![]() |
Mutluluğun Sitesine
Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Hadisler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
KİM ALLAHIN DAVETİNE İCABET ETMEZSE, ALLAHIN RESÛLÜNE ASİ OLUR.
Aziz kardeşlerimiz ; Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealânın selâmıyla selâmlıyoruz. Esselâmu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu
Bu sahih hadis-i şerif konumuzu da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)in Kim Allahın davetine icabet etmezse, Allahın Resûlüne asi olur. hadisine ayırdık. Tabii ki yine her zaman olduğu gibi Kurân-ı Kerim ışığı altında ve de Mehdi (A.S) önderliğinde konumuzu işleyeceğiz inşaallah.
Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: Kim Allahın davetine icabet etmezse, Allahın Resûlüne asi olur. Bu hadis-i şerifte görüldüğü gibi, iki temel unsur vardır. Allahın davetine icabet etmeyenler ve bunun neticesi olarak Allahın Resûlüne asi olanlar.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahın daveti nedir? Allahû Tealâ Bakara Suresinde şöyle buyuruyor:
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu daveted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yuminû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne). Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Burada Allahın davetinin irşad olduğu sonucuna ulaşıyoruz.
Şimdi bir sorumuz olacak sizlere Soruyoruz: İrşad farz mıdır? Bu âyet-i kerimenin standartları içerisinde, irşadın farz olduğunu görüyoruz. Böylece irşada ulaşsınlar. diyor.
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerimde Allah, bir şeyi bizlere emir olarak vermişse, o kesinlikle farzdır.
Kurân-ı Kerim, dört temel üzerine oturtulmuştur:
1- Allahû Tealâ emir ve nehiylerini Kurân-ı Kerime koymuştur. 2- Allahû Tealâ bu emir ve nehiyleri yerine getirmeyenlerin, cehenneme gideceğini açıklamıştır. 3- Allahû Tealâ bu emir ve nehiyleri yerine getirenlerin muhakkak cennete gideceğini beyan etmiştir. 4- Sahabe, Kurânın tamamına tâbî olmaları sebebiyle örnek gösterilmiştir. Kurân-ı Kerimdeki emir ve nehiylere uyarak, ahiret ve dünya saadetine, irşada ulaşmalarının örnekleri verilmiştir.
O zaman konuyu bu genel çerçeve içerisinde ifade ettikten sonra, hadi gelin beraberce detaylarına girelim.
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerime baktığımız zaman, bizimle Allah arasındaki ilişkilerin 28 basamakta dizayn edildiğini görürüz. (İnsanlarla Allah arasında 28 basamaklık manevi bir İslâm merdiveni vardır.)
Birinci basamakta, olaylar vardır.
Allahû Tealâ, olayları vücuda getiren veya onun oluşmasına izin verendir. Allahın emri veya müsaadesi olmaksızın hiçbir olayın meydana gelmesi mümkün değildir. Başlangıç noktasında nefsimizin tamamen karanlıklardan müteşekkil olması, nefsimizin manevi kalbinin afetlerle dolu olması, şeytanın bu 19 afete doğrudan doğruya tesir edebilmesi sebebiyle biz insanlar, olayları hoşumuza giden veya bizi üzen olaylar şeklinde ifade ederiz. Allahû Tealâ bu değerlendirmenin yanlış olduğunu bizlere açıklıyor. Âyete geçmeden önce kısaca bu 19 afeti de açıklayalım:
Cehalet, cimrilik, dedikodu, fitne ve fesat, haset, hırs, isyan, iptilalar, kin ve adavet, kibir, küfür, müraîlik, nankörlük, öfke ve gayz, vefasızlık, sabırsızlık, yalan, zan, zulüm.
2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrehû şeyen ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şeyen ve huve şerrun lekum vallâhu yalemu ve entum lâ talemûn(talemûne).
Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o, sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o, sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
İkinci basamakta, olayların bizim tarafımızdan değerlendirilmesi var ve kendi imkânlarımızla hiçbir zaman doğru bir karara ulaşmamız mümkün değildir.
Allahû Tealâ, olayları değerlendirerek kendi kendimize doğru sonuçlara ulaşamayacağımızı belirtiyor ve yaşadığımız olayların değerlendirmesini Kendisinin bildiğini, bizlerin de öğrenmemiz gerektiğini Siz bilmezsiniz Rabbiniz bilir. diyerek bizlere açıklıyor.
Allahû Tealânın bu bildiğini nasıl öğreneceğimizi Enbiya Suresinde buyuruyor:
21/ENBİYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim feselû ehlez zikri in kuntum lâ talemûn(talemûne). Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
O ehl-i zikir dediğimiz kişiler her şeyi bilmeyebilirler; ama her şeyi bilen Allahla aralarında açık bir kapı vardır: VAHİY kapısı. İşte onlar vahy ile Allahû Tealâya sormak suretiyle, her şeyin cevabını Allahtan alabilme imkânının sahipleridirler. Olayların değerlendirmesini onlardan alabileceğimizi Allah bizlere açıklıyor.
