|
33 / AHZAB - 1
Yâ eyyuhen nebiyyuttekillâhe ve lâ tutıil kâfirîne
vel munâfikîn(munâfikîne), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ey Nebî (Peygamber), Allah'a karşı takva sahibi ol! Ve
kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Muhakkak ki Allah;
Alîm'dir (en iyi bilen), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibi).
33 / AHZAB - 2
Vettebi’ mâ yûhâ ileyke min rabbik(rabbike),
innallâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Ve sana Rabbinden vahyedilene tâbî ol. Muhakkak ki Allah,
yaptığınız şeylerden haberdardır.
33 / AHZAB - 3
Ve tevekkel alâllâh(alâllâhi) ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).
Ve Allah'a tevekkül et. Ve Allah, vekil olarak yeter.
33 / AHZAB - 4
Mâ cealallâhu li raculin min kalbeyni fî
cevfih(cevfihî), ve mâ ceale ezvâcekumullâî tuzâhırûne
min hunne ummehâtikum, ve mâ ceale ed’ıyâekum ebnâekum,
zâlikum kavlukum bi efvâhikum, vallâhu yekûlul hakka ve
huve yehdîs sebîl(sebîle).
Allah bir adama göğsünde iki kalp kılmadı (yaratmadı). Zihar
yaptığınız (sen bana benim annemin sırtı gibisin diyerek
boşamak istediğiniz) zevcelerinizi sizin anneleriniz
kılmadı. Ve evlâtlıklarınızı, sizin oğullarınız kılmadı.
İşte bunlar sizin ağızlarınızdaki sözlerdir. Ve Allah hakkı
söyler. Ve O, (Kendine ulaştıran) yola hidayet eder.
33 / AHZAB - 5
Ud’ûhum li âbâihim huve aksatu indallâh(indallâhi),
fe in lem ta’lemû âbâehum fe ıhvânukum fîd dîni ve
mevâlîkum, ve leyse aleykum cunâhun fîmâ ahta’tum bihî
ve lâkin mâ taammedet kulûbukum, ve kânallâhu gafûren
rahîmâ(rahîmen).
Onları (evlâtlıklarınızı) babalarının namı ile çağırın. Bu,
Allah'ın katında daha adaletlidir. Eğer onların babalarını
bilmiyorsanız, o zaman onlar, dînde sizin kardeşleriniz ve
dostlarınızdır. Ve hata ettiğiniz şeylerden dolayı sizin
için günah yoktur. Fakat kalplerinizin taammüden (kasten)
yaptırdığı şeylerden (günah vardır). Ve Allah Gafur'dur
(günahları sevaba çeviren), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla
tecelli eden).
33 / AHZAB - 6
En nebiyyu evlâ bil mu’minîne min enfusihim ve
ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlûl erhâmi ba’duhum evlâ bi
ba’dın fî kitâbillâhi minel mu’minîne vel muhâcirîne
illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ(ma’rûfen), kâne
zâlike fîl kitâbi mestûra(mestûren).
Nebî (Peygamber), mü'minler için kendi nefslerinden daha
evlâdır (yakındır). Ve O'nun (Nebî'nin) zevceleri, onların
anneleridir. Ve rahim sahipleri (akrabalar), onlar
birbirlerine, Allah'ın Kitab'ında, mü'minlere ve muhacirlere
yakın olduklarından daha yakındır. Ancak dostlarınıza iyilik
yapmanız hariç. İşte bunlar, Kitab'ta satır satır yazılıdır.
33 / AHZAB - 7
Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve
min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve
ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini
almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh'tan ve Hz. İbrâhîm'den ve Hz.
Musa'dan ve Meryemoğlu Hz. İsa'dan ve onlardan ağır bir misak aldık.
33 / AHZAB - 8
Li yes’eles sâdikîne an sıdkıhim, ve eadde lil
kâfirîne azâben elîmâ(elîmen).
Sadıklara sadakatlerini sorması içindir. Ve kâfirlere elîm
bir azap hazırladı.
33 / AHZAB - 9
Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz
câetkum cunûdun fe erselnâ aleyhim rîhan ve cunûden lem
terevhâ, ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ(basîren).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Allah'ın sizin üzerinizdeki
ni'metini hatırlayın. Size (üzerinize) ordular gelmişti. O
zaman, onların üzerine, rüzgâr ve sizin göremediğiniz
ordular gönderdik. Ve Allah, yaptığınız şeyleri görendir.
