![]() |
Mutluluğun Sitesine Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Sohbetler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
Aziz
kardeşlerimiz :
Aziz
kardeşlerimiz ;
Aziz kardeşlerimiz ; Hac, İslamın farz emirlerinden bir tanesidir. Allahû Tealânın eşref-i mahlukat olarak yarattığı insanın üzerine farz kıldığı ibadetleri zaman itibarıyla şöyle sıralayabiliriz: Anlık ibadet , zikirdir. Günlük ibadet , namazdır. Haftalık ibadet olarak cuma namazı Allahın indinde müstesna bir yere sahiptir. Aylık ibadet olarak da Yüce Rabbimiz, Kurân-ı Kerimde ramazan ayını bizlere açıklıyor. Yıllık ibadete baktığımız zaman ise hac farizasını görebiliriz. Hac, mal ile ve nefs ile yapılması gereken bir ibadettir.
Ve iz bevvena liibrahiyme mekanelbeyti en lâ tüşrik biy şeyen ve tahhir beytiye littaifiyne velkaâmiyne verrükke ıssücud. Hac-26 (Habibim) hatırla o zaman ki, Biz Kâbenin yerini İbrahim e bildirmiş ve ona, Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Beytimi tavaf edenler, kıyam edenler, rükû ve secde edenler için iyice temizle. diye vahiy etmiştik.
Ve ezzin fiynnâsi bilhacci yetuke ricâlen ve alâ külli damirin yetiyne min külli feccin amiyk. Hac-27 İnsanlara haccı ilan et (onları hacca davet et). Gerek yaya olarak, gerek uzak yoldan binek üzerinde senin huzuruna gelsinler.
Liyeşhedü menâfia lehüm veyezkürusmallâhi fiy eyyamin malumatin alâ mâ rezakahüm min behiymetilenam, fekülü minhâ ve atımûlbaiselfakıyr. Hac-28 Ta ki kendilerine ait menfaatlere şahit olsunlar. Allahın rızık olarak kendilerine verdiği dört ayaklı davarlar üzerine belirli günlerde Allahın adını zikretsinler. İşte bu kurbanlıklardan yiyin, yoksulu, fakiri doyurun.
Sümmelyakdü tefesehüm velyüfû nüzürehüm velyettavvefu bilbeytilatiyk. Hac-29 Sonra kirlerini atsınlar. Nezirlerine vefa etsinler ve Kâbeyi tavaf etsinler.
Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fehüve hayrun lehü ınderabbih ve ühıllet lekümülenâmü illâ mâ yütlâ aleyküm fectenibürricse minelevsâni vectenibukavlezzür. Hac-30 İşte (emir-hac) budur. Kim Allahın hürmet edilmesini emrettiği şeylere tazim ederse, bu Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. (Tahrimi) üzerinize tilâvet olunanlar müstesna. Size bütün davarlar helâl kılındı. Putlardan olan murdarlıktan içtinap edin ve yalan sözden içtinap edin.
Hunefâe lillâhi gayre müşrikiyne bih, ve men yüşrik billâhi feke-ennemâ harre minessemâi fetahta fühuttayru ev tehviy bihirrıyhu fiy mekânin sehıyk. Hac-31 Allah için, halis kullar; Ona şirk koşmayanlar (nefslerini ilâh edinmeyenler) olun. Kim Allah a şirk koşarsa o, yüksekten düşerek parçalanıp kendisini kuş kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere atmış nesne gibidir.
Zâlike vemen yuazzım şeâirallahi feinnehâ min takvelkulûb. Hac-32 Bu böyledir: Kim Allahın hükümlerine saygı gösterirse şüphesiz ki bu, kalplerin Allaha karşı takvasındandır.
Leküm fiyhâ menâ fiu ilâ ecelim müsemmen sümmen mahılluha ilelbeytilatıyk. Hac-33 Davarlardan, belirli bir vakte kadar sizin için birtakım menfaatler vardır. Sonra varacakları kesim yeri, Beyt-i Atikte son bulur.
Ve likülli ümmetin cealna menseken lüyezkürusmallahi alâ mâ rezekahüm min behiymetil enam feilâhüküm ilahün vâhidün felehü eslimu ve beşşirilmuhbitiyn. Hac-34 Biz her ümmet için, kendilerine rızık olarak verdiğimiz dört ayaklı davarlar üzerine yalnız Allah ı zikretsinler diye kurban kesmeyi farz kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. 0 halde yalnız Ona teslim olun. (Habibim) itaatkâr ve mütevazi olanları cennetle müjdele.
Elleziyne izâ zükirallahü vecilet kulubühüm vassabiriyne alâ mâ esâbehüm vel mukıymiyssalâti ve mimmâ razaknahüm yünfikuün. Hac-35 Allah ı zikrettikleri zaman onların kalpleri (Allahtan gelen bir cereyan ile) titrer. Onlar musibetlere sabredenlerdir, namazlarını kılanlardır, rızıklarından da dağıtanlardır.
Velbüdne cealnâhâ leküm min şeâirillâhi leküm fiyhâ hayrun feskürusmallahi aleyhâ savâff, feiza vecebet cünubühâ fekülu minhâve atımulkaânıâ velmuterr, kezâlike sehharnâhâ leküm lealleküm teşkürün. Hac-36 Biz kurbanlık deve ve sığırları da Allahın size verdiği dinin alâmetlerinden kıldık. Onlarda size hayır vardır. O halde onlar ayakta durup boğazlanırlarken üzerlerine Allahın adını zikredin Yerde düşüp canları çıktığı zaman da, ondan hem kendiniz yiyin, hem ihtiyacını gizle yen ve gizlemeyip dilenen fakirlere yedirin. 0 kurbanlıkları, şükredesiniz diye emrinize bağlı kıldık.
