“İSLÂM, NUH’UN GEMİSİDİR.
GEMİYE BİNEN KURTULUR.”
Aziz kardeşlerimiz ;
Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ’nın selâmıyla
selâmlıyoruz.
Es
selâmu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu.
Aziz kardeşlerimiz ;
Bu
sahih hadis-i şerif konumuzu da “İslâm Nuh’un gemisidir, gemiye
binen kurtulur” hadisine ayırdık inşaallah.
Tabii ki yine her zaman olduğu gibi Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim
ışığı altına ve de Mehdi (A.S) önderliğinde konumuzu işleyeceğiz.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) buyuruyor ki:
“İslâm Nuh’un gemisidir. Gemiye binen kurtulur”.
Acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bu hadis-i şerifle bize vermek
istediği mesaj nedir?
Allahû Tealâ Şura Suresi’nin 13. âyet-i kerimesinde buyuruyor:
42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî
evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en
ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ
ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî
ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati);
“Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara
ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet
ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin
onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme)
müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na
yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine
ulaştırır).
Aziz kardeşlerimiz ;
Hanif dîninin şeriatinin muhtevası aynı, değişmiyor. Allah sadece
insanların eliyle zaman içinde bunun yozlaştırılması sebebiyle
yeniden aynı şeriati Huzur Namazı’nın İmamı’nın lisanıyla insanlara
aktarıyor.
İşte Nebiler Sultanı (S.A.V) Efendimiz’in de şeriati, Nuh (A.S)’ın
şeriatidir. Ve “İslâm, Nuh’un Gemisidir. Gemiye binen kurtulur.”
Bu
ezeli ve ebedî şeriat muhtevasının içinde yer alan insanlar, mutlaka
kurtulacaklardır.
Acaba bu şeriat gemisine binebilmenin ön şartı nedir?
Allah bu sorunun cevabını da Hud Suresi’nin 29. âyet-i kerimesinde
veriyor. Nuh (A.S) kavmine sesleniyor:
11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye
illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû
rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve
ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak
(bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a
aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah’a ulaşmayı dileyenleri)
tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar,
Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi
cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
Aziz kardeşlerimiz ;
Hayatta iken insan ruhunun Allah’a ulaşma dileği, gemiye binmenin
olmazsa olmaz şartıdır.
Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemek gerekir. Allah’a ulaşmayı
dilemeyen hiç kimsenin bu gemide yer alması söz konusu değildir.
Allahû Tealâ, Yunus Suresi’nde evrensel mesajı şöyle veriyor:
10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ
vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a
ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla
doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer
ateştir (cehennemdir).
Aziz kardeşlerimiz ;
İşte, bilin ki, Allah’ın şu dünya üzerinde yarattığı kadın olsun
erkek olsun, hangi insan olursa olsun, hanif fıtratıyla, üç vücut,
serbest irade ve aklın sahibi olarak dünyaya gelir.
Kulvara bütün insanlar eşit şartlarda başlarlar. Hiç kimsenin bir
diğerinden farkı yoktur.
Allah herkese ruh veriyor:
32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus
sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun
içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar
(görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az
şükrediyorsunuz.
Allah herkesi bir nefsle dizayn ediyor:
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene
(dizayn edene) ( and olsun).
Allah herkesi bir fizik bedenle (vechle) halk ediyor:
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart
insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden)
yarattık.
Ve
Allahû Tealâ, herkese serbest irade veriyor.
“Aklı olmayanın dîni yoktur” evrensel mesajı herkes için
geçerlidir. Yani, beyin özürlü olan hiç kimse, teklifle sorumlu
değildir. Akıl bütün varlıklarda eşittir; ama varlıkları birbirinden
farklı kılan, aklı kullanabilme kapasitesidir. Bunun en üst seviyede
tezahür ettiği mahlûk, insandır.
Allahû Tealâ’nın insana bahşettiği akıl, beyin vasıtasıyla vücudun
bütün organlarına kumanda edebilmektedir.
Aziz kardeşlerimiz ;
İşte, insan ve Allah !...
Allahû Tealâ, insan olarak yarattığı herkesi, birinci basamakta eşit
şartlar içerisinde dünya hayatına gönderiyor.