Üçüncü basamakta, olayları, hayr ve şerr yönünden analiz eden, Allahın katından bizler için vazifeli kıldığı ehl-i zikre sormamızı, onlardan öğrenmemizi emir buyuruyor. Onlar da olayları değerlendirerek bu olaylardaki murad-ı İlâhînin ne olduğunu, bunlardan gerekli dersi çıkartıp yaşarken kalben Allaha ulaşmamız gerektiğini açıklıyorlar.
İşte bu basamakta insanlar ikiye ayrılıyorlar: 1- Yaşarken kalben (ruhen) Allaha ulaşmayı dileyenler 2- Yaşarken kalben (ruhen) Allaha ulaşmayı dilemeyenler.
1- ALLAHA ULAŞMAYI DİLEMEYENLER RESÛLE ASİ OLANLARDIR.
Aziz kardeşlerimiz ; Öyle bir grup vardır ki, bunlar dîni el yazması kitaplardan öğreniyorlar. Bu kitaplarda; Ruhun yaşarken Allaha ulaşması yoktur. Ircıiy emri bir ölüm emridir, ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. deniyor.
İnsanlar bu zanların sahibiyse, hiçbir zaman Allaha yaşarken ulaşmayı dilemeyeceklerdir. Allahû Tealâ, Allaha ulaşmayı dilemeyenlerin akıbetini Yunus Suresinde belirtmiş:
10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allaha ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Üçüncü basamakta, yaşarken Allaha ulaşmayı dilemeyen bu insanlara, dördüncü basamakta Rahîm esmasıyla Allah üzerlerine tecelli etmediği için de, sürekli nefslerinin emrinde bir hayat süreceklerdir. Çünkü Yusuf Suresinde buyuruluyor:
12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîmdir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye edendir).
Beşinci basamakta, Allahû Tealâ, hicab-ı mestureyi kaldırmayacak, böylece onlar mürşidden nefret edeceklerdir. Altıncı basamakta, kulaklarındaki vakrayı kaldırmayacak, onlar mürşidin sözlerini işitmeyeceklerdir.
İşte Allahû Tealâ İsra Suresinde bu konuyu şöyle dile getiriyor:
17/İSRA-45: Ve izâ karatel kurâne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yuminûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kurânı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allaha ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
17/İSRA-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kurâni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
Onu (Kurânı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kurânda Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
Böyle olunca da sekizinci basamakta Allah kalplerine asla ulaşmayacaktır. Onları dalâlette bırakacaktır. Ve Allahû Tealâ dalâlette bıraktığı insanlar için açıkça âyetlerini ifade ediyor:
45/CASİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ semihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min badillâh(badillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) kıldı (çekti). Bu durumda Allahtan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
Allah, onları dalâlette bıraktığı için, dokuzuncu basamakta kalpleri Allaha dönmeyecektir. Kalpleri sürekli şeytana dönük kalacaktır. Ve onuncu basamakta, Allah, göğüslerinden kalplerine rahmet yolu açmayacağı gibi, bilâkis göğüslerini daraltacaktır.
6/EN'AM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yecal sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassaadu fîs semâi, kezâlike yecalûllâhur ricse alâllezîne lâ yuminûn(yuminûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allaha) teslime (İslâma) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mümin olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
Ve on birinci basamakta, bu insan Allahın zikrini yaptığı zaman kalbi kararacaktır.
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allaha teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur. Allahın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlettedirler.
57/HADİD-16: E lem yeni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû olanların kalplerinde, Allahın zikri ile (ve bu zikirle) Hakktan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten veya zikirden kararan ve sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu fasıklardır.
Kalbi kararan kişi, hiçbir zaman mürşidi istemeyecektir. Hiçbir zaman Allahın davetine icabet etmeyecektir.
Aziz kardeşlerimiz ; Hadis-i şerifte ne vardı? Kim Allahın davetine icabet etmezse, Allahın Resûlüne asi olur.
O zaman mürşidi istemeyen, irşadı da istememiştir. Çünkü, mürşid; irşadı gerçekleştirendir; irşad edendir. (Televizyonlardan çok iyi tanıdığınız bir dîn alimi; Mürşid şirktir, mürşid puttur. diyor.) Bilgilerinize sunulur!...