Len yenâllâllâhe luhümühâ ve Iâ dimâuhâ ve lâkin yenâlühüttakva minküm, kezâlike sehharehâ leküm litükebbirullahe alâ mâ hedâküm ve beşşirilmuhsiniyn. Hac-37 Kurbanların ne etleri, ne de kanları hiç bir zaman Allah a erişmez. Fakat Allaha sizden ancak takva ulaşır. İşte kurbanlıkları böylece emrinize bağladı ki sizi hidayete ulaştırdığından dolayı Allahı yüceltesiniz. (Habibim) muhsinleri müjdele. Vetlü aleyhim nebeebney âdeme bil hakk, iz karrebâ kurbânen fetukubbilemin ehadihimâ ve lem yütekabbel minelâhar, kaâle leaktüllennek, kaâle innemâ yetekabbelullahü rninelmüttekiyn. Maide-27 (Ey Muhammed!) Onlara Adem in iki Oğlunun haberini doğru olarak anlat. Hani onlar Allaha yaklaşmak için iki kurban sunmuşlardı da, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil) diğerine, Andolsun ki seni öldüreceğim. deyince o da, Allah ancak takva sahiplerininkini kabul eder, demişti.
Ve etimülhacca velumrete lillâh. Fe in uhsırtüm femasteysera minelhedyi ve lâ tahliku ru üseküm hattâ yeblugalhedyü mahılleh. Fe men kâne minküm marıdan ev bihi ezen min rasihi fe fidyetün min siyamin ev sadakatin ev nüsükin fe izâ emintüm, fe men temettea bilümreti ilalhaccı femasteysera minelhedyi.Femen lemyecid fasıyamü selâsete eyyamin filhaccı ve sebatin izâ racatüm. Tilke aşaratün kâmilet. Zalike limelemyekün ehlühü hâdırılmescidilharâm. Vettekullahe vâlemü ennellâhe şedidülıkâb. Bakara-196 Hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (elde olmayan herhangi nedenle) alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen kurbandan (gönderin). Kurban yerine ulaşıncaya kadar da başınızı traş etmeyin. Sizden hasta olan veya başında bir eziyeti olan (ve bundan dolayı kurban yerine varmadan önce traş olmak zorunda kalan) kimse; oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye (versin). Emin olduğunuzda (güvene kavuştuğunuzda) hac (zamanına) kadar umre ile (vasıtasıyla) yararlanmak isteyen artık kolayına gelen kurbandan (keser). Bunu bulamayan kimse ise; üç gün hacda, yedi (gün) de (evine) döndüğü zaman oruç tutması gerekir ki, bunların hepsi on (gün) dür. Bu, ailesi Mescid-i Haram da hazır olmayan (oturmayan) kimseler içindir. Allah a karşı takva sahibi olun ve bilin ki; Allah muhakkak şiddetli ceza (veren) dir.
Yâ eyyühelleziyne âmenü lâ taktûlûs sayde ve entüm hurum, ve men katelehü minküm müteammiden fecezâün mislü mâ katele minenneami yahkümü bihi zevâ adlin minküm hedyen bâligalkâbeti ev keffâretün taâmün mesâkiyne ev adlü zalike sıyâmen liyezuka vebâle emrih, afallahü ammâ selef, ve men âde feyentekimullâhü minh, vallahü aziyzün züntikaâm. Maide-95 Ey iman edenler! Siz (hac ve umre için) ihramda iken av öldürmeyin. İçinizde kim onu bilerek öldürürse ceza olmak üzere, içinizden adalet sahibi iki adamın takdir edecekleri Kâbe ye varmış, öldürdüğünün benzeri bir hayvanı kesmesi gerekir Yahut bir kefaret daha var ki (bu da) o nispette yoksulu doyurmak veya (buna denk her fakire karşılık bir gün) oruç tutmaktır: Böylece yaptığının cezasını tatsın.. Allah geçmişte yapılanları bağışladı. Fakat bundan sonra kim yaparsa, Allah ondan intikamını alacaktır. Allah mutlak galiptir intikam sahibidir.
Uhılle leküm saydülbahri ve taâmühü metâan leküm ve lisseyyâreh ve hurime aleyküm saydülberri mâ dümtüm hurumâ vettekullâhilleziy ileyhi tuhşerûn.Maide-96 Deniz avı yapmak ve yemek hem size hem de yolculara geçimlik için helal kılındı. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz süre içinde haram edilmiştir. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah için takva sahibi olun..
Cealallahülkâbetelbeytelharame kıyâmen linnâsi veşşehrel harame velhedye velkalâid, zalike litâglemü ennallahe yalemü mâ fiyssemâvâtı ve mâ fiylardı ve ennallahe bikülli şeyin aliym. Maide-97 Allah Kâbeyi o Beyt-i Haramı insanlar için (hayat ve güven) durağı yaptı. Haram olan ayları, (Mekke ye hediye edilecek) kurbanı ve boynu tasmalı kurbanlıkları da (böyle yaptı). Bütün bunlar Allahın yerlerde ve göklerde ne varsa, hepsini bildiğini ve Allahın bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
Ya eyyühellezıyne âmenu lâ tuhillu şeâirallah ve leşehrelharâm ve lelhedye, ve lelkalâid ve lâ âmmiynelbeytelharâm yebteguûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ ve izâ haleltüm fastâdû ve lâ yecrimenneküm şeneânü kavmin en saddüküm anilmescidilharâmi en tatedü, ve teâvenü alelbirri vettakva ve la teâvenü alelismi veludvâni vettekullah, innallahe şediydülıkaâb. Maide-2 Ey iman edenler, ne Allahın işaretlerine, ne haram aya, ne kurbana, ne gerdanlık takılan (kurbanlara) ne de Rabb lerinden gerek fazlını, gerek rızasını arayarak Beyt-i Harama gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman (isterseniz) avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram dan menettiler diye bir kavme karşı olan kininiz, sakın sizi tecavüze sevk etmesin. Birr (hayır) ve takvada birbirinizle yardımlaşın günah işlemek ve düşmanlıkta yardımlaşmayın, Allah için takvaya ulaşın, çünkü Allahın azabı şiddetlidir.
