![]() |
Mutluluğun Sitesine
Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Hadisler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
EVVELA DEVENİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLA, DAHA SONRA ALLAHÜ TEALÂYA EMANET ET !...
Aziz kardeşlerimiz ;
EVVELA DEVENİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLA, DAHA SONRA ALLAHÜ TEALÂYA
EMANET ET !... hadisine
ayırdık. Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)in yanına bir bedevi geliyor. Resulullah, bedeviye soruyor ; - Deveni nereye bıraktın ? Bedevi: -Allaha emanet ettim. Resulüllah kendisine şu cevabı veriyor ; -Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahu Tealâya emanet et. Aziz kardeşlerimiz ; Bu hadis-i şeriften ne anlamamız gerektiğini ayetlerle sizlere açıklamak istiyoruz. Buradaki sağlam kazık; Allahu Tealânın mürşidi ve deveden kasıt da nefsimizdir. Her ikisi de mecazi anlamda kullanılmışlardır. Her halükârda nefsin yularının mürşidin eline verilmesi lazım ki? Allahu Tealânın emrettiği biçimde nefsimizi tezkiye ve tasfiye edelim. Mürşide bağlanmadan ben Allaha havale ettim demekle biz kendimize düşen görevi yapmış olmuyoruz. Mutlaka Allahu Tealânın tayin ettiği mürşide tabi olmamız lâzım. Mürşide bağlanmak, kaâlu belâ gününün de gereğidir. Halk arasında ne zamandan beri Müslümansınız ? denildiğinde hepimizin tek cevabı var: kaâlu belâ günü veya Elestü birabbiküm günü olur. Alİahu Tealâ buyuruyor ki: Ve iz ehaze rabbüke min beniy âdeme min zuhürihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim, elesü birabbiküm, kaâlü belâ, şehidnâ, en tekuûlü yevmelkıyâmeti innâ künnâ an hâzâ gaâfıliyn ev tekuülü innemâ eşreke âbâünâ min kablü ve künnâ zürriyyeten min badihim, efetühikünâ bimâ fealelmübtilün Araf- 172-173 Aziz kardeşlerimiz ; Adem Aleyhisselamın zahrında Onun bütün zürriyetini yaratan Yüce Rabbimiz, mürşidleri üzerimize şahit tutarak hepimize böyle hitap ediyor: Ben sizin Rabb iniz değil miyim? Bizler kaâlu belâ diyoruz. Üzerimizdeki şahid olan mürşidler şehidnâ (şahid olduk) diyorlar. Ve Yüce Rabbimiz, kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz diye veya babalarımız şirkin içindeydi. Şirk koşan babalarımızın fiilleri sebebiyle mi bizi azaplandıracaksın? dememeniz için, bu olayı gerçekleştirdik, diyor. Ve bütün insan ruhları Allaha misak veriyor, bütün insan fizik bedenleri Allaha ahd veriyor ve bütün in san nefsleri Allaha yemin veriyor. İşte, her doğan çocuk İslam fıtratıyla doğar ? olayı bunun tezahürüdür. Resulullah buyuruyor ki: Her doğan çocuk İslâm fıtratıyla doğar ama. annesi babası onu yahudi, mecusi, putperest yapar. Yani dünya hayatım yaşarken âkil ve baliğ olduğu noktadan itibaren, kaâlu bela gününde Allahın üzerimize şahit kıldığı mürşide tabi olmanın imkânlarıyla dünyaya gelir. Ama eğer kişi bu nokta da Allahu Tealânın kendisi için tayin ettiği şahide ulaşmaz da, ona tabi olmazsa ister istemez o kişi, babasına tabi olur ve baba şirkin içindeyse o da şirkin ve küfrün standartları içinde kalır. Nitekim, Yüce Rabbimiz Bakara Suresi 170-171. ayet-i kerimesinde buyuruyor ki: Ve izâ kıyle lehümüttebiû mâ enzelallahü kaâlu bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ, evelev kâne âbâühüm lâ yakılüne şeyen ve lâ yehtedün ve meselelleziyne keferü kemeselilleziy yenıku bima lâ yesmau illü duâen ve nidâ, sümmün bükmün umyün fehüm lâ yakılûn. Allahın indirdiğine uyun, dediğimizde: Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz. Ya babaları bir şey bilmemiş ve hidayete ermemişse de mi? Kâfirler, çobanlarının sözünü anlamayan, ancak onun bağırıp çağırmasını işiten hayvanlara benzerler. