![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sohbetler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
ALLAHIN AHLÂKIYLA AHLÂKLANMAK ! Aziz kardeşlerimiz ; Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmı ile selâmlıyoruz. Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu. Bu sohbet konumuzu da ALLAHIN AHLÂKIYLA AHLÂKLANMAK ! kavramına ayırdık.Tabii yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah. Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. şöyle buyuruyor : Ey ashabım, ey ümmetim Allahın ahlâkıyla ahlâklanın ! Muhakkak ki; Allahın ahlâki ilim ve hilmdir. İlim, öğrenmekle elde edilir. Hilm, şefkâtle kazanılır. Hayrı isteyen hayrı bulur, şerr den kaçınan korunur. Ve selâmete kavuşur. Aziz kardeşlerimiz ; 14 asır evvel, Nebiler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. Efendimizin söylediği bu hadis-i şerifte aslında Kurânın bütünü ifade edilmiş durumda olduğunu Kurân-ı Kerim ayet-i kerimeleri ışığı altında hadi gelin beraberce birlikte inceleyelim görelim .İnşaallah. Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerim standartlarında bizimle Allah arasındaki ilişkileri Allah, 28 basamakta dizayn etmiştir. Resûlullah s.a.v. Efendimiz, bu hadis-i şerifinde 28 basamağın bütününe işaret ediyor. Allahın Resûlü Mehdi a.s. Efendimizin ilim açısından Kurân ın bütününü değerlendiren bu konudaki açıklamalarına bakıyoruz ; Kurân-ı Kerime göre insanlar ilim açısından üç grupta toplanıyor. 1. guruptakiler ; Cahillerdir. Bunlar dünya hayatında yaşarken ruhen Allaha ulaşmayı dilemeyenlerdir. 28 basamağın ilk iki basamağında bu cahiller gurubu yer alır. Üçüncü basamaktan 14. basamağa kadar ki 12 basamakta yer alanlar ise, Hac suresinin 54. âyet-i kerimesine göre Allahın kendilerine ilim verdiği kişilerdir. 22 / Hac-54 : Ve li yalemellezine utülılme ennehul hakku min rabbike feyuminû bihi fe tuhbite kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezine âmenû ilâ sırâtınmustakîm. Ve kendilerine ilim verilenler onun Rabbinden bir hak olduğunu bilsinler diye ve ona inansınlar diye onların kalplerine ihbat konmuştur. Muhakkak ki; Allah, âmenû olanları Sırat-ı Mustakime ulaştırır. Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber Efendimizin açıkladığı hadiste, hayrı isteyen hayrı bulur dediği kişiler bu kişilerdir. Allahû Tealâ, Enfal suresinin 23. âyet-i kerimesinde : Biz onlarda hayır görseydik mutlaka işittirirdik. buyuruyor. 8 / Enfal-23 : Ve lev alimallâhu fihim hayren le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum muridûne. Ve Allah onların içinde hayır olduğunu bilse (görse) elbette onlara işittirirdi. Ve onlara işittirse bile, (onlar) mutlaka dönerlerdi ve onlar yüz çevirenlerdir. Hayrı isteyenler Allaha yaşarken ulaşmayı dileyen, Allahtan 12 ihsan alan kişilerdir. 12. İhsan Mürşidin görülmesidir. Allahın kendisine mürşid gösterdiği kişi, Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesine göre ona tâbî olursa hadis-i şerifte ifade edilen şerr den kaçınan korunur. buyurduğu mürşidlerine 12 ihsanla tâbi olarak Allahtan 7 tane de ninet alan kişilerdir. Üçüncü grup kişiler ise, ilim sahipleridir. 