(Bizimle Allahû Tealâ arasında 28 basamaklık bir manevî İslâm
merdiveni, basamağı vardır. Bakınız: “28 basamak 12 ihsan 7 ni’met”
konulu sohbetimiz.)
ikinci basamakta Allah’ın seçtikleri ve seçmedikleri var. Allah’ın
evrensel kanunları mucibince bir takım insanlar azabı hak
etmişlerdir.
Allahû Tealâ onları seçmez.
1-
Seçilmeyen 1. grup. Al-i İmran Suresi’nin 7. âyet-i
kerimesinde Yüce Rabbimizin buyurduğu,”kalbinde zeyg bulunan
insanlar”dır. Kalbinde zeyg olanlar, Allah’ın müteşabih âyet-i
kerimelerini yetkili olmadıkları, Allah’ın bir delilin, bir sultanın
sahibi olmadıkları halde yanlış yorumlayarak insanları Allah’ın
yolundan ayırmaktadırlar. Bu fiilleri gereğince azabı hak ederler.
3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun
muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun),
fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe
minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu
te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ
bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
O
(Allah) ki; Kitab’ı, sana O indirdi. O’ndan bir kısmı muhkem (mânâsı
açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi
Mahfuz’daki) ümmül kitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir.
Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir.
Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve
(kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o
(Kitab’)ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini,
kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan rasihun (rüsuh
sahipleri) ise derler ki: “O’na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz
katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak
ulûl’elbab tezekkür edebilir.
Aziz kardeşlerimiz ;
Allahû Tealâ, Kehf 105 ve 106’da da bu azabı hak edenlerden söz
ediyor:
18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe
habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden
evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların
amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan
tutmayız.
18/KEHF-106: Zâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vettehazû âyâtî
ve rusulî huzuvâ(huzuven).
(Âyetlerimi) örtmeleri (inkâr etmeleri) ve âyetlerimi ve resûllerimi
alay konusu edinmeleri sebebiyle, onların cezası işte bu
cehennemdir.
2-
Yüce Rabbimiz, 2. grup olarak, kalbinde hastalık bulunanları
seçmez. Bunların üzerinde de azap hak olmuştur. Bunlar
münafıklardır. Dünya hayatını talep edenlerdir. Tâbîiyet sırasında
“Allah’a ve yevm’il ahire îmân ettim” deyip de, Allah ve Resûl’ünü
aldatmak isteyen insanlardır.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
5/MÂİDE-61: Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad dehalû bil kufri ve hum
kad haracû bih(bihî) vallâhu a’lemu bimâ kânû yektumûn(yektumûne).
(Onlar) size geldikleri zaman “Îmân ettik.” dediler. Oysa onlar,
küfürle girip, küfürle çıkmışlardır. Ve Allah, onların
gizlediklerini çok iyi bilir.
2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel
hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike
yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
İndirdiğimiz o beyyinelerden olan şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel
ruhun Allah’a ulaştırılmasını) Kitap’ta Allah insanlara açıkladıktan
sonra gizleyenler (var ya), onlara, hem Allah lânet eder hem de
lânet ediciler lânet eder.
3-
Allah, Allah’a isyan edenleri seçmez.
Yüce Rabbimiz hanif fıtratıyla yarattığı bütün insanların
ruhlarından misak, fizik bedenlerinden ahd ve nefslerden yemin
almıştır.
Misakin yerine getirilmesini Allahû Tealâ, tam 12 kere, ahdin yerine
getirilmesini 3, yeminin yerine getirilmesini de 3 kere farz
kılmıştır.
Allah’ın üzerimize farz kıldığı bu misaki, ahdi, yemini yerine
getirmeyenleri Allah’a isyan etmeleri sebebiyle Allah seçmez.
Bunların üzerine de azap sözü hak olmuştur.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
13/RA'D-25: Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve
yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike
lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).
Onlar, misaklerinden sonra (Allah’a ruhlarını teslim edeceklerine
dair ezelde Allah’a misak verdikten sonra) Allah’ın ahdini bozarlar
(ruhlarını Allah'a ulaştırmazlar). Ve Allah’ın, O’na (Allah’a)
ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve yeryüzünde fesat
çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm’e ulaşmalarına mani
oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun
kötüsü (cehennem) onlar içindir.