33 / AHZAB - 10
İz câukum min fevkıkum ve min esfele minkum ve iz
zâgatil ebsâru ve belegatil kulûbul hanâcire ve
tezunnûne billâhiz zunûnâ(zunûnen).
Onlar, sizin yukarınızdan ve aşağınızdan üzerinize geldiği
ve gözlerin yıldığı ve kalplerin hançereye ulaştığı
(yüreklerin ağza geldiği) zaman, Allah'a karşı zanlarda
bulunuyordunuz.
33 / AHZAB - 11
Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen
şedîdâ(şedîden).
Orada mü'minler imtihan edildiler. Şiddetli sarsıntı ile
sarsıldılar.
33 / AHZAB - 12
Ve iz yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim
maradun mâ vaadenallâhu ve resûluhû illâ
gurûrâ(gurûran).
Ve münafıklar ve kalplerinde maraz (hastalık, şüphe)
bulunanlar: "Allah ve resûlü gururdan (aldatmaktan) başka
bir şey vaadetmedi." diyorlardı.
33 / AHZAB - 13
Ve iz kâlet tâifetun minhum yâ ehle yesribe lâ mukâme
lekum ferciû, ve yeste’zinu ferîkun minhumun nebiyye
yekûlûne inne buyûtenâ avretun ve mâ hiye bi
avreh(avretin), in yurîdûne illâ firârâ(firâran).
Ve onlardan bir taife (topluluk): "Ey Yesrib (Medine) halkı,
sizin için (burada) duracak yer yok! Artık dönün." dedi.
Onlardan (diğer) bir grup, peygamberden: "Muhakkak ki
evlerimiz muhafazasızdır (korumasızdır)." diyerek izin
istiyorlardı. Ve evleri korumasız değildi, sadece (savaştan)
kaçmak istiyorlardı.
33 / AHZAB - 14
Ve lev duhılet aleyhim min aktârihâ summe suilûl
fitnete le âtevhâ ve mâ telebbesû bihâ illâ
yesîrâ(yesîran).
Ve eğer onların üzerine, onun (şehrin) her tarafından
girilseydi ve sonra da fitne (çıkarmaları) istenseydi,
mutlaka ona (fitneye, karışıklığa) gelirlerdi (fitne
çıkarırlardı). Pek azı hariç, orada kalmazlardı.
33 / AHZAB - 15
Ve lekad kânû âhedûllâhe min kablu lâ yuvellûnel
edbâr(edbâre), ve kâne ahdullâhi mes’ûlâ(mes’ûlen).
Ve andolsun ki onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına
dair Allah'a ahd vermişlerdi.
Ve Allah'ın ahdi
bir mesuliyettir (sorumluluktur).
33 / AHZAB - 16
Kul len yenfeakumul firâru in ferertum minel mevti
evil katli ve izen lâ tumetteûne illâ kalîlâ(kalîlen).
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçarsanız firar
(kaçış), size bir fayda sağlamaz. O zaman az bir süre hariç,
metalandırılmazsınız."
33 / AHZAB - 17
Kul men zellezî ya’sımukum minallâhi in erâde bikum
sûen ev erâdebikum rahmeh(rahmeten), ve lâ yecidûne
lehum min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
De ki: "Eğer Allah sizin için bir kötülük dilese, sizi
Allah'tan kim korur (koruyabilir)? Veya sizin için rahmet
dilese..." Onlar Allah'tan başka kendilerine dost ve
yardımcı bulamazlar.
33 / AHZAB - 18
Kad ya’lemullâhul muavvikîne minkum vel kâilîne li
ıhvânihim helumme ileynâ, ve lâ ye’tûnel be’se illâ
kalîlâ(kalîlen).
Sizden muavvik olanları (Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e
yardıma mani olanları) ve kardeşlerine: "Bize gelin."
diyenleri, Allah kesinlikle biliyordu. Ve onlar, pek azı
hariç, savaşa gelmezler.
33 / AHZAB - 19
Eşıhhaten aleykum fe izâ câel havfu reeytehum
yenzurûne ileyke tedûru a’yunuhum kellezî yugşâ aleyhi
minel mevt(mevti), fe izâ zehebel havfu selekûkum bi
elsinetin hıdâdin eşıhhaten alel hayr(hayrı), ulâike lem
yu’minû fe ahbetallâhu a’mâlehum, ve kâne zâlike
alallâhi yesîrâ(yesîren).
