![]() |
Mutluluğun Sitesine
Hoş Geldiniz |
![]() |
|||||||||||||||
| Hadisler | |||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
|
İSLÂM, NUHUN GEMİSİDİR. GEMİYE BİNEN KURTULUR.
Aziz kardeşlerimiz ; Sizleri selâmların en güzeli olan Allahû Tealânın selâmıyla selâmlıyoruz. Es selâmu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu.
Aziz kardeşlerimiz ; Bu sahih hadis-i şerif konumuzu da İslâm Nuhun gemisidir, gemiye binen kurtulur hadisine ayırdık inşaallah. Tabii ki yine her zaman olduğu gibi Yüce Kitabımız Kurân-ı Kerim ışığı altına ve de Mehdi (A.S) önderliğinde konumuzu işleyeceğiz. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) buyuruyor ki: İslâm Nuhun gemisidir. Gemiye binen kurtulur. Acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V)in bu hadis-i şerifle bize vermek istediği mesaj nedir? Allahû Tealâ Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesinde buyuruyor: 42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ tedûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuha vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın. diye Hz. İbrâhîme, Hz. Musaya ve Hz. İsaya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allaha ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve Ona yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Aziz kardeşlerimiz ; Hanif dîninin şeriatinin muhtevası aynı, değişmiyor. Allah sadece insanların eliyle zaman içinde bunun yozlaştırılması sebebiyle yeniden aynı şeriati Huzur Namazının İmamının lisanıyla insanlara aktarıyor. İşte Nebiler Sultanı (S.A.V) Efendimizin de şeriati, Nuh (A.S)ın şeriatidir. Ve İslâm, Nuhun Gemisidir. Gemiye binen kurtulur. Bu ezeli ve ebedî şeriat muhtevasının içinde yer alan insanlar, mutlaka kurtulacaklardır. Acaba bu şeriat gemisine binebilmenin ön şartı nedir? Allah bu sorunun cevabını da Hud Suresinin 29. âyet-i kerimesinde veriyor. Nuh (A.S) kavmine sesleniyor:
11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ eselukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne). Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allaha aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allaha ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rablerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
Aziz kardeşlerimiz ; Hayatta iken insan ruhunun Allaha ulaşma dileği, gemiye binmenin olmazsa olmaz şartıdır. Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemek gerekir. Allaha ulaşmayı dilemeyen hiç kimsenin bu gemide yer alması söz konusu değildir. Allahû Tealâ, Yunus Suresinde evrensel mesajı şöyle veriyor:
10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allaha ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. 10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Aziz kardeşlerimiz ; İşte, bilin ki, Allahın şu dünya üzerinde yarattığı kadın olsun erkek olsun, hangi insan olursa olsun, hanif fıtratıyla, üç vücut, serbest irade ve aklın sahibi olarak dünyaya gelir. Kulvara bütün insanlar eşit şartlarda başlarlar. Hiç kimsenin bir diğerinden farkı yoktur.
Allah herkese ruh veriyor:
32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sema vel ebsâre vel efideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne). Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için semî (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Allah herkesi bir nefsle dizayn ediyor:
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) ( and olsun).
Allah herkesi bir fizik bedenle (vechle) halk ediyor:
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin). Andolsun ki; Biz insanı, hamein mesnûn olan salsalinden (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Ve Allahû Tealâ, herkese serbest irade veriyor. Aklı olmayanın dîni yoktur evrensel mesajı herkes için geçerlidir. Yani, beyin özürlü olan hiç kimse, teklifle sorumlu değildir. Akıl bütün varlıklarda eşittir; ama varlıkları birbirinden farklı kılan, aklı kullanabilme kapasitesidir. Bunun en üst seviyede tezahür ettiği mahlûk, insandır. Allahû Tealânın insana bahşettiği akıl, beyin vasıtasıyla vücudun bütün organlarına kumanda edebilmektedir.
