![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sohbetler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
Kaâlü belâ gününün sırrı nedir ?
Aziz
kardeşlerimiz :
Aziz
kardeşlerimiz ; Aziz kardeşlerimiz ; Nedir kaâlü bela ? O günde neler olmuştur bunları irdeleyeceğiz. İnşaallah. Aziz kardeşlerimiz ; İslâm, eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insan için hayat dinidir. Hayat dini olan İslâmın, insanlara vermek istediği sadece saadet ve huzurdur. Bizi yaratan Allahın,biz insanlar için seçtiği İslâm dinine baktığımız zaman,sadece ve sadece teslimiyeti görürüz. İslâm ; sin,lâm ve mim harflerinden müteşekkil,silm kökünden türeyen bir kelimedir. İslâmın iki temel manası vardır. Birincisi teslim İkincisi de bu teslimlerin sonucunda Allahın insanlar için dilediği ahiret saadetine ve dünya saadetine ulaşmaktır. Allahü Tealânın eşref-i mahlûkat olarak yarattığı insana baktığımız zaman, insanın Allah tarafından üç emanetle yaratıldığını görüyoruz. Aziz kardeşlerimiz ; Hayat kitabımız olan Kuran-ı Kerimin Hicr suresinin 26. ayet-i kerimesinde : ve lekad halaknelinsâne min salsâlin min hamein mesnûn. Salsalin denilen kuru bir topraktan ve şekillenir bir balçıktan biz insanı ( bir fizik bedenle yarattık ) halkettik. İnsan, şu zahiri aleme ait olan bir fizik bedenle yaratılmıştır.Allahü Tealâ, Şems suresinin 7. ayet-i kerimesinde : ve nefsin ve mâ sevvâhâ . Biz insanı bir nefsle dizayn ettik. buyuruyor. İnsan, berzah alemine ait olan bir de nefsin sahibidir. Zahiri aleme ait olan fizik beden,berzah alemine ait olan nefse ilaveten, Allah, Secde suresinin 9, ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor : ve nefeha fiyhi min rûhihi . Biz insana ruhumuzdan üfürdük. İşte İslâm dininin, teslim dininin muhatabı olan ve eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insan üç emanet ,serbest irade ve aklın standartları içerisinde yaratılmıştır. Allahü Tealânın insan için seçtiği İslâm dininden muradı, İslâmla insanın ahiret saadetine ve dünya saadetine ulaşmasıdır. Aziz kardeşlerimiz ; Allah, zamandan münezzehtir, Allah, mekandan münezzehtir, Zaman ve mekâna bağlı olan insanın, Allaha bir fayda vermesi nasıl mümkün değilse, Allaha zarar vermesi de mümkün değildir. O zaman Yüce Rabbimiz, eşref-i mahlûkat olarak yarattığı ve en çok sevdiği insanın kesinlikle mutlu olmasını istiyor. İnsan üç tane emanetle yaratılmış en şerefli varlıktır. Dünya hayatını yaşarken Allahın Zatına ulaşma yetkisi sadece insana verilmiştir. Bu açıdan da insan en şerefli varlıktır. ve secde olayı ki;secde sadece Allaha yapılır.Allahü Tealânın yarattığı mahlûkat içerisinde, Allaha en yakın ola Allahın yer yüzündeki halifesi olan varlığın insan olduğunu ispat sadedinde Allah, Ademi, insanı yaratıyor ve huzurundaki meleklere, ve cinlere Ona secde edin. emrini veriyor. Bu secde olayı meleklerin ve cinlerin insana secde etmesi emrinin Allahtan gelmesi, insanın mahlûkat içerisinde de en şerefli olduğunun bir başka