Bakın Allahû Tealâ Kasas Suresinde ne buyuruyor:
28/KASAS-50: Fe in lem yestecîbû leke falem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allahtan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
İrşad davetine icabet etmeyen, Allahın dalâlette bıraktığı kişilerdir. Ahkâf Suresinde Allahû Tealâ bu gerçeği ifade ediyor:
46/AHKÂF-32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mucizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ve Allahın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allahı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allahtan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
Ve bunların kalpleri rahmetin ulaşmaması sebebiyle kaasitûn olurlar. Allahû Tealâ, davete icabet etmeyenlerin Allahın Resûlüne asi olacağını ifade buyuruyor. Gerçekten bu insanlar asla mürşidi istemezler. Bunlar derler ki Mürşide tâbî olmadan da insanlar cennete gidebilir. Bunlar derler ki Allahın Zatına ulaştırmakla vazifeli mürşid yoktur. Bunlar derler ki Kul ile Allah arasına kimse giremez. İslâmda ruhban sınıfı yoktur.
Öyleyse, bunların kalpleri hiçbir zaman huşûya ulaşmayacaktır. Onlar HACET NAMAZI kılmazlar. Kılsalar dahi Allah onlara mürşidlerini göstermez. Çünkü onlar, yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilemezler.
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allahtan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allaha ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Bunların kalplerine îmân asla yazılmayacağı için küfür standartları içerisinde gideceklerdir.
39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem yetikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).
Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: Evet (geldiler). Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
39/ZUMER-72: Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bise mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne). (Onlara): Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin! denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü.
Bu âyet-i kerimelerle de bu kâfirlerin hepsinin cehenneme gideceği ve orada devamlı kalacakları gayet açık ortadadır.
3/AL-İ İMRAN-177: İnnellezîneşteravul kufra bil îmâni len yedurrûllâhe şeyâ(şeyen), ve lehum azâbun elîm(elîmun). Hiç şüphesiz; o îmân karşılığında küfrü satın alanlar, Allaha hiçbir şeyle zarar veremezler. Onlar için AZABün ELÎM var.
4/NİSA-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden). Muhakkak ki onlar kâfirdirler ve Allahın yolundan alıkoyarlar (men ederler) (kendileri de Allahın yolunda değillerdir). Andolsun ki onlar, uzak bir dalâlet içindedirler.
4/NİSA-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki onlar, kâfirdirler ve zalimdirler (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptırdıkları için). Allah, onlara asla mağfiret etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allaha ulaştıran yola, Sıratı Mustakîme) ulaştırmaz.
4/NİSA-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).
Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
7/A'RAF-178: Men yehdillâhu fehuvel muhtedî ve men yudlil fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).
7/A'RAF-179: Ve lekad zerenâ li cehenneme kesîren minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum ayunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel enâmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne). Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
23/MU'MİNUN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne amâlâ(amâlen). De ki: Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?
18/KEHF-104: Ellezîne dalle sayuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sunâ(sunan).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat amâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allaha ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
17/İSRA-97: Ve men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnih(dûnihî), ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâ(summen), mevâhum cehennem(cehennemu), kullemâ habet zidnâhum saîrâ(saîren).
Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allaha ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar için Ondan (Allahtan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz (edeceğiz, toplayacağız). Onların mevası (kalacakları yer) cehennemdir. Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli ateşi) arttırdık (arttıracağız).
36/YASİN-62: Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû takılûn(takılûne). Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?
36/YASİN-63: Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne). Size vaad edilmiş olan cehennem (işte) budur.
O halde, yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dilemeyen insanlar 7 açıdan cehenneme gideceklerdir:
1- Yaşarken kalben (ruhen) Allaha ulaşmayı dilemedikleri için, 2- Kalplerine îmân yazılmadığı için (küfürde kaldıkları için), 3- Mürşide tâbî olmadıkları için (dalâlette kaldıkları için), 4- Günahları mağfiret olmadığı için, 5- Yeminlerini yerine getirmedikleri için, 6- Misaklerini yerine getirmedikleri için, 7- Ahdlerini yerine getirmedikleri için cehenneme gideceklerdir.
2- ALLAHA YAŞARKEN ULAŞMAYI DİLEYENLER RESÛLE İTAAT EDENLERDİR.
Aziz kardeşlerimiz ; Kişi mürşidin davetine icabet ettiği zaman durum ne olur? Hadi gelin ona da beraberce bakalım. Birinci basamakta, olaylar vardır. İkinci basamakta, olayların neticesinde kişi Allahû Tealânın kendisi için tayin ettiği mürşidin söylediklerine bağlanır. Üçüncü basamakta, kişi yaşarken kalben Allaha ulaşmayı diler.
29/ANKEBUT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu). Kim Allaha mülâki olmayı (hayattayken Allaha ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allahın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allaha ulaşacaktır). Ve O, en iyi işiten, en iyi bilendir.