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Onlar kesinlikle akıl etmezler. Aziz kardeşlerimiz ; Her halükarda Allahın indirdiğine tabi olmamız lazım. Çünkü, Allahın indirdiği, bizler için tayin ettiği Mürşidin, Zamanın İmamının lisanıyla açıklanıyor. Kişi Zamanın İmamının açıklamasına tâbi olmadığı takdirde annesinden, babasından veya çevresindeki herhangi bir insandan dinlediğine tabi olacaktır Akıl etmeyenlerin durumunun hangi standartta olduğunu Allahu Tealâ açıkça ifade buyuruyor : Ve izâ kıyle lehüm teâlev ilâ mâ enzelallahü ve ilerresüli kaâlü hashünâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ evelev kâne abaehüm lâ yâlemüne şeyen ve lâ yehtedün. Maide-104 Onlara gelin Allahın indirdiğine ve Resulün açıklamalarına tabi olun dediğimizde : Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter derler. Eğer babaları bir şey bilmiyorsa ve hidayete ermemişse de mi? Aziz kardeşlerimiz ; Baba, Allaha tabi olması gereken mürşidinden ilim almamışsa ve mürşidine tabi olup hidayete ermemişse, o zaman o baba küfrün standartları içerisindedir. Ve kişi Allahu Tealânın indirdiğine, Resulün açıklamalarına tabi olmuyor da, küfrün ve şirkin standartları içerisindeki babasına tabi oluyor. Böyle insanların mazereti olmaması için, Allahu Tealâ buyuruyor ki : Kaâlu belâ gününde hepinizi huzurumuzda topladık, tabi olmanız gereken mürşidi sizin üzerinizde şahit kıldık ve hepinize hitap ettik. Ben sizin Rabbiniz değil miyim ? diye. Hepinizin cevabı : Bela evet oldu. Daha sonra eğer belâ diyorsanız o zaman bana yeminler verin dedim ve hepiniz misak, ahd ve yeminle Bana bağlandınız. İşte, İslâm olmanın üç tane tedbiri : 1- Ben sizin Rabbiniz değil miyim? 2- Misak ,ahd ve yeminin bizden alınması 3- Mürşidin üzerimize şahit kılınmasıdır. Aziz kardeşlerimiz ; Herkes bu dünya hayatına bu üç tedbirle gelir, yani her doğan çocuk İslâm fıtratıyla dünyaya gelir. Bu üç tane tedbir, İslâm fıtratını belirleyen işaretleri ihtiva eder. İşte, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. Efendimizin yanına gelen bedeviye deveni nereye bıraktın ? diye sorduğunda Allaha emanet ettim cevabını alınca : Hayır, git deveni sağlam kazığa bağla ondan sonra Allaha emanet et demiştir. Aziz kardeşlerimiz ; Hadis-i şerifteki sağlam kazığa bağlanmaktan murat, Resulullahın da beyan ettiği gibi mutlaka Allahu Tealânın tayin ettiği mürşide bağlanmamızdır. Ondan sonra nefsimizi Allaha emanet etmemiz, Allahı vekil kılmamız istenmektedir. Devenin sağlam kazığa bağlanabilmesi için de her şeyden evvel o kişinin Allaha ulaşmayı dilemesi yani, Allaha Rabb olarak iman etmesi, bunu benimsemesi lâzımdır. Rahbenü innenâ seminâ münâdiyen yünâdiy liliymâni en âminû birabbiküm feâmennâ. Al-i İmran-193 Rabbimiz, şüphesiz bir münadi işittik, imana çağırıyordu. Rabbinize amenu olun, diyordu. ve biz amenu olduk. Aziz kardeşlerimiz ; İşte görülüyor ki, her şeyden evvel Allahu Tealânın üzerimize şahit kıldığı mürşidlerin hepsi bizi âmenû olmaya çağırıyor, Allahın Zatına davet ediyor. Vedu ilâ rabbik. Hac-67 Sen Rabbine davet et. Ve