delilidir. (teyididir) Allahü Tealâ, Bakara suresinin 29. ayet-i kerimesinde ; Hüvelleziy halaka leküm ma fiylardı cemiyan. Ey insanlar ! Yeryüzünde canlı ve cansız neyi yarattıysam, hepsini sizin için yarattım. Aziz kardeşlerimiz ; Yeryüzünde yaratılanlar, kâinat dizaynı içerisinde belki bir toz zerresi, acaba Allah, kâinatın bütününü kim için yarattı ? Rabbimiz, bu sualin cevabını da Casiye suresinin 13. ayet-i kerimesinde veriyor : Ve sehhare leküm mâ fiyssemâvâti ve mâ fiylardı cemiyan minh, Göklerde ve yerlerde ve bunun arasında yarattığım canlı ve cansız her şeyi insanın emrine musahhar kıldık. O halde, bu iki ayet-i kerimeden bir sonuca ulaşıyoruz. Allah, kâinatı insan için yaratmışsa en çok insanı seviyor ve en sevdiği varlık olan insan için Allahın bir tek dileği var; insanların saadeti ve huzuru. ..Allahın biz insanlar için dilediği mutluluksa, acaba insanlar neyin peşinden koşuyor ? Evet, bu suali kendinize sorarsanız, alacağınız bir tek cevap var : Bütün insanlarda huzur ve saadetin peşinden koşuyorlar. Eğer bütün insanlar huzur ve saadeti arıyorsa, eğer Allahta bütün insanlar için, şartlar ne olursa olsun, huzur ve saadeti istiyorsa , neden acaba bu gün insanlar huzursuz ve de mutsuz ? İşte bu sualin cevabını bu sohbetimizde sizlere vermek istiyoruz. Aziz kardeşlerimiz ; Müslüman demek, Allaha teslim olan kişi demektir.Halk arasında Ne zamandan beri Müslümansınız ? dendiğinde bizim cevabımız kaâlü belâ gününden beri dir. Nedir bu kaâlü belâ günü ? veya başka bir adıyla Elestübi rabbiküm günü? Allahü Tealâ, Araf suresinin 172. ayet-i kerimesinde : Ve iz ehaze rabbüke min beniyâdeme min zuhürihim ve eşhedehüm alâ enfüsihim elestübi rabbirabbiküm kaâlü belâ, şehidna, en tekuûlû yevmelkıyâmeti innâ künnâ an hâzâ gaâfiliyn. Allahü Tealâ, Adem a.s.ın zahrında onun bütün zürriyetini yaratıyor. Kadın olsun erkek olsun herkesi huzurunda üç ceset olarak topluyor. Ve onlara şöyle sesleniyor. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Hepimiz, kadın olsun erkek olsun, Kaâlü belâ diyoruz. Evet şahit olduk,bu, kıyamet günü Biz bundan habersizdik dememeniz içindir. Allahü Tealâ, Maide suresinin 7. ayet-i kerimesinde şöyle anlatıyor : Vezkürü nimetallahi aleyküm ve miysâkahülleziy ve esekaküm bihi iz kültüm semina ve atanâ. Allahın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. ve misaklerinizi de hatırlayın. İşittik ve iman ettik demiştiniz. Aziz kardeşlerimiz ; Araf suresinin 172. ayet-i kerimesiyle , Maide suresinin 7.ayet-i kerimesi arasındaki ilişki, Araf 172 de üzerimize şahit olanlar, Maide 7 de nimet olarak ifade ediliyor. Allahü Tealâ, Ben sizin Rabbiniz değil miyim ? dediği zaman, hepimiz kaâlü belâ diyoruz Öyleyse bana yeminler verin, sözlerimi işittiniz mi? Hepimiz semina işittik, diyoruz. Öyleyse itaat edin buyuruyor. Üç emanetle yaratılan Adem a.s.