Allaha ulaşmayı dilemek, yevmil âhire îmân etmek demektir. Allahû Tealâ, onun kalbindeki bu talebi işitir, bilir ve görür. İşiten, bilen ve gören Allahû Tealâ, onu Kendisine ulaştırmayı üzerine alır. Ve bunun neticesindedir ki; Allahû Tealâ, dördüncü basamakta Rahîm esmasıyla onun üzerine tecelli eder. Beşinci, altıncı, yedinci basamaklarda, kendisinden hicab-ı mestureyi, vakrayı ve ekinneti kesinlikle kişinin üzerinden alır.
O kişi âmenû olur. Yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dileyerek âmenû olanların cennete gideceği gayet açık ortadadır. Allahû Tealâ, Kurân-ı Kerimde bunu kesinlikle dile getirmiştir. Vel Asr Suresinin 3. âyet-i kerimesi Âmenû olanlar hüsrandan kurtulanlardır, cennete gidecek olanlardır. buyuruyor.
103/VEL ASR-3: İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ama âmenû olanlar (Allaha ulaşmayı dileyenler, ilk 7 basamağı aşanlar) hariç ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar) hariç ve (Allaha ruhen ulaşıp) Hakkı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) hariç ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.
Sekizinci basamakta, Allahû Tealâ, bu kişilerin kalplerine ulaşır.
64/TEGABUN-11: Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
Allahın izni olmadan (kimseye) bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allaha âmenû olursa Allah, onun kalbine ulaşır (hidayet eder). Ve Allah, her şeyi bilendir.
Dokuzuncu basamakta, o kalp Allaha döner.
50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîb(munîbin). Kim gaybde (görmeden) Rahmâna huşû duyarsa, (onun kalbine ulaşan Allah, o kişinin kalbini Kendine çevirir, bu sebeple) Ona dönük bir kalple (Allahın huzuruna) gelir.
Ve onuncu basamakta, Allahû Tealâ, kalbe giden rahmet yolunu açar.
6/EN'AM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yecal sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassaadu fîs semâi, kezâlike yecalûllâhur ricse alâllezîne lâ yuminûn(yuminûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allaha) teslime (İslâma) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mümin olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
On birinci basamakta, kalbe nurunu gönderir.
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allaha teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur. Allahın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlettedirler.
57/HADİD-16: E lem yeni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû olanların kalplerinde, Allahın zikri ile (ve bu zikirle) Hakktan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten veya zikirden kararan ve sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu fasıklardır.
On ikinci basamakta, o kişi o nurla huşûya ulaşır. On üçüncü basamakta, hacet namazıyla mürşidini Allahtan ister. (Allahın Resûlünü)
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). (Allahtan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allaha ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Allahû Tealâ, Enam Suresinin 36. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor;
6/EN'AM-36: İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn (yesmeûne), vel mevtâ yebasuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan semî isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allaha döndürülür.)
O halde Allah, Allaha ulaşmayı dileyenlere, kulaklarındaki vakrayı kaldırarak, mürşidin sözlerini işitmelerini sağlar. İşiten bu insanlar, mürşide tâbî olmak isterler. İrşad davetini böylece kabul ederler.
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Öyleyse onlar davete icabet edenlerdir. Gerçekten sahâbenin hepsi Allahın davetine icabet etmiş mi? Evet. Allahû Tealâ, açıkça ifade ediyor. Sahâbenin hepsinin davete icabet ettiğini, Allah bizlere açıklamış.
42/ŞURA-38: Vellezînestacâbû li rabbihim ve ekâmus salâte ve emruhum şûrâ beynehum ve mimmâ rezaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Ve onlar, Rablerine (Rablerinin davetine) icabet ederler ve namazı kılarlar. Ve onlar, işlerini aralarında toplanıp istişare ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.
Kişinin mürşide tâbî olduğu zaman, Allahın yolunda infak ettiğini Bakara Suresinden hatırlayalım;
2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seba senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sümbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsidir, Alîmdir.
Sahâbenin Fetih Suresinde mürşide tâbî olduklarını da görüyoruz.
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yutîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allaha tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allahın eli vardır. Bundan sonra kim (tâbiiyetini) bozarsa o taktirde, sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allaha verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allaha olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
Öyleyse Allahın daveti, irşad davetidir. Bu daveti Allahû Tealâ, üzerimize farz kılmıştır. Ve sahâbenin hepsi bu farz davete icabet etmişlerdir. Resûlullaha tâbî olmuşlardır. Davete icabet edenler Resûle itaat edenlerdir. Davete icabet etmeyenler ise, Resûle asi olanlardır.