Aziz kardeşlerimiz ; İşte, insan ve Allah !... Allahû Tealâ, insan olarak yarattığı herkesi, birinci basamakta eşit şartlar içerisinde dünya hayatına gönderiyor. (Bizimle Allahû Tealâ arasında 28 basamaklık bir manevî İslâm merdiveni, basamağı vardır. Bakınız: 28 basamak 12 ihsan 7 nimet konulu sohbetimiz.) ikinci basamakta Allahın seçtikleri ve seçmedikleri var. Allahın evrensel kanunları mucibince bir takım insanlar azabı hak etmişlerdir. Allahû Tealâ onları seçmez.
1- Seçilmeyen 1. grup. Al-i İmran Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Yüce Rabbimizin buyurduğu,kalbinde zeyg bulunan insanlardır. Kalbinde zeyg olanlar, Allahın müteşabih âyet-i kerimelerini yetkili olmadıkları, Allahın bir delilin, bir sultanın sahibi olmadıkları halde yanlış yorumlayarak insanları Allahın yolundan ayırmaktadırlar. Bu fiilleri gereğince azabı hak ederler. 3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe tevîlih(tevîlihi), ve mâ yalemu tevîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). O (Allah) ki; Kitabı, sana O indirdi. Ondan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuzdaki) ümmül kitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab)ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan rasihun (rüsuh sahipleri) ise derler ki: Ona îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir. Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûlelbab tezekkür edebilir.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahû Tealâ, Kehf 105 ve 106da da bu azabı hak edenlerden söz ediyor:
18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat amâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allaha ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
18/KEHF-106: Zâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vettehazû âyâtî ve rusulî huzuvâ(huzuven). (Âyetlerimi) örtmeleri (inkâr etmeleri) ve âyetlerimi ve resûllerimi alay konusu edinmeleri sebebiyle, onların cezası işte bu cehennemdir.
2- Yüce Rabbimiz, 2. grup olarak, kalbinde hastalık bulunanları seçmez. Bunların üzerinde de azap hak olmuştur. Bunlar münafıklardır. Dünya hayatını talep edenlerdir. Tâbîiyet sırasında Allaha ve yevmil ahire îmân ettim deyip de, Allah ve Resûlünü aldatmak isteyen insanlardır.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
5/MÂİDE-61: Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad dehalû bil kufri ve hum kad haracû bih(bihî) vallâhu alemu bimâ kânû yektumûn(yektumûne). (Onlar) size geldikleri zaman Îmân ettik. dediler. Oysa onlar, küfürle girip, küfürle çıkmışlardır. Ve Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.
2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min badi mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yelanuhumullâhu ve yelanuhumul lâinûn(lâinûne). İndirdiğimiz o beyyinelerden olan şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allaha ulaştırılmasını) Kitapta Allah insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler (var ya), onlara, hem Allah lânet eder hem de lânet ediciler lânet eder.
3- Allah, Allaha isyan edenleri seçmez.
Yüce Rabbimiz hanif fıtratıyla yarattığı bütün insanların ruhlarından misak, fizik bedenlerinden ahd ve nefslerden yemin almıştır. Misakin yerine getirilmesini Allahû Tealâ, tam 12 kere, ahdin yerine getirilmesini 3, yeminin yerine getirilmesini de 3 kere farz kılmıştır. Allahın üzerimize farz kıldığı bu misaki, ahdi, yemini yerine getirmeyenleri Allaha isyan etmeleri sebebiyle Allah seçmez. Bunların üzerine de azap sözü hak olmuştur.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
13/RA'D-25: Vellezîne yankudûne ahdallâhi min badi mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul lanetu ve lehum sûud dâr(dâri). Onlar, misaklerinden sonra (Allaha ruhlarını teslim edeceklerine dair ezelde Allaha misak verdikten sonra) Allahın ahdini bozarlar (ruhlarını Allah'a ulaştırmazlar). Ve Allahın, Ona (Allaha) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîme ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.
