Sohbetler  
line decor

  

line decor
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

ALLAH’IN  AHLÂKIYLA  AHLÂKLANMAK !

Aziz kardeşlerimiz ;

Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealâ'nın selâmı ile selâmlıyoruz.

Esselâmu aleykum rahmetullâhu ve berekâtuhu.

Bu sohbet konumuzu da ALLAH’IN  AHLÂKIYLA  AHLÂKLANMAK ! kavramına ayırdık.Tabii yine her zaman olduğu gibi Kur'ân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi a.s. önderliğinde konumuzu işleyeceğiz İnşaallah.

Aziz kardeşlerimiz ;

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.  şöyle buyuruyor :

“ Ey  ashabım, ey ümmetim Allah’ın ahlâkıyla  ahlâklanın ! Muhakkak ki; Allah’ın ahlâki ilim ve hilm’dir. İlim, öğrenmekle elde edilir. Hilm, şefkâtle kazanılır. Hayrı isteyen hayrı bulur, şerr den kaçınan korunur. Ve selâmete kavuşur.”

Aziz kardeşlerimiz ;

14 asır evvel,  Nebiler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. Efendimiz’in söylediği bu hadis-i şerif’te aslında Kur’ân’ın bütünü ifade edilmiş durumda  olduğunu  Kur’ân-ı Kerim   ayet-i kerimeleri ışığı altında hadi gelin beraberce birlikte inceleyelim görelim .İnşaallah.

Aziz kardeşlerimiz ;

Kur’ân-ı Kerim  standartlarında bizimle Allah arasındaki ilişkileri Allah, 28 basamakta  dizayn etmiştir. Resûlullah s.a.v. Efendimiz, bu hadis-i şerifinde 28 basamağın bütününe işaret ediyor. Allah’ın Resûl’ü Mehdi a.s. Efendimiz’in ilim açısından Kur’ân ın bütününü değerlendiren bu konudaki açıklamalarına bakıyoruz ; Kur’ân-ı Kerim’e göre insanlar ilim açısından üç grupta toplanıyor.

1. guruptakiler ; Cahillerdir.

Bunlar dünya hayatında yaşarken ruhen Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. 28 basamağın ilk iki basamağında bu cahiller gurubu yer alır. Üçüncü basamaktan 14. basamağa kadar ki 12 basamakta yer alanlar ise, Hac suresinin 54. âyet-i kerimesine göre Allah’ın kendilerine ilim verdiği kişilerdir.

22 / Hac-54 : “ Ve li ya’lemellezine  utül’ılme ennehul hakku min rabbike feyu’minû bihi fe tuhbite kulûbuhum, ve innallâhe  le hâdillezine âmenû ilâ sırâtınmustakîm.”

Ve kendilerine ilim verilenler onun Rabbinden bir hak olduğunu bilsinler diye ve ona inansınlar diye onların kalplerine ihbat konmuştur. Muhakkak ki; Allah, âmenû olanları Sırat-ı Mustakim’e ulaştırır.

Aziz kardeşlerimiz ;

Peygamber Efendimiz’in açıkladığı hadis’te, “ hayrı isteyen hayrı bulur “ dediği kişiler bu kişilerdir.

Allahû Tealâ, Enfal suresinin 23. âyet-i kerimesinde : “ Biz onlarda hayır görseydik mutlaka işittirirdik.” buyuruyor.

8 / Enfal-23 : “ Ve lev alimallâhu fihim hayren le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu’ridûne.”

Ve Allah onların içinde hayır olduğunu bilse (görse) elbette onlara işittirirdi. Ve onlara işittirse bile, (onlar) mutlaka dönerlerdi ve  onlar yüz çevirenlerdir.

Hayrı isteyenler Allah’a yaşarken ulaşmayı dileyen, Allah’tan 12 ihsan alan kişilerdir. 12. İhsan Mürşidin görülmesidir. Allah’ın kendisine mürşid gösterdiği kişi, Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesine göre ona tâbî olursa hadis-i şerif’te ifade edilen “ şerr den kaçınan korunur.” buyurduğu mürşidlerine 12 ihsanla tâbi olarak Allah’tan 7 tane de ni’net alan kişilerdir.

Üçüncü grup kişiler ise, ilim sahipleridir.