Aziz kardeşlerimiz ; Daima iki taraf vardır. Onlar ki Resûle itaat etmişlerdir. Resûlün vermiş olduğu vasıta emirleri, Onun emrettiği biçimde yerine getirmişlerdir. Bu, Resûlullahın sünnetidir. 7 vakit namaz, Ramazan ayının dışında her perşembe günü oruç tutmak, zekâtın ötesinde birri vermek ve Resûlullahın emrettiği dizayn içerisinde çok zikir yapmak .
Bunları yerine getiren sahâbe, emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye ve tezkiye kademelerini birer, birer geçmişlerdir.
Mürşidlerine tâbî oldukları için, Allah onlara 7 tane nimet vermiştir. Birinci nimet, kalbine îmân yazılan kişinin başının üzerine, Allahû Tealâ, katından Zamanın İmamının Ruhunu göndermiştir.
40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allaha ulaşmayı dilediği için Allahın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allaha ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allahın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
Allahû Tealâ, kimde yedinci kalp şartı gerçekleşmişse, kimin kalbine Allah îmânı bu âyet-i kerimenin standartları içerisinde yazmışsa, Allah biat sırasında mutlaka onun başının üzerine Zamanın İmamının Ruhunu gönderir. Onu Kendinden bir Ruhla destekler.
İkinci nimet, günahların mağfiret edilmesidir.
40/MU'MİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yuminûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesite kulle şeyin rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi).
Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rablerini hamd ile tesbih ederler ve ona îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allahtan) mağfiret dilerler: Rabbimiz, Sen her şeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîme) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Ve onları cehennem azabından koru!
25/FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mümin olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafurdur (günahları sevaba çevirendir), Rahîmdir (rahmet gönderendir).
Aziz kardeşlerimiz ; Furkan 70de günahların mağfiret edilmesinin, günahların sevaba çevrilmesi olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Üçüncü nimet, ruhun vücuttan ayrılıp Sırat-ı Mustakîme ulaşmasıdır.
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
Dördüncü nimet, o kişinin şeytana kul olmaktan kurtulmaya başlamasıdır.
16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen enibudûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allaha ulaşmayı dileyerek) Allaha kul olsunlar ve tâguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allaha ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Beşinci nimet, o kişinin nefs tezkiyesine başlamasıdır.
40/MU'MİN-40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).
Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilussalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) müminlerdir. Onlar, cennete konulacak ve orada hesapsız rızıklandırılacaklardır.
Altıncı nimet, Allah yolunda infak etmeye başladığı için, Allahû Tealânın Bakara-261 göre bire yedi yüz ihsanda bulunmasıdır.
2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seba senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sümbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsidir, Alîmdir.
Yedinci nimet, Allahû Tealânın o kişinin başının üzerine yerleşmiş olan Zamanın İmamının Ruhundan salâvât nurunu o kişinin kalbine göndermesidir. Ve böylece Allah yedi tane nimetle o kişiyi destekler.
Kalbine îmân yazılan kişi Allahı zikretmeye başlayınca îmân kelimesi bir cazibe merkezi oluşturduğu için Zumer- 23e göre Allahın katından gelen fazl ve rahmeti, fazl ve salâvatı çeker.
39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (rahmet-fazl ve rahmet-salâvât), Kitaba müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rablerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allahın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allahın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
Muhakkak ki; bu nurlar mührün üzerinde enerjitik baskı yapacaktır. Mührü, kalbin alt bölgesine iter ve orayı kapatır. (fizik kalbin değil, nefsin kalbinin) Şeytan, karanlıklarını bu sebeple kişinin yaptığı zikir boyunca gönderemez. Ama Allahın rahmeti, fazlı ve salâvatı kalbe ulaşır.
Cazibe merkezi olan îmân kelimesinin etrafında sadece fazıl nurları birikir. Bu birikim %7ye ulaştığı zaman Allahû Tealâ, birinci gök katının kapısını açar. Ruh buradan yukarıya yükselir.
İkinci tezkiye kademesi olan, Nefs-i Levvâmede de %7 nur birikimi ve böylece ikinci gök katının kapısı da ruha açılır.
Üçüncü nefs kademesi olan, Nefs-i Mülhime kademesinde %7 nur birikimi ve üçüncü gök katının kapısının açılması.
Dördüncü nefs kademesi olan, Nefs-i Mutmainne kademesinde %7 nur birikimi ve dördüncü gök katının kapısının açılması.
Beşinci nefs kademesi olan, Nefs-i Radiye kademesinde %7 nur birikimi ve beşinci gök katının kapısının açılması.
Altıncı nefs kademesi olan, Nefs-i Mardiyye kademesinde %7 nur birikimi ve altıncı gök katının kapısının açılması.