3/ÂLİ İMRÂN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim
semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ
yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ
yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Hiç şüphesiz o kimseler ki; Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir
değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah
onlar ile konuşmayacak ve kıyâmet günü (merhamet nazarıyla) onlara
nazar etmeyecek (bakmayacak)tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek
(onlar, Allah’a verdikleri yemini yerine getiremeyecek yani nefsleri
tezkiye olmayacak)tır. Onlar için elîm bir azap vardır.
4-
Allah, insanlara zulmederek yeryüzünde fesat çıkaran,
insanları Allah’ın yolundan ayıran insanları seçmez.
Yüce Rabbimiz, Nisa Suresi’nde bu gerçeği ifade ediyor:
4/NİSA-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû
dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki onlar kâfirdirler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar (men
ederler) (kendileri de Allah’ın yolunda değillerdir). Andolsun ki
onlar, uzak bir dalâlet içindedirler.
4/NİSA-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire
lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki onlar, kâfirdirler ve zalimdirler (başkalarını da
mürşide ulaşmaktan men edip saptırdıkları için). Allah, onlara asla
mağfiret etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allah’a
ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm’e) ulaştırmaz.
4/NİSA-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve
kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).
Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen
kalacaklardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
5-
Allah kübera ve sâdatları seçmez.
Aziz kardeşlerimiz ;
Dîni öğretmekle görevli büyükler ve dîn görevlilerinin Allah’ın
âyetlerini yalanlamaları, Allah’ın âyetlerinden gafil olmaları
sebebiyle gidecekleri yer cehennem olup Nuh’un Gemi’sinde yer
alamayacaklardır.
Allahû Tealâ buyuruyor:
7/A'RAF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi
gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev
sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi
yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve
kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden
çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd
yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu
yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan
gâfil olmaları sebebiyledir.
33/AHZÂB-66: Yevme tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ leytenâ
eta’nâllâhe ve eta’ner resûlâ(resûlen).
Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa)
çevrileceği gün: "Keşke biz Allah’a ve Resûl’e itaat etseydik."
diyecekler.
33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe
edallûnes sebîl(sebîlâ).
Ve
cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz,
sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza
(büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı
Mustakîmi’nden) saptık."
33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen
kebîrâ(kebîren).
Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle
lânetle.
Aziz kardeşlerimiz ;
Hiç unutmayalım ki, her devirde ve kavimde insanların arasında
Allah’ın Resûlleri vardır. O Resûllere bağlı mürşidler vardır ve her
devirde Zamanın İmamı vardır. İnsanlara mutlaka Allah’ın âyetlerini,
Allah’ın emrettiği biçimde tilâvet ederler, açıklarlar, anlatırlar.
Ama Nuh’un Gemi’sinde yer alamayacak olanlar, Allah’ın âyetlerini
yalanlamış olup Allah’ın âyetlerinden gafildirler. Onlar dünya
hayatını tercih ederler.
Bu
kübera ve sâdatlara milyar sene Allah’ın âyetlerini söyleseniz,
onların artık Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemeleri söz konusu
değildir.
Aziz kardeşlerimiz ;
Çokları ile yakın ilişkide bulunduk. Birkaç tanesi ile de daha
yakın ilişki içerisinde olduk. Ne diyorlar biliyor musunuz? “Hadi
canım sen de! Nereden çıkardın bu lafı şimdi, yaşarken Allah’a
ulaşmayı dilemek de neymiş?” diyorlar.
Aziz kardeşlerimiz ;
Zaman her an aleyhlerine işliyor ve kaybediyorlar, kaybediyorlar,
kaybediyorlar…
Bakın ne oluyor kaybedince?
Öyle bir seviyeye geliyorlar ki, kalp hasta oluyor. Kalbi hasta olan
o kişinin artık şifaya kavuşması mümkün olmuyor. Azabı hak ediyor.
Kalbinde zeyg oluşuyor. Onun da artık Allah’ın yoluna girmesi mümkün
değil. Kalp kasıtun oluyor.
Aynı dizayn içerisinde ve kalbi sertleşiyor ve kararıyor. O da artık
kalbi iyileşemeyecek bir safhadadır.
Aziz kardeşlerimiz ;
Yani, Allah, kalplerinde hayır gördüklerini seçiyor. Ama kalplerinde
hayır olmayanları, tedavi olmak istemeyenleri Allah seçmiyor.
Kalplerin tedavi olabilme veya olamama durumu kişinin iç
dünyasındaki talebe bağlıdır.