ın zürriyeti kadın-erkek bütün insanlar, ruhen Allaha misak veriyorlar, Fizik beden olarak,Allaha ahd veriyorlar ve nefs olarak, Allaha yemin veriyorlar. Allah, ruhumuzdan aldığı misak, fizik bedenimizden almış olduğu ahd, nefsimizden almış olduğu yeminle , bizi kendisine bağlıyor. Adem a.s.ın zürriyeti içerisinde irşada memur ve mezun kılınan kişileri de o gün Allah, üzerimize şahit kılıyor ve o şahitler de Şehidna diyorlar. Aziz kardeşlerimiz ; İçinde yaşadığımız zahiri alemle alâkalı bir misal vermek istiyoruz. Bu misali vermemizin sebebi, bu meseleyi daha basite indirgemek, daha anlaşılır hale getirmek içindir. Diyelim ki; siz bir kişiyi bir düğüne davet ediyorsunuz. Davetiye veriyorsunuz. - Gelir misin? diyorsunuz. O da. - Gelirim, diyor. Ama gelmesini kesinleştirmek için siz diyorsunuz ki; - Bana söz ver. O da : - Söz mutlaka geleceğim, diyor. Onunla beraber ola bir arkadaşı daha var yanında, Ona da diyorsunuz ki : - Bak ben onu davet ettim ve bana söz verdi, sen de şahit ol!... İşte kaâlü belâ günü de böyle bir dizayn içerisinde gerçekleşiyor. Aziz Kardeşlerimiz ; Allah, evvel emirde hepimizi Adem a.s. ın zahrında yaratmış ve hepimize Ben sizin Rabbiniz değil miyim ? diye sormuş. Hepimizin bu suale cevabı belâ evet. Allahın teslim dinini yaşamamız için, bizler için aldığı ikinci tedbir, Öyleyse bana yeminler verin sözlerimi işittiniz mi Hepimiz işittik öyleyse itaat edin ve yeminlerinizi verin bakalım ! diyor. Aziz kardeşlerimiz ; Niye bir tek yemin değil de üç tane yemin? Çünkü, Allah bütün insanları üç tane vücutla yaratmış da ondan . Ruhumuzdan Allah misak almış, fizik bedenimizden Allah ahd almış, ve nefsimizden Allah yemin almış. Üçününde yemin anlamına gelmesi sebebiyle yeminler diyor. Madem ki üç vücut bize aittir ve madem ki üçü de yemindir.; bir tek yemin yeter, diyebilirsiniz. ama Allahü Tealânın bize bahşettiği bu vücutların iç yapısına baktığımız zaman ait oldukları alemlerin farklılığı sebebi ile ayrı, ayrı yeminler alındığını görürüz. ( iç dünyaları bir birinden farklı oldukları için. )Ruhumuz, tamamen nurdan yaratılmış, ruhumuzun iç yapısında 19 tane haslet var; ilim,cömertlik,ketumiyet,edep,kanaat, itaat, meziyetler, sevgi, şükür, sekinet, vefa, sabır, doğruluk, hakikat ve adalet. Bu 19 tane hasletle mücehhez tamamen nurdan yaratılan ruhu Allah, tekamülün en üst noktasında ahsen standartlar içerisinde yaratmış. Aziz kardeşlerimiz ; Ahsen olmak, Arapça bir kelime olup iki manaya gelir. 1. manası : çok güzel demek. O halde Allahın yarattığı mahlukâtın içerisinde en güzel olan insan ruhudur. Allah,insan ruhundan daha güzel bir şey yaratmamıştır. 2. manası ise Allahın yap dediği emirleri %100 yapabilen ve yasak ettiği hiçbir fiilide yapmayan bir yapıya sahip olmasıdır. İşte ruh, ahsen standartlar içerisinde yaratıldığı için bu iki özelliğin sahibidir. Hem çok güzeldir. Hem de kesinlikle başlangıç noktasında Allahın bütün emir ve nehiylerine uyabilen , itaat edebilen bir yapının sahibidir. İşte Allah böylesi standart içerisinde ruhu bize üfürmüş. ve ruhtan bu sebeple aldığı misakin muhtevası ; dünya hayatında ( yaşarken ) ruhumuzun Allaha ulaşmasıdır. Çünkü, insan ruhunun Allahtan başka bir talebi yoktur. Tekamülün en üst noktasında yaratılmış ruha,dünyayı versen, zaten dünyanın fevkinde yaratılmış tekamülün en üst noktasında yaratılan ruha,cenneti versen zaten cennetin fevkinde yaratılmış. her şeyin fevkinde yaratılan insan ruhunun sadece ve sadece bir tek dileği var; Allaha ulaşmayı diliyor..Tek talebi Allaha ulaşmayı gerçekleştirmek. İşte bu sebeple insan ruhunun Allaha verdiği misakın muhtevası, dünya hayatında Allaha ulaşmak. Aziz kardeşlerimiz ; Fizik bedenimiz,bu zahiri aleme aittir. Fizik bedenimiz. et ve kemikten yapılma, iç organlarla mücehhez, beyinle kâim, aklın kumandasında çalışan beş duyu organıyla dizayn edilen bir yapıya sahiptir. Başlangıç noktasında bütün insanlar nefs-i emarede ve nefs-i emarede olan bir insanın her olayda nefsin aklı ikna etmesi hasebiyle aklın fizik bedene vermiş olduğu emir, şerr emirdir. Ve kişi bu emirle şerr işliyor. İşte bu özelliği sebebiyle başlangıç noktasında insan, şeytana kul durumundadır. Allahın emrettiğini yerine getirdiği zaman, o noktada Allaha kulluk etmektedir. Bu sebeple fizik bedenin Allaha verdiği ahdin muhtevasında : Ya Rabbim, şeytana kul olmayacağım mutlaka sana kul olacağım olgusu var. O halde fizik bedenin tek gayesi nedir? Tek gayesi kesinlikle Allaha kul olmaktır. Aziz kardeşlerimiz ; Nefsimizin Allaha verdiği yemin ise, nefsin iç yapısına uygundur , 7 kademede tezkiye olmaktır,temizlenmektir, arınmaktır. Acaba nefs,bu yemini neden böyle veriyor ? Çünkü, nefsin manevi kalbinde 19 tane hastalık vardır. Cehalet, cimrilik, dedikodu, fitne ve fesat, haset, hırs, isyan, iptilalar, içki, kumar, fal okları, kibir, küfür, mürayilik, nankörlük, öfke ve gayz, vefasızlık, yalan, zan ve zulüm. Nefs, yapısındaki bu 19 tane hastalık sebebiyle tamamen karanlıklardan müteşekkildir. bu nedenle Allahın nefsten aldığı yemin, Ya rabbim 7 kademede tezkiye olacağım şeklindedir. İşte nefsin Allaha verdiği yemin bu 19 tane kapıyı kontrol altına almak, talepleri %5ı azaltmak. Yani, nefsi 7 kademede tezkiye etmek. Aziz kardeşlerimiz ; Kim misak, ahd ve yeminini yerine getirirse onun ahiret hayatında yeri cennettir. Kim de bunları yerine getirmezse onun da ahiret hayatında gideceği yer cehennemdir. Geliyoruz ; bunun Kuran-ı Kerimdeki delillerine. İşte Fecr suresinin 27. 28. 29ve30 Ayet-i kerimeleri : Yâ eyyetühennefsülmutmainne irciy ilâ rabbiki râdiyeten mardıyyeh fedhuliy fiy ibâdiy vedhuliy cennetiy. Ey mutmain olan nefs ! sen Rabbinden razı ve Rabbin senden razı olarak Rabbine dön ! Ey fizik beden ! sen de bana kul ol ve cennetime gir. Aziz kardeşlerimiz ; Bu ayet-i kerimelerden de anlıyoruz ki, kişi kesinlikle nefs-i emareyi aşmış, nefs-i mülhimeyi aşmış ve mutmain olmuş. Allah, mutmain olan bu kişiye sesleniyor. Sen mutmain oldun şimdi zikrin daha da artır. Rabbinden razı ol. Rabbinden razı olan kişiye de Allah Ey benden razı olan kulum, bende senden razıyım. diyor. Ve Allahü