Aziz kardeşlerimiz ; Dolayısıyla bu farz ibadeti mutlaka dünya hayatında, Allahın emrettiği tarzda yerine getirmek lâzımdır. Ama biz biliyoruz ki, bu ibadetlerin Allahın indinde geçerli olabilmesi, dünya hayatını yaşarken Allaha ulaşmayı dilememize bağlıdır. Dünya hayatında Allaha ulaşmayı dilemedikçe yerine getireceğimiz vasıta emirlerin bizi kurtuluşa ulaştırması söz konusu değildir.
Allaha ulaşmayı dilemekle (Allahın üzerimize farz kıldığı) hac arasında bir ilişkinin var olduğunu görürüz. Allahû Tealâ Kurân-ı Kerimde net olarak bunu bizlere açıklamaktadır.
Hidayet ; 3 ayet-i kerimede tarif edilmiştir: Velâ tüminü illâ limen tebia dineküm. Kul innel hüdâ hüdallah, en yütâ ehadün misle mâ ütitüm ev yuhaccûküm inde rabbiküm. Kul innel fadla biyedillâh, yütihi men yeşâü. Vallahü vâsiun alim. Al-i İmran-73 Ve sizin dininize tabi olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) De ki: Hiç şüphesiz hidayet, Allaha ulaşmaktır. ( İnsan ruhunun ölmeden evvel Allaha ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi), veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)? De ki; Hiç şüphesiz fazl, Allahın elindedir. Onu dilediğine verir. Ve Allah, VASİun, AL!Mdir. (Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.)
Kul enedu min dünillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ, ve nüreddü alâ akaâbinâ ba de izhedânallâh kelleziystehvethüşşeyâtıynü fiylardı hayrâne lehü ashâbün yedünehü ilelhüde tinâ, kul inne hudallâhı huvelhudâ ve ümirnâ linuslime lirabilâlemiyn. Enam-71 De ki; Allahı bırakıp da bize ne fayda, ne de zarar vermeyen şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların şaşırtıp sersem bir halde çöle düşürmek istedikleri adam gibi geriye mi dönelim? Halbuki arkadaşları onu bize gel diye hidayete çağırıyorlar. De ki, Allah a ulaşmak işte o hidayettir. Biz kendimizi âlemlerin Rabbine teslim etmekle emir olunduk.
Ve lenterda ankelyehüdü ve lan nasara hatta tettebia milletehüm. Kul inne hüdallahi hüvelhüdâ. Ve leinittebate ehvaehüm badellezi caeke minel ılmi, ma leke minallahi min veliyyin ve lanasir. Bakara-120 Sen onların dinine tabi olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hıristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki; Muhakkak ki Allaha ulaşmak (var ya); işte o, hidayettir. Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan; andolsun ki, Allahtan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz
Hidayetle Allahın Zatına ulaşmak arasında kesin bir ilişkinin var olduğu ortaya çıkar. Allahû Tealâ , Hacda kesilen kurbanların ne etleri, ne kanları Allaha ulaşmaz. Fakat Allaha sizden ancak takva (ruhun Allaha ulaşması) ulaşır. İşte sizi hidayete ulaştırdığı için Allahı tekbir edin. diyor. Aziz kardeşlerimiz ; Hidayetle hac arasında bir sonuca gittiğimizde, Allahû Tealâ Kurân-ı Kerimde özellikle Bakara Suresinin 142, 143, 144. ve 45. âyet-i kerimelerinde bunu net bir biçim bizlere açıklıyor. İslâmın ilk günlerinde Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, kendisine tabi olanlarla birlikte, Mescid-i Aksayı kıble olarak kullanıyordu. Ama bir gün, namazda Allahû Tealâ emrini veriyor namazın içerisinde Mescid-i Aksaya dönük bulunan Resulullah, kendisine tabi olanlarla birlikte Mescid-i Harama dönüyor. Böylece o günden bu yana (Allaha teslim olacaklara) Allahû Tealâ tarafından Mescid-i Haram, kıble olarak farz kılınmıştır Nitekim hac farizasını yerine getirenler Mescid-i Kıbleteyn ismiyle geçen, iki kıbleli mescidi çok iyi bilirler. İşte Bakara Suresinin 142. âyet-i kerimesinde Allah şöyle buyuruyor: Seyekuülüssüfehâü minennâsi mâ vellâhüm an kıbletihimülletiy kânû aleyhâ kul lillahilmeşrıku velmagrib, yehdiy men yeşâü ilâ sırâtın müstekıym. Bakara-142 İnsanlardan sefih olanlar diyecekler ki, Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir ? De ki: Doğu da, batı da Allahındır. 0, dilediğini Sırat-ı Müstakiym e ulaştırır. Ve kezâlike cealnâküm ümmeten vasatân litekünü sühedâe alennasi veyekünerresülü aleyküm şehidâ. Ve mâ cealnalkıbletelleti künte aleyhâ illa linaleme men yettebiurresüle mimmen yenkalibu alâ akıbeyhı. Ve in kânet lekebıraten illâ alellezine hedallahü ve mâ kânellahü liyudıa imâneküm innallahe binnâsi leraüfün rahim.Bakara- 143 İşte böylece, insanların üzerine (hak) şahitler olmanız için Biz sizi vasat (hayırlı, üstün ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resul de sizin üzerine şahit olsun. Biz sadece Resule uyanı, topuğu üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmeniz için halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbeyi ) kıble yaptık. Bu elbette zor bir iştir, ancak Allahın hidayete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez) Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah insanlara (çok şefkatli ve merhametli) RAUFur RAHİMdir.