Size karşı cimridirler. Fakat korku gelince, ölümden dolayı
üstüne baygınlık çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş olarak
sana baktıklarını görürsün. Hayra karşı, keskin dilleri ile
(yaralayıcı sözlerle) sizi incitirler. İşte onlar mü'min
değildirler. Bu sebeple Allah, onların amellerini heba etti
(yok etti). Ve işte bu, Allah'a göre çok kolay oldu.
33 / AHZAB - 20
Yahsebûnel ahzâbe lem yezhebû, ve in ye’til ahzâbu
yeveddû lev ennehum bâdûne fîl a’râbi yes’elûne an
enbâikum, ve lev kânû fîkum mâ kâtelû illâ
kalîlâ(kalîlen).
Onlar (münafıklar), birliklerin (düşman birliklerinin)
gitmediğini sanıyorlar. Eğer birlikler gelseler, Arapların
arasında olup (arasına karışıp), sizin haberlerinizi sormak
isterlerdi. Ve şâyet sizin aranızda olsalardı, pek azı
hariç, savaşmazlardı.
33 / AHZAB - 21
Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun
limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe
kesîrâ(kesîren).
Andolsun ki, sizin için ve Allah'a ve ahiret gününe (Allah'a
ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah'ı çok zikredenler
için, Allah'ın Resûl'ünde güzel bir örnek vardır.
33 / AHZAB - 22
Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ
vaadenallâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve
mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ(teslîmen).
Ve mü'minler, (düşman) birliklerini gördükleri zaman: "Bu
(zafer), Allah'ın ve O'nun Resûl'ünün vaadettiği şey. Allah
ve O'nun Resûl'ü doğru söyledi." dediler. Ve bu, onların
sadece îmânlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.
33 / AHZAB - 23
Minel mu’minîne ricâlun sadakû mâ âhedûllahe
aleyh(aleyhi), fe minhum men kadâ nahbehu ve minhum men
yentezırû ve mâ beddelû tebdîlâ(tebdîlan).
Mü'minlerden bir kısım erkekler, Allah'a yaptıkları ahde
(savaşta şehit oluncaya kadar sebat edeceklerine dair
verdikleri söze) sadık kaldılar. Böylece onlardan bir kısmı
verdiği sözü yerine getirdi (şehit oldu), bir kısmı da
(şehit olmayı) bekliyorlar. Ve onlar, (ahdlerinden) bir şey
değiştirmediler.
33 / AHZAB - 24
Li yecziyallâhus sâdıkîne bi sıdkıhım ve yuazzibel
munâfıkîne in şâe ev yetûbe aleyhim, innallâhe kâne
gafûren rahîmâ(rahîmen).
(Bu), Allah'ın sadıkları sadakatlerinden dolayı
mükâfatlandırması ve münafıklara azap etmesi veya dilerse
tövbelerini kabul etmesi içindir. Muhakkak ki Allah,
Gafur'dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren),
Rahîm'dir (rahmet eden, Rahîm esmasıyla tecelli eden).
33 / AHZAB - 25
Ve reddallâhullezîne keferû bi gayzıhim lem yenâlû
hayrâ(hayran), ve kefallâhul mu’minînel kıtâl, ve
kânallâhu kaviyyen azîzâ(azîzen).
Ve Allah, kâfirleri öfkeleriyle geri çevirdi, bir hayra nail
olamadılar (gâlip gelemediler). Ve Allah, savaşta mü'minlere
(onları gâlip kılarak) kâfi geldi. Ve Allah; Kaviyy'dir
(kuvvetli), Azîz'dir (yüce, gâlip).
33 / AHZAB - 26
Ve enzelellezîne zâherûhum min ehlil kitâbi min
sayâsîhım ve kazefe fî kulûbihimur ru’be feriykan
taktulûne ve te’sirûne ferîkâ(ferîkan).
Ve kitap ehlinden onlara arka çıkanları (yardım edenleri)
kalelerinden indirdi. Ve onların kalplerine korku düşürdü.
Bir kısmını öldürüyordunuz ve bir kısmını esir alıyordunuz.
33 / AHZAB - 27
Ve evresekum ardahum ve diyârehum ve emvâlehum ve
ardan lem tetauhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in
kadîrâ(kadîran).