16 / Nahl-36 :” Ve lekad beasnâ fi külli ummetin resûlen eni’budullâhe vectenibûttâgut fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhiddalâleh, fesirû fil ardı fanzurû keyfe kâne âkibetulmukezzibiyn.”

Ve andolsun ki, Biz bütün ümmetlerin (milletlerin,kavimlerin ) içinde resuller beas ettik, (hayata getirdik,vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allah’a kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine de dalâlet hak oldu. (Resullere tabi olanlar hidayete erdi,tabi olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu) . Yeryüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün.

Aziz kardeşlerimiz ;

7 grup ilim sahibi vardır.

1. grup ilim sahipleri, ruhlarını yaşarken Allah’a teslim edenlerdir.

2. grup ilim sahipleri, vechlerini (fizik vücutlarını) Allah’a teslim edenlerdir.

3. grup ilim sahipleri, nefslerini Allah’a teslim edenlerdir.

4. grup ilim sahipleri, irşada ulaşan kalbi müzeyyen olanlardır.

5. grup ilim sahipleri, iradesini Allah’a bağlayanlardır. (irade teslimini gerçekleştirenlerdir).

6. grup ilim sahipleri, kavim Resulleridir.

7. grup ilim sahipleri, Allah’ın Nebileri ve onların olmadığı zaman dilimlerinde Allah’ın Huzur Namazı’nın İmamı olarak seçtiği Veli Resullerdir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. Hadis-i şerif’inde ; bu ilminin tatbikatının neticesinde daimi zikre ulaşanları “ selâmete kavuşanlar “ olarak açıklıyor. 14 kademede  kalbi müzeyyen olanları Hilm sahibleri olarak açıklıyor. Yani 26. basamakta nefslerini Allah’a teslim ederek Tövbe-i Nasuh’la tövbe ederek 28. basamağın 5. kademesinde iradesini de Allah’a teslim edenler ise, Allah’ın ahlâkıyla  aklâklananlardır. 28. basamağın 5. kademesinde kişinin kalbi 19 mertebede müzeyyen olur. Kişi faziletli, erdemli olur.

Allah’ın ahlâkiyle ahlâklananların ilk gurubu Allah’ın irşada memur ve mezun kıldığı veli mürşidlerdir. Allah’ın ahlâkıyla ahlâklananların ikinci gurubu Allah’ın kavmin içinde seçtiği veli resullerdir. Her devirde Allah’ın ahlâkıyla ahlâklananların en zirve noktasında Allah’ın Huzur Namazının İmam’lığına seçtiği Huzur Namazı’nın İmamı bulunur.

Aziz kardeşlerimiz ;

Kur’ân-ı Kerim’i incelediğiniz zaman bir çok âyet-i kerimede Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz s.a.v.’e hitap ederek  “ Sana ilim geldikten sonra “ diyor.

2 / Bakara-120 :   “ Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ tettebia milletehum , kul inne hudâllâhi huvel hudâ  ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezi câeke minel ılmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr.”

Sen onların dinine tabi olmadıkça (uymadıkça) ne Yahudiler ve nede Hıristiyanlar  senden (asla) razı olmazlar. De ki; “ Muhakkak ki, Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan ; andolsun ki , Allah’tan sana ne bir dost ve nede bir yardımcı olmaz.

Aziz kardeşlerimiz ;

İşte burada Yüce Rabbimizin , Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.’e verdiği ilim;  ruhun ,vechin, nefsin ve iradenin hidayetiyle ilgili verdiği  Kur’ân-ı Kerim ‘in bütünüdür. Nebiler Sultanı ; ilmin muhakkak ki öğrenilerek kazanılacağını ifade buyuruyor.

Peki o zaman ,bu gün bizler bu ilmi kimden alacağız ?. Kim bizlere bu ilmi öğretecek ?.

İşte konumuzun bu noktasında Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanan  Allah’ın Resullerinin devreye girdiğini, bunların başında da Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa  s.a.v.’in yegâne varisi olan Zaman’ın İmamı’nı görüyoruz.

Allahû Tealâ, Bakara suresinin 151. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

2 / Bakara-151 : “ Kemâ erselnâ fikum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkikum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lemtekûnû ta’lemûn.”