Aziz kardeşlerimiz ; O halde buradan bir neticeye ulaşıyoruz. Hac farizasını Allahın emrettiği şekilde yerine getirebilmek, her şeyden evvel mürşide tabi olmayı gerektirir. Tâbiiyet gerçekleşmemişse hedefe ulaşmak mümkün değildir. Kad nerâ tekallübe vechike fıyssemâ felenüvelliyenneke kıbleten terdâhâ fevelli vecheke şatralmescidilharâm ve haysü mâ küntüm fevellü vücüheküm şatrah, ve innelleziyne .ütülkitâbe leyalemüne ennehülhakku min rabbihim,ve mallahü bigaafilin ammâ yamelün. Bakara-144 Andolsun ki Biz senin (ilâhi emri bekleyerek) yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Artık seni razı (hoşnut) olacağın kıbleye döndüreceğiz.. (Bundan böyle)yüzünü Mescid-i Haram a (tarafına) çevir Siz de (ey müminler) Nerede iseniz (olursanız olun)(namazda) yüzlerinizi o yöne çevirin. Şüphesiz kendilerine Kitap verilenler bunun Rabblerinden (gelme) bir hak olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
Aziz kardeşlerimiz ; Allaha teslim olanların kıblesi Mescid-i Haramdır. Muhakkak ki namazda vechimizi Mescid-i Harama çevirmemiz lâzımdır. Allahû Tealâ bunu bizlere ifade ediyor. Ve lein eteytelleziyne ütülkitâbe bikülli âyetin mâ tebiu kıbleteke, ve mâ ente bitâbiin kıbletehüm, ve mâ badühüm bitâbiın kıblete badin, ve leinittebate ehvâehüm min badi mâ câeke mineılmi inneke izen leminezzâlimiyn. Bakara- 145 Andolsun ki, kendilerine Kitap verilenlere âyetlerin (kanıt, belge) hepsini getirsen yine de senin kıblene tâbi olmazlar (uymazlar). (Elbette) sen de onların kıblesine uymazsın. (Zaten) onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Andolsun ki, sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan, hiç şüphesiz o zaman sen de elbette zalimlerden olursun. Aziz kardeşlerimiz ; Bugün, İslâmı yaşadıklarını iddia edenler, geleneksel İslâm tatbikatı içerisinde olanlar, hep şunu söylerler: haccül zekât, sevmul salât ve kelime-i şahadet. Acaba bunlar neyi ifade ediyor? Gerçekten hayatın kendisi Allaha giden bir seyir mi takip eder? Kurân-ı Kerim bize onu ifade eder. Nitekim Allahû Tealâ, Biz Resule tabi olanlarla olmayanları ayırt etmek için Mescid-i Haramı kıble tayin ettik. diyorsa, namazda kıbleye dönmek farz ise, ve eğer o kıblenin tayini, mürşide tabi olanlarla, tabi olmayanları ayırt etmek için ise ve bugün mürşide tabi olmadan insanlar bu ibadeti yerine getiriyorlarsa, o zaman şunu söyleyebiliriz: Ne yazık ki bugün haccı Allahın emrettiği dizayn içerisinde (Kurân-ı Kerim in tarif ettiği biçimiyle) bugün hac farizasını yerine getirenlerin (azınlık bir grubun dışındakilerin) layık-ı veçhile algıladıklarını söylemek mümkün değildir.
Herkes bilir ki bu hac farizasının yerine getirilmesinde imam farzdır. Yolculuğa imamla birlikte çıkılır. Ama bu imam, (Kurân-ı Kerimin de ifade ettiği gibi) Allahın tayin ettiği mürşid iken, ne yazık ki günümüz tatbikatında insanlar bunu dejenere etmişler ve her hangi bir kişiyi tayin etmek suretiyle beraberinde sanki yol gösteren herhangi bir kişi durumunda algılamışlardır. Halbuki bu imam, gerçekte, gök katlarında, Sırat-ı Mustakîm üzerinde size rehberlik eden, sizin ruhunuzu Allaha ulaştıran kişidir. Nebiler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) kendi zamanındaki huzur namazının imamı idi. Günümüzde ise Sırat Müstakîm üzerinde Zamanın imamının hacılara rehberlik etmesi söz konusudur. Veya her kavmin içerisinde Allahın tebliğle vazifeli kıldığı, o kavmin içerisindeki mürşidlerle birlikte hac farizasını yerine getirmek mümkündür. Yani hac farizasını yerine getirmek her halükârda tâbiiyeti gerektirir. Bu tâbiiyet, Allahın tayin ettiği Mürşidedir, İmamadır. Aziz kardeşlerimiz , Hac, Kurân-ı Kerimde haccul ekber olarak geçiyor. Nasıl ki hidayet insan ruhunun Allaha yaşarken ulaşması ise, hac farizası da, âlem-i emirde Sırat-ı Mustakîm üzerinden insan ruhunun Allahın Zatına ulaşmasıdır Bunu Allahû Tealâ, nefs tezkiyesine bağımlı kılmış. Nefs, tezkiyeye başlamadıkça ruhun fizik bedenden ayrılması mümkün değildir. Nefs, tezkiye basamaklarında ilerlemedikçe, ruhun gök katlarında yükselmesi ve Allahın Zatına ulaşması ve haccul ekberi yaşaması mümkün değildir. Bu yüzden ruhun Allahın Zatına ulaşmasını, haccul ekber olarak sizlere ifade ediyoruz. 0 halde, bugün Allaha ulaşmayı dünya hayatında dilemekten ve mürşide ulaşmaktan gâfil olanların kuru kuruya hac farizasını yerine getirmeleri onları nereye ulaştırır, onu artık siz düşünün. Ama bilmeliyiz ki, yıllardan beri Efendimiz Mehdi a.s. bizlere Allahın temel mesajlarını açıklamaktadır. Allaha dünya hayatında ulaşmayı dilemedikçe yani haccul ekberin başlangıcına ulaşmadıkça, ondan sonraki ibadetler bize derecat kazandırsa dahi derecelerle kurtuluşa ulaşabilmek, nefs tezkiyesinin sahibi olabilmek söz konusu değildir.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahû Tealâ, insanı üç tane vücutla yaratmıştır. Ve lekad halaknelinsâne min salsalin min hamein mesnün. Hicr-26 Andolsun ki, Biz insanı şekillenebilen kuru bir balçıktan yarattık.
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Şems-7 Yemin ederim ki o nefs sevva edildi ( 7 kademede).
Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rühihî ve ceale lekümüssemâ velebsâre vel efideh, kaliylen mâ teşkürün. Secde-9 Sonra (Allah ) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun, içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) semi (kalbin işitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz
Aziz kardeşlerimiz ; Nefsimiz berzah alemine aittir, tamamen karanlıklardan müteşekkildir ve manevi kalbinde 19 tane afet bulunmaktadır. Manevi kapısından bir tanesi takva kapısı, diğeri füccur kapısıdır. Takva kapısı, başlangıç itibarıyla bütün insanlarda mühürlüdür. Füccur kapısı ise açıktır: Emmâredeki bütün insanlar sağır, dilsiz ve kör durumdadır. İşte bu özelliklerle mücehhez olan nefse, şeytan yüzde yüz tesir edebilmektedir.
Öte yandan Allahın emaneti olan ruhumuz da, bizde bir emanet olarak bulunmaktadır. Nurdan müteşekkildir. 19 tane hasletle mücehhezdir. Allahın emrindendir. Ve ruh, tamamen insan vücudunda Allahın temsilcisidir.
Secde gününde Allaha asi olan iblisin Allahtan aldığı müsaade gereğince neler söylediğini hepimiz biliyoruz. Allahû Tealâ meleklere ve cinlere yarattığı Ademe secde edin. buyuruyor. Hepsi secde ediyorlar, ama iblis secde etmekten imtina ediyor. Allahû Tealâ soruyor:
Kaâle mâ meneake ellâ tescüde iz emertük, kaâle ene hayrün minh, halakteniy min nârin ve halaktehü min tıyn. Araf-12 Allah Sana secde etmeyi emretmiş iken, seni ondan ne men etti ? dedi. İblis Ben ondan hayırlıyım, Sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın. dedi. Allahû Tealâ buyuruyor: Kaâle fehbit minhâ femâ yekünü leke en tetekebbere fiyhâ fahrüc inneke minessâgiriyn. Araf-13 Allah: Oradan in çünkü sen orada kibirlenmeye lâyık değilsin. Sen aşağılananlardansın. buyurdu.
İblis, Allahû Tealâdan talepte bulunu yor: Kaâle enzırniy iIâ yevmi yübasün. Araf-14 İblis (Şeytan) Beas gününe kadar bana müsaade ver, dedi,
Kaâle inneke minelmunzariyn. Araf-15 (Allah) sen müsaade verilenlerdensin, buyurdu.
Kaâle febimâ agveyteniy leakudenne lehüm sırâtekelmüstekiym. Araf. 16 Beni azgın kılmana yemin ederim ki, onlar için senin Sırat-ı Müstakîmine oturacağım. Aziz kardeşlerimiz ; Görüyorsunuz başlangıçta yüzde yüz nefse tesir eden iblis, Allahtan aldığı müsaade gereğince, Hepsini saptıracağım. diyor. Neden? Nefsimize yüzde yüz tesir edebiliyor. Ve Allahû Tealânın şartı da o: Nefs kalben Allaha ulaşmayı dilemedikçe, Allahın yardımının insanlara yetişmesi mümkün değildir. Allahın yardımı olmadıkça da insan için kurtuluş mümkün değildir. İşte bizimle Allah arasındaki ilişkileri, Allahû Tealâ 28 basamakta dizayn etmiş. Birinci basamakta olayları yaşarız. İkinci basamakta olayların negatif tesiri ve olayların bizim üzerimizdeki pozitif tesiri var. Olayların negatif tesiri nefsten, pozitif tesiri ise ruhtan kaynaklanır. Eğer sürekli olayların negatif tesiri altındaysak, o zaman 22. basa mağa ulaşmamız mümkün değildir. Allaha ulaşmayı diliyorsak, işte bu üçüncü basamak bizim için bir dönüm noktasıdır. Kalben Allaha ulaşmayı dilediğimiz an, diğer bütün basamakları, Allahû Tealâ Kendisi tamamlar. 0 zaman Allahû Tealâ hemen Rahîm esmasıyla o kişinin üzerine tecelli eder. Ve kendisinden hicab-ı mestureyi kaldırır. Kulaklarındaki vakrayı kaldırır. Kalbindeki ekinneti kaldırarak ihbatı yerleştirir, o kişi âmenû olur. Âmenû olan insan, 7 tane inanç şartının sahibi olan insandır. Ama 7 tane inanç sahibi olan insan henüz 7 kalp şartının sahibi midir ? Hayır! Allahû Tealâ sekizinci basamakta, Tegabün Suresinin 11. âyet-i kerimesine göre kalbe ulaşır, hidayeti koyar. Dokuzuncu basamakta, Kaf Suresinin 33. âyet-i kerimesine göre, nefsimizin şeytana dönük duran takva kapısını kendisine çevirir: Men haşiyerrrahmâne bilgaybi ve câe bikalbin müniyb. Kaf-33 Gaybte Rahmana huşu duyan ve (Allaha) dönük bir kalple (Allahın huzuruna) gelenlerdir.
Ve Enam Suresinin 125. ayet-i kerimesi gereğince, göğsümüzü şerh ederek nur yolunu açar: Femen yüridillâhü en yehdiyehü yeşrah sadrehü lilislâm, ve men yürid en yudıllehü yecal sadrehü dayyikan haracâ ke ennemâ yassaadü fiyssemâ, kezâlike yecalûllâhur ricse alelleziyne lâ yuminûn. Enam 125. Allah kimi hidayete erdirmeyi (ruhunu Allaha ulaştırmayı) dilerse onun göğsünü teslime (İslâma) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü göğe çıkıyormuş gibi sıkıntılı kılar. Allah, mümin olmayanların üstüne işte böyle azap bırakır.
İşte o kişi, Zumer Suresinin 22. âyet-i kerimesinde Allahû Tealânın buyurduğu gibi; E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin). Zumer-22 Allahın göğsünü İslâma açtığı ve Rabbinden (kalbine gelen) bir nur üzere olan kişi, kalbi kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) gibi midir? Vay onlara ki; kalpleri kasiyet bağlamıştır, zikir sebebiyle (zikir yapmadıkları için) onlar açık bir dalâlet içindedirler.