16 / Nahl-36 : Ve lekad beasnâ fi külli ummetin resûlen enibudullâhe vectenibûttâgut fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhiddalâleh, fesirû fil ardı fanzurû keyfe kâne âkibetulmukezzibiyn. Ve andolsun ki, Biz bütün ümmetlerin (milletlerin,kavimlerin ) içinde resuller beas ettik, (hayata getirdik,vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allaha kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine de dalâlet hak oldu. (Resullere tabi olanlar hidayete erdi,tabi olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu) . Yeryüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün. Aziz kardeşlerimiz ; 7 grup ilim sahibi vardır. 1. grup ilim sahipleri, ruhlarını yaşarken Allaha teslim edenlerdir. 2. grup ilim sahipleri, vechlerini (fizik vücutlarını) Allaha teslim edenlerdir. 3. grup ilim sahipleri, nefslerini Allaha teslim edenlerdir. 4. grup ilim sahipleri, irşada ulaşan kalbi müzeyyen olanlardır. 5. grup ilim sahipleri, iradesini Allaha bağlayanlardır. (irade teslimini gerçekleştirenlerdir). 6. grup ilim sahipleri, kavim Resulleridir. 7. grup ilim sahipleri, Allahın Nebileri ve onların olmadığı zaman dilimlerinde Allahın Huzur Namazının İmamı olarak seçtiği Veli Resullerdir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. Hadis-i şerifinde ; bu ilminin tatbikatının neticesinde daimi zikre ulaşanları selâmete kavuşanlar olarak açıklıyor. 14 kademede kalbi müzeyyen olanları Hilm sahibleri olarak açıklıyor. Yani 26. basamakta nefslerini Allaha teslim ederek Tövbe-i Nasuhla tövbe ederek 28. basamağın 5. kademesinde iradesini de Allaha teslim edenler ise, Allahın ahlâkıyla aklâklananlardır. 28. basamağın 5. kademesinde kişinin kalbi 19 mertebede müzeyyen olur. Kişi faziletli, erdemli olur. Allahın ahlâkiyle ahlâklananların ilk gurubu Allahın irşada memur ve mezun kıldığı veli mürşidlerdir. Allahın ahlâkıyla ahlâklananların ikinci gurubu Allahın kavmin içinde seçtiği veli resullerdir. Her devirde Allahın ahlâkıyla ahlâklananların en zirve noktasında Allahın Huzur Namazının İmamlığına seçtiği Huzur Namazının İmamı bulunur. Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerimi incelediğiniz zaman bir çok âyet-i kerimede Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz s.a.v.e hitap ederek Sana ilim geldikten sonra diyor. 2 / Bakara-120 : Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ tettebia milletehum , kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinittebate ehvâehum badellezi câeke minel ılmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr. Sen onların dinine tabi olmadıkça (uymadıkça) ne Yahudiler ve nede Hıristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki; Muhakkak ki, Allaha ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir. sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan ; andolsun ki , Allahtan sana ne bir dost ve nede bir yardımcı olmaz. Aziz kardeşlerimiz ; İşte burada Yüce Rabbimizin , Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.e verdiği ilim; ruhun ,vechin, nefsin ve iradenin hidayetiyle ilgili verdiği Kurân-ı Kerim in bütünüdür. Nebiler Sultanı ; ilmin muhakkak ki öğrenilerek kazanılacağını ifade buyuruyor. Peki o zaman ,bu gün bizler bu ilmi kimden alacağız ?. Kim bizlere bu ilmi öğretecek ?. İşte konumuzun bu noktasında Allahın ahlâkıyla ahlâklanan Allahın Resullerinin devreye girdiğini, bunların başında da Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.in yegâne varisi olan Zamanın İmamını görüyoruz. Allahû Tealâ, Bakara suresinin 151. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: 2 / Bakara-151 : Kemâ erselnâ fikum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkikum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lemtekûnû talemûn. Nitekim size; içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir resul (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilavet etsin (okuyup, açıklasın) ve sizi (nefslerinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde ) bilmediğiniz şeyleri öğretsin. Aziz kardeşlerimiz ; Allaha yaşarken ulaşmayı dilemeyenler cahillerdir. Bizimle Allah arasında Allahın dizayn ettiği ilk iki basamakta yer alanlardır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.in bir başka Hadis-i Şerifinde : Öyle insanlar var ki, Kurân okurlar amma,Kurân kursaklarından geçmez. buyurduğu insanlardır. Hadis-i Şerifte bahsedilen hayrı isteyenler ve şerden kaçınanlar ise, Allahın kendilerine ilim verdiği, 12 ihsanla mürşidlerine tabi olanlardır. Huzur Namazının İmamı olan Allahın Veli Resulünün birinci görevi, âyetleri tilavet ederek hayrı isteyen ve şerr den kaçınanlara Hac suresinin 54. âyet-i kerimesine göre ilim vermektir.Huzur Namazının İmamının İkinci görevi,tabi olanları 7 kademede tezkiye ederek ruhun yaşarken Allaha ulaşmasıyla onları birinci grup ilim sahipleri seviyesine ulaştırmaktır. 25. basamakta vechlerini de Allaha teslim edenler ise, ikinci grup ilim sahipleridir. Yani. Kurânın ilk dört ruhunu öğrenenlerdir. 26. basamakta daimi zikre ulaşanlar selâmete kavuşanlardır. Hilm, 26. basamaktan başlar. Hilm, Bakara suresinin 151. âyet-i kerimesinde bir bütün olarak ifade edilmiştir. Aziz kardeşlerimiz ; Evvela ilim verilenler, sonra nefs tezkiyesi yani,birinci grup ilim sahipleri, sonra kitabın öğretilmesi ikinci grup ilim sahiplerini Yüce Rabbimiz açıklıyor. Sonra iki hikmet kademesinde bulunanlar, nefslerini Allaha teslim eden üçüncü grup ilim sahipleri olarak bize açıklıyor. Bunlar aynı zamanda kalbi müzeyyen olmaya başlayan huzur Namazının İmamından hikmetin ötesini öğrenen dördüncü grup ilim sahipleridir. Kısacası Allahû Tealâ, bidayetten nihayete bir bütünü ifade ediyor Bakara-151de. Aziz kardeşlerimiz ; Hilm nedir ? Hilm, şefkâtle, sevgiyle elde edilir.Allahû Tealâ ilmi bizlere veriyor. Eğer bu ilmi insanların faydasına kullanamıyorsak, o zaman bizler bize düşeni yapmamış oluyoruz. İşte burada Hilm devreye giriyor. Şefkât, Rabbimizin indinden zikirle kalbimize indirdiği o sonsuz sevginin bizden mahlûkatına, evvel emirde insanlara yansımasıdır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. biliyorsunuz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor : İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. O halde, her devirde en hayırlı olan ve insanlara en üst seviyede faydalı olan Zamanın İmamıdır. Ve Zamanın İmamından almış olduğumuz Kurân-ı Kerimin bu ilmini insanların istifadesine sunmamız lâzım. Bu da sevgiyle olgunlaşır, gerçekleşir. Aziz kardeşlerimiz ; Sevin ! Evvel emirde seven, sevdiğinin kusurlarını görmez. Seviyorsanız, o kişinin bir çok kusurunu bağışladığınızı göreceksiniz. O halde sürekli onun bunun hatasını araştıran bir insan, aslında kendisini aldatıyordur. Bu noktada gerçekten Allahın ahlâkıyla ahlâklanmak için, kusurları bağışlamakta gece gibi olmak gereklidir. Nefsimiz var olduğu sürece henüz daimi zikre de ulaşmamışsak mutlaka nefsin 19 afetinden kaynaklanan şerr taleplerden dolayı