Ve sizi onların topraklarına, diyarlarına (ülkelerine),
mallarına ve ayak basmadığınız arazilerine varis kıldı. Ve
Allah herşeye kaadirdir.
33 / AHZAB - 28
Yâ eyyuhen nebiyyu kul li ezvâcike in kuntunne
turidnel hayâted dunyâ ve ziynetehâ fe teâleyne
umetti’kunne ve userrihkunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine de ki: "Eğer dünya hayatını
ve onun ziynetini istiyorsanız, o zaman gelin sizi
metalandırayım (mehrinizi vereyim). Ve sizi güzel bir
bırakışla boşayayım."
33 / AHZAB - 29
Ve in kuntunne turidnallâhe ve resûlehu
veddârel’âhırete fe innallâhe eadde lil muhsinâti
minkunne ecren azîmâ(azîmen).
Ve eğer siz, Allah'ı ve O'nun Resûl'ünü ve ahiret yurdunu
istiyorsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, aranızdan muhsin
kadınlar için büyük ecir (mükâfat) hazırladı.
33 / AHZAB - 30
Yâ nisâen nebiyyi men ye’ti min kunne bi fâhışetin
mubeyyinetin yudâ’af lehel’azâbu dı’feyn(dı’feyni), ve
kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ey Peygamber Hanımları! İçinizden kim açıkça bir fuhuşla
(kötülükle), gelirse (yaparsa), ona azap iki kat artırılır.
Ve bu, Allah'a göre kolaydır.
33 / AHZAB - 31
Ve men yaknut min kunne lillâhi ve resûlihi ve ta’mel
sâlihan nu’tihâ ecrehâ merreteyni ve a’tednâ lehâ rızkan
kerîmâ(kerîmen).
Ve sizden kim, Allah ve O'nun Resûl'üne kanitin olursa (huşû
ile bağlanırsa) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa ona,
ecrini iki kat veririz. Ve onun için Biz, kerim rızık
hazırladık.
33 / AHZAB - 32
Yâ nisâen nebiyyi lestunne ke ehadin minen nisai
inittekaytunne fe lâ tahda’ne bil kavli fe yatmaallezî
fî kalbihî maradun ve kulne kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Ey Peygamber Hanımları! Siz (diğer) kadınlardan biri gibi
değilsiniz. Eğer takva sahibi iseniz artık sözü yumuşak
söylemeyin (erkeklerle çekici bir şekilde konuşmayın). O
taktirde kalbinde maraz (nifak, fitne, şehvet) bulunan kimse
tamah eder (arzu duyar). Ve maruf (ciddî) söz söyleyin.
33 / AHZAB - 33
Ve karne fî buyûtikunne ve lâ teberrecne teberrucel
câhiliyyetil ûlâ ve ekımnes salâte ve âtînez zekâte ve
atı’nallâhe ve resûleh(resûlehu), innemâ yurîdullâhu li
yuzhibe ankumur ricse ehlel beyti ve yutahhirekum
tathîrâ(tathîran).
Ve evlerinizde karar kılın (oturun). Evvelki cahiliyye
zamanındaki gibi (ziynetlerinizi) açmayın. Namazı ikame edin
ve zekâtı verin. Allah ve O'nun Resûl'üne itaat edin. Ey
ehli beyt! Allah sadece sizden günahları gidermek ve sizi
tertemiz temizlemek istiyor.
33 / AHZAB - 34
Vezkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâtillâhi vel
hikmeh(hikmeti), innallâhe kâne latîfen habîrâ(habîren).
Ve evlerinizde Allah'ın âyetlerinden okunanları ve hikmeti
zikredin. Muhakkak ki Allah; Lâtif'tir (lütuf sahibi),
Habîr'dir (herşeyden haberdar).
33 / AHZAB - 35
İnnel muslimîne vel muslimâti vel mu’minîne vel
mu’minâti vel kânitîne vel kânitâti ves sâdikîne ves
sâdikâti ves sâbirîne ves sâbirâti vel hâşiîne vel
hâşiâti vel mutesaddikîne vel mutesaddikâti ves sâimîne
ves sâimâti vel hâfızîne furûcehum vel hâfızâti vez
zâkirînallâhe kesîren vez zâkirâti eaddallâhu lehum
magfireten ve ecren azîmâ(azîmen).