Nuh’un Gemisi’nde yer alamayacaklar, kesinlikle hiçbir zaman
müktesebatları gereğince Allah’a ulaşmayı dilemeyecek olanlardır.
Ama Allah’ın seçtiklerininse, belli bir imtihandan sonra bunlardan
bir kısmı Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dileyeceklerdir. Diğer
kısmı ise yine imtihanı kaybedip elenecektir.
Öyleyse, birinci imtihan, Allah’ın seçiminde oluşur.
İşte Bakara Suresi’nin 156. âyet-i kerimesinde, etraflarında
Allah’ın özel olarak vücuda getirdiği bu imtihanı başarıyla
geçenlerin söylemleri var:
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve
innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak
ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve
muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.
“Ben Allah içinim” diyen kişi, doğru karar verebilen, Allah’a
yaşarken kalben ulaşmayı dileyen kişidir. Ama bu musibet ulaşmasına
rağmen ders alamayan, azap sözü üzerine hak olanlar da var.
Başlangıçta küfürde, dalâlette ve fıskta olup henüz azap sözü
üzerlerine hak olmamış, “ben Allah’ın varlığına, birliğine ve dünya
hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşmasına inanıyorum” diyen,
imtihanı geçen kişiler de var. İmtihanı geçtikleri zaman sadıklardan
olurlar.
29/ANKEBÛT-3: Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le
ya’lemennellâhullezîne sadakû ve le ya’lemenel kâzibîn(kâzibîne).
Ve
andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da
(doğru söyleyenleri de) tekzip edenleri de (yalancıları da) mutlaka
bilir.
29/ANKEBÛT-4: Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe
mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim imtihanımızı
geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey ne kötü!
Aziz kardeşlerimiz ;
Gerçekten cennete gidebilmek basit bir talebe bağlıdır. Bu talep
kalpte oluşmadıkça, Allah’ın katında bir değeri yoktur.
Onun için Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa
(S.A.V)’in başka bir hadis-i şerifinde “Allah sizin malınıza,
ırkınıza, şeklinize bakmıyor. Allah, daima kalbinize bakıyor. O,
sadırlarda olanı en iyi bilendir.”
Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in “Niyet amelden üstündür” hadis-i
şerifi buna dayalıdır.
Allah’a ulaşmayı dilemek niyettir. Henüz kişinin ameli yok, niyeti
de yoksa o kişinin gideceği yer cehennemdir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu sebeple “Öyle insanlar vardır ki,
cennetlik amel işlerler (50 sene namaz kılarlar, oruç tutar, zekat
verir, cennetlik amel işlerler) ama gidecekleri yer cehennemdir”
buyuruyor.
O
halde, kıyamet gününde cehennemliklere, cehennemin kapısındaki
bekçileri bir sual soruyor:
67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzı), kullemâ ulkıye fîhâ
fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir
grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir
(uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ
nezzelallâhu min şey’(şey’in), in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti.
Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz
ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
Aziz kardeşlerimiz ;
Allah’ın kanunları var. O kanunlara uymak, Allah’ın söylediklerine
teslim olmak lâzımdır.
Bu
teslimiyet, bizi Nuh’un Gemisi’ne bindirir. Nuh’un Gemisi’ne binmek
mutlaka dünya hayatını yaşarken, kalben Allah’a ulaşmayı dilemekten
geçer.
Allah’a ulaşmayı dilemeyenler asla mürşidine de ulaşamayacak
olanlardır.
Aziz kardeşlerimiz ;
Görüyorsunuz ki, Nuh’un Gemisi’nde yer almak harikulade bir olaydır.
Ve İslâm, Nuh’un Gemisi’dir. Gemiye binen kurtulur.
Hepinizin bu Nuh’un Gemisi’nde dünya hayatındayken yer almanızı ,
Mehdi (A.S) Efendimiz’in Himmetiyle Yüce Rabbimizden dileyerek hadis
konulu bu sohbetimizi de burada bitiriyoruz inşaallah.
Sizleri çok ama pek çok seviyoruz…
Sevgi ve saygılarımızla…
Allah Razı Olsun.
YAŞAR COŞKUN
ARAŞTIRMACI YAZAR
Bana
ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05
Bana
ulaşabileceğiniz e-mail adresim:
info@sahihiyesari.com