3/ÂLİ İMRÂN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun). Hiç şüphesiz o kimseler ki; Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyâmet günü (merhamet nazarıyla) onlara nazar etmeyecek (bakmayacak)tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek (onlar, Allaha verdikleri yemini yerine getiremeyecek yani nefsleri tezkiye olmayacak)tır. Onlar için elîm bir azap vardır.
4- Allah, insanlara zulmederek yeryüzünde fesat çıkaran, insanları Allahın yolundan ayıran insanları seçmez.
Yüce Rabbimiz, Nisa Suresinde bu gerçeği ifade ediyor:
4/NİSA-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden). Muhakkak ki onlar kâfirdirler ve Allahın yolundan alıkoyarlar (men ederler) (kendileri de Allahın yolunda değillerdir). Andolsun ki onlar, uzak bir dalâlet içindedirler. 4/NİSA-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan). Muhakkak ki onlar, kâfirdirler ve zalimdirler (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptırdıkları için). Allah, onlara asla mağfiret etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allaha ulaştıran yola, Sıratı Mustakîme) ulaştırmaz. 4/NİSA-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren). Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
5- Allah kübera ve sâdatları seçmez.
Aziz kardeşlerimiz ; Dîni öğretmekle görevli büyükler ve dîn görevlilerinin Allahın âyetlerini yalanlamaları, Allahın âyetlerinden gafil olmaları sebebiyle gidecekleri yer cehennem olup Nuhun Gemisinde yer alamayacaklardır. Allahû Tealâ buyuruyor: 7/A'RAF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yuminu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne). Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
33/AHZÂB-66: Yevme tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ leytenâ etanâllâhe ve etaner resûlâ(resûlen). Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği gün: "Keşke biz Allaha ve Resûle itaat etseydik." diyecekler. 33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ atanâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ). Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîminden) saptık." 33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dıfeyni minel azâbi vel anhum lanen kebîrâ(kebîren). Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.
Aziz kardeşlerimiz ; Hiç unutmayalım ki, her devirde ve kavimde insanların arasında Allahın Resûlleri vardır. O Resûllere bağlı mürşidler vardır ve her devirde Zamanın İmamı vardır. İnsanlara mutlaka Allahın âyetlerini, Allahın emrettiği biçimde tilâvet ederler, açıklarlar, anlatırlar. Ama Nuhun Gemisinde yer alamayacak olanlar, Allahın âyetlerini yalanlamış olup Allahın âyetlerinden gafildirler. Onlar dünya hayatını tercih ederler. Bu kübera ve sâdatlara milyar sene Allahın âyetlerini söyleseniz, onların artık Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dilemeleri söz konusu değildir.
Aziz kardeşlerimiz ; Çokları ile yakın ilişkide bulunduk. Birkaç tanesi ile de daha yakın ilişki içerisinde olduk. Ne diyorlar biliyor musunuz? Hadi canım sen de! Nereden çıkardın bu lafı şimdi, yaşarken Allaha ulaşmayı dilemek de neymiş? diyorlar.
Aziz kardeşlerimiz ; Zaman her an aleyhlerine işliyor ve kaybediyorlar, kaybediyorlar, kaybediyorlar Bakın ne oluyor kaybedince? Öyle bir seviyeye geliyorlar ki, kalp hasta oluyor. Kalbi hasta olan o kişinin artık şifaya kavuşması mümkün olmuyor. Azabı hak ediyor. Kalbinde zeyg oluşuyor. Onun da artık Allahın yoluna girmesi mümkün değil. Kalp kasıtun oluyor. Aynı dizayn içerisinde ve kalbi sertleşiyor ve kararıyor. O da artık kalbi iyileşemeyecek bir safhadadır.