Gerçekten İslâm olan (Allah'a teslim olan) erkekler ve İslâm
olan kadınlar ve mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, kanitin
olan erkekler ve kanitin olan kadınlar, sadık erkekler ve
sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar,
(Rabbine) huşû duyan erkekler ve huşû duyan kadınlar, sadaka
veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler
ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve
ırzlarını koruyan kadınlar ve Allah'ı çok zikreden erkekler
ve (çok) zikreden kadınlar! Allah, onlar için mağfiret ve
azîm bir ecir (mükâfat) hazırladı.
33 / AHZAB - 36
Ve mâ kâne li mu’minin ve lâ mu’minetin izâ kadallâhu
ve resûluhu emren en yekûne lehumul hıyeretu min
emrihim, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe kad dalle
dalâlen mubînâ(mubînen).
Ve mü'min erkek ve mü'min kadının, Allah ve O'nun Resûl'ü,
onlar için bir işin olmasına hükmettiği (karar verdiği)
zaman, kendi işlerinde seçim hakkı olamaz. Ve kim, Allah ve
O'nun Resûl'üne asi olursa (itaat etmezse), o taktirde
apaçık bir dalâlet ile
sapmış olur.
33 / AHZAB - 37
Ve iz tekûlu lillezî en’amallâhu aleyhi ve en’amte
aleyhi emsik aleyke zevceke vettekıllâh ve tuhfî fî
nefsike mallâhu mubdîhi ve tahşen nâs(nâse), vallâhu
ehakku en tahşâh(tahşâhu), fe lemmâ kadâ zeydun minhâ
vetaran zevvecnâ kehâ likey lâ yekûne alel mu’minîne
haracun fî ezvâci ed’ıyâihim izâ kadav min hunne
vetarâ(vetaran), ve kâne emrullâhi mef’ûlâ(mef’ûlen).
Ve Allah'ın, onu ni'metlendirdiği ve senin de kendisini
ni'metlendirdiğin kişiye: “Zevceni (kendine) tut (boşama) ve
Allah'a karşı takva sahibi ol.” demiştin. Allah'ın
açıklayacağı şeyi nefsinde saklıyordun. Ve insanlardan
korkuyordun (çekiniyordun). Allah, (Kendisinden) korkman
(çekinmen) için daha çok hak sahibidir. Sonra Zeyd, ondan
alâkasını kesince onu, seninle evlendirdik ki,
evlâtlıklarının kendileriyle ilişkilerini kestikleri
(boşadıkları) kadınların evlenmelerinde, mü'minlerin
üzerinde bir zorluk olmasın diye. (Böylece) Allah'ın emri
yerine getirilmiş oldu.
33 / AHZAB - 38
Mâ kâne alen nebiyyi min harecin fîmâ faradallâhu
leh, sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve
kâne emrullâhi kaderen makdûrâ(makdûran).
Nebî için, Allah'ın O'na farz kıldığı şeyi (yerine
getirmesinde) O'na bir güçlük yoktur. Daha önce gelip
geçenler için de Allah'ın sünneti buydu. Allah'ın emri,
taktir edilmiş bir kader idi (yerine getirildi).
33 / AHZAB - 39
Ellezîne yubelligûne risâlâtillâhi ve yahşevnehu ve
lâ yahşevne ehaden illallâh(illallâhe), ve kefâ billâhi
hasîbâ(hasîban).
Onlar (nebîler, peygamberler), Allah'ın risaletini tebliğ
ederler ve O'na huşû duyarlar ve Allah'tan başka hiç
kimseden korkmazlar. Ve Allah, hesap görücü olarak kâfidir.
33 / AHZAB - 40
Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin
resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu
bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası
olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in
(Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en
iyi bilendir.
33 / AHZAB - 41
Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren
kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar!
Allah'ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
33 / AHZAB - 42
Ve sebbihûhu bukreten ve asîlâ(asîlen).
Ve O'nu, sabah akşam tesbih edin.
33 / AHZAB - 43
Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li
yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil
mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak
için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve
O'nun melekleridir ki O, mü'minlere Rahîm(dir). (Rahîm
esmasıyla tecelli eden).
33 / AHZAB - 44
Tehiyyetuhum yevme yelkavnehu selâm(selâmun), ve
eadde lehum ecren kerîmâ(kerîmen).
O'na (Allah'a) kavuştukları gün onların tehiyyeti (mükâfatı)
"selâm"dır. Ve onlara kerim (ikram edilen) bir ecir
(mükâfat) hazırlanmıştır.