günah işleriz. Bu günahları Allahın bize açtığı tövbe kapısına müracaat ederek Rabbimizin af ve mağfiretine mazhar olabiliriz. Aziz kardeşlerimiz ; İnsanların kusurlarını araştırmamalıyız. Allahın El-Afuvv Esmasının bir tezahürü olarak Yüce Rabbimiz yüzlerce kez nefsimizle işlediğimiz günahları, Rabbimize sığınıp af dilediğimizde nasıl bizi affediyorsa, bize karşı işlenen bu suçların da bizden taraf affolunması, örtülmesi lâzımdır. Eğer biz onları affetmezsek, Rabbimizin affına mazhar olamayız. Aziz kardeşlerimiz ; Hiç unutmayın, nefs öyle azgın bir varlıktır ki, sürekli bizi günaha sürükler. Yani kısacası her saniye, her an Rabbimizin af kapısında dilenmemiz lâzım. Bu, nefsimizin mânevi kalbinde mevcut olan 19 afetten kaynaklanan bir durumdur. Daimi zikre ulaşana kadar bu durum böyle devam eder. Daimi zikre ulaşıp selâmete kavuştuğumuz zaman nefsin 19 afeti yerine, ruhun 19 hasleti yerleştiği için her aksiyonumuz (hareketimiz) hayır olacaktır. Böyle olunca, çevremizde hiç kimse artık bizim düşmanımız olmayacaktır. Yani! hiç düşmanımız kalmayacaktır.Kimseye de kin tutamayacağız o zaman. ( Yunus Emre Hazretlerinin de dediği gibi Biz kimseye kin tutmazız ,Ağyar bile dosttur bize Ağyar , düşman demek ) Ama henüz insanlar bizlere dost değil. Ne zaman kalbimiz 19 kademede müzeyyen olursa çevremizdeki insanların hepsini seversek, hepsi bize dost olursa, o zaman Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.inde Hadis-i şerifinde buyurduğu Hilm sahiplerinden oluruz. Efendimizin Mehdi a.s.ın sürekli, yıllardan beri bizlere ifade buyurduğu evrensel bir parolası var; Başkaları için yaşamak, Başkaları için yaşamak, Başkaları için yaşamak. Aziz kardeşlerimiz ; Başkaları için olmak da lafla olmaz. Muhakkak ki, bunun tatbikatı lâzım. Sizler eğer şu anda kendi kendinize ; Ben başkaları içinim. diyorsanız, hemen Allahû Tealâ, gerçekten bunun ispatı saadetinde çevrenizdeki bir insandan sizin hoşunuza gitmeyecek bir davranış gerçekleştirir. Hadi bakalım cevabını ver. diyor. İşte bizde sıkılarak Hele böyle olur mu ? şöyle olur mu? diye karşı tarafı suçladığımızda aslında ondan yana değil, nefsimizden yana olduğumuzu net bir şekilde ifade etmiş oluyoruz. Ondan yanaysam ne yapmam lâzım? Daimi zikre ulaşmamış olanların Allahın emrettiği tarzda affetmesi lâzım. Ondan yanaysak, Hay Allah senden razı olsun, nefsimin eksik bir tarafını bana gösterdiğin için, bir kere daha Allah senden razı olsun. deyip ve Rabbimize sığınarak: Ya Rabbi , bu kardeşim vasıtasıyla bana eksik olan yanımı gösterdiğin için, bunun derdinin ,devasını, ilacını da sen vereceksin. diye Rabbimize yalvarıp sığındığımız zaman , muhakkak ki; Allahû Tealâdan gerekli cevabı ,gerekli yardımı alacağız. Aziz kardeşlerimiz ; Allahû Tealâ, kullarına yardım etmeye her zaman hazırdır. Ama kullar kapıyı kendilerine kapamadıkları taktirde!. Ne yazık ki, biz insanlar cehalet sebebiyle her saniye, her an Allahû Tealânın bizlere hazır beklettiği bir yardımı elimizin tersiyle itiyoruz. O inatçı nefsimiz var ya ! bizlere kapıyı kapattırıyor. O ezeli ve ebedi düşmanımız olan iblis (şeytan) de öbür tarafta kapıyı kendimize kapattığımızda kıs, kıs gülüyor. Aziz kardeşlerimiz ; İşte, nefs ve şeytan .