Tealâ Tezkiye ol emrini veriyor. Aziz kardeşlerimiz ; Allah, kulun sözüne bakmaz. Allah, kulun malına bakmaz. Allah, kulun şekline bakmaz. Allah, daima kulun kalbine bakar. Kulun kalbi talebi neyse Allahın da okul için talebi odur. Kişinin kalbinde Allah zikri varsa, Allahta : Vezküri niy ezkürtüm Beni zikret, ben de seni zikredeyim , diyor. O halde, bizi yaratan Allahın biz insanlar için dileği tamamen kalbi taleplerimizle orantılıdır. Taleplerimiz iki şekilde olabilir ; 1- Kalbi taleplerimiz, ruhani olabilir. 2- Kalbi taleplerimiz, nefsani olabilir. Kalbi taleplerimizin ruhanî olması halinde, Allah bizim için ruhanî talepte bulunur. Kalbi taleplerimizin nefsani olması halinde, Allahü Tealâ yardımını çekiyor. ve orada bizi nefsimizle baş başa bırakıyor. O halde her daim Rabbimizle beraber olmak istiyorsak, her zaman kalbi talebimizin, ruhun talebi olması gerekliliğine özen göstermeliyiz. Aziz kardeşlerimiz ; Kaâlü belâ , günü bununla bitiyor mu ? Hayır !. Üçüncü bir tedbir daha var ; Üçüncü tedbir : Eşhedehüm alâ enfüsehim. Onları sizin üzerinize şahit kıldım. O halde, bu şahitler kimlerdir ? Bu şahitlerde bu dünya hayatında Allahü Tealânın tâbi olmamızı istediği mürşidlerdir. Allah, bu dünya hayatında mutlaka mürşidimize tabi olmamızı istiyor. İşte Allahü Tealânın nefsten istediği tezkiye olma olayı 7 kademede gerçekleşiyor. Nefs ; emmare, levvame, mülhime, Mutmainne, raziye ve marziye kademelerine ulaştığı zaman tezkiye kademelerine paralel olarak ruhumuzda, 7 gök katında seyr-i sülûku gerçekleştirerek Allaha ulaşıyor. Nefs tezkiye olup,ruh da Allaha ulaşınca fizik bedende Allaha kul olmuş oluyor. İşte Fecr suresinin 27.28.29 ve 30. ayet-i kerimelerinde : Cennetime gir emri veriliyor. Aziz kardeşlerimiz ; Görüyorsunuz ki, Allahü Tealâ, kaâlü belâ gününde bunları boşuna bizden almamış ; misaki bizden almakla, ruhumuzu Kendisine ulaştırmak istiyor. Ahdi bizden almakla, fizik bedenimizin Allaha kul olmasını istiyor. Ve yemini bizden almakla, bizi ahiret hayatında cennete almak istiyor. O zaman misak, ahd ve yemini yerine getirenler, ruhlarını Allaha ulaştırıp Allaha kul oluyor ve cennete giriyorlarsa, kim misakini yerine getirmezse , ruhu Allaha ulaşamaz. Hayatta kim ahdini yerine getirmezse, şeytana kul olmaktan kurtulamaz. Ve kim yeminini yerine getirmezse, asla cennete giremez. Allahü Tealâ , Al-i İmran suresinin 77. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor : İnnelleziyne yeşterûne biahdillahi ve eymânihim semenen kaliylen ulâike lâ halâka lehüm fiylâhireti ve lâ yükellimühümullahü ve lâ yanzuru ileyhim yevmelkıyâmeti ve lâ yüzekkiyhim ve lehüm azâbün eliym. İnnelleziyne : Onlar ki, Yeşterûne : Satın alırlar Biahdillahi ve eymanihim : Ahd ve yeminleriyle, Semenen kaliylen: Az bir dünyalık satın alırlar, Ulâike lâ halâka lehüm fiylâhireti : Bunların ahirette nasibi yok, o kişi ahirette cennete giremez. Ve lâ yükellimühümullahü : Allah bu kişiyle konuşmaz, ruhunu ( hayatta iken ) Allaha