Yedinci nefs kademesi olan, Nefs-i Tezkiye de %7 nur birikimi ve yedinci gök katının kapısının açılması. %49 nur, %2 de huşûda oluşmuştu; %51 nur kişinin kalbinde toplanınca, o kişinin ruhu yedinci kata ulaşır, yedi âlemi geçip Yoklukta Allahın Zatına ulaşır. Böylece o kişi, kesinlikle Allahın evliyasından olur.
Aziz kardeşlerimiz ; İşte sahabenin hepsi Allahın davetine icabet etmişler ve Resûlullaha tâbî olmuşlardır ve kesinlikle, sonuçta, Allahın izniyle Allahû Tealâ onları Kendisine kavuşturmuştur. Hepsi de Allahın evliyasından oldular.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahın daveti cennet miydi? Hayır. Allahın daveti irşaddı. Bu noktada irşad oldular mı? Hayır. Bu noktada sadece 7 kademede nefs tezkiyesini gerçekleştirdiler. Henüz irşad olmadılar. O zaman o kişi velâyet kademelerinde bir bir ilerleyecektir. Bu noktaya gelen kişi acaba cenneti hak etmiş midir? Evet. 1) Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilediği için Allah onu cennetine alır. 2) Mürşide tâbî olup dalâletten kurtulduğu için Allah onu cennetine alır. 3) Günahlarını mağfiret ettiği için Allah onu cennetine alır. 4) Kalbine îmânı yazdığı için Allah onu cennetine alır. 5) Nefs tezkiyesini gerçekleştirdiği için Allah onu cennetine alır. 6) Ruhunu yaşarken Allaha ulaştırdığı için Allah onu cennetine alır. 7) Şeytana kul olmaktan kurtulduğu için Allah onu cennetine alır.
Aziz kardeşlerimiz , 7 açıdan yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dileyenler Allahın cennetini hak etmişlerdir.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahın güzelliklerine dikkat edin Allahın davetine icabet etmeyen, Resûle asi olur ve yedi açıdan cehennemi hak eder. Azap kelimesi onlar üzerinde tahakkuk eder; ama yaşarken kalben Allaha ulaşmayı dileyen, mürşide tâbî olan kişi, yedi açıdan ahiret saadetine ulaşır.
Allahın daveti gerçekleşir mi? Hayır. Henüz Allahın daveti gerçekleşmez. Allahın davetinin gerçekleşmesi için, bu kişinin irşada ulaşması lâzımdır. İrşada ulaşmak için, Allahın bizlere bahşettiği üç tane emaneti muhakkak ki Allaha teslim etmemiz lâzımdır.
21. basamakta ruh Allahû Tealâya teslim olur.
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en yetiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allaha) yönelin (ruhunuzu Allaha ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce Ona (Allaha) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allaha teslim edin). Sonra yardım olunmazsınız.
Aziz kardeşlerimiz ; Kişinin tasfiye kademelerinde, zikirle, nefsinin kalbinde toplanan fazıllar % 10luk artışlarla gerçekleşir. Böylece kalbindeki fazl toplamı fenâ kademesini geçtiği zaman kişinin kalbindeki nur oranı % 61 olur. Kişi zikir artışıyla bekaya ulaşır. İnsan ruhuna Allahû Tealâ, İnd-i İlâhîde bir taht ihsan eder. Kişinin kalbindeki nur oranı miktarı % 71dir. Ve kişi zikir artışı ile birlikte zahidlerden olunca kalbindeki nur miktarı % 81dir.
Zahid olmak, günün 24 saatinin 13 saatini (günün yarısından fazlasını) Allahın zikriyle gerçekleştirmeyi gerektirir. Zikre, zikirsizlikten çok daha fazla değer verilir. Bu sebeple zikri, zikirsizliğin önüne geçirir.
Allah, Kurân-ı Kerimde Yusuf Suresinin 20. âyet-i kerimesinde negatif zühdü ifade etmektedir. Bu negatif zühdden hareket ederek, pozitif zühdün dünya malına değer vermemek olduğunu idrak ediyoruz.
Allahû Tealâ buyuruyor:
24/NUR-37: Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ beyun an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).
Ticaretin ve alışverişin, onları Allahın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar.
Kişi velâyetin 25. basamağında fizik bedenini Allaha teslim eder. Muhsinlerden olur. Kalbindeki nur miktarı da % 91dir.
4/NİSA-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
O kişiden, vechi (fizik vücudu) dînde daha ahsen kim vardır? O kişi ki; vechini (fizik vücudunu) Allaha teslim etmiş ve muhsinlerden olmuştur ve hanif olarak Hz. İbrâhîmin dînine tâbî olmuştur. Ve Allah, Hz. İbrâhîmi dost ittihaz etmiştir.