33 / AHZAB - 45
Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve
mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şahit,
müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.
33 / AHZAB - 46
Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen
munîrâ(munîren).
Ve O'nun (Allah'ın) izni ile Allah'a davet eden ve
nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik).
33 / AHZAB - 47
Ve beşşiril mu’minîne bi enne lehum minallâhi fadlen
kebîrâ(kebîren).
Ve mü'minleri müjdele! Muhakkak ki onlar için Allah'tan
büyük fazl vardır.
33 / AHZAB - 48
Ve lâ tutııl kâfirîne vel munâfikîne veda’ezâhum ve
tevekkel alâllâh(alâllâhi), ve kefâ billâhi
vekîlâ(vekîlen).
Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve (onların)
eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Ve Allah, vekil
olarak (sana) yeter.
33 / AHZAB - 49
Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ nekahtumul mu’minâti summe
tallaktumûhunne min kabli en temessûhunne fe mâ lekum
aleyhinne min iddetin ta’teddûnehâ, fe mettiûhunne ve
serrihûhunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Mü'min kadınları nikâh
ettiğiniz, sonra da onları temas etmeden önce boşadığınız
zaman artık sizin için onun iddetini sayacağınız bir müddeti
yoktur. Böylece onları metalandırın (mehirlerini verin) ve
onları güzel bir bırakışla boşayın.
33 / AHZAB - 50
Yâ eyyuhen nebiyyu innâ ahlelnâ leke ezvâcekelletî
âteyte ucûrehunne ve mâ meleket yemînuke mimmâ efâallâhu
aleyke ve benâti ammike ve benâti ammâtike ve benâti
hâlike ve benâti halâtikellâtî hâcerne meâk(meâke),
vemreeten mu’mineten in vehebet nefsehâ lin nebiyyi in
erâden nebiyyu en yestenkihahâ hâlisaten leke min dûnil
mu’minîn(mu’minîne), kad alimnâ mâ faradnâ aleyhim fî
ezvâcihim ve mâ meleket eymânuhum li keylâ yekûne aleyke
harac(haracun), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, ecirlerini
(mehirlerini) verdiğin zevcelerini ve elinin (altında)malik olduğun,
Allah'ın ganimet olarak sana verdiği (cariyelerini) helâl
kıldık. Ve seninle beraber hicret eden amcanın kızları,
halanın kızları, dayının kızları, teyzenin kızları ve
nefsini Nebî (Peygamber) için hibe eden ve Nebî'nin
(Peygamber'in) de onu almak istediği mü'min kadınları,
(diğer) mü'minler hariç, sana özel olarak (helâl kıldık).
Onlara (diğer mü'minlere) zevceleri ve ellerinin (altında) malik oldukları
(cariyeleri) konusunda neyi farz kıldık, Biz biliriz. (Bu),
senin üzerine bir zorluk olmaması içindir. Ve Allah,
Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla
tecelli eden).
33 / AHZAB - 51
Turcî men teşâu minhunne ve tu’vî ileyke men teşâu,
ve menibtegayte mimmen azelte fe lâ cunâha
aleyk(aleyke), zâlike ednâ en tekarre a’yunuhunne ve lâ
yahzenne ve yerdayne bimâ âteytehunne
kulluhunn(kulluhunne), vallâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum
ve kânallâhu alîmen halîmâ.
Onlardan dilediğini ertelersin, dilediğini yanına alırsın.
Ve azlettiklerinden (bıraktıklarından) istediğini (tekrar)
yanına almanda bundan sonra sana günah yoktur. Bu, onların
gözlerinin aydın olması (sevinmeleri), onların
hüzünlenmemesi ve bu onların hepsinin senin verdiğin
şeylerden razı olmaları için en uygundur. Ve Allah,
kalplerinizde olanları bilir. Allah, Alîm'dir (en iyi
bilen), Halîm'dir.
33 / AHZAB - 52
Lâ yahıllu leken nisâu min ba’du ve lâ en tebeddele
bihinne min ezvâcin ve lev a’cebeke husnuhunne illâ mâ
meleket yemînuk(yemînuke), ve kânallâhu alâ kulli şey’in
rakîbâ(rakîben).