Nitekim size; içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir resul (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilavet etsin (okuyup, açıklasın) ve sizi (nefslerinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de  ötesinde ) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemeyenler cahillerdir. Bizimle Allah arasında Allah’ın dizayn ettiği ilk iki basamakta yer alanlardır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.’in bir başka Hadis-i Şerif’inde : “ Öyle insanlar var ki, Kur’ân okurlar amma,Kur’ân kursaklarından geçmez.” buyurduğu insanlardır.

Hadis-i Şerif’te  bahsedilen hayrı isteyenler ve şerden kaçınanlar ise, Allah’ın kendilerine ilim verdiği, 12 ihsanla mürşidlerine tabi olanlardır. Huzur Namazı’nın İmamı olan Allah’ın Veli Resul’ünün birinci görevi, âyetleri tilavet ederek  “ hayrı isteyen ve şerr den kaçınanlara ” Hac suresinin 54. âyet-i kerimesine göre ilim vermektir.Huzur Namazı’nın İmamı’nın  İkinci görevi,tabi olanları 7 kademede tezkiye ederek ruhun yaşarken Allah’a ulaşmasıyla  onları birinci grup ilim sahipleri seviyesine ulaştırmaktır.  25. basamakta vechlerini de Allah’a teslim edenler ise, ikinci grup ilim sahipleridir.

Yani. Kur’ân’ın ilk dört ruhunu öğrenenlerdir. 26. basamakta  daimi zikre ulaşanlar selâmete kavuşanlardır. Hilm, 26. basamaktan başlar. Hilm, Bakara suresinin 151. âyet-i kerimesinde bir bütün olarak ifade edilmiştir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Evvela ilim verilenler, sonra nefs tezkiyesi yani,birinci grup ilim sahipleri, sonra kitabın öğretilmesi ikinci grup ilim sahiplerini Yüce Rabbimiz açıklıyor. Sonra iki hikmet kademesinde bulunanlar, nefslerini Allah’a teslim eden üçüncü grup ilim sahipleri olarak bize açıklıyor. Bunlar aynı zamanda kalbi müzeyyen olmaya başlayan huzur Namazı’nın İmamı’ndan hikmetin ötesini öğrenen dördüncü grup ilim sahipleridir.

Kısacası Allahû Tealâ, bidayetten nihayete bir bütünü ifade ediyor Bakara-151’de.

Aziz kardeşlerimiz ;

Hilm nedir ? Hilm, şefkâtle, sevgiyle elde edilir.Allahû Tealâ ilmi bizlere veriyor. Eğer bu ilmi insanların faydasına kullanamıyorsak, o zaman bizler bize düşeni yapmamış oluyoruz.  İşte burada Hilm devreye giriyor. Şefkât, Rabbimizin indi’nden zikirle kalbimize indirdiği o sonsuz sevginin bizden mahlûkatına, evvel emirde insanlara yansımasıdır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. biliyorsunuz bir Hadis-i Şerif’inde şöyle buyuruyor : “ İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”

O halde, her devirde en hayırlı olan ve insanlara en üst seviyede faydalı olan Zaman’ın İmamı’dır. Ve Zaman’ın İmamı’ndan almış olduğumuz Kur’ân-ı Kerim’in  bu ilmini insanların istifadesine sunmamız lâzım. Bu da sevgiyle olgunlaşır, gerçekleşir.

Aziz kardeşlerimiz ;

Sevin ! Evvel emirde seven, sevdiğinin kusurlarını görmez. Seviyorsanız, o kişinin bir çok kusurunu bağışladığınızı göreceksiniz.

O halde sürekli onun bunun hatasını araştıran bir insan, aslında kendisini aldatıyordur. Bu noktada gerçekten Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak için, kusurları bağışlamakta gece gibi olmak gereklidir.  Nefsimiz var olduğu sürece henüz daimi zikre de ulaşmamışsak  mutlaka nefsin  19 afetinden kaynaklanan şerr taleplerden dolayı günah işleriz. Bu günahları Allah’ın bize açtığı tövbe kapısına müracaat ederek Rabbimizin af ve mağfiretine mazhar olabiliriz. Aziz kardeşlerimiz ;

İnsanların kusurlarını araştırmamalıyız. Allah’ın El-Afuvv Esma’sının bir tezahürü olarak Yüce Rabbimiz yüzlerce kez nefsimizle işlediğimiz günahları, Rabbimize sığınıp af dilediğimizde nasıl bizi affediyorsa, bize karşı işlenen bu suçların da bizden taraf affolunması, örtülmesi lâzımdır. Eğer biz onları affetmezsek, Rabbimizin affına mazhar olamayız.