Bu kişi, yoluna devam ederse 26. basamakta daimî zikre ulaşır. Daimî zikre ulaşması demek, şeytanla arasındaki o kalp kapısının daimî kapalı olması demektir. Ve o kişi kalbinin fazıllarla % 100 dolduğunun işaretini alır. Artık bu kişinin kalp gözü açık, kalp kulağı açık, fuad hassası da açıktır.
Kişinin kalbi %100 nurlanmış, füccur kapısı % 100 kapanmıştır. Ve o kişi birinci hikmet kademesine ulaşmıştır. İlmel-yakînden aynel-yakîne geçmiştir. Birinci hikmet kademesine ulaşmanın nişanesi olarak Allahû Tealâ, zemin katın sırlarını kendisine gösterir. Bu aynel-yakînin de birinci bölümünü teşkil eder. İhlâsa ulaştığı zaman kişinin kalbi yine % 100 fazıllarla mücehhezdir. Ama Allah ihlâsın 7 şartını yerine getiren bu kişiye, 7 gök katını ve 7 âlemin bütün güzelliklerini kişinin kalp gözüyle kişiye gösterecektir. 7 gök katından sonraki bu 7 âlem,
1- Kader hücreleri. 2- Ummul-Kitap 3- Kudret denizi 4- Makam-ı Mahmud 5- Divan-ı Salihîn 6- Zikir hücreleri 7- İnd-i İlâhîdeki son ağaç Sidretul-Müntehâdır. 8- Kişi ihlâsta, üçüncü emanet olan nefsini de Allaha teslim eder. Sahâbenin hepsi de bunu gerçekleştirmişlerdir.
98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li yabudûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yutûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti). Onlar emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dînde halis (nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular. Ve namaz kılmakla ve zekât vermekle emrolundular. İşte kayyum olan dîn budur.
Kalplerindeki karanlıklar tamamen temizlenmiş; Allah, afetlerin yerine fazılları getirip yerleştirmiştir. Böylece onlar Allahın en üst seviyede, takva sahibi kullarından olmuşlardır.
7. âlemdeki son ağacı Allahû Tealâ kişiye gösterdiği zaman, bu, Tövbe-i Nasuha Allah tarafından davet edilmenin de işaretidir. Allahû Tealâ bu kişiyi Tövbe-i Nasuha çağıracaktır. Tövbe-i Nasuhla tövbe etmek demek, Allahû Tealânın artık o kişiye takva elbisesini vermesi anlamına gelir. Bundan sonra o kişi, hiçbir günah işlemeyecektir; çünkü Tövbe-i Nasuh, bozulması mümkün olmayan bir tövbedir.
Kişinin artık günah işlemesi söz konusu değildir. Ve o kişi velâyet kademelerinin sonuncusuna, salâha ulaşır.
3- SAHÂBENİN İTAAT EDİP TESLİMLERİ YAŞAMASI
Aziz kardeşlerimiz ; Bu noktaya gelmeden evvel sahâbenin hepsi irşada ulaşmıştır. Nefs teslimini gerçekleştirmiştir. Hucurat Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
49/HUCURAT-7: Valemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Bilin ki, içinizde Allahın resûlü var. Şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları îmân kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size; küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar, irşad olanlardır.
Allahû Tealâ, hepsinin irşada ulaştığını söylüyor. O halde Allahın daveti irşad davetidir.
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu daveted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yuminû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Şura Suresinin 38. âyet-i kerimesinde sahâbenin hepsinin mürşidlerin hası olan Resûlullah(S.A.V)e tâbî olması Fetih Suresinin 10. âyet-i kerimesinde sahâbenin hepsinin Resûlullah (S.A.V) tarafından nefsleri tezkiye edilerek, yeminlerini, misaklerini ve ahdlerini yerine getirmeleri, cennetle müjdelenmeleri Araf Suresinin 157. âyet-i kerimesi gereğince anlatılmaktadır.
42/ŞURA-38: Vellezînestacâbû li rabbihim ve ekâmus salâte ve emruhum şûrâ beynehum ve mimmâ rezaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Ve onlar, Rablerine icabet ederler ve namazı kılarlar. Ve onlar, işlerini aralarında toplanıp istişare ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yutîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allaha tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allahın eli vardır. Bundan sonra kim (tâbiiyetini) bozarsa o taktirde, sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allaha verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allaha olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
7/A'RAF-157: Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli yemuruhum bil marûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevratta ve İncilde yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara maruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, Ona îmân ettiler ve Ona saygı gösterdiler ve Ona yardım ettiler ve Onunla beraber indirilen Nura (Kurân-ı Kerime) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.