Aziz kardeşlerimiz ; Yani, Allah, kalplerinde hayır gördüklerini seçiyor. Ama kalplerinde hayır olmayanları, tedavi olmak istemeyenleri Allah seçmiyor. Kalplerin tedavi olabilme veya olamama durumu kişinin iç dünyasındaki talebe bağlıdır. Nuhun Gemisinde yer alamayacaklar, kesinlikle hiçbir zaman müktesebatları gereğince Allaha ulaşmayı dilemeyecek olanlardır. Ama Allahın seçtiklerininse, belli bir imtihandan sonra bunlardan bir kısmı Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyeceklerdir. Diğer kısmı ise yine imtihanı kaybedip elenecektir. Öyleyse, birinci imtihan, Allahın seçiminde oluşur. İşte Bakara Suresinin 156. âyet-i kerimesinde, etraflarında Allahın özel olarak vücuda getirdiği bu imtihanı başarıyla geçenlerin söylemleri var: 2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne). Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: Biz muhakkak ki Allah içiniz (Ona ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak Ona döneceğiz (ulaşacağız). dediler.
Ben Allah içinim diyen kişi, doğru karar verebilen, Allaha yaşarken kalben ulaşmayı dileyen kişidir. Ama bu musibet ulaşmasına rağmen ders alamayan, azap sözü üzerine hak olanlar da var. Başlangıçta küfürde, dalâlette ve fıskta olup henüz azap sözü üzerlerine hak olmamış, ben Allahın varlığına, birliğine ve dünya hayatını yaşarken ruhun Allaha ulaşmasına inanıyorum diyen, imtihanı geçen kişiler de var. İmtihanı geçtikleri zaman sadıklardan olurlar.
29/ANKEBÛT-3: Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le yalemennellâhullezîne sadakû ve le yalemenel kâzibîn(kâzibîne). Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da (doğru söyleyenleri de) tekzip edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir. 29/ANKEBÛT-4: Em hasibellezîne yamelûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne). Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim imtihanımızı geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey ne kötü!
Aziz kardeşlerimiz ; Gerçekten cennete gidebilmek basit bir talebe bağlıdır. Bu talep kalpte oluşmadıkça, Allahın katında bir değeri yoktur. Onun için Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)in başka bir hadis-i şerifinde Allah sizin malınıza, ırkınıza, şeklinize bakmıyor. Allah, daima kalbinize bakıyor. O, sadırlarda olanı en iyi bilendir.
Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V)in Niyet amelden üstündür hadis-i şerifi buna dayalıdır. Allaha ulaşmayı dilemek niyettir. Henüz kişinin ameli yok, niyeti de yoksa o kişinin gideceği yer cehennemdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu sebeple Öyle insanlar vardır ki, cennetlik amel işlerler (50 sene namaz kılarlar, oruç tutar, zekat verir, cennetlik amel işlerler) ama gidecekleri yer cehennemdir buyuruyor. O halde, kıyamet gününde cehennemliklere, cehennemin kapısındaki bekçileri bir sual soruyor:
67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzı), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem yetikum nezîr(nezîrun). (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi? diye sordu. 67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey(şeyin), in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin). Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.
Aziz kardeşlerimiz ; Allahın kanunları var. O kanunlara uymak, Allahın söylediklerine teslim olmak lâzımdır. Bu teslimiyet, bizi Nuhun Gemisine bindirir. Nuhun Gemisine binmek mutlaka dünya hayatını yaşarken, kalben Allaha ulaşmayı dilemekten geçer. Allaha ulaşmayı dilemeyenler asla mürşidine de ulaşamayacak olanlardır.
Aziz kardeşlerimiz ; Görüyorsunuz ki, Nuhun Gemisinde yer almak harikulade bir olaydır. Ve İslâm, Nuhun Gemisidir. Gemiye binen kurtulur. Hepinizin bu Nuhun Gemisinde dünya hayatındayken yer almanızı , Mehdi (A.S) Efendimizin Himmetiyle Yüce Rabbimizden dileyerek hadis konulu bu sohbetimizi de burada bitiriyoruz inşaallah.
Sizleri çok ama pek çok seviyoruz Sevgi ve saygılarımızla Allah Razı Olsun.
YAŞAR COŞKUN ARAŞTIRMACI YAZAR Bana ulaşabileceğiniz telefon numaram: 0 536 445 10 05 Bana ulaşabileceğiniz e-mail adresim: info@sahihiyesari.com
|
|
|
|||||||||||||