İkisi de ezeli ve ebedi düşman.Ama bunlardan en ünlü düşman hangisi dersiniz ? Nefs, nefs, nefs.! Aziz kardeşlerimiz ; Düşman dışarıda değil, düşman kendi içimizde .! Allahû Tealâ, bu düşmana karşı savaşmamızı istiyor bizden. İnsanın meleklerden üstün olmasının , insanın bütün mahlûkattan şerefli olmasının odak noktasında nefsine karşı savaşı kazanmasına bağlı oluşu vardır. Ve nefse karşı savaşmanın yegâne silahı, zikir, zikir, zikirdir. Bizler Allahı zikrettiğimiz zaman, Allahın istediği savaşı, nefsimize karşı kazanabiliriz. Bakın Allahû Tealâ , Maide suresinin 35. âyet-i kerimesinde ne buyuruyor : 5 / Maide-35 : Yâ eyyuhellezine âmenûttekullâhe vebtegû ileyhil vesilete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn. Ey âmenû olanlar ( Allaha yaşarken ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler ), Allaha karşı takva sahibi olun. Ve Ona ulaştıracak vesileyi isteyin ! Ve Onun yolunda (nefsinizle ) cihad edin. Umulur ki, siz felâha eresiniz. Bizler zikretmediğimiz zaman, şeytanda başımızda bekliyor. O halde bakın bakalım, ne zaman zikretmiyorsak, o an düşmana (nefsimize ve iblise ) yenik düşüyoruz. Ne zaman zikrediyorsak, gâlip olan taraf Allahın taraftarları oluyor. Aziz kardeşlerimiz ; Bu bizlerden kaynaklanan bir güç değildir. Her zaman Efendimiz Mehdi a.s. şöyle ifade buyuruyor: En güçlü olan ,Allah ile beraber olandır. Kâinatın sahibi, her şeye, zerreye hükmede Yüce Rabbimizdir. Biz Onun İsmini ardı ardına kalbimizde tekrar etmeye başladığımız zaman, ALLAH , ALLAH, ALLAH dediğimiz zaman Allah bizimle beraberdir. En kuvvetli olan bizimle beraberse, bizleri de yenecek yoktur. Bakın, Al-i İmran suresinin 139.ve 160. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ ne buyuruyor : 3 / Al-i İmran-139 : Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul alevne in kuntum muminîn. Gevşemeyin ve mahzun olmayın. Eğer müminler iseniz mutlaka siz üstün geleceksiniz. 3 / Al-i İmran-160 : İn yensur kumullâhu felâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yensurukum min badih, ve alallâhi fel yetevekkelil muminûn. Eğer, Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız ( yüz üstü ) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir.? Öyleyse müminler, Allaha tevekkül etsinler. ( Allaha güvensinler,Allahı vekil tayin etsinler.) Aziz kardeşlerimiz ; Allahı zikredelim, nefsimize ve şeytana gâlip gelelim. Allah diyelim ve en kuvvetli olan Allah ile beraber olalım. 14 asır evvel kitabın bütününe tabi olan, yani ilmin bütününü yaşayan sahabenin, Al-i İmran Suresinin 119. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ vasıflarını veriyor : 3 / Al-i İmran-119 : Hâ entum ulâî tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnehum ve tûminûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayzı, kul mûtû bi gayzıkum, innellâhe alîmun bizâtis sudûr. ( Ey müminler! ) sizler öyle kimselersiniz ki, onlar sizleri sevmedikleri halde, sizler onları seversiniz Ve siz kitabın bütününe imân edersiniz.Onlar sizinle karşılaştıkları zaman , İman ettik derler. Ama tenhada kendi başlarına kaldıkları zaman, sizlere olan öfkelerinden (dolayı) parmak uçlarını ısırırlar. De ki ; Öfkenizden ölün. Hiç şüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir. Aziz kardeşlerimiz ; İşte, Allahû Tealâ, bizlerden bu Kurân-ı Kerimin bütününü hayata geçirmemizi, yaşamamızı istiyor. Peki,, yaşadığımız zaman ne olacak?. Düşmanımız yok, düşmanımız artık dost olacak. Onun için yunus Emre ne diyor ? Düşmanımız kindir bizim. Biz kimseye kin tutmazız.Ağyar bile dosttur bize. Aziz kardeşlerimiz ; Ne zaman daimi zikre ulaşırsak, 19 tane afetin yerine hasletler gelip yerleşirse biz artık kimseye düşman değilizdir. Ama henüz herkes bize de dost değil. Ne zaman 14 kademede kalbimiz müzeyyen olursa o zaman ağyar (düşman ) bile bize dost olur. İşte 14 asır evvel sahâbenin düşmanları kendilerine dost olduğu gibi. Efendimiz Mehdi a.s.