ulaştırmaz. Ve lâ yanzuru ileyhim yevmelikıyâmeti : Kıyamet gününde de Allah bu kişiye bakmaz. O zaman, Ve lâ yüzekkiyhim : Allah onun nefsini tezkiye etmez. Ve lehüm azâbün eliym : Nefsini tezkiye etmediği için, o kişi elim bir azabın içindedir. Aziz kardeşlerimiz ; Kişinin nefsini tezkiye etmemesinin sebebi, yeminini saptırdığı içindir. kıyamet gününde Allahın kendisine bakmamasının sebebi kendisinden almış olduğu ahdi nakzetmemesinden dolayıdır. Ve lâ yükellimühümullahü. Allahü Tealânın kendisiyle konuşmaması, İrciıy emrine icabet etmemesi sebebiyledir. O halde görülüyor ki , insan hayatında Kaâlü belâ gününün çok ama çok önemli bir yeri var. Aziz kardeşlerimiz ; Halk arasında : Ne zamandan beri Müslümansınız, ne zamandan beri Allaha teslimsiniz ? sorusuna bizlerin Kaâlü belâ cevabını vermemiz boşuna değildir. Kaâlü belâ gününde Allaha teslim olmuşuz, kaâlü belâ gününde Sen bizim Rabbimizsin demişiz. Kaâlü belâ gününde misakle Allaha bağlanmışız., yeminle Allaha bağlanmışız, ahd ile Allaha bağlanmışız ve kaâlü bela gününde mürşidi üzerimize Allah şahit tayin etmiş Sadece ve sadece kaâlü belâ gününde bu olayların dünya hayatında tarafımızdan yaşanması istenmiştir. Aziz kardeşlerimiz ; Kul ile Allah arasındaki ilişkiye baktığımız zaman bunun 28 basamaklık bir İslam merdiveni oluşturduğunu görüyoruz. Kul ile Allah arasındaki ilişkilerden 28 basamağın ilk 21. basamağında bizim misak, 25. basamağında ahd ve 26. basamağının da yeminlerimizle alakalı olduğunu görüyoruz. o halde bu 21 basamağı gerçekleştirmemiz için acaba , ne yapmalıyız ? Allahü Tealânın üzerimize şahit tayin ettiği ve bu dünya hayatında tabi olmamızı istediği mürşid , ayet-i kerimelerle misakımızı bize hatırlatır. Misakın muhtevası, Allaha dünya hayatında yaşarken ulaşmak. Çünkü, ruh tekamülün en üst noktasında yaratılmış, dünyanın fevkindedir ve cennetin fevkindedir. Her şeyin fevkinde yaratılan insan ruhunun talebi, sadece Allahı dilemektir. Ve Allaha ulaşmaktır. O halde Allahü Tealâ bu istikamette etrafımızda olayları vücuda getiriyor. Dış dünyamızda Allahü Tealâ olayları öyle yaşatıyor ki; bizlerin bu mesajı idrak edebilmesi için içimizden ruh vasıtasıyla, Allaha ulaşma talebi geliyor. Dışımızdan yaşadığımız olaylarla, Allaha ulaşma talebini Allah ulaştırıyor. Sonunda aklımız bir karar veriyor, içten ruhun talebine uyan, dıştan Allahın mesajlarını gerçekleştiren insan aklı, üçüncü basamakta Allaha yaşarken ulaşmayı dilediği zaman Allahta ; Ben de seni kendime ulaştırmayı diliyorum diyor. İşte bu konuda Resulullahın Hadis-i Şerifi : Men habbebe likaallahi habbeballahü likai : Kim dünya hayatını yaşarken Allaha ulaşmayı dilerse, Allah da o kişiyi Kendisine ulaştırmayı diler. O halde bu daveti âyet-i kerimelerle bize ulaştıran Allahın şahidi mürşid. Bu talebi dileyen bizleriz ama, bu dileği gerçekleştirmemiz için Allahın yardımı gerekiyor: 99 tane esmanın sahibi Allah er- Rahîm esmasıyla üzerimize tecelli ediyor. Ve bizdeki, nefsimizdeki