Ve 12. basamakta Allahû Tealâ Hadid Suresinin 16. âyet-i kerimesinde: E lem yeni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn (fâsikûne). Hadid-16 Âmenû olanların kalplerinde Allahın zikri ile (ve bu zikirle) Hakktan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi? Kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen (ve bu zaman zarfında Allahı zikretmedikleri için) kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten kararan, sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar (zikretsinler ki kalpleri kararmasın). Onların çoğu fasıklardır (hidayete erdikten sonra yoldan çıkanlardır).
İşte bir kişinin huşûya ulaşması demek, o kişinin kalbinde Allahın nurunun %2lik bir oranda bulunması demektir. Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). Bakara-45 (Allahtan) sabırla ve namazla yardım (istiane) isteyin. Fakat muhakkak ki bu, (hacet namazı ile kişiyi Allaha ulaştıran mürşidi sormak) huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). Bakara-46 O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rablerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka Ona döneceklerini bilirler. (Yakîn derecesinde inanırlar).
O halde olay buysa, huşû sahibi olan insan, perşembeyi cumaya bağlayan gece, gusül abdestiyle istianeyi (mürşidi) Allahtan ister. Demek ki, ilk 14 basamağı kesinlikle geçmek lazımdır. İlk 7 basamak (âmenû olmak), 7 inanç şartını içerir: 1. Âmentu billâhi 2. Ve melâiketihi 3. Ve kutubihi 4. Ve resûlihi 5. Ve yevmil âhiri 6. Ve bi kaderihi hayrihi minallâhi ve şerri nefsi 7. Vel basu badel mevt.
Allahın, Yolukta var olan Zatına inanmak, Kitaplara inanmak, Resûllere inanmak, Ve dünya hayatını yaşarken ruhun Allaha ulaşmasına inanmak, Hayrın Allahtan, şerrin nefsten olduğunu idrak etmek, Ölümle birlikte tekrar Allahın Zatına rucû etmeye inanmak.
İşte özellikle gaybe îmân eden kişinin bir talebin sahibi olması lazımdır. Onlar ki; (huşû sahipleri) gaybe îmân ederler, bu kişilerin Allaha ulaşmayı dilemeleri yevmil âhirdir. İlk 4 basamak, Allaha ulaşmayı dilemekle kaimdir. Daha sonraki 3 basamakta da, Resûle tâbî olmak, mutlaka ve mutlaka hacet namazıyla mürşidi Allahtan istemekle mümkündür. İkinci 7li basamakta 7 kalp şartı tamamlanır: Birinci kalp şartı, Allahın kalpteki ekinneti alması; ikincisi, kalbe ihbatı koyması; üçüncüsü, kalbi Kendisine çevirmesi; dördüncüsü, göğüsten kalbe rahmet yolu açmasıdır. [Bu dört kalp şartının sahibi olan insanın, Allahû Tealâyı zikretmesi halinde kalbine ulaşan nur miktarı %2ye ulaşacaktır. O zaman huşû sahibi olan bu kişinin perşembeyi cumaya bağlayan gece, Bakara Suresinin 45. âyet-i kerimesine göre, hacet namazı kılması halinde Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidi gösterecektir.] Beşinci kalp şartı, Allahû Tealânın (mürşide tâbî olan bu insanın) kalpteki mührü açması; altıncısı kalpteki küfrü dışarıya alması ve yedinci olarak da kalbe îmânı yazmasıdır. Ve böylece o kişi, 7 tane kalp şartının sahibi olur. Ve buda özellikle kelime-i şahâdetle özetlenebilir. Kelime-i şahâdeti bir insan tek başına söylediği zaman, söylemekten mütevellit bir sevabın sahibi olur, derecat kazanır. Ama kendi kendine kelime-i şahâdeti söyleyen bir insanın kalbindeki mühür açılmaz, kalbindeki küfür dışarı alınmaz, kalbine îmân yazılmaz.
Ne zaman kelime-i şahâdet, mürşidin önünde yapılan bir tövbeyle söylenirse, işte o zaman bu kişinin kalbindeki mührü Allah açar, o zaman kalbindeki küfrü dışarıya alır, o zaman Allah kalbine îmânı yazar.
İşte 7 tane inanç şartı, 7 tane de kalp şartı, o kişiyi nefs tezkiyesine başlattırır. Bu nefs tezkiyesi gerçekleşmediği taktirde, ruhun fizik bedenden ayrılarak haccul ekberi yaşaması mümkün değildir. Yani hac farizası demek, ruhun fizik bedenden ayrılarak birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci gök katlarına yükselmesi, oradan da yedi âlemi geçtikten sonra, varlıklar âleminin son noktası olan Sidret-ul Muntehâyı aşıp Yoklukta Allahın Zatına ulaşması demektir.
Ama insanlar bunun farkında değiller. İnsanlar sadece fizik âlemin standartları içine bu dîni hasretmişler ve günaha dayalı bir dîn anlayışı insanlara hakim olmuş. Ona dokunma! Bu günah, onu şunu yapma! O günah, bu günah!... Ve hayatı kendilerine zindan haline getirmişler. Halbuki düşünmezler mi ki; 6213 tane âyet-i kerimenin içerisinde Kurân-ı Kerimin bütün emirleri var. Ve bu emirlerin içerisinde Allahın yasak ettiği haramlara baktığınız zaman, 5-6 âyet-i kerimeyi geçmiyor. Altı bin küsur âyet-i kerime ile, helal alanı insana tarif ederek insana, mutluluğu yaşamasını istiyor.
Bugün yaşanan dîn tatbikatında insanın helalleri azlar sayılmış, aksine çoğunlukla haramlar üzerine kılınmıştır. Halbuki Allahû Tealânın dîni hayattan muradı, hayatı yaşamamız, bu dünyada cenneti yaşamamız, mutluluğu yaşamamız içindir.
İşte bu sebeple diyoruz ki; İSLÂM YAŞANMIYOR.
İslâm yaşanabilseydi, bugün İslâm ülkelerinde en mutlu insanların olması gerekirdi. Halbuki bütün İslâm ülkeleri, mutsuz insanların yuvası haline gelmiştir.