Aziz kardeşlerimiz ;

Hiç unutmayın, nefs öyle azgın bir varlıktır ki, sürekli bizi günaha sürükler. Yani kısacası her saniye, her an  Rabbimizin af kapısında dilenmemiz lâzım. Bu, nefsimizin mânevi kalbinde mevcut olan 19 afetten kaynaklanan bir durumdur. Daimi zikre ulaşana kadar bu durum böyle devam eder. Daimi zikre ulaşıp selâmete kavuştuğumuz zaman nefsin 19 afeti yerine, ruhun 19 hasleti yerleştiği için her aksiyonumuz (hareketimiz) hayır olacaktır. Böyle olunca, çevremizde hiç kimse artık bizim düşmanımız olmayacaktır. Yani! hiç düşmanımız kalmayacaktır.Kimseye de  kin tutamayacağız o zaman.  ( Yunus Emre Hazretlerinin de dediği gibi “ Biz kimseye kin tutmazız ,Ağyar bile dosttur bize ” Ağyar , düşman demek )  Ama henüz insanlar  bizlere dost değil. Ne zaman kalbimiz  19 kademede müzeyyen  olursa çevremizdeki insanların hepsini seversek, hepsi bize dost olursa, o zaman Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.’inde  Hadis-i şerif’inde buyurduğu Hilm sahiplerinden oluruz. Efendimiz’in  Mehdi a.s.’ın  sürekli, yıllardan beri bizlere ifade buyurduğu evrensel bir parolası var;

                                       “ Başkaları için yaşamak,

                                          Başkaları için yaşamak,

                                          Başkaları için yaşamak.”         

Aziz kardeşlerimiz ;

Başkaları için olmak da lafla olmaz. Muhakkak ki, bunun tatbikatı lâzım. Sizler eğer şu anda kendi kendinize ; “ Ben başkaları içinim.” diyorsanız, hemen Allahû Tealâ, gerçekten bunun ispatı saadetinde çevrenizdeki bir insandan sizin hoşunuza gitmeyecek bir davranış gerçekleştirir. “ Hadi bakalım cevabını  ver.” diyor. İşte bizde sıkılarak  “ Hele böyle olur mu ? şöyle olur mu?” diye karşı tarafı suçladığımızda aslında ondan yana değil, nefsimizden yana olduğumuzu net bir şekilde ifade etmiş oluyoruz.

Ondan yanaysam ne yapmam lâzım? Daimi zikre ulaşmamış olanların Allah’ın emrettiği tarzda affetmesi lâzım. Ondan yanaysak, “ Hay Allah senden razı olsun, nefsimin eksik bir tarafını bana gösterdiğin için, bir kere daha Allah senden razı olsun.” deyip ve Rabbimize sığınarak: Ya Rabbi , bu kardeşim vasıtasıyla bana eksik olan yanımı gösterdiğin için, bunun derdinin ,devasını, ilacını da sen vereceksin.” diye Rabbimize yalvarıp sığındığımız zaman , muhakkak ki; Allahû Tealâ’dan gerekli cevabı ,gerekli yardımı alacağız.

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahû Tealâ, kullarına yardım etmeye her zaman hazırdır. Ama kullar kapıyı kendilerine kapamadıkları taktirde!.

Ne yazık ki, biz insanlar cehalet sebebiyle her saniye, her an Allahû Tealâ’nın bizlere hazır beklettiği  bir yardımı elimizin tersiyle itiyoruz.

O inatçı nefsimiz var ya ! bizlere kapıyı kapattırıyor.

O ezeli ve ebedi düşmanımız olan iblis (şeytan) de öbür tarafta kapıyı kendimize kapattığımızda kıs, kıs gülüyor.

Aziz kardeşlerimiz ;

İşte, nefs ve şeytan .İkisi de ezeli ve ebedi düşman.Ama bunlardan en ünlü düşman hangisi dersiniz ? Nefs, nefs, nefs.!

Aziz kardeşlerimiz ;

Düşman dışarıda değil, düşman kendi içimizde .!