hicaben mesture denilen perdeyi kaldırıyor. Kulaklarımızdaki vakra denilen engeli kaldırıyor. Kalbimizde ekinnet denilen perdeyi kaldırıyor. Allahû Tealânın her Allaha ulaşmayı kalben dileyen kişiden bu 3 engeli kaldırması o kişiyi âmenû kılıyor. Kurân-ı Kerimde Allahın hitabı âmenû olanlaradır: Yâ eyyuhellezîne âmenû yani; Allah, siz âmenû olduğunuz zaman sizinle konuşur. Eğer Al-i İmran Suresinin 77. âyet-i kerimesinde: Allah onlarla konuşmaz. diyorsa, bu kişiler âmenû olmamışlardır. Allahû Tealâ Kurân-ı Kerimde âmenû olan insanla konuşuyor. Allahû Tealâ, Kurân-ı Kerimde kâfirlerle konuşmuyor. Kâfirlerle konuşmadığını nereden biliyoruz? Allahû Tealâ Kâfirûn Suresinde doğrudan doğruya Yâ eyyuhel kâfirûn demiyor; kul yâ eyyuhel kâfirûn, bir vasıtayla onlara hitap ediyor. Bu vasıta resûldür. İşte bu açıdan âmenû olmak gerçekten bir dönüm noktası Âmenû olmanız ve ilk 7 basamağı geçebilmeniz için ruhun talebine uymanız lazım. İkinci 7li basamağı geçmeniz için kesinlikle Allahû Tealânın sizden almış olduğu ahdi yerine getirmeniz lazım. Ahdin muhtevası şeytana kul olmaktan kurtulup Allaha kul olmanız; ama bu, Allahın tayin ettiği mürşid olmadan gerçekleşemez! İşte o zaman Allaha ulaşmanın bir vesilesi olan mürşide ulaşmayı dilediğimiz an, mutlaka Allahû Tealâ bu basamakları sizin için gerçekleştiriyor. Yani talep bizden, talebin oluşmasını gerçekleştiren himmet mürşidden, sonuçları tahakkuk ettiren yardım Allahtan. Aziz kardeşlerimiz ; Bizim mürşidi talep etmemiz için, evvela bu konuda bizi ikna etmeye çalışıyor, ilgili âyetleri tilavet ediyor.
Maide 35te: Vebtegû ileyhil vesîlete Kim Allaha ulaşmayı dilerse o vesileyi istesin, arasın!
Cin 14te: Fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ Kim teslim olmayı dilerse mürşidini arasın ve,
Nahl 9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir, ve lev şâe lehedâkum ecmaîn. Allaha giden yolun tayini Allaha aittir.
O halde kesinlikle Allaha ulaşmak, Allaha teslim olmak, Allaha yaklaşmak ve Allahû Tealânın yolunda olmak mutlaka bir mürşidle tahakkuk ediyor. İşte bu sebeple kişi: Rabbim, ben sana ulaşmayı diliyorum ama sana ulaşabilmem için her şeyden evvel sana ulaşmış olan mürşide tâbî olmam lazım. Beni sana ulaştıracak mürşidi hacet namazıyla ben senden istiyorum. dileğinde bulunuyor. Görülüyor ki; evvela mürşid devreye giriyor, bizde bu talebi oluşturuyor. Mürşidin himmeti, bizim talebimiz, gayretimiz ve sonuçta Allahın nusreti Allahû Tealânın nusreti nasıl geliyor? Allah mürşid talebinde bulunan kişinin kalbine hidayeti koyuyor. (Tegabün 11); Allah o kalbi kendisine çeviriyor (Kaf 33), Allah o kalbe giden rahmetin yolunu açıyor (Enam 125), Allah o kalbe açılan yoldan nurunu gönderiyor (Zumer 22), ve Allahû Tealâ ulaşan nurla o kalbi huşûya ulaştırıyor. (Hadid 16) Huşû sahibi olan kişi, Bakara 45e göre hacet namazı kılarsa Allah ona mürşid gösteriyor. (Bakara 45) ve kişi gidip o mürşide intisap ediyor. (Furkan 70) Onun önünde tövbe ediyor. Bundan sonra