileyen) kullarım, muhakkak ki Benim arzım
geniştir. Öyleyse yalnız Bana kul olun!
29 / ANKEBUT - 57
Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ
turceûn(turceûne).
Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.
29 / ANKEBUT - 58
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nubevviennehum
minel cenneti gurafan tecrîmin tahtihel enhâru hâlidîne
fîhâ, ni’me ecrul âmilîn(âmilîne).
Ve onlar ki âmenû oldular
(Allah'a ulaşmayı dilediler) ve salih amel (nefs tezkiyesi)
işlediler. Onları mutlaka, altından nehirler akan cennette
köşklere yerleştireceğiz. Orada ebediyyen kalıcıdırlar.
Salih (nefsi ıslâh edici) amel işleyenlerin ecri (mükâfatı)
ne güzel!
29 / ANKEBUT - 59
Ellezîne saberû ve alâ rabbihim
yetevekkelûn(yetevekkelûne).
Onlar, sabrın sahipleri ve Rab'lerine tevekkül edenlerdir.
29 / ANKEBUT - 60
Ve keeyyin min dâbbetin lâ tahmilu rızkahâ allâhu
yerzukuhâ ve iyyâkum ve huves semîul alîm(alîmu).
Ve hayvanlardan niceleri vardır ki kendi rızkını taşımaz.
Allah, onları rızıklandırır ve sizi de. Ve O; en iyi
işitendir, en iyi bilendir.
29 / ANKEBUT - 61
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve
sehhareş şemse vel kamere le
yekûlunnallâh(yekûlunnallâhu), fe ennâ
yu’fekûn(yu’fekûne).
Ve muhakkak ki eğer sen onlara, "Gökleri ve yerleri kim
yarattı, Güneş ve Ay'ı kim (size) musahhar (emre amade)
kıldı?" diye sorarsan mutlaka, "Allah" derler. O halde nasıl
(haktan batıla) döndürülüyorlar?
29 / ANKEBUT - 62
Allâhu yebsutur rızka li men yeşâu min ibâdihî ve
yakdiru leh(lehu), innallâhe bi kulli şey’in
alîm(alîmun).
Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletir. Ve onun
için taktir eder (daraltır). Muhakkak ki Allah, herşeyi en
iyi bilendir.
29 / ANKEBUT - 63
Ve le in seeltehum men nezzele mines semâi mâen fe
ahyâ bihil arda min ba’di mevtihâ le
yekûlunnallâh(yekûlunnallâhu), kulil hamdu
lillâh(lillâhi), bel ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve eğer onlara: "Semadan suyu indiren ve böylece onunla arza
ölümünden sonra hayat veren kimdir?" diye sorarsan mutlaka,
"Allah" derler. De ki: "Hamd, Allah'a aittir." Hayır,
onların çoğu akıl etmezler.
29 / ANKEBUT - 64
Ve mâ hâzihil hayâtud dunyâ illâ lehvun ve
laib(laibun), ve inned dârel âhırete le hiyel
hayevân(hayevânu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve bu dünya hayatı, oyun ve eğlenceden başka bir şey
değildir. Muhakkak ki ahiret yurdu, elbette o gerçek
hayattır. Keşke bilselerdi.
29 / ANKEBUT - 65
Fe izâ rakibû fîl fulki deavûllâhe muhlisîne lehud
dîn(dîne), fe lemmâ neccâhum ilel berri izâ hum
yuşrikûn(yuşrikûne).
Gemiye bindikleri zaman, dîni O'na halis kılarak Allah'a dua
ederler. Fakat, onları karaya çıkarıp kurtardığımız zaman,
onlar hemen şirk koşarlar.
29 / ANKEBUT - 66
Li yekfurû bimâ âteynâhum ve li yetemettaû, fe sevfe
ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlara verdiğimiz şeyleri inkâr etsinler (nankörlük
etsinler) ve metalansınlar (faydalansınlar) diye. Ama
yakında bilecekler.
29 / ANKEBUT - 67
E ve lem yerev ennâ cealnâ haramen âminen ve
yutehattafun nâsu min havlihim, e fe bil bâtılı
yu’minûne ve bi ni’metillâhi yekfurûn(yekfurûne).
Onun etrafındaki insanlar (zorla) kapılıp götürülürken (esir
alınıp) malları alınırken, onu (Mekke'yi) haram (hürmet
edilen, kargaşadan yasaklanan) ve emin bir yer kıldığımızı
görmediler mi? Hâlâ batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın
ni'metini inkâr mı ediyor?
29 / ANKEBUT - 68
Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev
kezzebe bil hakkı lemmâ câeh(câehu), e leyse fî
cehenneme mesven lil kâfirîn(kâfirîne).
Ve Allah'a yalanla iftira edenden veya kendisine hak geldiği
zaman onu tekzip edenden (yalanlayandan) daha zalim kim
vardır? Kâfirler için barınacak yer cehennemde değil mi?
29 / ANKEBUT - 69
Vellezîne câhedû fînâ le nehdiyennehum subulenâ ve
innallâhe le meal muhsinîn(muhsinîne).
Ve Bizim uğrumuzda (nefsleri ile ve Allah'ın düşmanları ile)
cihad edenleri, mutlaka Bizim yollarımıza (Sıratı
Mustakîmler'e) hidayet ederiz
(ulaştırırız). Ve muhakkak ki Allah, mutlaka muhsinlerle
beraberdir. |