Allahû Tealâ, bu düşmana karşı savaşmamızı istiyor bizden. İnsanın meleklerden üstün olmasının , insanın bütün mahlûkattan şerefli olmasının odak noktasında nefsine karşı savaşı kazanmasına bağlı oluşu vardır. Ve nefse karşı savaşmanın yegâne silahı, zikir, zikir, zikirdir.

Bizler Allah’ı zikrettiğimiz zaman, Allah’ın istediği savaşı, nefsimize karşı kazanabiliriz. Bakın Allahû Tealâ , Maide suresinin 35. âyet-i kerimesinde ne buyuruyor :

5 / Maide-35 : “ Yâ eyyuhellezine âmenûttekullâhe vebtegû ileyhil vesilete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn.”

Ey âmenû olanlar ( Allah’a yaşarken ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler ), Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin ! Ve O’nun yolunda (nefsinizle ) cihad edin. Umulur ki, siz felâha eresiniz.

Bizler zikretmediğimiz zaman,  şeytanda başımızda bekliyor. O halde bakın bakalım, ne zaman zikretmiyorsak, o an düşmana (nefsimize ve iblise ) yenik düşüyoruz. Ne zaman zikrediyorsak, gâlip olan taraf Allah’ın taraftarları oluyor.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu bizlerden kaynaklanan bir güç değildir.

Her zaman Efendimiz Mehdi a.s. şöyle ifade buyuruyor: “ En güçlü olan ,Allah ile beraber olandır.”  Kâinatın sahibi, her şeye, zerreye hükmede Yüce Rabbimizdir. Biz O’nun İsmini ardı ardına kalbimizde tekrar etmeye başladığımız zaman,  “ ALLAH , ALLAH, ALLAH “ dediğimiz zaman Allah bizimle beraberdir. En kuvvetli olan bizimle beraberse, bizleri de yenecek yoktur. Bakın, Al-i İmran suresinin 139.ve 160. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ ne buyuruyor :

3 / Al-i İmran-139 : “ Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn.”

Gevşemeyin ve mahzun olmayın. Eğer mü’minler iseniz mutlaka siz üstün geleceksiniz.

3 / Al-i İmran-160 : “ İn yensur kumullâhu felâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yensurukum min ba’dih, ve alallâhi fel yetevekkelil mu’minûn.”

Eğer, Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız ( yüz üstü ) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir.? Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler. ( Allah’a güvensinler,Allah’ı vekil tayin etsinler.)

Aziz kardeşlerimiz ;

Allah’ı zikredelim, nefsimize ve şeytana gâlip gelelim.

“ Allah diyelim ve en kuvvetli olan Allah ile beraber olalım.”

14 asır evvel kitabın bütününe tabi olan, yani ilmin bütününü yaşayan sahabenin, Al-i İmran Suresinin 119. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ vasıflarını veriyor :

3 / Al-i İmran-119 : “ Hâ entum ulâî tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnehum ve tû’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayzı, kul mûtû bi gayzıkum, innellâhe alîmun bizâtis sudûr.”

( Ey mü’minler! ) sizler öyle kimselersiniz ki, onlar sizleri sevmedikleri halde, sizler onları seversiniz Ve siz kitabın bütününe imân edersiniz.Onlar sizinle karşılaştıkları zaman , “ İman ettik “ derler. Ama tenhada kendi başlarına kaldıkları zaman, sizlere olan öfkelerinden (dolayı) parmak uçlarını ısırırlar. De ki ; “ Öfkenizden ölün.” Hiç şüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir.

Aziz kardeşlerimiz ;

İşte, Allahû Tealâ, bizlerden bu Kur’ân-ı Kerim’in bütününü hayata geçirmemizi, yaşamamızı istiyor.

Peki,, yaşadığımız zaman ne olacak?. Düşmanımız yok, düşmanımız  artık dost olacak.

Onun için yunus Emre ne diyor ? “Düşmanımız kindir bizim. Biz kimseye kin tutmazız.Ağyar bile dosttur bize.

Aziz kardeşlerimiz ;

Ne zaman daimi zikre ulaşırsak, 19 tane afetin yerine hasletler gelip yerleşirse biz artık kimseye düşman değilizdir. Ama henüz herkes bize de dost değil. Ne zaman 14 kademede kalbimiz müzeyyen olursa o zaman ağyar (düşman ) bile bize dost olur.