kesinlikle sizin, nefsinizi tezkiye etmeniz lazım, hep vasıta emirleri yerine getirmeniz lazım. Vasıta emirleri yerine getirdiğiniz zaman, mürşide tâbî olduğunuz zaman Allahtan 7 hediye ( 7 Nimet ) alırsınız. Birinci hediye; mürşidin ruhu başınızın üzerine gelir yerleşir. (Mumin 15) İkinci hediye, o güne kadar işlemiş olduğunuz bütün seyyiatleri Allah hasenata tebdil eder. (Furkan 70) Üçüncü hediye, Allah kalbinize îmânı yazar (Mucadele 22) Dördüncü hediye, Mürşidin ruhu başınızın üzerine koruyucu bir fanus olarak gelip yerleşir. Allahû Tealâ Mucadele 22de belirtiyor ve Beşinci hediye, Mumin 40a göre ıslah edici amellere başlarsınız. Islah edici amellere Allahın yardımı 1e 700 (Bakara 261) ve altıncı hediye, o günden itibaren Allahın ismi kalbinizde tekrar eder. Çünkü 7 tane kalp şartının sahibi olduğunuzdan artık zikretmeye başlarsınız. Zikirle birlikte kalbinize rahmet, zikirle birlikte kalbinize fazl ve zikirle birlikte kalbinize salavat gelir yerleşir. Ve nefs tezkiyesine başlarsınız ve Yedinci hediye, ruhunuz sizden ayrılır Sırat-ı Mustakîme ulaşır. İşte bu 7 hediyeyi ( 7 Nimeti ) Allahtan alan sizler, kesinlikle nefs tezkiyesine başlıyorsunuz. Yegâne anahtar zikirdir ama vasıta emirler: Namaz, oruç, zekât, hac Bütün bunların hepsi gereklidir. Bu zikri yaptığınız zaman, emmâreyi geçersiniz, kalbinizdeki nur oranı %7 artar; levvâmeyi geçersiniz kalbinizdeki nur oranı %7 artar; mülhimede %7, mutmainnede %7, radiyede %7, mardiyede %7 ve tezkiyede %7. Kalbinize, tezkiyeye ulaştığınız zaman %49 nur ulaşır, %2 nur da huşûdan vardı; %51. Karanlıklar %49. Karanlıklar, şeytanın askerlerini, nurlar Allahın askerlerini oluştursun. Kalpte iki ordu çarpışma halinde. Allahın askerleri şeytanın askerlerini mağlup ettiği zaman, (artık bu noktadan itibaren) siz galip durumdasınız. Ve siz nefsinizi 7 kademede kontrol altına aldınız. Yemini yerine getirdiniz. Yemini yerine getirmeniz hasebiyle siz, Allaha kul oldunuz. Kul olmanız hasebiyle siz, ruhunuzu Allaha ulaştırdınız ve misak, ahd ve yemininizi yerine getirmenin bir sonucu olarak Allah sizi cennetle mükâfatlandırır. Vedhulî cennetî Fecr Suresinin 30. âyet-i kerimesi. O halde bu, sizin ahiret saadetine ulaşmanız demektir. Aziz kardeşlerimiz ; Allah sizden sadece bütün zaman, mekân parçalarında mutlu olmanızı istiyor. Ahiret hayatında cennete gitmenizi isteyen Allah, dünyada da cenneti yaşamanızı istiyor. Dünyada cenneti yaşayabilmeniz için, bundan öteye nefsinizi tasfiye etmeniz lazım. Dünyada cenneti yaşayabilmek, ahirette cennete gitmekle kaimdir. Ahirette cennete gidemeyen bir insan dünyada cenneti yaşayabilmesi mümkün değil! İşte kaâlu belâ gününün gerçek manası ( sırrı ) budur. Dileyen herkesin Kurân-ı Kerimde Allahû Tealânın âyet-i kerimelerle en önde bize açıkladığı kaâlubelâ gününün sırrına ulaşması ve onu yaşaması dileğiyle. Aziz kardeşlerimiz ; Sizleri çok ama pek çok seviyoruz. Sevgi ve saygılarımızla. Allah hepinizden razı olsun.
|
|
|
|||||||||||||