ında buyurduğu gibi daimi zikre ulaşarak!....Düşmanla olan kavganızı bitirmek değil, düşmanı sevmeniz lâzımdır.Ne zaman kalbimiz müzeyyen olursa, o zaman bizler düşmanımızı da severiz. Sahabe gibi düşmanlarımız bizlere dost olur. İşte bunlar kitabın bütünüdür. Aziz kardeşlerimiz ; Bundan daha büyük şefaat olur mu? Bu sonsuz ilim farziyetini Kurân-ı Kerimde Allahû Tealâ bizlere bahşetmiştir. Ama Resulullah s.a.v.in buyurduğu gibi : Öyle insanlar vardır ki, Kurân-ı Kerim okurlar , ama Kurân-ı Kerim kursaklarından geçmez. Bu gün İslâm aleminde bu sonsuz ilim hazinesi, Kurân-ı Kerim kursaklarından geçmeyen insanların ellerinde heba olmuş. Unutulmuş. Yazık ki ne yazık!... Günümüz Huzur Namazının İmamı Mehdi a.s. Allahın Resûlü Furkan Suresinin 30. âyet-i kerimesinde Yarabbim benim kavmim bu Kurân-ı Kerimi unuttu. buyuruyor. Öte yandan, İstiklâl Marşımızın yazarı Merhum Mehmet Akif Ersoyun sözlerini sakın unutmayın. Bu Kurân-ı Kerim, ne mezarlarda okunmak, ne de fal bakmak için indirildi. Bu Kurân-ı Kerim, yaşamak için indirildi. (Bu Kurân-ı Kerim ölüler üzerine okunduğu ve üflendiği içindir ki, üzerimize ölü toprağı serpilmiştir !....) Öyleyse, Allahın dizaynı içerisinde , şu sonsuz ilim hazinesi olan Kurân-ı Kerimi yaşamak, ancak sahâbe gibi ilim ve hilm sahibi olmakla mümkündür. Aziz kardeşlerimiz ; Rabbimiz, yaşarken Allaha ulaşmayı dileyiniz bu ön şart. ondan sonra mürşidinize tabi olun, ahiret saadeti ve dünya saadetinin yarısı sizin olur. O zaman kâinatta fizik ve fizik ötesi kapılar Allaha yaşarken ulaşmayı dileyen İhsanla mürşidine tabi olan herkese açılır. Şartı ne? Şartı : Allaha yaşarken ulaşmayı dilemek Kalpten dilimizi oynatmadan. Allaha yaşarken ulaşmayı dilemediğimiz taktirde, her kapı kapalıdır. Araf Suresinin 40. âyet-i kerimesine bakın ne buyuruyor Allahû Tealâ : 7 / Araf-40 : İnnellezine kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicelcemelû fi semmil hiyât. Ve kezâlike neczil mucrımîn. Muhakkak ki, âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler ; onlara gök kapıları açılmaz. Deve (ve ya urgan ) iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Mücrimleri (suçluları) işte böyle cezalandırırız. (Kibirlenenlerin bir kısmı da, Allaha yaşarken ulaşmayı dilemeyenlerdir.) Aziz kardeşlerimiz ; Allahû Tealâ, yiyelim, içelim diye bizleri dünyaya göndermedi. İnsan olmanın vasfı,hedefi, Allaha kul olmaktır. Onun için kul olmak,insanı,insan eder. ve her devirde insan-ı kâmil olanların arasında Allahın Huzur namazının İmâmı olarak seçtiği kavmin Resûlünü de sultan eder. Allaha yaşarken ulaşmayı iç sesinizle, iç dünyanızda dileyin. Konuşun kendi, kendinizle. Kalbiniz konuşsun. Kalbinizin konuşmasını Allah işitir. Onun için Allahû Tealâ kalplere bakıyor. Vallâhu semiun alîm. Allah, bilir ve işitir. Bakın bu konuda Allahû Tealâ Kaf Suresinin 16.