İşte 14 asır evvel sahâbenin düşmanları kendilerine dost olduğu gibi. Efendimiz Mehdi a.s.’ında buyurduğu gibi daimi zikre ulaşarak!....Düşmanla olan kavganızı bitirmek değil, düşmanı sevmeniz lâzımdır.Ne zaman kalbimiz müzeyyen olursa, o zaman bizler düşmanımızı da severiz. Sahabe gibi düşmanlarımız bizlere dost olur. İşte bunlar kitabın bütünüdür.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bundan daha büyük şefaat olur mu? Bu sonsuz ilim farziyetini  Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ bizlere bahşetmiştir. Ama Resulullah s.a.v.’in buyurduğu gibi : “ Öyle insanlar vardır ki,  Kur’ân-ı Kerim okurlar , ama Kur’ân-ı Kerim kursaklarından geçmez.” Bu gün İslâm aleminde bu sonsuz ilim hazinesi, Kur’ân-ı Kerim kursaklarından geçmeyen insanların ellerinde heba olmuş. Unutulmuş. Yazık ki ne yazık!...

Günümüz Huzur Namazı’nın İmamı Mehdi a.s. Allah’ın Resûl’ü Furkan Suresinin 30. âyet-i kerimesinde “ Yarabbim benim kavmim  bu Kur’ân-ı Kerim’i unuttu.”  buyuruyor.

Öte yandan, İstiklâl Marşımızın yazarı Merhum Mehmet Akif Ersoy’un sözlerini sakın unutmayın. “ Bu Kur’ân-ı Kerim, ne mezarlarda okunmak, ne de fal bakmak için indirildi. Bu Kur’ân-ı Kerim, yaşamak için indirildi.”  (Bu Kur’ân-ı Kerim ölüler üzerine okunduğu ve üflendiği içindir ki, üzerimize ölü toprağı serpilmiştir !....)

Öyleyse, Allah’ın dizaynı içerisinde , şu sonsuz ilim hazinesi  olan Kur’ân-ı Kerim’i yaşamak, ancak sahâbe gibi ilim ve hilm sahibi olmakla mümkündür.      

Aziz kardeşlerimiz ;

Rabbimiz, “yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyiniz ” bu ön şart. ondan sonra mürşidinize tabi olun, ahiret saadeti ve dünya saadetinin yarısı sizin olur. O zaman kâinatta fizik ve fizik ötesi kapılar Allah’a yaşarken ulaşmayı dileyen İhsanla mürşidine tabi olan herkese açılır. 

Şartı ne?

Şartı : Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemek  Kalpten dilimizi oynatmadan.

Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemediğimiz taktirde, her kapı kapalıdır. A’raf Suresinin 40. âyet-i kerimesine bakın ne buyuruyor Allahû Tealâ :   

7 / A’raf-40 : “ İnnellezine kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicelcemelû fi semmil hiyât. Ve kezâlike neczil mucrımîn.”

Muhakkak ki, âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler ; onlara gök kapıları açılmaz.  Deve (ve ya urgan ) iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Mücrimleri (suçluları) işte böyle cezalandırırız.

(Kibirlenenlerin bir kısmı da, Allah’a yaşarken ulaşmayı dilemeyenlerdir.)

Aziz kardeşlerimiz ;

Allahû Tealâ, yiyelim, içelim diye bizleri dünyaya göndermedi. İnsan olmanın vasfı,hedefi, Allah’a kul olmaktır. O’nun için kul olmak,insanı,insan eder. ve her devirde insan-ı kâmil olanların arasında Allah’ın Huzur namazı’nın İmâmı olarak seçtiği kavmin Resûl’ünü de sultan eder.

Allah’a yaşarken ulaşmayı iç sesinizle, iç dünyanızda dileyin. Konuşun kendi, kendinizle. Kalbiniz konuşsun. Kalbinizin konuşmasını Allah işitir. Onun için Allahû Tealâ kalplere bakıyor.” Vallâhu semiun alîm.” Allah, bilir ve işitir.  Bakın bu konuda  Allahû Tealâ Kaf  Suresinin 16.âyet-i kerimesinde ne buyuruyor:

50 / Kaf-16 : “ Ve lekad halaknel’insâne ve na’lemu mâ tuvesvisû bihi nefsûhu ve nahnû akrebû ileyhi min hablilveriydi.”

Andolsun ki, insanı biz yarattık. ve nefsinin ona ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.