Daha sonra sahâbenin hepsi üç teslimi de gerçekleştirmişlerdir. 21. basamakta ruhlarını, 25. basamakta fizik bedenlerini teslim etmişlerdir. Al-i İmran Suresinin 20. âyet-i kerimesi bu gerçeği ifade etmektedir.
3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allaha teslim ettik. O kitap verilenlere ve ÜMMÎlere de ki: Siz de (fizik vücudunuzu Allaha) teslim ettiniz mi? Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎRdir (görendir).
12/YUSUF-108: Kul hâzihî sebîlî edû ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allahı görerek) Allaha davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allahı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.
Resûlullaha tâbî olanların hepsi Allaha davet ettiklerine göre, onlar muhakkak ki nefs tasfiyesini gerçekleştirmişlerdir. Çünkü Fussilet Suresi 33. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor :
41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
Allaha davet eden ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyen ve: Muhakkak ki ben teslim olanlardanım. diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
Eğer sahâbe Allahın Zatına çağırıyorsa, o zaman üç teslimle Allaha teslim olmuşlardır ve Hucurat Suresinin 7. âyet-i kerimesine göre irşada ulaşmışlardır.
49/HUCURAT-7: Valemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Bilin ki, içinizde Allahın resûlü var. Şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları îmân kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size; küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar, irşad olanlardır.
Sahâbe irşada ulaşmakla kalmamış, mürşid olmuşlardır. Tövbe Suresinin 100. âyet-i kerimesine göre, hepsi azim kul olduktan sonra, Allah onları köleliğine kabul etmiştir.
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûnel-evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûlelbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekkeden Medineye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medinedeki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da Ondan (Allahtan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
O halde sahâbenin hepsi mürşid olmuşlardır. Yani irşad davetini kabul etmişler, mürşidlerin hası Resûlullah (S.A.V)e tâbî olmuşlar, irşada ulaşmışlar ve sonuçta hepsi mürşid olduklarına göre Allahın kölesi olmuşlardır. Bu sebeple Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki, Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız, hidayete erersiniz.
4- GELELİM ZAMANIMIZDAKİ DURUMA...
Aziz kardeşlerimiz ; Kurân-ı Kerim kesin ispat ediyor ki, Resûlullahtan sonra mürşidler zinciri devam etmektedir. Evvelâ, Hz. Ebubekire, Hz. Ömere, Hz. Osmana, Hz. Aliye yani Hulefâ-i Râşidûna, (irşad etme yetkisine sahip halifeye) tâbî olunmuştur. Biat, sahâbe içerisinde devam etmiş ve bu altın zincir, bu teslim zinciri, bu irşad zinciri bugüne kadar devam etmiştir.
Bugün bu güzellikleri, Zamanın İmamı, Yaşayan Mürşidlerin Hası, MEHDİ (A.S) Efendimiz Hazretlerinden öğreniyoruz. Ne ile? Sadece Allahın davetine icabet etmekle Daveti kabul etmekle Daveti kabul ettiğiniz zaman, Resûle itaati Allah sizin için gerçekleştirir. Daveti kabul etmediğiniz zaman, siz otomatikman Resûle isyan eden birisi olursunuz. İsyanınız sizi ahiret hayatında cehenneme götürür. İsyanınız size bu dünyada da cehennemi yaşattırır. Ama eğer siz, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı diler de daveti kabul ederseniz, Onun sizin için tayin ettiği mürşide tâbî olursanız, muhakkak ki bütün bu Allahın güzelliklerini yaşarsınız.
Aziz kardeşlerimiz ; Görüyorsunuz ki, İslâm çok kolay Sadece serbest iradenin, Allahın talep ettiğini istemesine bağlıdır. Kabul ettikten sonra gerisi tamamen Allaha aittir. Biz insanlar, ahirette cennetin en üst yerinde olabiliriz. Bu dünyada da cenneti yaşayabilmek için irşada ulaşmak, Resûle en üst seviyede itaat etmek gerekmektedir.
4/NİSA-69: Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne enamellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ(refîkan).
Ve kim, Allaha ve Resûle itaat ederse; işte onlar, Allahın kendilerine nimet verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Onlar (ne güzel) arkadaştırlar.
Aziz kardeşlerimiz ; Peygamber olmadığı halde, peygamberlerle beraber haşrolma şerefine kavuşan insanlar, Allahû Tealânın en bahtiyar kullarıdır. Hepinizin bu standartlara dünya hayatında ulaşmanızı Mehdi (A.S) Efendimizin himmetiyle Yüce Rabbimizden dileyerek, bu hadis-i şerif sohbetimizi de burada noktalıyoruz.
Sizleri çok ama pek çok seviyoruz
Sevgi ve saygılarımızla
Allah Razı Olsun
|
|
|
|||||||||||||