âyet-i kerimesinde ne buyuruyor: 50 / Kaf-16 : Ve lekad halaknelinsâne ve nalemu mâ tuvesvisû bihi nefsûhu ve nahnû akrebû ileyhi min hablilveriydi. Andolsun ki, insanı biz yarattık. ve nefsinin ona ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. Efendimiz, Mehdi a.s. buyuruyor ki: Kim yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilerse, dileyip, dilemediğini Allah en iyi bilendir. buyuruyor. 12 İhsanla mürşidine tabi olan kişiye ,Allah 7 tane de Nimet veriyor. İşte o kişinin namaz kılmamazlık etmesi mümkün değildir. Çünkü namazı Allah sevdirtecektir. Nasıl insan sevdiği kişiye koşarak gidiyorsa, o zaman namaza da öyle koşarak gidecektir. Her şey bir yana namaz bir yana; her şey bir yana , oruç bir yana. Yani namazı orucu Allahın emirlerini her şeyin önüne geçirecek. Neden ? Çünkü Allah onun kalbine o sevgiyi verecek. Aziz kardeşlerimiz ; Şimdi düşünmemiz gerekmez mi? Biz yaşarken Allaha ulaşmayı dilemişiz, mürşidimize tabi olmuşuz, ama namaz kılmıyoruz, oruç tutmuyoruz, zikir yapmıyoruz,hizmet vermiyoruz. Bu bizim de hoşumuza gitmiyor. O zaman kalbimize bir yönelelim bakalım. Orada bir eksiklik var!. Bizler kendimizi kandırıyoruz. Kalbimize yönelelim; konuşun : Rabbim ben sana yaşarken ulaşmak istiyorum. Beni bu konuda techiz et. Yarabbim. deyin. İşte sadece hayrı işlemek değil,şerr den de kaçınmamız bunun için lâzım. Biliyorsunuz Allahın emirleri ve nehiyleri vardır. Allah, emirlerini yapmamızı, yasaklarından da kaçınmamızı istiyor. O halde yasaklarından kaçındığınız an kurtulursunuz, korunursunuz. Şerre bir misal verelim; Cuma vakti gelmiş, namazı kılmanız lâzım. Cumanın kazası da yok. Ama arkadaşınız sizi çağırıyor, gelmiş: falanca yerde arkadaş toplantısı var. işte orada iki tercihle karşı, karşıyasınız. Oraya gittiğiniz zaman kafa çekeceksiniz. Eğer sen iç dünyanda bu kaçınma işlemini yaparsan, Allah seni o şerr den koruyacaktır. ama sen iç dünyanda bir talep sahibisin.talep senden gelecektir. Yarabbim, beni niye korumadın ? demen olmaz. Her şeyden evvel kesinlikle ne yapman lâzım ? Kalben korunma talebini Allaha bildireceksin. Rabbim beni koru.Kaçınıyorum ben, kendim tek başıma yardımın olmadan muvaffak olamıyorum, yapamıyorum bu işi. Beni koru bana yardım et Yarabbim. işte o zaman korunursun. Şerr den kaçınan korunur. Kimden korunur ?. Bakın kimden korunduğunu Allahû Tealâ Nahl suresinin 36. âyet-i kerimesinde bildirmiş: 16 / Nahl-36 : Ve lakad beasnâ fi kulli ummetin resûlen enibudullâhe vectenibûttâgût fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhiddalâleh fesîrû fil ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetulmukezzibîn. Ve andolsun ki, Biz bütün ümmetlerin (kavimlerin,milletlerin ) içinde Resuller beas ettik, (hayata getirdik,vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allaha kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi. Ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. (Resullere tabi olanlar hidayete erdi, tabi olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu) Yer yüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün. Aziz kardeşlerimiz ; Başlangıçta herkesin nefsinin manevi kalbinde 19 tane afet vardır. Nefsin bütün talepleri bu afetlerden kaynaklanıyor. Şeytan bu afetlere tesir ederek bizlere şerr işlettiriyor. Ama mürşidine ihsanla tabi olup,başının üzerinde Devrin İmamının (huzur Namazının İmamının) Ruhuyla korunan, hafizun olan kişi nefs tezkiyesiyle beraber mücahede ve riyazetle hedefine ulaşıyor. Mücahede neydi ? : Allahın yap