Efendimiz, Mehdi a.s. buyuruyor ki: “ Kim yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dilerse, dileyip, dilemediğini Allah en iyi bilendir.” buyuruyor. 12 İhsanla mürşidine tabi olan kişiye ,Allah  7 tane de Ni’met veriyor. İşte o kişinin namaz kılmamazlık etmesi mümkün değildir. Çünkü namazı Allah sevdirtecektir. Nasıl insan sevdiği kişiye koşarak gidiyorsa, o zaman namaza da öyle koşarak gidecektir.

Her şey bir yana namaz bir yana; her şey bir yana , oruç bir yana. Yani namazı orucu Allah’ın emirlerini her şeyin önüne geçirecek. 

Neden ?

Çünkü Allah onun kalbine o sevgiyi verecek.

Aziz kardeşlerimiz ;

Şimdi düşünmemiz gerekmez mi? Biz yaşarken Allah’a ulaşmayı dilemişiz, mürşidimize tabi olmuşuz, ama namaz kılmıyoruz, oruç tutmuyoruz, zikir yapmıyoruz,hizmet vermiyoruz. Bu bizim de hoşumuza gitmiyor. O zaman kalbimize bir yönelelim bakalım.  Orada bir eksiklik var!. Bizler kendimizi kandırıyoruz. Kalbimize yönelelim; konuşun : “ Rabbim ben sana yaşarken ulaşmak istiyorum. Beni bu konuda techiz et. Yarabbim.” deyin. İşte sadece hayrı işlemek değil,şerr den de kaçınmamız bunun için lâzım.

Biliyorsunuz Allah’ın emirleri ve nehiyleri vardır. Allah, emirlerini yapmamızı, yasaklarından da kaçınmamızı istiyor.

O halde yasaklarından kaçındığınız an kurtulursunuz, korunursunuz. Şerre bir misal verelim; Cuma vakti gelmiş, namazı kılmanız lâzım. Cuma’nın kazası da yok. Ama arkadaşınız sizi çağırıyor, gelmiş: “falanca yerde arkadaş toplantısı var.” işte orada iki tercihle karşı, karşıyasınız.  Oraya gittiğiniz zaman kafa çekeceksiniz. Eğer sen iç dünyanda bu kaçınma işlemini yaparsan, Allah seni o şerr den koruyacaktır. ama sen iç dünyanda bir talep sahibisin.talep senden gelecektir.

“ Yarabbim, beni niye korumadın ?” demen olmaz.

Her şeyden evvel kesinlikle ne yapman lâzım ?  Kalben korunma talebini Allah’a bildireceksin.” Rabbim beni koru.Kaçınıyorum ben, kendim tek başıma yardımın olmadan muvaffak olamıyorum, yapamıyorum bu işi. Beni koru bana yardım et Yarabbim.”  işte o zaman korunursun.

Şerr den kaçınan korunur.  Kimden korunur ?. Bakın kimden korunduğunu Allahû Tealâ  Nahl suresinin 36. âyet-i kerimesinde bildirmiş:

16 / Nahl-36 : “ Ve lakad beasnâ fi kulli ummetin resûlen eni’budullâhe vectenibûttâgût fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhiddalâleh fesîrû fil ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetulmukezzibîn.”

Ve andolsun ki, Biz bütün ümmetlerin (kavimlerin,milletlerin ) içinde Resul’ler beas ettik, (hayata getirdik,vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allah’a kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi. Ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. (Resul’lere tabi olanlar hidayete erdi, tabi olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu) Yer yüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün.

Aziz kardeşlerimiz ;

Başlangıçta herkesin nefsinin manevi kalbinde 19 tane afet vardır. Nefsin bütün talepleri bu afetlerden kaynaklanıyor.

Şeytan bu afetlere tesir ederek bizlere şerr işlettiriyor. Ama mürşidine ihsanla tabi olup,başının üzerinde Devrin İmamı’nın (huzur Namazı’nın İmamı’nın) Ruhu’yla korunan, hafizun olan kişi nefs tezkiyesiyle beraber mücahede ve riyazetle hedefine ulaşıyor.

Mücahede neydi ? : Allah’ın “yap” dediği ve nefsimizin yapmak istemediği o emri nefsimize zorla yaptırmak. Nefsimiz namaz kılmak istemiyor, Biz o kılmak istemediği namazı 10 kat daha fazla kılıp, ona o cezayı vermek. Nefsimiz yasak bir fiili işlemek istiyor,onu da ona yaptırmayacağız.