İşte dînin yaşanabilmesi için hac farizasının sizlere anlattığımız gibi algılanması lazımdır. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz (Sahîh-i Buhârî, 12. cilt, 1918. hadiste) Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez. diyor.
Kuru kuruya yaptığınız ibadetler elbette size derecat kazandıracaktır, ama sizleri kurtuluşa ulaştırması mümkün değildir. Eğer Allaha ulaşmayı dileyerek mürşidinize tâbî olsaydınız, sizinle Allah arasındaki 28 basamaklık dizaynın ilk 21 basamağını, dört aylık bir zaman dilimi içerisinde geçmek söz konusu olacaktı. Dört aylık bir zaman dilimi ise, insan ömrü sermayesi içerisinde çok az bir yer kaplar. İşte buradan da şunu anlıyoruz: Allah insanı çok seviyor ve Allahın insanın mutluluğundan başka istediği bir şey yok.
Mürşide tâbî olduğumuz an, Allahû Tealânın bize verdiği 7 tane nimet vardır. Birinci nimet, Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen enibudûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Nahl-36 Ve andolsun ki; Biz bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûller beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allaha kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. (Resûllere tâbî olanlar hidayete erdi, tâbî olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu). Yeryüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün. Aziz kardeşlerimiz , O halde mürşide tâbî olduğunuz zaman birinci nimet, fizik vücudun şeytana kul olmaktan kurtulup Allaha kul olmaya, yani hidayete başlamasıdır. Allahın kalpteki küfrü alması ve kalbin içine îmânı yazmasıdır. İkinci nimet; fazl, rahmet ve salâvâtın gelmesi ve nefs tezkiyesine, yani hidayete başlamaktır:
Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin). Mumin-40 Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilussalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar müminlerdir. Onlar cennete konulacak ve orada hesapsız rızıklandırılacaklardır.
Üçüncü nimet, Furkan Suresinin 70. âyet-i kerimesinde mağfiret olarak ifade edilen, o güne kadar işlenmiş olunan bütün günahların sevaba kalbedilmesidir:
İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihanfe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen). Furkan-70 Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mümin olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah, seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafûrdur (günahları sevaba çeviren), Rahîmdir (rahmet gönderen).
Dördüncü nimet, Bakara Suresinin 261. âyet-i kerimesine göre, fî sebîlillâh olunduğu için infak etmek halinde Allahû Tealânın 1e 10dan, 700e varan yardımlarını yapması.
Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seba senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Bakara-261 O, Allah yolunda mallarını harcayanların durumu, her başağında yüz tane olmak üzere, yedi başak veren bir (tohumun) nebatın durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat, kat artırır. Allah, VÂSİun ALÎMdir.
Beşinci nimet, mürşidin ruhunun başın üzerine gelip yerleşmesidir. Allahû Tealâ Mümin Suresinin 15. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı). Mumin-15 Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allaha ulaşmayı dilediği için Allahın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allaha ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allahın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
Altıncı nimet; ruhun fizik bedenden ayrılarak Sırat-ı Mustakîme ulaşması, yani hidayete başlaması olarak gerçekleşir:
Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben). Nebe- 39 İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
Yedinci nimet, o kişinin zulmetten nura çıkmasıdır. Salâvât nurunun o kişinin kalbine gelmesidir. Allahû Tealâ, âyet-i kerimede şöyle buyuruyor:
Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ ve sebbihûhu bukreten ve asıylâ huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu liyuhricekum minezzulumâti ilennûr ve kâne bilmuminîne rahîmâ. Ahzab-41,42,43 Ey îmân edenler! Allahı çok zikredin. Onu sabah akşam tespih edin ve yüceltin. Sizin nefsinizin kalbini karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize melekleri ile salâvât (isimli nuru) gönderen Odur. O, müminlere Rahîmdir. (rahmet nurunu gönderendir)
Allahû Tealâ burada salâvât nurunun ulaşmasını ifade etmektedir. 7 tane nimeti Allahtan alan kişi artık zikredecektir. Aziz kardeşlerimiz ; ZİKİR, EN BÜYÜK İBADETTİR. Ve kişi zikrettiği zaman, Nefs-i Emmâreyi %7 nurla kapatır, ruhu da birinci gök katına yükselir. Nefs-i Levvâmede yaptığı zikirlerle kalbine ulaşan nur miktarı ikinci defa %7 olur, bu arada ruhu ikinci gök katına yükselir. Nefs-i Mülhimeyi bitirdiği zaman kalbindeki nur miktarı artar ve ruhu üçüncü gök katına yükselir. Nefs-i Mutmainneye ulaşıp kalbindeki nur miktarı %30a ulaştığı zaman ruhu da dördüncü gök katına yükselir. (Mescid-i Aksanın aslının bulunduğu yer.) Zikrini artırdığı zaman kalbindeki nur miktarı daha artar ve Nefs-i Radiyeye, ruhu da beşinci gök katına yükselir. (Mescid-i Haramın aslı yer alır.)
Mescid-i Haramın tavaf edilmesi, ruhun beşinci gök katına ulaşmasını ifade eder. Eğer bir insan Allaha ulaşmayı dilemiyorsa, eğer bir insan mürşide tâbî değilse, gök kapıları onlara açılmaz. (Araf-40) Gök kapıları açılmazsa o kişinin ruhu, gök katlarında yükselemez, Mescid-i Harama ulaşamaz, sadece o hac farizasını yeryüzünde yerine getirirken birtakım derecatlar kazanır. Ama derecat kazanmak ayrıdır, hedefe ulaşmak ayrıdır. Eğer haccı Allahın emrettiği dizayn içerisinde idrak ederseniz hedefe ulaşırsınız.
Allahû Tealâ buyuruyor: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni). Zariyat-56 Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize, kul olsunlar diye yarattık. Aziz kardeşlerimiz ; Yaratılış gayemiz buysa, muhakkak ki; yedi kademede nefs tezkiyesini gerçekleştirmemiz ve daha sonra da ruhumuzu Allaha ulaştırmamız gerekmektedir. Allahû Tealâ böyle buyuruyor.