Bundan sonra sana (başka) kadınlar ve zevcelerinden birini,
güzelliği hoşuna gitse bile (başka bir hanımla) değiştirmen
helâl değildir. Elinin (altında) sahip oldukların
(cariyeler) hariç. Ve Allah, herşeyi murakebe (denetleyen)
edendir.
33 / AHZAB - 53
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten nebiyyi
illâ en yu’zene lekum ilâ taâmin gayre nâzırîne inâhu ve
lâkin izâ duîtum fedhulû fe izâ taimtum fenteşirû ve lâ
muste’nisîne li hadîs(hadîsin), inne zâlikum kâne yu’zîn
nebiyye fe yestahyî minkum vallâhu lâ yestahyî minel
hakk(hakkı), ve izâ seeltumûhunne metâan fes’elûhunne
min verâi hıcâb(hıcâbin), zâlikum atharu li kulûbikum ve
kulûbihinn(kulûbihinne), ve mâ kâne lekum en tu’zû
resûlallâhi ve lâ en tenkihû ezvâcehu min ba’dihî
ebedâ(ebeden), inne zâlikum kâne indallâhi
azîmâ(azîmen).
Ey âmenû olanlar
(Allah'a ulaşmayı dileyenler), size izin verilmedikçe
Nebî'nin evlerine girmeyin! (Girmişseniz oyalanıp) yemeğin
pişmesini beklemeyin. Fakat davet edildiğiniz zaman girin.
Yemeğinizi yeyince hemen dağılın ve sohbet etmek istemeyin,
söze dalmayın (izinsiz konuşmayın). İşte bu durum gerçekten
Nebî'ye eziyet oluyordu. Fakat sizden hayâ ediyordu
(utanıyordu). Allah, haktan hayâ duymaz (gerçeği
açıklamaktan çekinmez). Onlardan (Peygamber Hanımları'ndan)
bir şey sorduğunuz zaman perde arkasından sorun. Bu, sizin
ve onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resûl'üne
eziyet etmeniz ve bundan sonra O'nun zevcelerini nikâh
etmeniz ebediyyen (helâl) olmaz. Muhakkak ki bu, Allah'ın
katında çok büyük (günahtır).
33 / AHZAB - 54
İn tubdû şey’en ev tuhfûhu fe innallâhe kâne bi kulli
şey’in alîmâ.
Bir şeyi açıklasanız da veya gizleseniz de muhakkak ki
Allah, herşeyi en iyi bilendir.
33 / AHZAB - 55
Lâ cunâha aleyhinne fî âbâihinne ve lâ ebnâihinne ve
lâ ihvânihinne ve lâ ebnâi ihvânihinne ve lâ ebnâi
ehavâtihinne ve lâ nisâihinne ve lâ mâ meleket
eymânuhun(eymânuhunne), vettekînallâh(vettekînallâhe),
innallâhe kâne alâ kulli şey’in şehîdâ(şehîden).
(Peygamber Eşleri'nin); babalarına, oğullarına,
kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız
kardeşlerinin oğullarına, kadınlara ve ellerinin (altında) malik oldukları
(cariyelere) görünmeleri hususunda, onların üzerine günah
yoktur. Allah'a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah,
herşeye şahittir.
33 / AHZAB - 56
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ
eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû
teslîmâ(teslîmen).
Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî'ye (Peygamber'e) salat
ederler. Ey âmenû olanlar
(ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler), siz (de) O'na
salat edin! Ve (O'na) teslim olarak salat edin!
33 / AHZAB - 57
İnnellezîne yu’zûnallâhe ve resûlehu leanehumullâhu
fîd dunyâ vel âhıreti ve eadde lehum azâben
muhînâ(muhînen).
Muhakkak ki Allah ve Resûl'üne eziyet edenlere, onlara
Allah, dünya ve ahirette lânet etti. Ve onlar için muhin
(alçaltıcı) bir azap hazırladı.
33 / AHZAB - 58
Vellezîne yu’zûnel mu’minîne vel mu’minâti bi gayri
mektesebû fe kadihtemelû buhtânen ve ismen
mubînâ(mubînen).
Ve mü'min erkek ve mü'min kadınlara iktisap etmedikleri
(haketmedikleri, bir suç işlemedikleri) halde eziyet edenler
bu durumda buhtan (iftira) ve apaçık günah yüklenmiş
oldular.