Riyazetle nefsimizin talebine mani olacağız.

Nefs tezkiyesiyle beraber mücahede ve riyazeti devreye koyarak her gün zikrimizi biraz daha artıracağız. Böylece Rabbimizin koruyucu zırhına sahip olacağız.

Bir hata ve sıkıntı durumunda Rabbimizden yardım istemeyi de ihmal etmeyeceğiz.

“ Yarabbim beni koru, Senden yardım istiyorum,. Nefsim beni sürekli bir takım  olaylar ile zikirden alı koyuyor. Bu nefse karşı bana yardım et Yarabbim. Ben senden yardım istiyorum.” diyeceğiz.

Göreceksiniz ki; mutlaka Allah’ın yardımı gelecektir. Yusuf a.s.’mı hatırlayın 12/Yusuf-53 : “ Ve mâ uberriu nefsî inen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbi, inne rabbi gafûrun rahim.”

Ve ben, nefsimi ibra edemem. (temize çıkaramam). Çünkü; nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahim esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki; Rabbim, mahfiret eden (günahları sevaba çevirendir). Rahim (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye eden)dir. 

Bir de, gelmediğini düşünelim, istediğiniz zaman gelmedi, bu neyin ispatıdır ?

Bu liyâkat eksikliğinin ispatıdır. o zaman daha fazla zikredeceğiz. Allah yolunda hizmetimizi artıracağız. o liyakat seviyesine ulaştığınız zaman kesinlikle Allah’ın yardımı gelir. Allah’ın Liyâkat ve İhsan kanunları vardır, Bu kanun çerçevesi içerisinde olun.

Aziz kardeşlerimiz ;

Hayrı isteyen hayrı bulur. O zaman siz kaçınma işlemini yapacaksınız ki, Allahû Tealâ da sizleri korusun.        

 Ne olur sizler hayrı ister ve şerr den kaçınırsanız ?

Selâmete kavuşursunuz. 

İşte kalbi müzeyyen olan bir insan, Allah’ın kendisine verdiği sonsuz ni’metler karşısında kendisinin bir kul olarak yaptığını sıfır görür ve der ki: “ Rabbim bu bana yetmiyor, Sana köle olmak istiyorum. ”

Muhakkak ki, Allahû Tealâ talebinizi kabul buyurur ve irade bağlanmasıyla, o kişi Allah’a köle olur.

Bihakkın takvaya ulaşan Allah’ın köleleri, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklananlardır.  Hakka tukâtîhı takva, bi hakkın takva: 

3 / Al-i İmran -102 : “ Yâ eyyuhellezine âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn.”

Ey iman edenler ! Hakkıyla takva sahibi olanlar  (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve ölmeden (önce) Allah’a teslim olun.

Aziz kardeşlerimiz ;

Bu kişiler,  üç grupta toplanır.

Birinci guruptakiler, Allah’ın İrşad’la vazifeli kıldığı Veli Mürşidlerdir.

İkinci guruptakiler, Allah’ın kavimlerde seçtiği Veli Resullerdir.

Üçüncü guruptakiler, Huzur Namazı’nın İmamları’dır

Köleliğe ulaşmış olan insanlar içerisinde her devirde bir tek kişiyi Allahû Tealâ tasarrufuna alır. Bu Devrin İmamı’dır.

Günümüzde de Bu İmam MEHDİ a.s. Efendimiz’dir. Hacet Namazı kılınarak sormak farz’dır. Rabbimize o üst seviye ni’mete , MEHDİ a.s.’a bizi ulaştırdığı için, O’nun derslerinde bulunmayı bizlere nasip kıldığı için, O’nun öğretisinden bizlere verdiği her ni’met için Yüce Rabbimize sonsuz hamd eder , şükrederiz.  Dileyen herkesinde  Allah’ın ahlâkıyla Ahlâklanmasını   Yüce Rabbimizden Hacet Namazı kılarak Ulaşmasını niyaz ederiz.

Aziz kardeşlerimiz ;

Sohbetimize burada son veriyoruz.

Sizleri çok ama pek çok seviyoruz.

Sevgi ve saygılarımızla.

Allah Razı Olsun.