men ahsenü kavlen mimmen deâ ilallahi ve amile sâlihan ve kaâle inneniy minelmüslimiyn. Fussilet-33 Ben teslim olanlardanım deyip, salih amel işleyerek Allahın Zatına çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır? İşte, üç teslimle teslim olan Allahın mürşidi, Kur an ayet1eriy1e insanları Allahın Zatına davet eder. Yunus Suresinin 25. âyet-i kerimesinde bu davet şöyle ifade edilmiştir: Vallahü yedü ilâ dârisselâm, ve yehdiy men yeşâü ilâ sırâtın müstekıym. Allah teslim yurduna davet eder. Kim dârisselâma (Allahın Zatına) ulaşmayı dilerse mutlaka Allah onu Sırat t Müstakiym e ulaştırır. Çünkü, darisselâm a ulaşmayı dileyen kişi, âmenû olan insandır. 0 halde,üzerimize şahit kılınan mürşidin lisanıyla ; Zamanın İmamının lisanıyla biz, Allaha davet ediliyoruz, Rabbimize çağrılıyoruz. Bu davete icabet etmek veya etmemek insanoğlunun serbest iradesine bırakılmış. Kişi, ya nefsinin talebine uyar davete icabet etmez, veya ruhunun talebine uyarak davete icabet eder. Men habbe likaâllahi habbe allahu likai. Kim (dünya hayatını yaşarken) Allahın Zatına ulaşmayı talep ederse, Allah da o kişiyi kendisine ulaştırmayı diler. (Ruhun talebine uyduğu için, davete icabet ettiği için, bu kişi işitenlerden olur.) Men kerihe likaâllahi kerihallahu likâihi. Kim (dünya hayatını yaşarken) Allahın Zatına ulaşmayı kerih görürse, Allah da o kişiyi kendisine ulaştırmayı kerih görür. Aziz kardeşlerimiz ; O halde, ruhunun talebine uyan, davete icabet eden insanlara Allah işittiriyor. İnnemâ yesteciybülleziyne yesmeün. Enam-36 Davete icabet edenleri işittiririm. Ama, davete icabet etmeyenlere de Allahü Tealü işittirmiyor. Sümmün bükmün umyün fehüm lâ yakılûn. Bakara-171 Onlar sağır, dilsiz, kördürler ve onlar akıl etmezler. Aziz kardeşlerimiz ; İnsanlar bu duruma göre iki gruba ayrılıyorlar: Allahın davetini kabul edenler veya Allahın davetini kabul etmeyenler. Allahın davetini kabul etmeyen bir insan otomatikman şeytanın davetini kabul etmiştir. Bir üçüncü alternatif yoktur. Ve kaâleşşeytânü lemmâ kudıyelemrü innallâhe veadeküm vadelhakkı ve veadtüküm feahleftüküm, ve mâ kâne Iiye aleyküm min sultânin illâ en deavtüküm festecebtüm liy, fela telûmûniy ve lûmû enfüsekiim. İbrahim-22 İş olup bittikten sonra, şeytan der ki: Allah size hakk vaad de bulunmuştu. Ben de size vaad ettim. Ve ben vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde sultanlığım yoktu. Ben sizi davet ettim, siz bana icabet ettiniz. Beni kınamayın, nefsinizi kınayın. Aziz kardeşlerimiz ; 0 halde şeytan nefse davetiye çıkartıyor. Allahu Tealâda ruha davetiye çıkartıyor. Allahın daveti deyince bilmeliyiz ki, bu ruhun talebidir. Şeytanın daveti deyince de bilmeliyiz ki bu da nefsin talebidir. Ve nefsin talebine uyanlarla, ruhun talebine uyanlar diye insanlar ikiye ayrılıyor. innâ hedeynâhüssebiyle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ Dehr-3 Muhakkak ki biz sebiyle onları ulaştırırız. Dileyen şükredenlerden dileyen küfredenlerden olur. Şükredenler ruhun talebine uyanlardır, nankörlük edenler de nefsin talebine uyanlardır. in tekfürû feinnallahe ganiyyün anküm, ve lâ yerdâ Iiıbâdihilküfr, ve in teşkürü yerdahü leküm. Zümer-7 Eğer küfrederseniz, Allah sizin küfrünüzden müstağnidir ama Allah sizin küfrünüzden dolayı sizden razı olmaz. Eğer şükrederseniz Allah sizden razı olur. O halde görülüyor