dediği ve nefsimizin yapmak istemediği o emri nefsimize zorla yaptırmak. Nefsimiz namaz kılmak istemiyor, Biz o kılmak istemediği namazı 10 kat daha fazla kılıp, ona o cezayı vermek. Nefsimiz yasak bir fiili işlemek istiyor,onu da ona yaptırmayacağız. Riyazetle nefsimizin talebine mani olacağız. Nefs tezkiyesiyle beraber mücahede ve riyazeti devreye koyarak her gün zikrimizi biraz daha artıracağız. Böylece Rabbimizin koruyucu zırhına sahip olacağız. Bir hata ve sıkıntı durumunda Rabbimizden yardım istemeyi de ihmal etmeyeceğiz. Yarabbim beni koru, Senden yardım istiyorum,. Nefsim beni sürekli bir takım olaylar ile zikirden alı koyuyor. Bu nefse karşı bana yardım et Yarabbim. Ben senden yardım istiyorum. diyeceğiz. Göreceksiniz ki; mutlaka Allahın yardımı gelecektir. Yusuf a.s.mı hatırlayın 12/Yusuf-53 : Ve mâ uberriu nefsî inen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbi, inne rabbi gafûrun rahim. Ve ben, nefsimi ibra edemem. (temize çıkaramam). Çünkü; nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahim esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki; Rabbim, mahfiret eden (günahları sevaba çevirendir). Rahim (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye eden)dir. Bir de, gelmediğini düşünelim, istediğiniz zaman gelmedi, bu neyin ispatıdır ? Bu liyâkat eksikliğinin ispatıdır. o zaman daha fazla zikredeceğiz. Allah yolunda hizmetimizi artıracağız. o liyakat seviyesine ulaştığınız zaman kesinlikle Allahın yardımı gelir. Allahın Liyâkat ve İhsan kanunları vardır, Bu kanun çerçevesi içerisinde olun. Aziz kardeşlerimiz ; Hayrı isteyen hayrı bulur. O zaman siz kaçınma işlemini yapacaksınız ki, Allahû Tealâ da sizleri korusun. Ne olur sizler hayrı ister ve şerr den kaçınırsanız ? Selâmete kavuşursunuz. İşte kalbi müzeyyen olan bir insan, Allahın kendisine verdiği sonsuz nimetler karşısında kendisinin bir kul olarak yaptığını sıfır görür ve der ki: Rabbim bu bana yetmiyor, Sana köle olmak istiyorum. Muhakkak ki, Allahû Tealâ talebinizi kabul buyurur ve irade bağlanmasıyla, o kişi Allaha köle olur. Bihakkın takvaya ulaşan Allahın köleleri, Allahın ahlâkıyla ahlâklananlardır. Hakka tukâtîhı takva, bi hakkın takva: 3 / Al-i İmran -102 : Yâ eyyuhellezine âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn. Ey iman edenler ! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi Allaha karşı takva sahibi olun. Ve ölmeden (önce) Allaha teslim olun. Aziz kardeşlerimiz ; Bu kişiler, üç grupta toplanır. Birinci guruptakiler, Allahın İrşadla vazifeli kıldığı Veli Mürşidlerdir. İkinci guruptakiler, Allahın kavimlerde seçtiği Veli Resullerdir. Üçüncü guruptakiler, Huzur Namazının İmamlarıdır Köleliğe ulaşmış olan insanlar içerisinde her devirde bir tek kişiyi Allahû Tealâ tasarrufuna alır. Bu Devrin İmamıdır. Günümüzde de Bu İmam MEHDİ a.s. Efendimizdir. Hacet Namazı kılınarak sormak farzdır. Rabbimize o üst seviye nimete , MEHDİ a.s.a bizi ulaştırdığı için, Onun derslerinde bulunmayı bizlere nasip kıldığı için, Onun öğretisinden bizlere verdiği her nimet için Yüce Rabbimize sonsuz hamd eder , şükrederiz. Dileyen herkesinde Allahın ahlâkıyla Ahlâklanmasını Yüce Rabbimizden Hacet Namazı kılarak Ulaşmasını niyaz ederiz. Aziz kardeşlerimiz ; Sohbetimize burada son veriyoruz. Sizleri çok ama pek çok seviyoruz. Sevgi ve saygılarımızla. Allah Razı Olsun. |
|
|
|||||||||||||