Görüyorsunuz ki; Allahtan razı olunan kademe, nefs tezkiyesinin beşinci basamağıdır. Allahû Tealâ Kurân-ı Kerime koymuş: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Fecr-28 Allahtan razı ol ve Allahın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allaha (Rabbine) geri dönerek ulaş.
Ruhun beşinci gök katından sonra altıncıya yükselmesi, insanın Allahtan razı olmasıdır. Ve nefsin de mardiyyeye ulaşması, Allahın da kişiden razı olması demektir: Nefs-i Mardiyye.
Daha sonra kişi, zikrini artırarak nefsinin kalbinde %7 daha nur oluştuğu zaman Nefs-i Tezkiyeye , ruhu da yedinci gök katına yükselir ve kader hücresi üzerinden varlıklar âleminin son noktasındaki Sidretul Muntehâya kadar olan sonsuz yolculuğunu tamamlar ve Yoklukta insan ruhu Allahın Zatına ulaşır.
İnsan ruhunun Allahın Zatına ulaşması haccul ekberi yaşamak demektir. Çünkü ruhunuz sizden ayrılır, âlem-i ekberde, emr âleminde seyr-i sülûkunu tamamlar ve sonuçta Yoklukta kâinatın bütününü aşar ve Allahın Zatına ulaşır. (Kâinat, âlem-i ekberdir; insan, âlem-i sagîrdir, küçük kâinattır.) Ama haccul ekber, cihad-ı ekberden geçer. Cihad-ı ekber (nefsle yapılan cihad) gerçekleşmeyince, hedefe ulaşmak görüyorsunuz ki; mümkün değildir.
Haccul zekât, sevmul salât ve kelime-i şahâdeti açıklıyorduk. İlk 14 basamak, kelime-i şahâdetle özetlenebilir. Ama haccul zekât, bir hedeftir. Allahın Zatına ulaşmaktır ve vasıta emirlerin yerine getirilmesiyle mümkündür.
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Namaz müminin miracıdır. buyuruyor. Allahû Tealâ: İnnellezîne kezzebû biâyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâhussemâi. Araf-40 Âyetlerimizi yalanlayanlara ve kibirli olan insanlara gök kapıları açılmaz.
Gök kapıları açılmazsa, o kişi miracı yaşayamaz. Gök kapılarının açılması için mürşide tâbî olmak lazımdır. İşte onun için haccul zekat farzdır, diyoruz.
Sevmul salât ise ki; bu muhakkak ki nefs tezkiyesidir ve Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bu sebeple Oruç tutunuz, şeytanın vücuda giriş yerlerini daraltınız. buyuruyor. Şeytan nefsimize tesir etmek suretiyle bize hakim olur. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumussıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn. Bakara-183 Ey îmân edenler! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi, sizin üzerinize da (yazıldı) farz kılındı. Umulur ki; (böylece) takva sahibi olursunuz.
Nefsini tezkiye eden takvaya ulaşıyorsa, o zaman orucun da zikrin de kesinlikle nefs tezkiyesinin bir vasıtası olduğunu Allahû Tealâ ifade buyuruyor. Onun içindir ki; evvelki evliyalar, Allahın güzelliklerini yaşamayı, riyazet ve mücahede çizgisi içerisinde az yemek, az uyumak ve az konuşmakla özetlemişler.
İşte az yeme olayı, bu açıdan çok önemli bir mesajı ifade eder. Az uyumak da herhalde geceleri kıyamda olmayı gerektirir. Ve Ya hayrı konuşunuz ya da susunuz. ve Susan kazandı. buyuruyor Resûlullah (S.A.V) Efendimiz.
İşte ya zikredeceğiz ya da zikrin dışında susmak muhakkak ki en güzel şeydir. Bu standartların içerisinde meseleye baktığımız zaman her şey yerli yerine oturmaktadır. Yani 14 asır evvel Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimizin bu size anlattığımız dizayn içerisinde sahâbeye yaşattığı İslâm, bugün insanlar tarafından paralize edilmiş, dejenere edilmiştir. Ve sadece İslâmın 5 şartına indirgenmiş ki; bu İslâmın 5 şartında da ruhun dünya hayatında Allahın Zatına ulaşması, mürşide tâbiiyet yoktur. Nefs tezkiyesi söz konusu değildir. Fizik bedenin de tabii olarak Allaha kul olması mümkün değildir. Ve kuru kuruya birtakım ibadetlerin yerine getirilmesiyle sadece derecat kazanılır. Ama Allahın Resûlü de buyuruyor ki: Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez. Aziz kardeşlerimiz ; Şeytan insanları öyle bir tuzağa mahkûm etmiş ki; iblis: İnsanlar ibadetleriyle meşgul olsunlar. Bu ibadetleriyle kurtuluşa ulaşacaklarını zannetsinler, ama hiçbirisi kurtuluşa ulaşmasın.
İnsanlar bu tuzağa düşmüş durumdalar. Bu tuzaktan kurtulabilmek, Allaha dünya hayatında ulaşmayı dilemekle, Hidayeti Allahın emrettiği dizayn içerisinde algılamakla, Ve mutlaka ve mutlaka hac farizasının ne olduğunu Kurân-ı Kerim standartlarında yaşamakla, Nefs tezkiyesini gerçekleştirmekle mümkündür.
Hepinizin kelime-i şahâdeti Allahın emrettiği dizayn içerisinde, Allahın emrettiği biçimde yerine getirerek Allaha ulaşmayı dilemenizi ve mürşide tâbî olmanızı, sevmul salât ve haccul zekâtı en güzel biçimde yaşamanızı, ahiret saadetine ulaşmanızı ve daha sonra buna dünya saadetini de ilave etmenizi, Rabbimizden dileyerek inşaallah sohbetimizi burada tamamlıyoruz. Sizleri çok ama pek çok seviyoruz. Sevgi ve saygılarımızla.
ALLAH HEPİNİZDEN RAZI OLSUN.
|
|
|
|||||||||||||