33 / AHZAB - 59
Yâ eyyuhen nebîyyu kul li ezvâcike ve benâtike ve
nisâil mu’minîne yudnîne aleyhinne min
celâbîbihinn(celâbîbihinne), zâlike ednâ en yu’refne fe
lâ yu’zeyn(yu’zeyne) ve kânallâhu gafûren
rahîmâ(rahîmen).
Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin
kadınlarına (mü'min kadınlara) söyle, cilbablarına
sarınsınlar (örtünsünler). Bu, onların (cariye
olmadıklarının, hür ve iffetli kadın olduklarının) bilinmesi
ve onlara eziyet edilmemesi için daha uygundur. Ve Allah,
Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla
tecelli eden).
33 / AHZAB - 60
Le in lem yentehil munâfikûne vellezîne fî kulûbihim
maradun vel murcifûne fîl medîneti le nugriyenneke bihim
summe lâ yucâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ(kalîlen).
Eğer münafıklar ve kalplerinde maraz (hastalık) bulunanlar
ve şehirde yalan ve kötü haber yayanlar vazgeçmezlerse,
elbette seni mutlaka onlara saldırtırız. Sonra az bir
(zaman) hariç, orada sana komşu olamazlar (orada
kalamazlar).
33 / AHZAB - 61
Mel’ûnîn(mel’ûnîne), eyne mâ sukıfû uhızû ve kuttılû
taktîlâ(taktîlen).
Melunlar (lânete uğramış olanlar) nerede bulunursa
yakalanırlar. Ve şiddetle (öldürüldükçe) öldürülürler.
33 / AHZAB - 62
Sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve len
tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen).
Daha önce geçmiş olanlar hakkında (da), Allah'ın sünneti
(kanunu) budur. Ve Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik
bulamazsın.
33 / AHZAB - 63
Yes’eluken nâsu anis sâah(sâati), kul innemâ ilmuhâ
indallâh(indallâhi), ve mâ yudrîke lealles sâate tekûnu
karîbâ(karîben).
İnsanlar sana o saati (kıyâmeti) soruyorlar. De ki: "Onun
ilmi sadece Allah'ın indindedir." Ve sana bildirilmedi.
Belki de o saat yaklaşmış olabilir.
33 / AHZAB - 64
İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum
saîrâ(saîren).
Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli
ateşi (cehennemi) hazırladı.
33 / AHZAB - 65
Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve
lâ nasîrâ(nasîren).
Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada)
bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.
33 / AHZAB - 66
Yevme tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ
leytenâ eta’nâllâhe ve eta’ner resûlâ(resûlen).
Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa)
çevrileceği gün: "Keşke biz Allah'a ve Resûl'e itaat
etseydik." diyecekler.
33 / AHZAB - 67
Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe
edallûnes sebîl(sebîlâ).
Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz,
sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza
(büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan
(Sıratı Mustakîmi'nden) saptık."
33 / AHZAB - 68
Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen
kebîrâ(kebîren).
Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir
lânetle lânetle.
33 / AHZAB - 69
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne âzev mûsâ
fe berreehullâhu mimmâ kâlû, ve kâne indallâhi
vecîhâ(vecîhen).
Ey âmenû olanlar,
Musa (A.S)'a eziyet edenler gibi olmayın! Ve Allah, onu
(Musa (A.S)'ı), onların söyledikleri şeylerden berî kıldı
(temize çıkardı). Ve o, Allah'ın katında vecihti (yüzü aktı,
şerefliydi).
33 / AHZAB - 70
Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen
sedîdâ(sedîden).
Ey âmenû olanlar,
Allah'a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz
söyleyin!
33 / AHZAB - 71
Yuslıh lekum a’mâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve
men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen
azîmâ(azîmen).
(Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele
çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin).
Ve kim, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat ederse, o taktirde
fevzül azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur.
33 / AHZAB - 72
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel
cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve
hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen
cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik
(sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan
korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok
zalimdir, çok cahildir.
33 / AHZAB - 73
Li yuazziballâhul munâfikîne vel munâfikâti vel
muşrikîne vel muşrikâti ve yetûballâhu alel mu’minîne
vel mu’minât(mu’minâti), ve kânallâhu gafûren
rahîmâ(rahîmen).
(Bu), Allah'ın münafık erkekleri ve münafık kadınları,
müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve
mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbelerini kabul
etmesi içindir. Allah Gafûr'dur (mağfiret eden, günahları
sevaba çeviren), Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli eden). |