ki, Allahın rızası ruhun talebine uymakla, rızasızlığı ise nefsin talebine uymakla gerçekleşiyor. Eğer biz İslam dinini, teslim dinini yaşamak istiyorsak muhakkak ki, ruhumuzun talebine uymalıyız. Çünkü, Allah buyuruyor ki: Elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm nimetiy ve radıytü Iekümülislâme diynâ. Maide-3 Dininizi tamamladım, nimetim olan Kurân-ı Kerimi de tamamladım ve sizin için İslâmı seçtim, İslâma razı oldum. Aziz kardeşlerimiz ; Allahın rızası teslimde ise, Allahu Tealâ , şükredenlerden razı olacağını ifade ediyorsa, şükredebilmek için Allaha giden teslim yoluna bizlerin tâbi olmamız gerekiyor. Olaylar, olayların bizler üzerinde bıraktığı tesir ve daha sonra bizim kararımız var. Bizim kararımız Allahın Zatına ulaşmaksa, her halükârda Allahu Tealâ Rahim esmasıyla üzerimize tecelli ediyor. 99 Esmanın sahibi olan Rabbimiz Er Rahim esmasıyla tecelli ettiği zaman, bizde ki hicab-ı mestureyi kaldırıyor ve biz mürşide muhabbet duymaya başlıyoruz. Sonra Allah kulaklarımızdaki vakrayı kaldırıyor ve biz Allahın tayin ettiği mürşidin sözlerini işitiyoruz. Ve Aİlahu Tealâ, kalbimizdeki ekinneti kaldırıyor. Sadece işitmekle kalmıyoruz, fıkıh ediyoruz, idrak ediyoruz, kendimize mal ediyoruz. İşte, hicab-ı mesturenin, vakranın ve ekinnetin kendisinden alındığı insanlar, Kurân-ı Kerimin tabiriyle âmenû olan kişilerdir. Ve innallahe lehâdilleziyne âmenû ilâ sırâtın müstakıym Hac-54 Mutlaka Allah, âmenû olan insanları Sırat-ı Müstakiym e ulaştıracaktır. Aziz kardeşlerimiz ; Yüce Rabbimiz Sırat-ı Müstakiyme ulaştırmak üzere kalbimize hidayeti koyuyor. Ve men yümin billâhi yehdi kalbeh. Tegabün-11 Kim iman sahibi olursa onun kalbine hidayeti koyarız. Şeytana dönük olan kalbi Allah Kendine döndürüyor. Men haşiyerrahmâne bilgaybi ve câe bikalbin müniyb. Kaf-33 Rahmana huşu duyan kişi, münib olan (Allaha döndürülen) bir kalple Allahu Tealâya dönecektir. Allahu Tealâ Göğsümüzden kalbimize nur yolunu açıyor. Femen yüridillâhü en yehdiyehü yeşrah sadrehü lilislâm, Enam- 125 Her kim Allahın Zatına ulaşmayı dilerse, Allahu Tealâ her kimi kendisine ulaştırmayı dilerse, onun göğsünden kalbine rahmet yolunu açar. Efemen şerehallahü sadrehü lilislâmi fehüve alâ nûrin min rabbihi Zümer-22 Sadrı şerh edilen kişi, Allahtan bir nur üzeredir. Bu nur kalbe %2 ulaştığı zaman, kişi huşu ya ulaşır Elem yeni lilleziyne âmenü en tahşea kulûbühüm lizikrillâhi ve mâ nezele minelhakkı, Hadid-16 0 âmenû olanların kalbine, Allahın zikri ve Allahtan inen rahmetle huşu ya ulaşmanın zamanı gelmedi mi? Aziz kardeşlerimiz ; Resulullah s.a.v. yanına gelen bedeviye: Sen deveni sağlam kazığa bağla. buyurduğunda, o günün şartları içerisinde bedevinin sağlam kazığa bağlanması için, Resulullaha biat etmesi lâzımdı. Ama günümüzde Resulullahın varisine kişinin biat etmesi için, perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarak Allahtan, Allahın kendisi için tayin ettiği mürşidi sorması istemesi lazımdır. Her kim huşu sahibiyse, Allahu Tealâ, sağlam kazığı yani mürşidi göstereceğini garanti ediyor. Vesteıynu bissabri vessalât ve inneha lekebiyretün illâ alelhaşiıyne. Bakara-45 Sabır ve namazla Allahtan yardım isteyiniz. Bu zordur ama huşu sahipleri için değil. Aziz kardeşlerimiz ; 0 halde, eğer huşu sahipleri için Allahu Tealâ, mürşidi gösterecekse 14. basamakta kişi gidip mürşidine intisap ediyor, yani sağlam kazığa devesini bağlıyor. Mürşidine intisap ettikten sonra Allahu Tealâya tevekkül etmek, Allahu Tealâya emanet etmek lâzımdır. Gerçekten vekalet olayı bu noktadan itibaren başlar. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin bir sözü vardır : Tedbirini terk eyle, kalbini sen berk eyle. Bu noktaya kadar kişinin alması gereken tedbir, devesinin sağlam kazığa bağlanması idi. Aklın gerektirdiği standartlar içerisinde muhakkak ki herkesin bunu yapması gerekir. Sonrasında da kişinin mürşidinden aldığı zikir emrini yerine getirmesi yani sürekli kalben Allahı zikretmeye çalışması lazımdır. İşte Tedbirini terk eyle, kalbini sen berk eyle sözü bunu ifade. ediyor. Aziz kardeşlerimiz ; Allah mürşide biat ile yedi tane hediye ( nimet ) verir. Birinci hediyesi ( nimeti ): Mürşidin ruhunun o kişinin başının üzerinde yer almasıdır. Refiyudderecâti zülarş, yülkıyrrûha min emrihi alâ men yeşâü min ıbâdihi. Mümin-15 Dereceleri yükselten, arşın sahibi olan Allah dilediği kullarının üzerine emrinden bir ruh gönderir. İkinci hediyesi, o güne kadar işlemiş olduğumuz bütün seyyiatleri Allahu Tealânın hasenata tebdil etmesidir. İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan feülâike yübeddilullahü seyyiâtihim hasenât. Furkan-70 Kim tövbe eder, âmenû olur, salih amel işlemeye başlarsa, Allah o güne kadar işlemiş oldukları bütün seyyiatleri hasenata tebdil eder. Üçüncü hediyesi, Allahın kalbin içine imanı yazmasıdır. Ülâike ketebe fıy kulûbihimüliymane. Mücadele 22 Allah onların kalplerinin içine imanı yazmıştır. Dördüncü hediyesi, başımızın üzerine yerleşen mürşidin ruhundan salavat nurunun kalbimize akmasıdır. Ya eyyühelleziyne âmenûzkürullahe zikren kesiyrâ ve sebbihûhü bükreten ve asıylâ hüvelleziy yusalliy aleyküm ve melâiketühü liyuhriceküm minezzulümâti ilennûr. Ahzab-41, 42, 43 Ey iman edenler, Allahı çok zikredin. Sabah-akşam Allahı tesbih edin. 0 Yüce Allahtır ki, melekleri vasıtasıyla salavat nurunu size gönderir, sizi zulmetten nura çıkartmak için. Beşinci hediyesi, kişi salih amel işlemeye başladığı zaman Allahu Tealânın 1 e 700 lük ihsanlarda bulunmasıdır. Meselülleziyne yünfikuûne emvâlehüm fiy sebiylilâhi kemeseli habbetin enbetet seba senâbile fıy külli sünbületin mietü habbeh. Bakara-261 Mallarını Allah yolunda infak edene, her başağında 100 tane buğday bulunan 7 başaklı bir buğday grubu kadar Allahu Tealâ ihsanda bulunur. Altıncı hediyesi, kişinin kalbine zikre paralel fazl, rahmet ve salavat girmeye başlaması ve kişinin nefs tezkiyesini gerçekleştirmesidir. Ve men amile sâlihan min zekerin ev ünsâ. ve hüve müminün feulâike yedhulünelcennete yürzekuûne fiyhâ bigayri hisâb. Mümin-40 Kadın olsun, erkek olsun kim salih (ıslah edici) amel işlerse o mümin olmuştur. Onlar cennete girer ve orada hesapsız rızıklanırlar. Yedinci hediyesi, kişinin ruhunun kendisinden ayrılarak Sırat-ı Müstakiyme ulaşmasıdır. Zâlikelyevmülhakk femen şâettehaze ilâ rabbihi meâbâ Nebe 39 İşte bugün Hakk günüdür. Dileyen kendine Rabb ine giden yolu seçer. Aziz kardeşlerimiz ; Bu yedi hediyeyi ( nimeti ) Allahtan alan kişi, mürşidinden aldığı zikir emrini yapmaya başlar. Ve zikrini artırarak emmare, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye ve tezkiye kademelerini bitirir. Her kademede %7 artan nurlarla kişinin kalbindeki nur miktarı, huşudaki %2lik nur ile birlikte %51e ulaşır. Böylece karanlıklar %49a düşer. İşte başlangıç noktasında, nefs-i emmare de, kişinin nefsi %100 zifiri karanlık olan bir geceyi andırırken, kişi mürşidine intisap edip, kalbini zikirle donattığı noktadan itibaren 7 kademede nefsini tezkiye ettiğinde, artık fecr noktasına ulaşmış durumdadır. Yani, sabahtan yerinin ağarmasına paralel, aydınlıkların karanlıkları %2 geçtiği nokta burasıdır. Efendimiz Mehdi a.s. Hazretleri bu konuları açıklarken buyuruyor ki, Evvela kişi zifıri karanlıklar içerisindedir, sonra nefsini tezkiye ettiği zaman gri bir noktaya dönüşür ve daha sonra zirve noktadaki güneşin aydınlığına ulaşabilmesi için nefsini tasfiye etmesi lazımdır. Aziz kardeşlerimiz ; 21. basamak, gri bir renge dönüşmüş olan hali ifade ediyor. Bu noktada kişi misakini, ahdini ve yeminini yerine getirdiği için, kesinlikle Allahtan cennet müjdesini alıyor. Ama Yüce Rabbimiz sadece ahiret hayatında cenneti yaşayalım, dünyada hep huzursuz ve mutsuz olalım diye bizleri yaratmadı. Dünyanın da bizim için cennet olabilmesini, daimi zikir, irşad ve teslim şartına bağlamış. Her kim bu üç tane farzı yerine getirirse o zaman nefsini tasfiye etmiş olur. Nefsini tasfiye eden insanlar için, bu dünya kesinlikle bir cennettir. Çünkü, Yunus Emrenin de ifade buyurduğu gibi; Uslu değil, delidir halka salusluk satan , Nefsini müslüman etsin, var ise kerameti. Aziz kardeşlerimiz ; Bir insanın nefsini müslüman edebilmesi, nefsini tasfiye etmesi yani ihlasa ulaşması anlamına geliyor. Bu noktaya yine zikir artışıyla ulaşacağız. Fena kademesinde, beka kademesinde, zühd kademesinde ve teslim kademesinde zikrimizi artırdığımız için kalbimizdeki nur miktarı %8le ulaşır ve ikinci emanet olan fizik bedenimizi de Allaha teslim ederiz. Kısa bir süre sonra da zikir artışına paralel daimi zikre ulaşırız. Daimi zikir noktasında Allahu Tealâ, bizi %100lük bir nurlanma noktasına, ihlasa ulaştırır. Bu 26. basamaktır ki, böylece nefsimizi de Allaha teslim ederiz. İşte, nefsimizin Allaha teslim edildiği nokta, İslâm şerefiyle şereflendiğimiz noktadır. Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber Efendimiz s.a.v : Her doğan çocuk İslâm fıtratıyla doğar, sonra annesi-babası onu yahudi, mecusi, putperest yapar, derken, herkes iman sahibi olmanın standartlarına, mürşidine tabi olmak suretiyle ruhunu Allahın Zatına ulaştırıp hidayete ermeye ve daha sonra nefsini Allaha teslim etmek suretiyle İslâm şerefiyle şereflenebilmenin bütün imkânlarına sahiptir, demek istemektedir. Resulullah s.a.v. Efendimiz Sen deveni sağlam kazığa bağla, ondan sonra Allahu Tealâya tevekkül et dediğinde de, vekalet mürşide bağlandıktan sonra başlar ve bu vekillik oranı gün be gün artar demek istemektedir. Aziz kardeşlerimiz ; Allahu Tealâyı vekil kılma, tezkiyede %5le ulaşır. Sonra da zikirle paralel artışına devam eder ve ihlas noktasında % 100 lük bir artışa ulaşır. Kişi artık tamamı ile Allahu Tealâyı vekil edinir. Yani bu nokta kişinin tamamı ile Allahu Tealâya teslim olduğu noktadır. İşte, vekaletle tedbir arasında böyle bir ilişki vardır. Evet ! Aziz kardeşlerimiz ; Dileyen herkesin dünya hayatında Allahu Tealânın kendisini bu noktaya ulaştırmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama pek çok seviyoruz. Sevgi ve saygılarımızla Allah hepinizden razı olsun.
|
|
|
|||||||||||||